42 / 25 Furkan
- Furkan: İki şeyin arasındaki fark. Fizik varlık ve yokluk arasındaki fark nedir? Cevap 0/1 gibi sonsuzdur. Furkan kelimesi fark anlamıyla değil sonsuzluk vurgusuyla en doğru tanımlamayı yapıyor. Bİr atomun mevcudiyeti için, var ile yok arasındaki lojik ifadeden başka konuşulacak durum yoktur. Atomun yaratılışı nasıl ve ne zaman başladıysa işte o anın bir öncesinde ortada bir şey olmadığı mutlaktır. Dijital / ikili tabana göre iki ifade dışında ara ihtimal olamıyor. Bu anlamıyla Furkan, "Dijital" demektir. Devamında, oda/ bölüm mesken denilerek, ruhun barınağı olarak kullanılacak bu atom hakkında detaylar anlatılıyor.
Furkan-1: تَبَارَكَ الَّذِي نَزَّلَ الْفُرْقَانَ عَلَى عَبْدِهِ لِيَكُونَ لِلْعَالَمِينَ نَذِيرًا
Tebara-ke-ellezi : berekete nail oldunnezzelel : indirilen
furkane : furkan/fark
ala abdihi: köle üzerine
li yekune: evren için
lil alemine nezira: alemlere muştula
Berekete nail oldun! İndirilen furkan sayesinde, evrendeki tüm kullar üzerine... Alemlere muştula.
Berekete nail olunmak, hiçlikten varlığa kavuşmak arasındaki farkla anlatılıyor. Hiçlikle varlık arasındaki fark tamda açıklayıcı ve anlaşılır tek tabirdir. Çünkü her hangi bir sayı ile başka bir sayının farklılılık olasılığı faktöryelleri kadar çeşitlilik arz edecekti. Ama yokluk 0-sıfır ve varlık yani 1 bir arasında fark tektir ve sıfır ile birlikte ikili sayı sistemini oluşturur. İfade tek kelimeyle ikili sayı sistemi kadar yani digital sistem kadar kesin ve kararlı bir ifade çıkarmaktadır ortaya. Zaten fizik varlık ve dolayısıyla tüm evren, temelde dijital yapıya sahiptir. Tek ayrıntı, karmaşık sistemlerdeki bit sayısının fazlalığı olacaktır. Evrendeki karmaşık yapılı elementelerle yapılan tüm alaşım ve bileşimler her daim sadece hidrojenle inşa edilmektedir. Diğer taraftan Vahiy anlatılarında önemle vurgulanan en belirgin husus şudur; Allah sadece bir tane hidrojen yaratabilmektedir (fatr). Diğer her şeyi hidrojeni -insan atomunukullanarak inşa (Ca'l veya halg) etmektedir. Atomların içlerinde ise sadece bir tane "bir" yani "elif" yani "ruh" yani "enerji" vardır. İns atomunun sahip olduğu bereket işte bu "Bir" dir/furkandır.
Furkan-2: الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَلَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُ شَرِيكٌ فِي الْمُلْكِ وَخَلَقَ كُلَّ شَيْءٍ فَقَدَّرَهُ تَقْدِيرًا
Ellezi lehu : kimdirmulkus semavati : göklerin kralı
vel ardı : ve yerin ve lem yettehız veleden: bir oğlan almadı
ve lem yekun : ve olmadı
lehu şerikun: onun ortağı
fil mulki : mülkünün içinde
ve halaka kulle şey’in : ve yaptığı her şeyden
fe kadderahu takdira: değerini takdir etti
Göklerin ve yerin kralı kimdir? Bir oğlu olmadı, Mülkünün/egemenliği içinde ve yaptıklarınından, değerini takdir ettikleinden, ona ortak olsun diye bir oğul almadı.
Furkan-3: وَاتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً لَّا يَخْلُقُونَ شَيْئًا وَهُمْ يُخْلَقُونَ وَلَا يَمْلِكُونَ لِأَنفُسِهِمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا وَلَا يَمْلِكُونَ مَوْتًا وَلَا حَيَاةً وَلَا نُشُورًا
Vettehazu: onlar aldı.min dunihi: o olmadan
aliheten : ilahlar/tanrılar
la yahlukune şey’en : onlar hiç bir şey yaratamaz
ve hum yuhlekune: onlar yaratır
ve la yemlikune : ve yaratamaz
li enfusihim darran: kendileri için zararlı
ve la nef’an: kötü/faydasız/işe yaramaz
ve la yemlikune mevten: ölüler sahip değiller
ve la hayaten : hayatları yok
ve la nuşura: neşretmezler
İlahlar, o olmadan alır götürürler. İlahlar hiç bir şey yaratamazlar. zararları kendileri içindir, faydasız /işe yaramazlar. Ölüler sahip değildir, hayatları yoktur, neşrettikleri yoktur.
İlah, hiçliğin sergilediği çekim gücünün adıdır. Hiçlik her şeyi alır götürür. Mutlak hiçlik yüzünden nesnel varlık yoktur. Varlık gerçekte etkileşimdir, algıdır.
Furkan-4: وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِنْ هَذَا إِلَّا إِفْكٌ افْتَرَاهُ وَأَعَانَهُ عَلَيْهِ قَوْمٌ آخَرُونَ فَقَدْ جَاؤُوا ظُلْمًا وَزُورً ا
Ve kalellezine keferu: inkar edenler derkiin haza illa ifkuniftera hu: bu ancak onun anormal bir icadıdır
ve eanehu aleyhi kavmun aharune: ve ona başka birisi yardım etti
fe kad cau zulmen: geldiler haksız
ve zura: ve yanlış
İnkar edenler dedi ki "Bu onun anormal bir icadıdır, ve ona başka birisi yardım etti.
