Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

49- 28 Kasas

  • Denizin yarılması neyi anlatır?
    Evrenin durağan manyetizması içinde Musa ve Firavun'un başına gelenler bu bölümde anlatılıyor.
    Firavunların elektronu olmayışından ötürü evrenin manyetizması içinde boğuluyorlar.

    Vahiy rivayetlerinde aktarılan kıssalar elektriğin işleyişini anlatan teknik ayrıntılar olarak karşımızda duruyor. Enerji seviyelerinin yükseltilmesi, emisyon tüplerinin çalışmasını ve radyo haberleşmesini anlatıyor. Vakum tüplerinin çalışma prensibi elektronların ısı ile genişlemeleri prensibine dayanır. Lam atomuna ait asanın yılan gibi hareket etmesi, proton ile elektron arasındaki uzantıyla ilgilidir.
    Buradaki anlatıları hikâye gibi dinleyenler olabilir, olaylara hikâye gözü ile bakmanın bize hiçbir menfaati olmayacağını söylemeye gerek yoktur.

Kasas-1: طسم

Ta sin mim.

Kasas-2: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Tilke : bunlar
ayatul : ayetleri
kitabil : kitabın
mubin : gösterilen
Bunlar, kitapta gösterilen ayetlerdir.
Gösterilmek fiilini yazılmış şeklinde çevirmek doğru olmuyor. Ayetlerin gözükebilmeleri için evreni dolduran enerji denizi/Higgs den ayrışarak belirginleşmeleri lazımdır. Ayetleri kuşatan manyetizma /Kur’an sayesinde kitap halini alan atom, ışıltısıyla görünür hal alıyor. Eylem, kendiliğinden gelişmediğinden ötürü gösteren iradeye atıf yapılarak bir failin varlığını vurgulayan cümle kuruluyor.
Kitabın içinde gösterilen ruhun , sadece enerjiden ibaret cinn grubundan olduklarını görüyoruz. Elif, Lam ve Ra ayetleri İns grubunda iken Ta, Ha ve mim enerjidirler. Burada sadece Ta ve mim anılıyorken Ha atlanmış gibi gözükse de gerçekte sin isimli kuarkta barınan ilk ve son nebi isimleri yer alıyor. Bundan maksat Ta ve Mim’in aynı milletten olduğunu matematiksel yoldan vurgulamaktır.

Kasas-3: نَتْلُوا عَلَيْكَ مِن نَّبَإِ مُوسَى وَفِرْعَوْنَ بِالْحَقِّ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

Netlu aleyke : seni takip ediyoruz
min nebei musa : musanın haberinden
ve fir’avne : ve büyük evin (haberinden)
bil hakkı : sağdakiyle –sin ile-
li kavmin : halkın /milletin için
yu’minun : sigorta /güvenlik
Seni Musa’nın ve büyük evin haberinden sağdakiyle takip ediyoruz, halkının güvenliği için
Evrende Musa milletinden önce İbrahim milleti vardı. İns atomları aynı idi fakat içlerindeki ruh değişiyordu. Buradan anlıyoruz ki evren üç evreden ibaret bir gün döngüsü içindedir. Elif atomunda barınan ruhlar için İbrahim milleti deniyor. Sonra Elif atomu yeniden ev sahipliği yaparak içinde Muhammed nebiyi barındıracaktı. Tabi Lam atomu içinde Musa nebi hayat sürmüştü. İçinde hiç nebi barınmayan en büyük atom olan Ra atomu ise Musa zamanında firavun olarak anılıyor.

