Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

37- 54 kamer

  • Ay hakkında bilgi.

    Atomun koni yüzeyine ay deniyor. Koni yapı uzatılarak sivri ucu (yer) elektrona dönüşüyor, sonra etrafında levhalardan bir manyetik alan oluşturuluyor.

    Ay yüzeyi üzerine gelen her tür ışımayı da yansıtabiliyor. Görülme, atom yüzeyinin yansıtma özelliği sayesinde neşet ediyor.

    Ay, rüzgarlardan etkilenerek palmiye ağaçları gibi eğiliyor, bu özellik ise manyetik endüksiyon ve elektrik kuvvetinin naklini mümkün kılıyor.

Kamer-1: اقْتَرَبَتِ السَّاعَةُ وَانشَقَّ الْقَمَرُ

İkterabetis saatu: saati yaklaştı
ven şakkal kamer: ayın yarılması
Ay'ın ayrılma vakti yaklaştı.

Kamer-2: وَإِن يَرَوْا آيَةً يُعْرِضُوا وَيَقُولُوا سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ

Ve in yerav ayeten: bir ayet görürlerse
yu’ridu: tepki gösteriyorlar
ve yekulu sihrun mustemirrun: sürekli bu bir sihirdir
Bir ayet görseler sürekli tepki gösteriyor “bu bir sihirdir.” (derler)

Ayet görmek!
Dikkat ederseniz "Ayet işitmek" veya "Ayet okumak" demiyor. Çünkü Ayet, atomlar için sarf edilen isimdir. Atomların algılanması/izlencesi ancak üzerine gelen ışımayı yansıtmasıyla mümkündür. Olay ay yüzeyi sayesinde görünürlük kazandığında bir sihir olarak tanımlanabilir.

Kamer-3: وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ

Ve kezzebu vettebeu : yalanı takip ediyorlar
ehvaehum : arzuları
ve kullu emrin mustekırrun: hep kararlı kalmak
Bir yalana takıldılar. Onların arzuları, kararlı kalmak.

Atomların ürettiği her eylem/titreşim yalan olarak tanımlanıyor. Aslı olmayan her yansıma ve sözün yalan olarak nitelenmesi uygun bir ifadedir.

Kamer-4: وَلَقَدْ جَاءهُم مِّنَ الْأَنبَاء مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ

Ve lekad caehum: Onlara gelen
minel enbai : haber
ma fihi muzdecer: içinde caydırıcı ne vardı

Kamer-5: حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ

Hikmetun : fizik alem
baligatun: çok
fe ma tugnin nuzur: şarkı geliştirdi
Fizik özellikler çok bilgelikle gelişti.

Atomun fiziksel yapısı ve özelliklerinin gelişimi bir süreç ve bilgelikle oluyor.

Kamer-6: فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَى شَيْءٍ نُّكُرٍ

Fe tevelle anhumyevme: bir gün gelecek onlara
yed’ud dai : çağrılacak
ila şey’in nukur: inkar edilemez şey
Gün gelecek onların inkar edemeyeceği şey olacak.

Kamer-7: خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ

Huşşean : aşağıda // ebsaruhum : gözleri
yahrucune : dışarı çıkmak
minel ecdasi : mezar
keennehum : sanki onlar
ceradun munteşir: yayılan çekirge
Kabirlerden, gözleri aşağıda-cinsel bölgeye bakar şekilde- çıkarlar. Sanki onlar, çekirgeler gibi etrafa -maksatsız şekilde- yayılmaktadırlar.
Atomların göğsü mahrem bölgedir.Çünkü onlar kafadan bacaktır. Cümlede boyunlar eğilmiş halde olunca tepelerindeki tek göz, artık tepeye değil karşıdakinin göğsüne bakar halde oluyor. Bu men ediliyor. Çünkü fırlatılan fotonlar direkt göze gelir.

Kamer-8: مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَذَا يَوْمٌ عَسِرٌ

Muhtıine: uyarıldı
ilad dai yekulul : körler
kafirune:inkar edenler
haza yevmun asir: bu zor bir gün
Körler ve kafirler uyarıldı: Bu zor bir gündür!