Enerji içeren tek boyutlu zaman çizgilerinin icadını anormal olarak nitelendiriyor ve onu yaparken en baştaki hiçliği kast ederek yardım aldığını söylüyorlar.
Furkan-5: وَقَالُوا أَسَاطِيرُ الْأَوَّلِينَ اكْتَتَبَهَا فَهِيَ تُمْلَى عَلَيْهِ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
Ve kalu esatirul evvelinektetebeha: ilk iki kitap efsanedir dedilerfe hiye tumla: dikte edildi
aleyhi bukraten : üzerlerindeki makaraya
ve asila: gerçek budur
İlk iki kitap efsanedir dediler. Üzerlerindeki makaraya yazdırıldı, otantik olan gerçek budur.
Üç nesil insan atomu var. Her insan atomunu oluşturan ve atomun içinde ona ruh/akıl sağlayan bir erkek/racul/adam var. Son nesil atom öncekileri göremiyor ve efsaneden ibaret olduğunu veya masal olduğunu söylüyor. İnsan atomları etrafındaki elektromanyetizma ile bir kitap/bütün olarak anılıyor. İlk iki kitap tevrat ve incildir, vahiy anlatılarında kitap ismiyle yalnızca bu ikisi anılır. KUr'an için kitap denmez, zaten kur'an, atomları kaplayan/kuşatan elektromanyetizmanın adıdır. İçinde koruduğu atomlar Ayet diye anılır.
Furkan-6: قُلْ أَنزَلَهُ الَّذِي يَعْلَمُ السِّرَّ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا
Kul enzelehullezi: İndireceğim dediya’lemus sırre: kim bilebilir sırrını
fis semavati: göklerin
vel ard : ve yerin
innehu kane gafuran rahima: o, affdici ve esirgeyendir
Aşağı indirin dedi! Göklerin ve yerin (atomungökler proton ve yer elektron) sırrını kim bilebilir.
Furkan-7: وَقَالُوا مَالِ هَذَا الرَّسُولِ يَأْكُلُ الطَّعَامَ وَيَمْشِي فِي الْأَسْوَاقِ لَوْلَا أُنزِلَ إِلَيْهِ مَلَكٌ فَيَكُونَ مَعَهُ نَذِيرًا
Ve kalu mali haza-r resuli: dediler, bu resulün parası/malıye’kulit taame: yeyin
ve yemşi: ve yürüyün
fil esvak: piyasalar/pazarlar
lev: eğer // la unzile ileyhi melekun: melekler onun üzerine indirilmedi
fe yekune meahu nezira : hepsi onunla haber aldı
Dediler bu resulün malı, yeyin ve yürüyün. Melekler onun üzerine indirilmedi, onunla haber aldılar.
Elektron, amellerin kaydedildiği levhalar olduğu için kıymet ihtiva ediyorlar. Amellerin çokluğu demek levha sayısının çokluğu demek. Resullerin güçleri hasebiyle cezbedici/dikkat çekici görünümü var. Davet edilen diğer atomlar bu büyük elektrondan faydalanıyorlar. Günün şartlarında ayetleri cahil insanlara ancak yeme içme pazar yerine toplanma gibi örneklerle anlatabilirsiniz. Teknik anlamda melekler protona ait organlar olduğundan onların elektronla ilgilerinin olmadığı ama titreşimleri/haberleri ondan aldıkları bildiriliyor. Elektron bir nevi mikrofon ve hoparlördür. Dinamik mikrofon hoparlör gibi ses verebildiği gibi aynı zamanda bir hoparlör mikrofon olarak ta kullanılabilir.
Furkan-8: أَوْ يُلْقَى إِلَيْهِ كَنزٌ أَوْ تَكُونُ لَهُ جَنَّةٌ يَأْكُلُ مِنْهَا وَقَالَ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلًا مَّسْحُورًا
Ev yulka ileyhi kenzun: Ona bir hazine teslim etsekev tekunu lehu cennetun ye’kulu minha: ya da ona yemek olan cennet (versek)
ve kalez zalimune in tettebiune: eziciler dedi ki; takip edersin
illa raculen meshura: ancak büyülenmiş bir adamı
Eziciler dediki; Ona bir hazine yada yemek dolu cennet teslim etsek ancak büyülenmiş bir adamı takip eder.
İnkarcılar, neşriyat yapamıyorlardı. Sebep, onlar beslenemiyordular. Yemek, enerji kaynaklarına deniyor. İfadeler devrin seviyesine binaen günlük hayattan seçilmek zorundaydı. Foton neşriyat yapamayan ve dolayısı ile etkileşimlerini sadece bedenleriyle sıkıştırma ve vurma ile yapmaya çalışan inkarcı atomlar inananların resullerin sofrasından beslenmesini hazmedemezdiler. inananlara vazgeçmelerini temin için resullerin büyülenmiş ve dolayısıyla boş vaatlerde bulunduklarını telkin edebiliyorlardı.
Furkan-9: انظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا لَكَ الْأَمْثَالَ فَضَلُّوا فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا
Unzur keyfe darabu lek-e: seni nasıl darp ettikelirine bakel emsale: gibiler
fe dallu: yolundan gittikleri
fe la yestetiune sebila: bir sebil yapmadılar
Sana nasıl vurduklarına bak, tıpkı yolundan gittikleri gibiler, bir sebil bile yapmadılar.
Foton yayamayan ve titreşim üretemeyen inkarcılar, inanan insan atomlarına vurarak eya sıkıştırarak diğer atomlara şiddet uygulayan inkarcılar/eziciler içlerindeki enerjiyi dışarı akıtmayarak içlerini boşalmadıkları içinde bir racule ev olmuyordular. Atomların içindeki enerjiyi dışarı atması, sebil şeklinde anlatılmış.