Kasas-4: إِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْأَرْضِ وَجَعَلَ أَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِّنْهُمْ يُذَبِّحُ أَبْنَاءهُمْ وَيَسْتَحْيِي نِسَاءهُمْ إِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

İnne fir’avne ala : büyük ev yücedir /büyüktür
fil ardı : yer'in içinde
ve ceale ehleha : ve ailesini oluşturuyor
şiyean : fırka olarak taraftarlar
yestad’ıfu taifeten: güçlü, yaramaz sınıf
minhum: onlar ki
yuzebbihu: katlediyor
ebnaehum : onların çocuklarını
ve yestahyi nisaehum : ve kadınları utandırıyorlar
innehu kane : öyleydiler
minel mufsidin : verdikleri hasarlar
Firavunlar, en büyük atomlara deniliyor. Zaten firavun kelimesi motemot büyük ev demektir. Musa neslinin çocuklarını katledip elektronda kendi oğullarınıoluşturmak istiyor. Ki kendi nesli devam edebilsin. Aslında onlar ferden varlar, yani bir element /kabile/köy oluşturamıyorlar, çünkü ne manyetizmaları var ne de oğulları. Oğul edinme çabaları da sonuçsuz kalacaktır.
Onlar ki verdikleri hasarla onların çocukların katlediyor, kadınları utandırıyordular.
Gökler, yerin çok üzerinde, yücelerde duruyor ve aşağıda kalan yer/elektronu kendi oğul olarak ailesini/ahalisini oluşturmaya çalışıyordu. Firavunların içinde racul cinn üflenmemesine karşın atıl enerjiden mütevellit ruh giriyor ve ortaya bir insan çıkıyordu. Bu insan, diğer insanlardan büyük yapıda oluyordu. Çünkü Musa (nebi) nesli zamanında ruhlar Lam rumuzlu ins atomuna üfleniyor, Ra rumuzlu en büyük ins atomu başka iş görecek şekilde planlanıyordu. Firavun, büyük ev anlamıyla ruhlara ev olan ins atomlarının hacimce en büyük olanıydı, ismini öyle almıştı. Onlar bir ins atomunun içine kendi çekim gücüyle giren enerjinin ruh olarak düşünme ve akıl özelliği sayesinde kendilerinin varlığının kendilerinden olduğun sanıyorlardı. Etraflarındaki Musa neslinin kadınlarına ve çocuklarına zarar veriyorlardı. Başkaca vahiy anlatılarında gördüğümüz/anladığımız üzere işleyen süreç sonunda Musa neslini yok etmiştiler.)

Kasas-5: وَنُرِيدُ أَن نَّمُنَّ عَلَى الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا فِي الْأَرْضِ وَنَجْعَلَهُمْ أَئِمَّةً وَنَجْعَلَهُمُ الْوَارِثِينَ

Ve nuridu : biz istiyoruz
en nemunne : ?
alallezinestud’ıfu : zayıflayanlar
fil ardı : yer içinde
ve nec’alehum : biz onları yaptık
eimmeten : öne geçirdik
ve nec’alehumul : ve onarı yaptık
varisin : mirasçı

Kasas-6: وَنُمَكِّنَ لَهُمْ فِي الْأَرْضِ وَنُرِي فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا مِنْهُم مَّا كَانُوا يَحْذَرُونَ

Ve numekkine lehum: onların kalmalarına izin ver
fil ardı : yer'in içinde
ve nuriye fir’avne: büyük evi görelim
ve hamane : ve hamanı'da
ve cunudehuma : onların askerlerini de
minhum ma kanu : onlardan olmayanları da
yahzerun: uyarıyorlar

Kasas-7: وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ

Ve evhayna : biz ilham ettik
ila ummi musa : Musanın annesine
en erdıihi: çocuk emzirmesini
fe iza hıfti : öyle korkarsa
aleyhi fe elkihi : onu attı
fil yemmi : acı içinde
ve la tehafi : korkma
ve la tahzeni: üzülme
inna radduhu ileyki : değiştirmek senin elinde
ve caıluhu : ve oluşumları
minel murselin: haberciler yaptı

Kasas-8: فَالْتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهُمْ عَدُوًّا وَحَزَنًا إِنَّ فِرْعَوْنَ وَهَامَانَ وَجُنُودَهُمَا كَانُوا خَاطِئِينَ

Feltekatahu alu fir’avne li yekune : büyük ev hepsini aldı /kabul etti
lehum aduvven: onları düşmanlarını
ve hazena: ve üzüntülerini
inne fir’avne ve hamane : gerçekten firavun ve haman
ve cunude hu ma : ve onların askerleri
kanu hatıin : günahkardılar