Kamer-9: كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ

Kezzebet kablehum kavmu nuhın: nuh kavminden önce yalan söylediler
fe kezzebu abdena : kölemiz yalan seyledi
ve kalu mecnunun vezducir: çılgınca ve ters cevap verdiler
Nuh kavminden önce de yalan söylediler, çılgınca ve ters cevaplar verdiler.

Kamer-10: فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانتَصِرْ

Fe dea rabbehu: Rabbi çağırdı
enni maglubun fentasır: yenilgiye uğramayıp zafer
Yenilgiye uğramayıp/zafer elde edenleri rabbi çağırdı.

Kamer-11: فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاء بِمَاء مُّنْهَمِرٍ

Fe fetahna : Açtık
ebvabes semai : göklerin kapıların
bi main munhemir: dökülen suyla
Göklerin kapılarını açtık, (içinden dışarı) dökülen suyla.

Göklerin içi boşaltılarak ruhlara böylelikle mekan -cennet- yapılıyor.

Kamer-12: وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاء عَلَى أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ

Ve feccernal arda : Yer'i patlattık
uyunen: gözler
feltekal mau: suyla tanıştı
ala emrin kad kudir: emrimiz üzerine oldu
Yer'i -elektronu- patlattık, gözler suyla tanıştı. Bunlar emrimiz üzerine oldu.

Yer'in patlaması, denildiği gibi bir kürenin oluşup ışık hızı ile büyümesinin anlatımından ibaret. Yer etrafında oluşan denizi, atomun içindeki ruh hiç görmemişti. Balığın denizi bilemeyişi gibi atom da içinde yüzdüğü evreni algılayamıyor. Ne zamanki kendi etrafını kuşatan denizin hareketini hissediyor, o zaman tatlı diye anılan bu denize şahit oluyor.

Kamer-13: وَحَمَلْنَاهُ عَلَى ذَاتِ أَلْوَاحٍ وَدُسُرٍ

Ve hamelnahu: onu biz taşıdık
ala zati elvahın : tıpkı tabak gibi levhalar
ve dusur: ve ileri itme ile
Onu biz taşıdık, tıpkı tabak gibi yassı yuvarlak levhaları ileri doğru sürerek/ittirerek yaptık.

Elektronu meydana getiren su/manyetik alanı biz protonun içinden taşınan su/manyetizma ile oluşuyor. Suda genişleyen halkalar gibi büyüyerek levhalar oluyorlar. ardışık levha oluşturuldukça öndekini ittiriyor. Sonuçta üst üste duran cd leri andıran yapı çıkıyor ortaya.

Kamer-14: تَجْرِي بِأَعْيُنِنَا جَزَاء لِّمَن كَانَ كُفِرَ

Tecri : yer almak
bi a’yunina cezaen: gözlerimizle mükafaat alın
li men kane kufir:inkar edenlere oldu

Kamer-15: وَلَقَد تَّرَكْنَاهَا آيَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Ve lekad teraknaha ayeten: Ayetler bıraktık
fe hel min : kim bilebildi
muddekir: ölçme ,bağlantı, gelişim
Bıraktığımız ayetleri kim ölçtü ki? /bilebilir ki? / Geliştirdi ki?

Atomlar körler, onlara vahyedilmediği müddetçe etrafında olanları bilemiyorlar. Peygamberler atomların dünyasında bu iş için var, onlar aldıkları vahiy uyarında etraflarında topladıkları atomlarla çeşitli elementleri oluşturuyorlar.

Kamer-16: فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe keyfe kane azabi: Azap nasıldı
ve nuzuri: ve yemin
Yemine karşılık azap nasıldı?

Kamer-17: وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Ve lekad yessernal kur’ane : kur'andan memnuniyet duyduk
liz zikri : zikrinden
fe hel min : kim bilebildi- muddekir: ölçme ,bağlantı, gelişim
Kur'an'ın zikrinden memnuniyet duyduk, kim bilebilir ki?