Furkan-10: تَبَارَكَ الَّذِي إِن شَاء جَعَلَ لَكَ خَيْرًا مِّن ذَلِكَ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ وَيَجْعَل لَّكَ قُصُورًا
Tebarakellezi: bereketliin şae: dilerse/diledi
ceale: yaptıklarına geldi
leke hayran: senin iyiliğin
min zalike cennatin tecri< b>: oluşturulmuş o cennet
min tahtihal enharu: alt tarafından nehirler
ve yec’al leke kusura: senin sarayların
Senin iyiliğin için bereket diledi, senin için oluşturduğu cennetin altından nehirler
Cennette nehirler akar şeklinde tercümeler tamamen yanlıştır. Sanırım bunun sebebi cenneti dünyadaki güzel bir coğrafya gibi hayal ederek tefsir ediyor olmalılar. Fzik dünyanın kuralları çerçevesinde nehirler akar, ama altından veya üstünden değil tabiatın içinden akar. Atomların düyasında ise nehirler, elektrik telleri gibi boşlukta ilerlerlerken protonun -göklerin hemen altında oluşan bu akıntılar şeklinde izlenirler. Protonun/cennetin içindeki raculün pozisyonuna göre alt cihette kalmaktadır. Raculun tek gözü tepesinde olduğundan ötürü altta kalan nehirleri ve elektronları algılayamamaktadır.Bu yüzden manzara onlara böylece anlatılmaktadır.
Furkan-11: بَلْ كَذَّبُوا بِالسَّاعَةِ وَأَعْتَدْنَا لِمَن كَذَّبَ بِالسَّاعَةِ سَعِيرًا
Bel kezzebu bis saati: ancak saat başı yalan söyledilerve a’tedna: alıştık
li men kezzebe: yalancı adamlara
Furkan-12: إِذَا رَأَتْهُم مِّن مَّكَانٍ بَعِيدٍ سَمِعُوا لَهَا تَغَيُّظًا وَزَفِيرًا
İza : eğer raethum : gördülermin mekanin baidin : uzak konum
semiu: işitti
leha tegayyuzan: rahatsız eden
ve zefira: ve yüksek
Eğer görseydiler... Uzaktan yüksek sesini işittiler.
Cennetin altından akan nehirler görülmüyor, ancak yüksek bir ses işitiliyor, aradaki onca uzak mesafeye rağmen. Bu mesafe atomun boyu kadar yani asgari 71 yıldır.
13: وَإِذَا أُلْقُوا مِنْهَا مَكَانًا ضَيِّقًا مُقَرَّنِينَ دَعَوْا هُنَالِكَ ثُبُورًا
Ve iza ulku: ve eğer fırtatırlarminha mekanen: onlar/onların yerinedn
dayyıkan mukarranine: sıkı bağlanmış
deav hunalike subura: aranan işaretleri (bu) olsun
Furkan-14: لَا تَدْعُوا الْيَوْمَ ثُبُورًا وَاحِدًا وَادْعُوا ثُبُورًا كَثِيرًا
La ted’ul yevme: bugün çağırmasuburan vahıden: bir kanıt
ved’u suburan kesira: ve çağır çok kanıt
Furkan-15: قُلْ أَذَلِكَ خَيْرٌ أَمْ جَنَّةُ الْخُلْدِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ كَانَتْ لَهُمْ جَزَاء وَمَصِيرًا
Kul e zalike: öyle söylehayrun : iyidir
em cennetul huldilleti : veya ölümsüz cennet
vuidel muttakun : dinin vaadi
kanet lehum cezaen: cezaları oldu
ve masira: ve kaderi
De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa muttakilere (takva sahiplerine) vaadedilen, onlar için bir ceza (mükafat) ve dönüş yeri olan 'Cenneti Huld' mu (ebedi cennet mi)?”
Furkan-16: لَهُمْ فِيهَا مَا يَشَاؤُونَ خَالِدِينَ كَانَ عَلَى رَبِّكَ وَعْدًا مَسْؤُولًا
Lehum : onlarınfiha ma yeşaune halidin: ölümsüzlük içinde arzuladıkları
kane ala rabbike : rablerinden kenid üzerlerine
va’den mes’ula: vaatlerinin sorumluluğuydu
Orada onlar için, diledikleri herşey ebedi olarak vardır. (Bu), Rabbinin üzerine olan (yüklendiği, aldığı) ve ondan istenen bir vaaddir.
Furkan-17: وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ فَيَقُولُ أَأَنتُمْ أَضْلَلْتُمْ عِبَادِي هَؤُلَاء أَمْ هُمْ ضَلُّوا السَّبِيلَ
Ve yevme yahşuru hum: ve toplanma gününde onlarve ma ya’budune : neye ibadet ettiler
min dunillahi: Allahsız
fe yekulu : dedi
e entum : sen mi
adleltum : hayret etmek
ibadi haulai : köle olmuşlar
em hum dallus: onlar yanlış
sebil: yol
Ve toplanma gününde onlar, ibadet ettikleri tanrı olmaksızın hayretler içinde gelecekler. Onlar köle olmuştular, yanlış yoldaydılar.
Furkan-18: قَالُوا سُبْحَانَكَ مَا كَانَ يَنبَغِي لَنَا أَن نَّتَّخِذَ مِن دُونِكَ مِنْ أَوْلِيَاء وَلَكِن مَّتَّعْتَهُمْ وَآبَاءهُمْ حَتَّى نَسُوا الذِّكْرَ وَكَانُوا قَوْمًا بُورًا
Kâlû : dedilersubhâneke : senin şanın
mâ kâne yenbegî lenâ : biz olmayız // en nettehıze : almak için // min dûnike : alanlardan
min evliyâe : ebeveynlerden
ve lâkin metta’tehum : ve lakin onların sevdikleri ve âbâehum: ve onların ebeveynleri
hattâ nesûz zikre: hatta unuttukları erkekler ve kânû kavmen : ve hatta onların kavmi bûra: ?