Kasas-9: وَقَالَتِ امْرَأَتُ فِرْعَوْنَ قُرَّتُ عَيْنٍ لِّي وَلَكَ لَا تَقْتُلُوهُ عَسَى أَن يَنفَعَنَا أَوْ نَتَّخِذَهُ وَلَدًا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Ve kale : dedi
timraetu : eşlerine
fir’avne : büyük ev
kurratu aynin li : benim göz bebeğim için
ve leke: ve senin
la taktuluhu : onu öldürme
asa en yenfeana : umarım bize fayda sağlar
ev nettehızehu veleden: veya bir çocuk al
ve hum la yeş’urun: binlar hissetmezler

Kasas-10: وَأَصْبَحَ فُؤَادُ أُمِّ مُوسَى فَارِغًا إِن كَادَتْ لَتُبْدِي بِهِ لَوْلَا أَن رَّبَطْنَا عَلَى قَلْبِهَا لِتَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Ve asbaha fuadu : kalbi oldu
ummi musa: musanın annesi
fariga: boş
in kadet: neredeyse
le tubdi bihi :
lev la en rabatna: bize bağlamasaydık
ala kalbiha : kalbi üstünde
li tekune : olması için
minel mu’minin: güvendekilerden

Kasas-11: وَقَالَتْ لِأُخْتِهِۦ قُصِّيهِ ۖ فَبَصُرَتْ بِهِۦ عَن جُنُبٍ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Ve kalet li uhtihi: kız kardeşine dedi
kussihi: ?
fe besurat bihi an cunubin: ve onu onların yanında gördüm
ve hum la yeş’urun: ve onlar hissetmediler

Kasas-12: وَحَرَّمْنَا عَلَيْهِ الْمَرَاضِعَ مِن قَبْلُ فَقَالَتْ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى أَهْلِ بَيْتٍ يَكْفُلُونَهُ لَكُمْ وَهُمْ لَهُ نَاصِحُونَ

Ve harramna aleyhil meradıa min kablu : emzirmesini yasaklamadan önce
fe kalet hel edullukum: seni tanıyormuyum dedi
ala ehli beytin : üstünüzdeki ev sahipleri
yekfulunehu lekum: sizin kefiliniz olarak
ve hum lehu nasıhun: ve onları danışman olarak

Kasas-13: فَرَدَدْنَاهُ إِلَى أُمِّهِ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَلِتَعْلَمَ أَنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Fe radednahu ila ummihi: onu annesine gönderdik
key tekarra aynuha: onu gözünden tanıması için
ve la tahzene: üzülme
ve li ta’leme enne: öğrenmesi için
va’dallahi hakkun : Allah’ın vaadinin sağa –doğru- olduğunu
ve lakinne ekserahum la ya’lemun: lakin çoğu bilmiyorlar

Kasas-14: وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَاسْتَوَى آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

Ve lemma belega eşuddehu : gücüne eriştiğinde
vesteva: olgunlaştığında
ateynahu hukmen: ona karar getirdik
ve ilma: ve bilgi
ve kezalike neczil muhsinin: yanı sıra iyilikle ödüllendirdik

Kasas-15: وَدَخَلَ الْمَدِينَةَ عَلَى حِينِ غَفْلَةٍ مِّنْ أَهْلِهَا فَوَجَدَ فِيهَا رَجُلَيْنِ يَقْتَتِلَانِ هَذَا مِن شِيعَتِهِ وَهَذَا مِنْ عَدُوِّهِ فَاسْتَغَاثَهُ الَّذِي مِن شِيعَتِهِ عَلَى الَّذِي مِنْ عَدُوِّهِ فَوَكَزَهُ مُوسَى فَقَضَى عَلَيْهِ قَالَ هَذَا مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ إِنَّهُ عَدُوٌّ مُّضِلٌّ مُّبِينٌ