Kamer-18: كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Kezzebet adun: yalanı döndü - fe keyfe kane azabi : azap nasıl oldu - ve nuzuri: ve yemin

Kamer-19: إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ

İnna erselna : gönderdik
aleyhim: onlara
rihan : rüzgar
sarsaran: öfkeli
fi yevmi nahsin mustemirr: gün boyu sürekli hissedilen
Muhakkak ki Biz, onların üzerine uğursuzluğu (felaketleri), gün boyu devam eden sarsaran rüzgarı Onlara gün boyu hissedecekleri öfkeli rüzgar gönderdik.

(Rüzgar, değişken manyetik alana deniyor. Gün boyu hissedileceğini söylüyor, bu elbet çok uzun bir süre, hele ahiret hayatının bir günü bizim bin yılımıza denk iken süre boyunca atomların oldukça zor durumda kalacakları kesindir. Bu ve diğer vahiy anlatılarının neredeyse tamamı, bizi ahiret hayatına hazırlamak içindir. Gideceğimiz yerde bir başımıza kör halde başımızın çaresine bakmak zorunda kalacaığız. Tabiatıyla ön bilgileri almış olarak gidip atomik boyutlardaki yeni hayatımızı sürdürürken bu bilgiler sayesinde hayattı kalma şansı elde edeceğiz. Bahsi gecen rüzgara/manyetik alana maruz kalan atom, ot gibi eğilerek öyle rükuda kala kalacak.

Kamer-20: تَنزِعُ النَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ

Tenziun nase : insanları alır
ke ennehum a’cazu: eğilmiş palmiye ağaçları gibi
nahlin munkair: küklerinden sökülmüş
(rüzgar) insanları alır, onları kökünden sökülmüş eğilmiş palmiye ağaçlarına çevirir.
Manyetik rüzgarlar insan atomlarını eğip, ait olduğu yerden koparacak güçteler.

Kamer-21: فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe keyfe kane azabi : azap nasıl oldu
ve nuzuri:ve yemin
Yeminim neydi, azabım nasıl oluştu?

Kamer-22: وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Ve lekad yessernal kur’ane : kur'andan memnuniyet duyduk- liz zikri : zikrinden- fe hel min : kim bilebildi- muddekir: ölçme ,bağlantı, gelişim
Kur'an'ın zikrinden memnuniyet duyduk, kim bilebilir ki?

Kamer-23: كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِالنُّذُرِ

Kezzebet semudu: semud yalancıydı
bin nuzuri:yeminle
Yeminle, semud yalancıydı.

Kamer-24: فَقَالُوا أَبَشَرًا مِّنَّا وَاحِدًا نَّتَّبِعُهُ إِنَّا إِذًا لَّفِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

Fe kalu e beşeren: dediler söylüyoruz
minna vahiden: bize bir'i
nettebiuhu: takip etmek
inna izen lefi dalalin : öyleyse dalaletin için
ve suur:fiyatı
Dediler ki; Söylüyoruz bir'i göster onu takip edelim.

Kamer-25: أَؤُلْقِيَ الذِّكْرُ عَلَيْهِ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ

E ulkıyez : ---
zikru aleyhi : o erkek
min beynina : aramızdan
bel huve kezzabun : ama bu yalancı
eşir: taşkınlık yapmak

Kamer-26: سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ الْكَذَّابُ الْأَشِرُ

Se ya’lemune: öğrenirler
ğaden : yarın
menil kezzabul: yalancı
eşir: taşkınlık yapmak

Kamer-27: إِنَّا مُرْسِلُو النَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَارْتَقِبْهُمْ وَاصْطَبِرْ

İnna mursilun: gerçekten gönderilen
nakati fitneten: devenin cazibesi
lehum : onlara
fertekıbhum : izlediler
vestabir: sabırla
Onlara gönderilen devenin cazibesini izlediler sabırla.

