Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

31- 75 Kıyame

  • Bu bölümde insanın yapsına dair tanımlar var!

    Gerçekte insan, içinde ruh olan ins atomunun adı oluyor. Peki ama burada kemikten bahsediliyor derseniz eğer; Tıpkı biyolojik bedeni ayakta tutan kemikler gibi İns atomunun sağlamlığını ruh sağlıyor. Cümlenin devamı beyanımızı destekler niteliktedir. Son yüzyıl içinde kaleme alınan tefsirlerde “benan” kelimesinin tercümesi koku yerine parmak ucu olarak tefsir ediliyor. Allah, koku kelimesini taammüden kullanmıştır. Kıyamette cesetlerimiz olmayacağı için parmak uçlarınıza kadar aynen yapacağız tefsiri yanlış duruyor.

    Ruhun amelleri manyetizma olarak tecelli ettiğinde, az amel tartısı hafif, çok amel ise tartısı ağır olanların durumunu anlatıyor.

Kıyame-1: لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ

La: hayır/değil
uksimu : kitabın bir bölümü
bi yevmil kıyameti: kiyamet günü
Hayır! kıyamet, kitabın bir bölümü değildir.

Kitap, atom, ruh ve manyetizma bütünlüğünün adıdır. Anılan kitap kelimesi zaten musafı işaret edemez. Yani bir kitap kendini anlatmaz, kitap içeriği kitabın kendisi olamaz.

Kıyame-2: وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ

Ve la uksimu: ve hayır bölümü değil
bin nefsil : nefsin
levvameti: yansımasıdır
Hayır! nefsin de bölümü değil, yansımasıdır.

Kitap fiziksel varlık iken nefs, onun etkisidir. Bu yüzden yukarıdaki cümle fizik anlamda tanım yapıyorken nefs hariç tutularak burada anılıyor. Kıyamet, ruhun atoma kazandırdığı dik duruşun adıdır. Bu meanda dik duruş açıklaması nefs/çekim gücü/gravty/nükleer güçlerden ayrı bir kavram olarak açıklanıyor.

Kıyame-3: أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّن نَجْمَعَ عِظَامَهُ

E yahsebul : içinde/bünyesinde
insanu: insanın
ellen : sonuçta
necmea: biz toplarız
ızamehu: kemiklerini
Sonuçta insanın kemiklerini onun bünyesi içine topladık.

İns atomu ancak içinde bir ruhun kıyamda duruşu ile dik duruyor. Ruh, atomun kemikleri gibi davranıyor, onu canlı ve dik tutuyor.

Kıyame-4: بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ

Bela: evet
kadirine: muktedir olunmak
ala en nusevviye: kadınların üzerinde(dış/etraf)
benanehu: koku
Evet. böylece kadınların üstünde onu (Çarşaf gibi) koku (durgun manyetik alan) oluşturmaya muktediriz.

Durgun manyetik alan, basınçlı kuvvet alanı sayesinde atom etrafındaki her şeyi iterek korunaklı bir yapıya sahip oluyor. Manyetizmanın kuvveti nispetinde etrafındaki alan genişliyor. Böylece bu alana yaklaşan diğen insan atomu onun kokusunu hissediyor. Yusuf kıssasında oğlunun kokusunu uzaktan hissetmesi olayı işte bu alan sayesindedir. Benan, parmak ucu değil koku demektir.

Kıyame-5: بَلْ يُرِيدُ الْإِنسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ

Bel yuridul: ancak istiyor ki
insanu : insan
li yefcure: üflemek
emamehu: önüne
İnsan istiyor ki önüne de üflesin.

Atomunun nefs diye adlandırılan ağzıçekim gücüne sahip, tüm yönlere üflercesine itme kuvveti oluştururken sadec bir cehetten çekim uyguluyor. Aslında bu çok iyi bir özellik ama...

Kıyame-6: يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ

Yes’elu : istedi
eyyane : bu yanı
yevmul kıyameti: kıyam günü
Kıyam gününü bu yanıyla ister.

Tekrar dik duruş yani kıyam için gerekli enerjiyi bu ön yanındaki çekim sayesinde elde eder. Bu çekimi bir "istek/arzu/aşk/sevgi" olarak nitelendirebiliriz. Fizik biliminde bunun adına Nükleer kuvvet ve gravity diyoruz.

Kıyame-7: فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ

Fe iza : eğer
berikal : yıldırım
basar: anlamak
Eğer yıldırımları anlayabilseler.

Kıyame-8: وَخَسَفَ الْقَمَرُ

Ve hasefel : kararmak/kaybolmak
kamer: ay
Ayın kaybolduğunu.

Kıyame-9: وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ

Ve cumiaş : birleştirildi
şemsu : güneş
vel kamer: ve ay
Güneş ve Ayın birleştirildiğini.