Ve dehalel medinete: şehre girdi
ala hini gafletin min ehlihafe : gafletiçindeki halkından
vecede fiha raculeyni yaktetilani : iki erkek –kişi- kavga üzerinde buldu
haza min şiatihi: bu destekçi /yandaşlardan
ve haza min aduvvihi: ve bu düşmanından
festegasehullezi: ona yalvardı
min şiatihi alallezi: destekçi /yandaşlardan yemin edenler kimdir?
min aduvvihi: düşmanından
fe vekezehu musa: ve Musa onu batırdı /sapladı
fe kada aleyhi: o öldü
kale haza: dedi bu
min ameliş şeytan: şeytanın işidir
innehu aduvvun mudillun mubin: gerçekte bu gösterilen serap /aldatıcı düşmandır

Kasas-16: قَالَ رَبِّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي فَاغْفِرْ لِي فَغَفَرَ لَهُ إِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Kale rabbi inni zalemtu nefsi : dedi rabbim kendime zulüm ettim (yoksun kaldım)
fagfirli: beni affet
fe gafera lehu: onu da affet
innehu huvel gafurur rahim: gerçekten o bağışlayan /hoş gören, esirgeyendir

Kasas-17: قَالَ رَبِّ بِمَا أَنْعَمْتَ عَلَيَّ فَلَنْ أَكُونَ ظَهِيرًا لِّلْمُجْرِمِينَ

Kale rabbi bima en’amte aleyye: dedi rabbim beni nimetlendirdin
fe len ekune zahiran lil mucrimin: ben zalimlere yardım edenlerden olmayacağım

Kasas-18: فَأَصْبَحَ فِي الْمَدِينَةِ خَائِفًا يَتَرَقَّبُ فَإِذَا الَّذِي اسْتَنصَرَهُ بِالْأَمْسِ يَسْتَصْرِخُهُ قَالَ لَهُ مُوسَى إِنَّكَ لَغَوِيٌّ مُّبِينٌ

Fe asbaha fil medineti haifen yeterakkabu: şehrin içindeki korkmuş halde bakleyenlerden oldu
fe izallezistensarahu: ona yalvaran /yardım isteyen
bil emsi yestasrihuhu: dün kazançlıydı
kale lehu musa: musa ona dedi
inneke le gaviyyun mubin: gerçekten sen dil ile gösterilensin

Kasas-19: فَلَمَّا أَنْ أَرَادَ أَن يَبْطِشَ بِالَّذِي هُوَ عَدُوٌّ لَّهُمَا قَالَ يَا مُوسَى أَتُرِيدُ أَن تَقْتُلَنِي كَمَا قَتَلْتَ نَفْسًا بِالْأَمْسِ إِن تُرِيدُ إِلَّا أَن تَكُونَ جَبَّارًا فِي الْأَرْضِ وَمَا تُرِيدُ أَن تَكُونَ مِنَ الْمُصْلِحِينَ

Fe lemma en erade: ne zaman ki istedi
en yabtışe billezi huve aduvvun lehuma: onunla onu yenmek
kale ya musa: dedi ey Musa
e turidu: istiyor musun?
en taktuleni kema: beni öldürdüğün gibi
katelte nefsen: nefesimi öldürmek
bil emsi: dün
in turidu: istiyorsun
illa en tekune cebbaren fil ardı : yerin içinde güçlü olmayı
ve ma turidu: ve istemiyorsun
en tekune minel muslihin: ıslah edenlerden olmayı

Kasas-20: وَجَاء رَجُلٌ مِّنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ يَسْعَى قَالَ يَا مُوسَى إِنَّ الْمَلَأَ يَأْتَمِرُونَ بِكَ لِيَقْتُلُوكَ فَاخْرُجْ إِنِّي لَكَ مِنَ النَّاصِحِينَ

Ve cae raculun min aksal medineti yes’a: şehrin öbür ucundan bir adam geldi
kale ya musa: dedi ey Musa
innel melee: mollaların
ye’temirune: sana gelecekler
bike li yaktuluke : seni öldürmek için
fahruc inni: beni çıkardılar
leke minen nasıhin: senin tavsiye edenlerinden