Monday, June 6, 2011     17:19
Yavuz Özmen bilimseltefsir.com

Yazı Başlıkları

Allahın beşeriyete bildirmeye gerek gördüğü şeyler!

Hoş bi kıssa ile konuya giriş yapmaya çalışabiliriz;
Sherlock Holmes, Watson'la birlikte kamp yapmaktadır. Gecenin geç bir saatinde Holmes uyanır ve Holmes'i dürter. "Watson" der "Göğe bak ve bana ne gördüğünü sölme", "Milyonlarca yıldız görüyorum, Holmes" der."Peki, bunlardan ne sonuca varıyorsun, Watson" Watson biraz düşünür, sonunda "Şey" der; "Astronomik açıdan milyonlarca galaksi ve milyarlarca gezegen bulunduğu sonucuna varıyorum. Astrolojik açıdan Satürn'ün aslan burcuna girdiğini görüyorum. Zamansal açıdan saatin şu an yaklaşık üçü geçtiğini kestirebiliyorum. Meterolojik açıdan yarının harika geçeceğini düşünüyorum. Teolojik açıdan Tanrı'nın her şeye gücünün yettiğini ve bizim minnacık olduğumuzu çıkarabiliyorum. Ee peki sen ne sonuca vardın, Holmes?" "Birisi çadırımızı çalmış dostum!" der Holmes...

Kur'an'dan her türlü anlamı çıkardılar da gerçekte bildirilenlerin kenarından kıyısından geçmediler bile. Cümlelerinden devlet yönetimine ait kanunlardan tutunda, askeri satratejilere, miras hukukundan tutunda sosyal yaşamı dizayn eden hükümlere kadar milyon tane ciltler dolusu tafsilat yazıldı. Yetmedi, şifa dağıtan hocalardan tutunda sihir muska yapanlara, yitik eşya ve define arayanlar, dilek ve isteklere uygun şeyler bulup böyle nice işler için vahiy anlatılarını kullandılar. Fakat Onun bir din kitabı olmadığını ya göremediler ya bilerek saklıyorlar.

Vahiy anlatılarına odaklanıldığında İslam'ın bir din olmadığını ve Kur'an'ın da bir kitap olmadığını hemen göreceksiniz. Bu kelime, esaret/esir olma/teslim olmuş anlamıyla bir durum belirmek için kullanılıyor. Yaratılan atomlardan Müslüman olanlar evreni inşa için kullanılırken, inanmayanlar cehennemde yakılarak tekrar enerjiye çevrilmekteler. Kitap, atomla Kur'an'ın birlikteliğine deniyor. Kur'an ise atomu dış tehditlerden koruyan ve ona maharet kazandıran manyetizmanın adı oluyor

Binlerce yıldır yapıla gelen tefsirler her devirde değişikliğe uğruyor adeta güncellenerek zamana uyduruluyordu. Aya çıkıldığı günlerde din alimleri ayın nur olduğu ve çıkılamayacağı söylerlerken, dünyanın düz olduğun savunan aynı kesim şimdilerde dünyanın yuvarlak olduğunun Kur'an'da yazılı olduğunu iddia debiliyorlar. Televizyon piyasaya arz edildiğinde onu evine sokanı kafir ilan edenler bu gün internet hakkında tek söz söylemiyorlar. Dün caiz olmayan hususlara bu gün hoşgörü görebiliyor, onları gerektiği kadar esnetiyor, istediğiniz anlamları bir şekilde çıkarmayı başarıyorlar. Fakat üstümüzde din denen bir çadırın olmadığını söylemiyorlar.
Allah, insanoğlunun çiğneyebileceği kendisini kaale almayacak insanlara söz hakkı verecek kurallar koymaz, kural koyduğunda mutlak uyulur. MUtlak kurallara "Sünnetullah" deniyo, insanoğlu sünnetullah üzerinde yetkisiz kılınıyor. Elektriğin davranışı sünnetullahla belirlidir. Bir portakal dünyanın her yerinde portakal olarak yetişir, bir horoz her kıtada aynı kelimelerle öter, bir ağaç bulunduğu yerden ayrılamaz, meterolojik olaylar dünya kuruldu beri aynı şekil işler.