Deve, dünyadaki deve değil tabi. Yeryüzündeki deve, hörgüçlerinden ötürü atomların en önemli özelliğinden almış adını. Haddizatında dünyadaki her şey atomların dünyasındaki isimleri almış YAni evvel olan atomların yaşantısı idi. Atomların içindeki ruh, edindiği bu bilgiyi dünya üzerinde kullandı. Yeryüzü, gökyüzü, yağmur, deniz, güneş, ay ve daha birçok ismin ilk konulduğu şeyler bu dünyada değiller. Benzerlikleri veya gördükleri iş hasebiyle adlandırıldılar. Deveye gelince , elementin valans bandındaki elektronların ismi deveye verildi. Onların çift ve tek hörgöçleri kenetlendiğinde tek hörgüçlü elementten ötekini, ve çift hörgüçlü elementten diğerine titresim aktarılarak aralarında irtibatlıyorlar. Bunun uygulama alanını beynimizde bulabiliyoruz. İçinde ruh bulunan atomun titreşimleri, çift hörgüce ve oradan biyolojik bedene kumanda ediyor.

Kamer-28: وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ الْمَاء قِسْمَةٌ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ

Ve nebbi’hum: onlara söyle
ennel mae: su
kısmetun: bölünmüş
beynehum: aralarında
kullu şirbin : her içim
muhtedar: öldürüyor
Onlara aralarında bölünmüş suyu söyle, her içimde (azaldığı için) ölüyor.

Başka vahiy açıklama cümlelerinde göreceğiz 'devenin sulanması'ndan bahsedilir. Beyinde enerji yönünden beslenmesiz kalan bu irtibat atomları yani develer her iş görüşle birlikte bir miktar küçülmekte yani susuz kalmaktadır.

Kamer-29: فَنَادَوْا صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَى فَعَقَرَ

Fe nadev : çağırdılar
sahıbehum : sahiplerini
fe teata : sulayın
fe akar: ---
Sahibini çağırdılar, sulayın.

Deveyi sulamak ancak yeni şeyler öğrenmekle mümkün. Sürekli okuma ve yeni şeyler öğrenme, beyindeki atomların tek enerji kaynağı gibi gözükmekte.

Kamer-30: فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe keyfe kane azabi : azap nasıl oldu - ve nuzuri:ve yemin
Yeminim neydi, azabım nasıl oluştu?

Kamer-31: إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَكَانُوا كَهَشِيمِ الْمُحْتَظِرِ

İnna erselna: gerçekten gönderdik
aleyhim sayhaten: onlar bağırdık
vahıdeten: bir birim/boyutsul
fe kanu : olay
ke heşimil muhtezir: senin ezilmişliğin/yenilmişliğin
Gerçekten onlara gönderdik bir birim; Olay senin ezilmişliğin.

Kamer-32: وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Ve lekad yessernal kur’ane : kur'andan memnuniyet duyduk
liz zikri : zikrinden
fe hel min : kim bilebildi // muddekir: ölçme ,bağlantı, gelişim
Kur'an'ın zikrinden memnuniyet duyduk, kim bilebilir ki?

Kamer-33: كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ بِالنُّذُرِ

Kezzebet kavmu lutın : lut kavmi çok yalan söylüyor
bin nuzuri: yeminli
Lut kavmi çok yalan söylüyor, yeminli oldukları halde.

Kamer-34: إِنَّا أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّا آلَ لُوطٍ نَّجَّيْنَاهُم بِسَحَرٍ

İnna erselna: gönderdik
aleyhim hasiben: onlara haberci
illa ale lut: ancak çokluğumuzun
necceynahum : kurtuluşu
bi sehar: sihirle
Onlara haberci gönderdik, çokluğunuzu ancak bir sihir kurtaracak.

Sihir, var olanı farklı ve bilgiye dayalı olarak çabucak birleştirmek... Mevcutta olan atomların kenid bedenleriyle inşa edecekleri bir yapıyı anlatıyor.

Kamer-35: نِعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَلِكَ نَجْزِي مَن شَكَرَ

Ni’meten : kaynak
min indina: bizden
kezalike neczi: senin cezalandırılman
men şeker: teşekkür
Nimet/enerji kaynağı elimizde, senin mükafaatın, teşekkürün.

Kamer-36: وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا بِالنُّذُرِ

Ve lekad enzerahum: onları uyardık
batşetena: atıklarınız
fe temarav: vaatlerimiz
bin nuzur: yemininiz
Onları uyardık, size vaatlerimiz, yemininizden ötürü.

