Monday, June 6, 2011     17:19

Neden Bilimsel Tefsir ?

İbn-i Rüşt Kordoba kadısı iken ahali arasında bir tufan çıkacağına dair söylentiler yayılmaya başlıyor. Ad kavmini helak eden kuvvetli rüzgar gibi kendilerinin de helak olacağından korkan halkın mazgallara sığındığını görünce buna karşı çıkmış ve söylentileri çürütmek amacıyla "Ad kavminin olup olmadığı dahi belli değildir!" demiş lakin ahali bu kez İbn-i Rüşt için gerçek düşüncelerini belli etmiş ve Kur'anda yer alan bir hadiseyi yadsımıştır şeklinde suçlamış ve bunu üzerine kıymetli bir alim diye kadılık unvanı veren makam tarafından sürgün edilmiştir.
İbn-i Rüst söylediğinde haklıydı, vahiy rivayetlerinde anlatılan kıssaların beşeri yaşantıyla uzaktan yakından ilgileri yoktu. Ne Nuh, ne Kehf, ne Yusuf kıssalarında geçen olaylar dünya tarihinden kesitler değildiler.
Ondaki anlatılar, gideceğimiz yeni dünyadaki yaşantımıza dair bilgiler veriyorlar. Çünkü intikal edeceğimiz yeni yaşamımızda evvel emir görme olayı olmayacak ve başımızın çaresine kendimiz bakmak durumunda kalacağız. Eğitimini buradayken almak zorunda olduğumuz yeni yaşamımız için gerekli bilgiler veriliyor. İlgili anlatıların açıklamalı hallerini "Bilimsel tefsir" kitaplarında bulabiliyoruz.

Vahiy cümlelerinde anlatılanlar, dünya üzerindeki beşeri hayata zaten uymuyorlar. Öyle ki ulemadan tutunda din alanında kariyer yapan her kişinin yegane işi bu vahiyleri dünya hayatına uydurmaya çalışmak olmuştur. Öyle ki evrendeki tüm varlıklar atomlardan oluşmaktadır. Biz beşerlerin bedenlerindeki sayısız atomların her birisi, Allah indinde birer ayrı varlıklardır. Allah'a muhatap olan işte bu atomlardır, hitaplar atomlaradır. Beşeri yaşantı bittikten sonra hepimiz atomların içinde yaşamaya devam edeceğiz, bu aşamadan sonraki yaşantı "Cennet hayatı" dır. Çünkü cennet diye anılan yer atomun içidir. Atomların içinde asosyal bir yaşantı sürülür. O hayata dair bilmemiz gerekenler vahiylerle bize bu yüzden anlatılıyor. Anlayanlar karda, anlamayanlar zarardadır.

Bilimsel tefsir, kıssaların gerçek anlamının elementlerin oluşum ve yaşam süreçlerine ait olaylar olduğunu gösteriyor. Vahiyler, yeryüzünde devam eden sosyal hayata ait yönergeler veya emirler olsaydılar eğer, en başta Rahman pasajında aynı cümlenin otuz bir kere tekrarı yerine insanlığa faydası tartışılamaz olan sabunun tarifini verilirdi. Veya insan ömrünü uzatacak kanalizasyon gibi çok önemli altyapı hakkında bilgi gönderilirdi. Böylece sadece iki tane basit bilgi sayesinde 18. yy'da 25 yıl olan ortalama insan ömrü, bir anda 50 yıla çıkarılabilinirdi.

İbn-i Rüşt, Müslümanlara tevhit anlatılamaz demiş. Gerçekten doğru bir cümle etmiş. Kişlerin tevarüs yoluyla edindiği inançlarını sorgulamaksızın kabulü tevhidi anlamaktaki en büyük engel gibi gözüküyor. Nedense din adamları insanlara "İman, sorgusuz inanmaktır!" mottosu aralıksız telkin eder dururlar. Tevhid akaidine en kısa yoldan kavuşmanın yolu bilimsel tefsir sayesinde mümkün olabilir.

Bilimsel tefsir, vahiy rivayetlerinin ardındaki teknolojiyi günümüz bilim argümanlarıyla anlaşılır görüngüye kavuşturmaktadır. Bundan on dört asır öncenin diliyle ve birikimine paralel yapılmak zorundaydı. Bundan bir kaç yüz yıl öncesine kadar bilim dili diye bir şey yoktu. Dönem gereğince Elektron yerine Yer Proton yerine gökler denilmesi gayet uygun düşüyordu.

Bilimsel tefsir bize gösterdi ki vahiy rivayetlerinin tek ve yegane maksadı, yaratılışı ve atomları bize anlatmaktır. Çünkü çok uzun sürecek ahiret yaşamı hakkında bilgilendirilmemiz gerekiyor. Hele kör olarak haşredilmiş ve firavanların, kafirlerin arasında bir başına kununsuz nizamsız kalmış isek bazı hayati bilgilere önceden sahip olma zorunluluğu doğuruyor. Ayrıca bu dünyada da merak ettiğimiz bir çok konu varlık, ruh ve öteki alemlerle ilgili tüm sorular cevaplanabilmektedir.

Bizler yüz milyarı aşkın hücreden teşekkül eden bedenlerimizi kişi sanmaktayız. Bedenimizdeki uzuv ve organları mümkün olsa birer birer cesedimizden ayırsak bile kişiliğimiz noksanlanmayacaktır, ta ki beynimizdeki tek hörgüçlü develere kadar. (Detaylar "diğer olasılıklar" kitabında mevcuttur)

Vahiy rivayetlerindeki kavramların mütekallim ulema tarafından anlaşılamamasındaki yegane etken, onların bilimden uzak kalmalarından ötürüdür. Felsefeye ve mantık ilmine de uzak kalan mütekallim ulema, vahiylerdeki anlam karmaşasını görmezden gelmişlerdir. Mesela "Gökler ve Yer arasındakilerin sahibi Allah'tır!" ifadesinde gökle yer arası diye bir katman yoktur. İlişkili olarak; İnsan, Nas, Beşer, Racul gibi isimlerin mevcut tefsirlerde hepsinin birden insan diye tercüme edilmesi sonucunda sayısız bilgi katledilmiştir.

Konunun birde bilim tarafı var! Sürekli zikredip durduğumuz üzere vahiy rivayetleri sadece bilimsel içeriğe sahiptir ve yalnızca atomlar anlatılmaktadır. İş bu raddede iken bilimin yanlışlıkları da yine aynı vahiy rivayetleri ile açığa çıkmaktadır. Akla mantığa sığmayan bilim dayatmaları çıplak kral gibi ayan beyan görünür hal almaktadır. Gerçekte şu anda da görünür haldeler fakat tıpkı din adamlarının beyin yıkamaları sonrasında güdüye dönüşmüş dini kabuller gibi bilim adamlarının da telkinleri yüzünden basireti bağlanmış haldeyiz.

Gaybı sadece Allah bilebilir. Kimse bizim bilemeyeceğimiz hiç bir extra bilgiye sahip değiller. Miraç hadisesi ile gaybın gösterildiği Hz. Muhammed, gördüklerini 23 yıl boyunca bize anlattı. Ondan önce de Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa da aynı şekilde aynı bilgileri beşeriyete aktarmıştılar.