Kıyame-10: يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ

Yekulul : o zaman der
insanu: insanlar
yevme izin: o gün
eynel meferr: kaçınılmaz
İnsanlar der "kaçınılmaz o gün."

Kıyame-11: كَلَّا لَا وَزَرَ

Kella: hayır/yoktur
la vezer: düğme
Sığınacak bir yer yoktur.

Düğme, atomların nefs adı verilen açık kısmına diyor, Türkçe'de ilik kelimesi var bunu karşılayan. Bu alanın çekin gücü, anılan olaylar cereyan ederken kaybolmuştur.

Kıyame-12: إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ

İla rabbike: rabbin için
yevme izinil : o gün
mustekarr: kararlı
Rabbin için, İzin günü karar kılmalısın.

Rab, besleyen anlamıyla onun vereceği enerjiyi alabilmek için mevcut durumunda karar kılmak gerekiyor.

Kıyame-13: يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

Yunebbeul: haberdardır
insanu : insanlar
yevme izin : o gün
bima kaddeme: ayaklarından
ve ahhar: sondan
O gün hakkında insanlar son hakkında ayaklarından haberdar edilir.

İnsan atomu etrafındaki titreşimleri elektronu sayesinde algılayabiliyor, Fizik bilimi de elektrik olaylarının tamamının elektronun marifeti olduğunu bilmektedir.

Kıyame-14: بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ

Belil insanu: ancak insanlar - ala nefsihi: nefsleri üzerinden
basiratun: öngörüyle
Ancak insanlar nefsleriyle öngörebilirler.

Kıyame-15: وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ

Ve lev : gerçi
elka : dökmek
meazirahu: bahane
Gerçi bahane uyduruyor.

Kıyame-16: لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ

La tuharrik: taşıma/ kımıldama
bihi lisaneke: lisanınnı/konuştukların
li ta’cele bihi: hızlandırmak
Onun konuştuklarını taşımayın/iletmeyin ki hızlasın.

Tek başına titreşen/ses üreten bir atomun bu titreşimleri iletilmek için başkalarına dokunması gerekiyor, sabit duran diğer atomlar hem iletim/taşıma yapmayacağı gibi titreşimlerin dalga boyu kısalacak, böylelikle frekansı istemsizce artacaktır.

Kıyame-17: إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ

İnne: gerçekten
aleyna : üzerinize
cem’ahu : topladık
ve kur’anehu: kur'anı/ manyetik alanı
Gerçekten üzerinize kur'an'ı topladık!

Atomu/ayeti kuşatan manyetik alan onu koruyor. Manyetik alanı olmayan atom cehennem ateşi karşısında silinir gider. Aleyna ismi hakkında "bela, kötülük" gibi anlamlar veriyorlar, görüldüğü üzere üzerimizdeki Kur'an dır. Ayrıca bu cümlenin tefsirlerinde nedense Kur'an kelimesi yokmuş gibi tercümeler yapılmış; Neden? Çünkü anlatılar atomlara/ayetlere aittir. Başkaca vahiy rivayetlerinde göreceğimiz üzere ayeti kuşatan Kur'an, bir kitap oluşturuyor. Atomun içindeki ruh böylece kitap sahibi oluyor.

Kıyame-18: فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ

Fe iza : eğer
kara’nahu (yazı okumak anlamında değil) : okumamak
fettebi’: takip
kur’anehu: Kur'an'ı
Eğer Kur'an'ı bize okumayacaksanız onu takip edin.

Kıyame-19: ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

Summe: sonra
inne: gerçekten
aleyna : üzerinize
beyanehu: beyan ettik/açıkladık
Sonra, (Kur'an) sizin üzerinize beyanımızdır.

Kıyame-20: كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ

Kella bel : bilekis
tuhıbbunel: sevgi
acilete:acele etmek
Bilakis sevgide acele etti...

Fiziksel çekim gücü, sevgi/aşk olarak tanımlanmış.

Kıyame-21: وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ

Ve tezerunel: bıraktılar
ahirate. : ahiret hayatını
Ahireti terkettiler.

Kıyame-22: وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ

Vucuhun : yüzler
yevme izin: o gün
nadıratun: karartı
O gün yüzler kararmıştır.

Atom çekim alanındaki tüm enerjiyi çekip soğurduğunda ışık/enerji kalmayacak ve kararacaktır. Cümlelerde anılan "o gün" takvim günü olmayıp, olayın gerçekleştiği çevrimi haber verir.

Kıyame-23: إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

İla rabbiha : rabbine doğru
naziratun: gözlerin yönü
Bakışlar rabbine yönelmiştir.

Evrendeki tüm atomların yegane enerji kaynağı rab'dir. Kıyam ve salat için lazım olan enerjiyi temin etmek isteyen atom, mecburen rabbine yönelir.

Kıyame-24: وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ

Ve vucuhun: yüzler
yevme izin : o gün
basiratun: ön görmek
O gün yüzler, (ona) bakmaktadır.