Kamer-37: وَلَقَدْ رَاوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِ فَطَمَسْنَا أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ

Ve lekad raveduhu : onu takip ettiler
an dayfihi: konuğu
fe tamesna: körledik
a’yunehum: gözlerini // fe zuku azabi : azabın tadına baktılar
ve nuzuri: yemin etmiştiler
Misafirlerini takip ediyordular, onların gezlerini körledik, yemin etmiştiler.

Kamer-38: وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ

Ve lekad sabbehahum: sabah sıralarız
bukraten azabun: azabın merkezinde
mustekırr: kararlı
Sabah, azabın merkezinde sıralar orada kararlı kılarız.

Kamer-39: فَذُوقُوا عَذَابِي وَنُذُرِ

Fe zuku azabi : öyleyse azab
ve nuzuri: ve yemin
Öyleyse azabı tadın, yeminliydiniz.

Kamer-40: وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْآنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Ve lekad yessernal kur’ane : kur'andan memnuniyet duyduk
liz zikri : zikrinden
fe hel min : kim bilebildi
muddekir: ölçme ,bağlantı, gelişim
Kur'an'ın zikrinden memnuniyet duyduk, kim bilebilir ki?

Kamer-41: وَلَقَدْ جَاء آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ

Ve lekad cae ale fir’avnen: alın firavun
nuzur: yeminini
Büyük ev geldi, yapın yemin.

Yeminlerini bozarak dışlanan ve tek başlarına savunmasız kalanların karşılarına firavn -büyük ins atomu- çıkacak.

Kamer-42: كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ

Kezzebu bi ayatina: Ayetlerimizi yalanladılar
kulliha: hepsini
fe ehaznahum : bu yüzden aldık
ahze azizin : büyük sevgilerini
muktedir: yeteneklerini
ayetlerimizin hepsini yalanladılar. Bu sebeple sevgi (çekim gücü) ve yeteneklerini aldık.

Kamer-43: أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُوْلَئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَاءةٌ فِي الزُّبُرِ

E kuffaru : ---
kum hayrun : seni iyiliğe
min ulaikum: davet ettiğimden beri
em lekum beraetun: senin saflığın
fiz zubur: kutsal yazılar

Kamer-44: أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ

Em yekulune: veya derler
nahnu cemiun : biz hepimiz
muntesir: galibiz

Kamer-45: سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ

Se yuhzemul cem’u :
ve yuvelluned :
dubur: ---

Kamer-46: بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَى وَأَمَرُّ

Belis saatu: ancak zaman
mev’ıduhum: randevuları
ves sa’atu b>: ve zaman
edha : kötü
ve emerr: geçiyor

Kamer-47: إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

İnnel mucrimine: suçlular
fi dalalin : delalet içinekiler
ve suur: ve hata>

Kamer-48: يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَى وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ

Yevme yushabune: sürüklendikleri gün
fin nari : ateşin içine
ala vucuhihim: yüzlerinde
zuku messe sekar: ateşin tadı dokunacak

Kamer-49: إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

İnna kulle şey’in : her şeyi
halaknahu : halg ettik
bi kader: kaderiyle

Kamer-50: وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ

Ve ma emruna: Emir nedir
illa vahıdetun : ancak tekillik
ke lemhın: parıltınızı
bil basar: öngörün

Kamer-51: وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ

Ve lekad ehlekna: ölündüğümde
eşyaakum: seni duyuyorum
fe hel min muddekir: ---

Kamer-52: وَكُلُّ شَيْءٍ فَعَلُوهُ فِي الزُّبُرِ

Ve kullu şey’in fealuhu: Her şey toz
fiz zubur: kutsal yazı >

Kamer-53: وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُسْتَطَرٌ

Ve kullu sagirin : her küçük şey
ve kebirin : ve büyük
mustetar : yazıldı
Her küçük ve büyük yazılmıştır.

Kamer-54: إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ

İnnel muttakine: Muhakkak ki doğrular
fi cennatin : cennettedir
ve neher: ve ırmak
Muhakkak ki doğrular cennette ve nehirdedir.

Kamer-55: فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ

Fi mak’adi : iktidar koltuğunda
sıdkın: sadıklar
inde melikin : melikin yanında
muktedir: yetkili
Sadıklar, melikin yanında iktidar koltuğundadırlar.