Gerçekte Allah yeryüzüne hiç bir devirde din yollamadı! İnsanlar geçimlerini temin için yoğun tempalarda çalışmaktan ötürü dinle ilgili araştırma ve sorgulamayı yapamamaktadır. Zaten bu yasaktır, şartsız itaat telkini aralıksız yapılarak bu davranışın engellenmesi garanti altına alınır.

Din ve bilimin yaşadığı savaşı bilimin kazanacağı artık belli olmaya başladı. Yakın zaman dilimi içinde bilim adamları yaratılışın sırlarını ve yaratıcının ispatlanması işine el attılar, şimdilerde varoluşun bilimsel hikayesini onlar yazıyorlar.

Dikkat ederseniz uzay-varlık-ruh hakkında bilgiye, din ve ilahiyat adamları ulaşamadılar, bundan sonra da olamayacaklarını söylemekte fazla iddialı olmayacaktır.

Şuna odaklanabilirsek sorunu daha net anlayabiliriz;
-Ruhumuz biyolojik bedenimizi kullanırken fizik varlığımızla irtibatı nasıl kuruyor?

Uzuvlarımızı tek tek ayırsak bile benliğimizin noksanlanmadığını biliyoruz. En sona kalan beynin içindeki yüz milyar hücreden oluşan ağlar dahi ruhla teması sağlamıyor. Beyin ağları sadece verileri amplitude ederek iletiyorlar. Ruh, atomun içinde barınıyor.

Eskilerde, maddenin çok küçük elemanların bir araya gelmesiyle oluştuğunu kimse kavrayamıyordu! Hoş şimdi bile benliklerimizi bedenlerimizle özdeşleştirmeye devam ediyoruz. Gerçekte sadece bir araçtan ibaret bedenlerimizi kendimiz sanıyoruz.
Kur'an'da, evrenin kuruluşu sırasında Hz İbrahimle başlayan insanlık tarihinden bahseden vahiy cümleleri, kısa beşer yaşamından değil bilakis insan denen varlığın olayların en başından itibaren rol aldığı fizik aleminden bahsediyor.

Şu an size saçma gelebilir ama vahiylerde atom olarak "İnsan" denen ruh ve nispi oranda akıl sahibi öğelerden haber veriyor, onlara hitap ediyor ve sadece onları muhatap alıyor.
Atom yani insan, iki önemli ayrıntıya sahip; İlki, Kadir gecesi yani evren içindeki boşluk -ki buna cennet deniliyor! Çünkü evren, cehennemin ta kendisi oluyor. İkincisi ise bu boşluk içinde barınan ruh oluyor. Böylelikle ortaya çıkan atomun oldukça teknik detayları ve özellikleri var tabi... (Bilimsel tefsir kitaplarda bulmanız mümkün)

İşte en önemli bilgi burada kendiliğinden neşet ediveriyor: Allah, insan atomu dahil hiç kimsenin erişemeyeceği bilgileri Kur'an kitabındaki Vahiy rivayetlerinde iletmiş. Hatta Hz. Muhammed'ten önce Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa ile bu bilgileri tekrar tekrar bildirmiş. bilinenin aksine onlar yeni din getirmemişlerdir. Ne İslam bir din adı olarak zikrediliyor ne de Kur'an bir kitap adı olarak anılmıyor.

Binlerce yıldır kelamcılar, yani sözü bir ilim(!) olarak tanımlayanların bilim ve teknik bilgiden yoksun olmaları yüzünden tamamen hayal ürünü hikayeleri Allah'ın direktifleri olarak Tevrat ve İncilde derleyip satmışlardır.