Yönelmiş hale gelirler. Basiret bilmek, zihinle anlamak anlamına geliyor. Rae fiili kullanılsa idi gözlerini doğrultarak bakmak olurdu. Gerçekte bakan göz olurken görme eylemini beyin yapmaktadır.

Kıyame-25: تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

Tezunnu : düşündünüz mü
en yuf’ale biha: onun tarafından
fakıratun: fakirlik
Düşündünüzmü, onun tarafından (beslenmeseniz) fakirlik.

Kıyame-26: كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ

Kella : her ikisi
iza : eğer
belegatit: ulaşmak
terakıye: köprücük kemiği
her iki köprücük kemiğine ulaştığında.

Kıyame-27: وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ

Ve kile: söylendi
men rak: uygarlıktan beri
Gelişimle bu söylenmişti.

Kıyame-28: وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ

Ve zanne : sanırsın
ennehul: ki o
firak: ayrılmış/ayrı
Sanırsın i o ayrıktır.

Kıyame-29: وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ

Velteffetis : dönmüş
saku : bacağı
bis sak: bacağına
bacakları birbirine dolaşmıştır.

Kıyame-30: إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ

İla rabbike: rabbiniz size
yevme izinil : o gün
mesak: bacağın kaynağı
O gün rabbiniz, bacağınızın da kaynağıydı.

Kıyame-31: فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى

Fe la : değildi
saddeka : sadık
ve la salla: duanız da
Sadık değildiniz, duanız yoktu.

Kıyame-32: وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى

Ve lakin: lakin
kezzebe: yalan
ve tevella: yüz çevirme
Lakin yalancı ve yüz çevirenler.

Kıyame-33: ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى

Summe : sonra
zehebe: ardından
ila ehlihi: ailesine
yetemetta: el uzatmak
Ardından ailesine el uzattılar.

Kıyame-34: أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى

Evla :ilk
leke: senin
fe evla: yakınma
İlk sen yakındın.

Kıyame-35: ثُمَّ أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى

Summe : sonra
evla : ilk
leke : senin
fe evla: ilkin
Sonra ilk senin yakınmandan (ötürü).

Kıyame-36: أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

E yahsebul : hesaplanmış
insanu : insan
en yutrake:bırakılmış
suda: boşuna
İnsanı boşuna başı boş bırakmadık, bu hesaplanmış bir durumdu.

Kıyame-37: أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى

E lem : ağrı
yeku : sen
nutfeten : karışım
min meniyin : meniden/onunla
yumna: sağda
Sagdakinden ağrı ile atılan nutfeyle oluşan.

Kuarklar çiftler halindeler. Önceki bölümlerde dişi ve erkek hakkında bilgi iletilmişti. İşte burada kuarklardan birini içindeki sıvının bir zahmet (Mermezkaç kuvveti olabilir, girdap) ile dışarı atılması ve bu nutfenin diğer kuarkda toplanması hadisesidir. Fizik anlamda eşit yüklü iki kuarkın, pozitif ve negatif olarak ters yüklenmesi anlatılıyor. Ters yükler sayesinde bir çekim, birliktelik, sevgi, aşk, potansiyel oluşuyor.

Kıyame-38: ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى

Summe : sonra
kane : gibi
alakaten : sülük
fe halaka : oluştu
fe sevva: sadece su yerleştirme
Sonra onu sülük gibi su kullanarak halg etti

Yaratma eylemi başka bir şey. Halg/halk etme, bir şeyi kullanarak başka bir şey yapmak, kumaşın elbise yapılması, Terzi elbiseyi kumaştan halk etmektir-yapmaktır.)

Kıyame-39: فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى

Fe ceale: oluşturdu
minhuz : onları
zevceyniz: çift halinde
zekera: erkek
vel unsa: ve dişi
Onları çiftler halinde erkek ve dişi olarak kıldı/oluşturdu.

Ca'l fiili de yaratmak değil. Yaratmak, yarmak kökünden geliyor. Ortada bir bütün var, Allah her şeyi bu bütün içinde, bütünü küçük küçük yararak yaratıyor.

Kıyame-40: أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَى

E leyse: değil
zalike: onları
bi kadirin : kudretiyle
ala en yuhyiyel : canlandırmak
mevta: ölüleri
Onlar canlı değiller! O kudretiyle cansızı böyle canlandırıyor.

Anladığımız şu oldu ki canlılık, zıtlıktan oluşuyor. Erkek ve dişilik, fiziksel anlamda ters iki kutuplaşma ve onların arasındaki zıtlık seviyesi-gerilim-potansiyel fark ile meydan geliyor. Bir boşluk ve ondan alınan miktar kadar doluluk sayesinde çok geçerli temel fizik yasası doğmuş oluyor; Boşluklar doldurulur!