Furkan-19: فَقَدْ كَذَّبُوكُم بِمَا تَقُولُونَ فَمَا تَسْتَطِيعُونَ صَرْفًا وَلَا نَصْرًا وَمَن يَظْلِم مِّنكُمْ نُذِقْهُ عَذَابًا كَبِيرًا
Fe kad kezzebûkum : sizin yalanlanırız vardıbimâ tekûlûne : söylediklerinde
fe mâ testetîûne sarfan: sarf ettikleninizle ne yapabildiniz
ve lâ nasrâ: ve yardımınız yoktur
ve men yazlım minkum : ve sizden gasp edenler
nuzıkhu azâben kebîrâ: büyük azabı tadacaklar
Furkan-20: وَما أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِنَ الْمُرْسَلِينَ إِلَّا إِنَّهُمْ لَيَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَيَمْشُونَ فِي الْأَسْوَاقِ وَجَعَلْنَا بَعْضَكُمْ لِبَعْضٍ فِتْنَةً أَتَصْبِرُونَ وَكَانَ رَبُّكَ بَصِيرًا
Ve mâ erselnâ kableke: ve senden önce gönderdiğimizminel murselîne: elçilerden
illâ innehum: ancak onlar
le ye’kulûnet taâme: yemek yerler
ve yemşûne : ve yürürdüler
fîl esvâkı: piyasada/panayırda
ve cealnâ ba’dakum : biz bunların bazılarını imtihan yaptık
li ba’dın fitneten: fitneye
e tasbirûn: sabırlımısın
ve kâne rabbuke basîrâ : ve rabbin buna baktı
Furkan-21: وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَرْجُونَ لِقَاءنَا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْنَا الْمَلَائِكَةُ أَوْ نَرَى رَبَّنَا لَقَدِ اسْتَكْبَرُوا فِي أَنفُسِهِمْ وَعَتَوْ عُتُوًّا كَبِيرًا
Ve kâlellezîne: ve dedilerlâ yercûne likâenâ : bizimle buluşmayı umut edenler
lev lâ unzile aleynâl melâiketu : eğer melekleri üzerimezi endirmeseydin
ev nerâ rabbenâ: veya rabbimizi görsebilseydik
lekad istekberû : grurları/kibirleri
fî enfusihim : kendilerinin
ve atev utuvven kebîrâ: büyük küstahlıklarıyla haddi aştılar
Furkan-22: يَوْمَ يَرَوْنَ الْمَلَائِكَةَ لَا بُشْرَى يَوْمَئِذٍ لِّلْمُجْرِمِينَ وَيَقُولُونَ حِجْرًا مَّحْجُورًا
Yevme yeravnel melâikete : melekleri gördükleri günlâ buşrâ yevme izin: izin günü derileri yok
lil mucrimîne: suçlular için
ve yekûlûne hicran mahcûrâ: ve dedilerki asla korunma (yoktur)
Ve dedilerki izin günü melekleri gördüklerinde suçlu kimselerin derileri yoktur, onlar korunmayacaklar.
Ruhun barındığı ins atomunun bucakları ve kenarları birer melek olarak anılıyorlar. Melek, ruhun emriyle iş gören anlamıyla kullanılıyor. Çünkü ruhun hareket ve titreşimlerini dış dünyaya aktaran onlardır. Melekler diğer yandan ruhu cehennem ateşinden ayırmakta ve onu böylece korumaktadır.
Furkan-23: وَقَدِمْنَا إِلَى مَا عَمِلُوا مِنْ عَمَلٍ فَجَعَلْنَاهُ هَبَاء مَّنثُورًا
Ve kadimnâ ilâ mâ amilû : biz verdik yaptığınız içinmin amelin : amellerinizden ötürü
fe cealnâhu hebâen mensûrâ: bu yüzden heba edip boşa çıkardık
Furkan-24: أَصْحَابُ الْجَنَّةِ يَوْمَئِذٍ خَيْرٌ مُّسْتَقَرًّا وَأَحْسَنُ مَقِيلًا
Ashâbul cenneti : cennet sahipleriyevme izin : izin günü
hayrun mustekarran: hayırda karar halinde
ve ahsenu makîlâ: ve en iyi dinlenme
Furkan-25: وَيَوْمَ تَشَقَّقُ السَّمَاء بِالْغَمَامِ وَنُزِّلَ الْمَلَائِكَةُ تَنزِيلًا
Ve yevme teşakkakus semâu: ve göklerin yarıldığı günbil gamâmi: bulutların dağıldığı (gün)
ve nuzzilel melâiketu tenzîlâ: ve indirilmiş meleklerin düşürüldüğü (gün)
Furkan-26: الْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ لِلرَّحْمَنِ وَكَانَ يَوْمًا عَلَى الْكَافِرِينَ عَسِيرًا
El mulku : Kralyevme izinil : izin günü
hakku lir rahmân: sağ(a dönenlere) merhametli
ve kâne yevmen alâl kâfirîne asîrâ: ve o gün kafirlere zordur
Furkan-27: وَيَوْمَ يَعَضُّ الظَّالِمُ عَلَى يَدَيْهِ يَقُولُ يَا لَيْتَنِي اتَّخَذْتُ مَعَ الرَّسُولِ سَبِيلًا
Ve yevme yeadduz zâlimu : zalim, ellerini ısırdığı günalâ yedeyhi yekûlu : elleri üzerine diyor ki
yâ leytenîttehaztu : keşke alsaydım
mear resûli sebîlâ: elçiyle birlikte yol
Furkan-28: يَا وَيْلَتَى لَيْتَنِي لَمْ أَتَّخِذْ فُلَانًا خَلِيلًا
Yâ veyletâ: vay halimeleytenî : keşke
lem ettehız : almasaydım
fulânen halîlâ: arkadaşımı tanımasaydım
Furkan-29: لَقَدْ أَضَلَّنِي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ إِذْ جَاءنِي وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْإِنسَانِ خَذُولًا
