Monday, June 6, 2011     17:19



Altı günde yaratılışı haber veren vahiy rivayetlerinin varlığından haberiniz vardır sanırım. En meşhur en saygın ulema bile vahiylerde haberi verilenleri anlayamıyor ve kendince yaratılış senaryoları üretiyor; "Allah, toprağı cumartesi yarattı. O toprakta da dağları pazar günü yarattı. Ağaçları ise pazartesi günü yarattı. Mekruhu salı günü yarattı. Nuru da çarşamba günü yarattı. Hayvanları orada perşembe günü yaydı. Âdem'i de cuma ikindiden sonra, yaratıkların sonunda, cuma saatlerinden son bir saatinde -ikindi ile gece arasında- yarattı.” (Müslim) Görüyorsunuz bu varsayımların içinde sayılan mahlukatın yapı taşları yok, mineraller yok, proteinler yok, enzimler yok, dna ve rna yok, hücre yok, kimyasal süreçler yok, elementler yok. Dahası atomlar yok. Gerçekte altı günde yaratılan atomlardır. Vahiylerin tamamı bu yaratılış süreceni, kendisini (Rablığı, ilahı), insanı ve beşeri anlatmaktadır.

İbn-i Rüşt Kordoba kadısı iken ahali arasında bir tufan çıkacağına dair söylentiler yayılmaya başlıyor. Ad kavmini helak eden kuvvetli rüzgar gibi kendilerinin de helak olacağından korkan halkın mazgallara sığındığını görünce buna karşı çıkmış ve söylentileri çürütmek amacıyla "Ad kavminin olup olmadığı dahi belli değildir!" demiş lakin ahali bu kez İbn-i Rüşt için gerçek düşüncelerini belli etmiş ve Kur'anda yer alan bir hadiseyi yadsımıştır şeklinde suçlamış ve bunu üzerine kıymetli bir alim diye kadılık unvanı veren makam tarafından sürgün edilmiştir.
İbn-i Rüst söylediğinde haklıydı, vahiy rivayetlerinde anlatılan kıssaların beşeri yaşantıyla uzaktan yakından ilgileri yoktu. Ne Nuh, ne Kehf, ne Yusuf kıssalarında geçen olaylar dünya tarihinden kesitler değildiler.

Vahiylerde geçen bildik isimler ve olması muhal kısalların tamamı atomların dünyasına aittir. Öyle ki onların yaratılışı elementleri oluşturmak için nasıl bir araya geldiklerini, farklı elementlerle olan münasebetlerini, element içindeki yaşantılarını, kimyasal tepkimeleri, fiziksel aktivitelerini anlatır. Bu yüzden anlatılanların hiç birisi dünya üzerindeki beşeri yaşantıya uymazlar, bu uyumsuzluk hem fiziksel anlamda hem de olayların cereyan edişlerindeki akla sığmayan hallerden müteşekkildirler. Mesela "Gökteki insanlar", " Yer ile Göğün arasında bulunanlar" "Ay ve Güneşin yörüngesi" vb gibi fiziksel olamazlara ilaveten "Peygamberin evine yemek hazır olmadan girmeyin" "Zina iddiası için en az dört şahit getirin" "Hırsızlık yapanın elini kısaltın(kesmekten bahsedilmiyor)" vb gibi sosyolojik olmazlarla doludur. Ayrıca kıssalarda geçen 309 yıllık uyku, nuh tufanı, nuhun gemisine binen çiftler halindeki mahlukatın bir yıla yakın yaşantısı, geminin kapasitesi gibi hadiselerin akla uymaması da unutulmamalıdır.

- Dünya balığın sırtındadır!
- Dünya, öküzün boynuzları arasındadır!
hadislerinin yanı sıra
- Yer yüzü tepsi gibi düzdür! veya
- Ay nurdur! gibi vahiy cümleleri ulema tarafından açıklanamamış ve yaptıkları yorumlar teknolojinin gelişmesi ile yanlışa çıkmıştır. Örnekler ve daha böyle nice önerme cümeleleri tamamen doğrudur, yanlış olan sadece tabiat görüngüsüne bakarak vahiylerin açıklanmaya çalışılmasından kaynaklıdır. İnanç eksenli tefsirlerin hepsi kişinin şahsi zanlarından ibarettir. Al Gazali'nin yorumlarına mesnet tutulacak nebir materyal nede bilimsel bir done yoktur. Sadece inanca dayalı yorumların gün gelipte bilim ve teknoloji tarafından test edileceğini kim bilebilirdi ki?

Daha ilginç olanı ise Alim ve hocaların insanlara bunları normalmiş gibi anlatmalarıdır. Onlar Cenneti, cehennemi, Allah'ı, Peygamberleri görmüşcesine aktarırlar. Vahiylerde olmadığı halde yazılı olduğunu iddia ettikleri Allah'ın kanunları, gerçekte kendi kanunlarıdır. Din, on binlerce yıldır ticaret sektörüdür. Kolay, risksiz para kazanma ve temiz, stressiz, sorumluluk icap ettirmeyen bir meslektir.

Çağlar boyunca bütün din adamları, ellerindeki vahiy rivayetlerini, dönemin siyasi ve sosyolojik gereklerine endeksli vaziyette ve tamamen kendi bilgi ve kültürüyle mütenasip şekilde yorumlayarak sundular. Aynı dönem içinde yaşayan din bilginlerinin yorumları bile birbirine uymaz hatta çelişebiliyordu. Anlamakta güçlük çektikleri karmaşık ifadeler içeren vahiylerin tefsirinde, bir yorumcunun dediği diğer yorumcunun dediğine uymuyor dahası önemli meselelerde fikir birliği sağlanamıyordu. Zekat miktarı, İbadetlerin ölçüsü ve ritüellerin şekli, ceza ve kefaret konuları tamamen yetkili kişinin inisiyatifiyle belirleniyordu.Gerçekte anlatılan atomlar olduğunu bilebilseler, vahiy rivayetlerinin muhtevası hakkında antak kalabilirler. Konu sünnetullah olunca, geçmişten günümüze kadar gelmiş geçmiş tüm ulema aynı şeyleri anlatıyor olacaklardır.

% 100 kat'iyetle ortaya çıkan sonuç şudur: Mushaf'taki bildirimlerin tamamı fizik bilime aittir. Hiçlikten fizik alemin nasıl doğduğunu ve varlıkların nasıl yaratıldığını anlatır. Bildirimlerin hiç birisi dünya ve beşeriyete dair değildir. Özellikle "Atomların Dini" ve "Diğer Olasılıklar" kitaplarında ayrıntılı tafsilatı bulabilirsiniz.

Yedi Kat Yer