Lekad edallenî: kaybettim/kayboldumaniz zikri: zikirden
ba’de iz câenî: bana geldikten sonra
ve kâneş şeytânu: şeytan olmuştu
lil insâni hazûlâ: insanı terk eden
Furkan-30: وَقَالَ الرَّسُولُ يَا رَبِّ إِنَّ قَوْمِي اتَّخَذُوا هَذَا الْقُرْآنَ مَهْجُورًا
Ve kâler resûlu : ve elçi dediyâ rabbi inne kavmîttehazû: ey rabbim benim kavmim aldıkları
hâzâl kur’âne mehcûrâ: bu karanı terk ettiler
Furkan-31: وَكَذَلِكَ جَعَلْنَا لِكُلِّ نَبِيٍّ عَدُوًّا مِّنَ الْمُجْرِمِينَ وَكَفَى بِرَبِّكَ هَادِيًا وَنَصِيرًا
Ve kezâlike cealnâ: ve yanı sıra yaptıkli kulli nebiyyin: nebilerin hepsi için
aduvven : düşmanlar
minel mucrimîn: suçlulardan
ve kefâ: ve yeterli
bi rabbike: rabbinizin
hâdiyen : rehberliği
ve nasîrâ: ve yardımı
Furkan-32: وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا نُزِّلَ عَلَيْهِ الْقُرْآنُ جُمْلَةً وَاحِدَةً كَذَلِكَ لِنُثَبِّتَ بِهِ فُؤَادَكَ وَرَتَّلْنَاهُ تَرْتِيلًا
Ve kâlellezîne keferû : inkar edenlere dedilev lâ nuzzile aleyhil kur’ânu: eğer bu kuran üzerinize inmeseydi
cumleten vâhideten: hepiniz tek olurdunuz
kezâlike : yanı sıra
li nusebbite: kanıtlamak
bihî fuâdeke: senin kalbin tarafından
ve rattelnâhu: ve güzel telaffuz
tertîlâ: yavaş okuma
İnkar edenlere denildi ki; Bu Kuran üzerinize inmeseydi hepiniz tek –parca olurdunuz. Kalbiniz bunun kanıtıdır, ve onu güzel telaffuzla yavaş okuyun
Furkan-33: وَلَا يَأْتُونَكَ بِمَثَلٍ إِلَّا جِئْنَاكَ بِالْحَقِّ وَأَحْسَنَ تَفْسِيرًا
Ve lâ ye’tûneke: sana gelmiyorlarbi meselin illâ ci’nâke bil hakkı: bizim sana sağdan geldiğimiz gibi
ve ahsene tefsîrâ: ve iyi bir açıklamayla
Furkan-34: الَّذِينَ يُحْشَرُونَ عَلَى وُجُوهِهِمْ إِلَى جَهَنَّمَ أُوْلَئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ سَبِيلًا
Ellezîne yuhşerûne: toplananlan kimseleralâ vucûhihim: yüzleri üzerine
ilâ cehenneme: cehenneme
evlâike şerrun mekânen: veya seni kötülükle dolduran mekan
ve edallu sebîlâ: ve sapkın bir yol
Furkan-35: وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَا مَعَهُ أَخَاهُ هَارُونَ وَزِيرًا
Ve lekad âteynâ: biz verdikmûsâl kitâbe: musaya kitabı
ve cealnâ : ve biz yaptık birlikte
meahû ehâhu hârûne vezîrâ: kardeşiyle birlikte haruru vezir/bakan
Furkan-36: فَقُلْنَا اذْهَبَا إِلَى الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا فَدَمَّرْنَاهُمْ تَدْمِيرًا
Fe kulnâzhebâ: biz dedik ki gidinilâl kavmillezîne: kavminize
kezzebû bi âyâtinâ: ayetlerimizle yalan söyleyen
fe demmernâhum tedmîrâ: onları ezicilerle yok ettik
Furkan-37: وَقَوْمَ نُوحٍ لَّمَّا كَذَّبُوا الرُّسُلَ أَغْرَقْنَاهُمْ وَجَعَلْنَاهُمْ لِلنَّاسِ آيَةً وَأَعْتَدْنَا لِلظَّالِمِينَ عَذَابًا أَلِيمًا
Ve kavme nûhın: ve nuh kavmilemmâ kezzebûr rusule: resullerine yalan sylediklerinde
agraknâhum: onları boğduk
ve cealnâhum: ve onları yaptık
lin nâsi âyeten: nas için ayet
ve a’tednâ liz zâlimîne: ve zalimler için hazırladık
azâben elîmâ: elim azap
Furkan-38: وَعَادًا وَثَمُودَ وَأَصْحَابَ الرَّسِّ وَقُرُونًا بَيْنَ ذَلِكَ كَثِيرًا
Ve âden: Adve semûdâ: ve semud
ve ashâber ressi: ve ress sahiplerini
ve kurûnen beyne zâlike: ve asırlardır bunların arasındaki
kesîrâ: çoğunu
Furkan-39: وَكُلًّا ضَرَبْنَا لَهُ الْأَمْثَالَ وَكُلًّا تَبَّرْنَا تَتْبِيرًا
Ve kullen darabnâ: her ikisinelehul emsâle: örnekleriyle vurduk
ve kullen tebbernâ tetbîrâ: ve her ikisini de yok ettik
Furkan-40: وَلَقَدْ أَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي أُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ أَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا
Ve lekad etev: geldileralâl karyetilletî umtırat:yağmur yağdırılan köye
mataras sev’ı: kötü yağmur
e fe lem yekûnû yeravnehâ: görmüyorlar mı
bel kânû lâ yercûne nuşûrâ: fakat dirilişi umut etmiyorlardı
Furkan-41: وَإِذَا رَأَوْكَ إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَذَا الَّذِي بَعَثَ اللَّهُ رَسُولًا
Ve izâ raevke : eğer seni alırlarsain yettehızûneke: seni alırlar
illâ huzuvâ: salladılar
e hâzâllezî beasallâhu resûlâ: Allahın yolladığı elçi bumu?
Furkan-42: إِن كَادَ لَيُضِلُّنَا عَنْ آلِهَتِنَا لَوْلَا أَن صَبَرْنَا عَلَيْهَا وَسَوْفَ يَعْلَمُونَ حِينَ يَرَوْنَ الْعَذَابَ مَنْ أَضَلُّ سَبِيلًا
İn kâde: az kalsın bizi ilahlarımızın yolundan saptıracaktıle yudıllunâ an âlihetinâ: eğer sabrımız üzerinizde olmasaydı
lev lâ en sabernâ aleyhâ:
ve sevfe ya’lemûne: ve öğrenecekler
hîne yeravnel azâb: azap gördükleri zaman
e men edallu sebîlâ: yolundan sapan kimse
Furkan-43: أَرَأَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ إِلَهَهُ هَوَاهُ أَفَأَنتَ تَكُونُ عَلَيْهِ وَكِيلًا
E raeyte : gördün mümenittehaze ilâhehu hevâhu: hevasını –çekim gücüünüilah olarak alanları
e fe ente tekûnu aleyhi vekîlâ: o senin vekilin mi / onu vekil yaptın mı?
Furkan-44: أَمْ تَحْسَبُ أَنَّ أَكْثَرَهُمْ يَسْمَعُونَ أَوْ يَعْقِلُونَ إِنْ هُمْ إِلَّا كَالْأَنْعَامِ بَلْ هُمْ أَضَلُّ سَبِيلًا
Em tahsebu: veya hesaplandıenne ekserahum yesmeûne: onların duydukları
ev ya’kılûn in hum : veyahut onların bildikleri
illâ kel en’âmi : onlar enam –akılsız atomgibiler
bel hum edallu sebîlâ: lakin onlar yoldan saptılar
Onların bildikleri duydukları hesap edildi, onlar enam (akılsız enerji/yiyecek stoğu atomlar) gibidirler, lakın onlar yoldan saptılar.
Furkan-45: أَلَمْ تَرَ إِلَى رَبِّكَ كَيْفَ مَدَّ الظِّلَّ وَلَوْ شَاء لَجَعَلَهُ سَاكِنًا ثُمَّ جَعَلْنَا الشَّمْسَ عَلَيْهِ دَلِيلًا
E lem tera: görmedin mi?ilâ rabbike: rabbine doğru
keyfe meddez: nasıl uzatıldı
zıll: gölge
ve lev şâe: ve eğer isterse
le cealehu sâkinâ: onu kıpırdatmaz
summe cealnâş şemse aleyhi delîlâ: sonra güneşi ona işaret /klavuz yaptık
Furkan-46: ثُمَّ قَبَضْنَاهُ إِلَيْنَا قَبْضًا يَسِيرًا
Summe kabadnâhu: sonra onu yakaladıkileynâ kabdan yesîrâ: bize esir aldık
Furkan-47: وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ اللَّيْلَ لِبَاسًا وَالنَّوْمَ سُبَاتًا وَجَعَلَ النَّهَارَ نُشُورًا
Ve huvellezî ceale lekumul: O yaptı sizeleyle: geceyi
libâsen ven nevme subâten: elbise ve derin uyku
ve cealen nehâre nuşûrâ: ve gündüzü dirilişiniz yaptı
Furkan-48: وَهُوَ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ بُشْرًا بَيْنَ يَدَيْ رَحْمَتِهِ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء طَهُورًا
Ve huvellezî: Ve o kimse kierseler: gönderdi
riyâha: rüzgarları
buşran: beşerlere
beyne yedey: ellerim arasına
rahmetihî: rahmetiyle
ve enzelnâ mines semâi: ve göklerden indirdi
mâen tahûrâ: temiz / arıtılmış suyu
Furkan-49: لِنُحْيِيَ بِهِ بَلْدَةً مَّيْتًا وَنُسْقِيَهُ مِمَّا خَلَقْنَا أَنْعَامًا وَأَنَاسِيَّ كَثِيرًا
Li nuhyiye: Diriltmek içinbihî beldeten meyten: bu ölü beldeyi
ve nuskıyehu: ve düzenlemek
mimmâ : ..den dolayı
halaknâ en’âmen: yaptığımız enamlardan –akılsız atomlardan
ve enâsiyye kesîrâ: ve unutulan birç oklarını
Furkan-50: وَلَقَدْ صَرَّفْنَاهُ بَيْنَهُمْ لِيَذَّكَّرُوا فَأَبَى أَكْثَرُ النَّاسِ إِلَّا كُفُورًا
Ve lekad sarrafnâhu beynehum: ve onların aralarındakini harcadıkli yezzekkerû: hatırlamak için
fe ebâ ekserun nâsi illâ kufûrâ: naslardan bir çoğu küfrü reddetti/
Furkan-51: وَلَوْ شِئْنَا لَبَعَثْنَا فِي كُلِّ قَرْيَةٍ نَذِيرًا
Ve lev şi’nâ: ve eğer dileseydikle beasnâ: misyonumuz için
fî kulli karyetin nezîrâ: bütün köylere haberci
Furkan-52: فَلَا تُطِعِ الْكَافِرِينَ وَجَاهِدْهُم بِهِ جِهَادًا كَبِيرًا
Fe lâ tutııl kâfirîne: kafirlere itaat etmeve câhidhum bihî cihâden kebîrâ: onlarla büyük cihad ile mücadele et
Furkan-53: وَهُوَ الَّذِي مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَجَعَلَ بَيْنَهُمَا بَرْزَخًا وَحِجْرًا مَّحْجُورًا
Ve huvellezî meracel bahreyni: ve kim iki denizi karıştırdıhâzâ azbun furâtun: bu içilebilir tatlı
ve hâzâ milhun ucâc: ve bu tuzlu acı
ve ceale beynehumâ: ve yaptık onların arasına
berzehan: engel
ve hıcran mahcûrâ: ve engelleyici taş
Furkan-54: وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ مِنَ الْمَاء بَشَرًا فَجَعَلَهُ نَسَبًا وَصِهْرًا وَكَانَ رَبُّكَ قَدِيرًا
Ve huvellezî halaka: Halg eden –yapanodurminel mâi : sudan
beşeren: beşerleri
fe cealehû neseben: oluşturdu onun nesebini
ve sıhrâ: ve eritti
ve kâne rabbuke kadîrâ: senin rabbin kaadirdir
Furkan-55: وَيَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنفَعُهُمْ وَلَا يَضُرُّهُمْ وَكَانَ الْكَافِرُ عَلَى رَبِّهِ ظَهِيرًا
Ve ya’budûne: ve hizmet ediyorlarmin dûnillâhi: Allah tan altta
mâ lâ yenfeuhum: onlardan fayda yoktur
ve lâ yadurruhum: onların zararı yoktur
ve kânel kâfiru alâ rabbihî zahîrâ: ve sanki kafirler rabbinden üstünmüy gibi
Furkan-56: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Ve mâ erselnâke: ve seni yollamadıkillâ mubeşşiran: sadece uyarıcı
ve nezîrâ: ve elçi
Furkan-57: قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِلَّا مَن شَاء أَن يَتَّخِذَ إِلَى رَبِّهِ سَبِيلًا
Kul mâ es’elukum aleyhi: deki sizden dilemiyorummin ecrin: ücretler
illâ men şâe en yettehıze : ancak alacaklar
ilâ rabbihî sebîlâ: Allah doğru yol –alacaklarhariç
Furkan-58: وَتَوَكَّلْ عَلَى الْحَيِّ الَّذِي لَا يَمُوتُ وَسَبِّحْ بِحَمْدِهِ وَكَفَى بِهِ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًا
Ve tevekkel: ve güvenalâl hayyillezî: diri olan o kimseye
lâ yemûtu: ölümsüz –olana-
ve sebbih bi hamdihî: ve yüzeni övgüyle
ve kefâ bihî: ve yeterince
bi zunûbi ibâdihî habîrâ: günahlardan ve hizmetlerden haberdardır
Furkan-59: الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَى عَلَى الْعَرْشِ الرَّحْمَنُ فَاسْأَلْ بِهِ خَبِيرًا
Ellezî halakas semâvâti vel arda : Gökleri ve yeni yapanve mâ beynehumâ: ve ikisi arasındakileri
fî sitteti eyyâmin: altı gün içinde
summestevâ: sonra üzerine yerleşen
alâl arşir rahmânu: rahmanın arşı üstünde
fes’el bihî habîrâ: haber talep eder
Furkan-60: وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمَنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمَنُ أَنَسْجُدُ لِمَا تَأْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا
Ve izâ kîle lehumuscudû lir rahmâni kâlû : eger onlara rahmana secde etmeleri söylenirseve mâr rahmânu e nescudu:rahmara secre nedir?
li mâ te’murunâ: zira bize emredilmedi
ve zâdehum nufûrâ: bu emir gönülsüzlüğü arttırdı
Furkan-61: تَبَارَكَ الَّذِي جَعَلَ فِي السَّمَاء بُرُوجًا وَجَعَلَ فِيهَا سِرَاجًا وَقَمَرًا مُّنِيرًا
Tebârakellezî ceale fîs semâi burûcen: göklerin içinde kutsanmış burçlar oluşturanve ceale fîhâ sirâcen: ve içinde lamba oluşturan
ve kameran munîrâ: ve ay ışığı
Furkan-62: وَهُوَ الَّذِي جَعَلَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ خِلْفَةً لِّمَنْ أَرَادَ أَن يَذَّكَّرَ أَوْ أَرَادَ شُكُورًا
Ve huvellezî cealel leyle: ve odur geceyi oluşturanven nehâre hılfeten : ve gündüz ayrık/ardında
li men erâde en yezzekkere: doldurmayı isteyenler için
ev erâde şukûrâ: veya şükretmeyi isteyenler
Furkan-63: وَعِبَادُ الرَّحْمَنِ الَّذِينَ يَمْشُونَ عَلَى الْأَرْضِ هَوْنًا وَإِذَا خَاطَبَهُمُ الْجَاهِلُونَ قَالُوا سَلَامًا
Ve ibâdur rahmânillezîne: ve rahmanın kulları kimseleryemşûne: yürürler
alâl ardı: yer üzerinde
hevnen: tevazuyla
ve izâ hâtabehumul câhilûne: ve eğer cahiller onlara hitap ederse
kâlû selâmâ: barış derler
Furkan-64: وَالَّذِينَ يَبِيتُونَ لِرَبِّهِمْ سُجَّدًا وَقِيَامًا
Vellezîne yebîtûne: ve geceyi geçirenlerli rabbihim : rabbi için
succeden ve kıyâmâ: secedede –eğilerek ve kıyamla –ayakta
Furkan-65: وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اصْرِفْ عَنَّا عَذَابَ جَهَنَّمَ إِنَّ عَذَابَهَا كَانَ غَرَامًا
Vellezîne yekûlûne rabbenâsrif: rabbimiz engelle –diye söylüyorlarannâ azâbe cehenneme: bizim hakkımımızdaki cehennem azabını
inne azâbehâ kâne garâmâ: gerçekten onun azabı konuşmayı engeller
Furkan-66: إِنَّهَا سَاءتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
İnnehâ sâet mustekarran: kötü kararve mukâmâ: ve makam
Furkan-67: وَالَّذِينَ إِذَا أَنفَقُوا لَمْ يُسْرِفُوا وَلَمْ يَقْتُرُوا وَكَانَ بَيْنَ ذَلِكَ قَوَامًا
Vellezîne izâ enfekû: eger harcarlarsalem yusrifû: aşırıya kaçmazlar
ve lem yakturû : ve cimrilik yapmazlar
ve kâne beyne zâlike kavâmâ: o ikis arasında kıvamda
Furkan-68: وَالَّذِينَ لَا يَدْعُونَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ وَلَا يَقْتُلُونَ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللَّهُ إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَا يَزْنُونَ وَمَن يَفْعَلْ ذَلِكَ يَلْقَ أَثَامًا
Vellezîne lâ yed’ûne meallâhi ilâhen âhara: Allahla birlikte başka ilah aramayanlarve lâ yaktulûnen nefselletî harramallâhu: Allah’ın yasakladığı nefsi öldürmezler
illâ bil hakkı: ancak hak/sağ ile
ve lâ yeznûn: ve ağırlığı olmayanı
ve men yef’al zâlike yelka esâmâ: ve bunu yapan kimse günah cezası almaz
Furkan-69: يُضَاعَفْ لَهُ الْعَذَابُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَيَخْلُدْ فِيهِ مُهَانًا
Yudâaf lehul azâbu: onların azabı katlanıryevmel kıyâmeti: kıyamet gününde
ve yahlud fîhî muhânâ: ve ölümsüzlük içinde aşağılanmış
Furkan-70: إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ عَمَلًا صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ يُبَدِّلُ اللَّهُ سَيِّئَاتِهِمْ حَسَنَاتٍ وَكَانَ اللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
İllâ men tâbe: ancak tövbe edenve âmene: ve güvende olan
ve amile amelen sâlihan: ve işleri iyi iş olan
fe ulâike yubeddilullâhu seyyiâtihim hasenât: Allah değiştirdi kötü işlerini iyi işlerle
ve kânallâhu gafûran rahîmâ: ve Allah bağışlayan –dır-, esirgeyen –dir
Furkan-71: وَمَن تَابَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَإِنَّهُ يَتُوبُ إِلَى اللَّهِ مَتَابًا
Ve men tâbe: kim tövbe ederve amile sâlihan: ve iyi iş yapar
fe innehu yetûbu ilâllâhi metâbâ: onun tövbesi Allah’a
Furkan-72: وَالَّذِينَ لَا يَشْهَدُونَ الزُّورَ وَإِذَا مَرُّوا بِاللَّغْوِ مَرُّوا كِرَامًا
Vellezîne lâ yeşhedûnez zûra: ve sahte tanıklık etmeyenlerve izâ merrû bil lagvi : eğer sözlerinden geçerseler
merrû kirâmâ: onurlarından da geçerler
Furkan-73: وَالَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا بِآيَاتِ رَبِّهِمْ لَمْ يَخِرُّوا عَلَيْهَا صُمًّا وَعُمْيَانًا
Vellezîne izâ zukkirû: ve eğer erkeklerinebi âyâti rabbihim: rabbinin işaretleri/delilleri
lem yahırrû : yere yüzü koyun kapanmadılar
aleyhâ summen ve umyânen: onlar sağır ve kör -gibidirler
Furkan-74: وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ أَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ أَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ إِمَامًا
Vellezîne yekûlûne: diyorlar kirabbenâ: rabbimiz
heb lenâ: bize canlılıkuykudan uyanış ver/ gözümüzü aç
min ezvâcinâ: eşlerimizden
ve zurriyyâtinâ: ve torunlarımızdan
kurrate a’: sevindiren, neşe kaynağı
yunin vec’alnâ : bize gözler yap
lil muttakîne imâmâ: önde mükellef / eksiksiz
Atomlar kör sayılırlar, onların sadece ışığı/dalgayı algılayabilen sönsör gibi işleyen gözleri var. Bizdeki gibi manzara görme yetisine sahip göz için manzarayı parçalara bölen çok sayıda göz konisine ihtiyaç duyulur. Hal bu ki bir atom bir piksel görüntü tahlil edecek tekilliktedir.
Furkan-75: أُوْلَئِكَ يُجْزَوْنَ الْغُرْفَةَ بِمَا صَبَرُوا وَيُلَقَّوْنَ فِيهَا تَحِيَّةً وَسَلَامًا
Ulâike yuczevnel gurfete: oda/kamara/bölüm ile ödüllendirilirlerbi mâ saberû: sabırlı olanlar
ve yulekkavne: karşılanırlar
fîhâ tahiyyeten ve selâmâ: selam ve barışla
Furkan-76: خَالِدِينَ فِيهَا حَسُنَتْ مُسْتَقَرًّا وَمُقَامًا
Hâlidîne : ölümsüzlükfîhâ hasunet: hoşluk içinde
mustekarran: istikrarlı
ve mukâmâ: yüksek yerde
Furkan-77: قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّي لَوْلَا دُعَاؤُكُمْ فَقَدْ كَذَّبْتُمْ فَسَوْفَ يَكُونُ لِزَامًا
Kul mâ ya’beu bikum rabbî: neyin önemli olduğunu rabbim delev lâ duâukum: eylemlerinizde
fe kad kezzebtum: yalan söylemeyin
fe sevfe yekûnu lizâmâ: ve –yalana zorlamayın
