Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

34- 50 Kaf

  • Şiddetli bir saika ile yok edilen atomlar.

    Önceki neslin tüm atomları, sur ile yok ediliyor! Sonra yeni nesil atomlar yaratılıyor.

    Kaf-harfi Hurufu mukattaa denilen on dört harften biridir ve Kur’an’ın (manyetizmanın) sembolüdür.

    Ruh, yerde (elektronda ne eksik onu öğrendik) diyor, sonra atoma Kur'an bahşediliyor. Mecid, geniş ve lütuf demektir. manyetizmanın genişliği bereket olduğundan ötürü Kaf-yani Kur'an bir lütuftur.

Kaf-1: ق وَالْقُرْآنِ الْمَجِيدِ

Gaf vel kur’an'il mecidGaf Şanlı Kur’an
Gaf, Kur'an'ın sembolüdür. "Huruf-u Mukattaa harflerinden birinin anlamı burada açıkça beyan ediliyor.

Kaf-2: بَلْ عَجِبُوا أَن جَاءهُمْ مُنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ

Bel : fakat
acibu : acaba/merak
en caehum: onlar için geldi
munzirun : uyarı
minhum: kim ki onlar
fe kalel : dediler
Kafirune: İnkar edenler
haza şey’un acibun: bu harika şey nedir?
İnkar edenler "Bu harika şey nedir?" diye sordular.

Kaf-3: أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ

E iza mitna : biz öldükten
ve kunna turaba : toz olduktan
zalike: o (tozdan)
rac’un :geri
baidun: getirilemek
Biz ölüp toz/toprak olunca, o tozdan mı geri döndürüleceğiz?

Kaf-4: قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ الْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ

Kad alimna : öğrendik
ma tenkusul : yoksun/ eksik olan ne
ardu minhum: Yer'de /Elektronda
ve indena : Bizde var
kitabun: kitapta
hafizun: saklayan
Yer'de ne eksik onu öğrendik!

Yer/elektron etrafındaki oluşumun, amellerle kazanıldığını önceki bölümde gördük. İnkarcıların amelleri/hizmetleri olmadığından ötürü kendilerinde olmadığını fark ediyorlar.

Kaf-5: بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ فَهُمْ فِي أَمْرٍ مَّرِيجٍ

Bel kezzebu : Fakat yalan söylediler
bil hakkı: sağ ile
lemma caehum: neden geldi
fe hum: onlara
fi emrin: emir içinde
mericin: kuş iskeleti
Onlara iskeletleri sırayla geldi, neden hak ile yalan söylediler?

Kaf-6: أَفَلَمْ يَنظُرُوا إِلَى السَّمَاء فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ

E fe lem: yapmadıkmı
yanzuru: bakıyorlar
ilas semai : göklere
fevkahum: üzerlerindeki
keyfe beneynaha: sanıl bina ettik
ve zeyyennaha : biz onu alıp
ve ma leha: ne toplayan
min furucin: gömlek
Göklere bakmıyorlar mı? biz onu üzerlerinde bina ettik, etraflarına toplayıp gömlek yaptık.

Ruhlar, göklerin-kuarkların içinde barınıyor. Gökler için bina ettik deniliyor, yani onlar büyük ve inşaaları süreç alıyor. Ruh, gökler olmadan kişilik kazanamıyor, çünkü ruh, enerjidir/alevdir. Ruhlar bir arada iken hepsi birleşerek tek alev/enerji halinde duruyorlar. Ruhlar göklerin içine yerleşmediği müddetçe düşünemiyor, fizik anlamda hareketsizce duruyorlar.)

Kaf-7: وَالْأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ

Vel arda medednaha : Yer'i uzattık
ve elkayna: attık
fiha ravasiye: sağlam dağların içine demir attık
ve enbetna: nebat gibi bitirdik
fiha min : içinde
kulli zevcin: eşler için
behicin: neşeli
Yer'i bir nebat gibi eşlerin içinden uzattık. Onların içinde bir neşe kaynağı olarak.

Gökler yaratılıyor ve onların bir ucu uzatılarak Yer ismiyle anılan yeni bir organ oluşturuluyor. Gökler, koni prizma şekilli iken bu uzatma işleminden sonra adeta dondurma külanını andırıyor tabi orantısal olarak çok daha uzun halde. Oluşan bu yer, göklerdeki insanlar için adeta bir cep telefonu sayılacak şekilde sağladığı iletişim sayesinde şenlik oluyor.

Kaf-8: تَبْصِرَةً وَذِكْرَى لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ

Tebsıraten: öngörü
ve zikra : anıların saklanması
li kulli abdin : hep ibadet (hizmet) için
munibin: bolluk
Öngörü ve amellerin saklanmasıyla birlikte bolluk adına hep ona hizmet (ibadet) etsin diye.

Kaf-9: وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء مُّبَارَكًا فَأَنبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ

Ve nezzelna : biz indirdik
mines semai: gökten
maen mubaraken: bereketli suyu
fe enbetna : bitki olsun
bihi cennatin: cennet
ve habbel : sevgi/aşk- hasidi: hasadı
Gökten mübarek/bereketli suyu biz indirdik, cennete bahçelerinde bitki olsun, aşk hasadı olsun.

Kaf-10: وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ

Ven nahle: palmiyeler
basikatin: katlar halinde sıralı
leha tal’un : onu yüzen
nadidun: zenginlikler
Sıralı palmiyeleri katlar halinde yüzen zenginlikler yaptık.

Bir element içindeki atomların uzantılı görüntüsü bu tarifteki gibi olmalı ki onların uzayda duruşları, yüzen zengin bahçeler diye tanımlanmış)

Kaf-11: رِزْقًا لِّلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَلِكَ الْخُرُوجُ

Rızkan: rızk
lil ibadi : için çalışan
ve ahyeyna: selamladık
bihi beldeten: beldelerinde - meyta:ölü - kezalikel: dışarı
hurucu: çıkardık
Ölüleri mezarlarından rızk için çıkardık, beldelerinde çalışanları selamladık.

Mezarda bekleyenler derken, atomların içinde kıyamı bekleyen ruhlar. Bunları rızk için çıkardık, beldelerinde (elementler içinde) çalışanları selamladık-enerji yolladık.

Kaf-12: كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُ

Kezzebet: yalan söyleme
kablehum: onların geleceği
kavmu nuhın: nuh'un kavmi
ve ashabur ressi : ress sahipleri - ve semudu: semud
Nuh kavmi, ress sahipleri ve sehud hakkında yalan söylediler.

Kaf-13: وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَانُ لُوطٍ

Ve adun: geri döndü
ve fir’avnu: büyük ev
ve ihvanu lutın: lüt kardeşler
Lut kardeşler, büyük eve geri döndüler.

Büyük ev, ileride bahsi edilecek olar Ra sembolüyle hacimce en büyük ins atomu, Bu atom içinde eyleşen lut'un kardeşlerinin ruhları.

Kaf-14: وَأَصْحَابُ الْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ

Ve ashabul eyketi : kurunun sahipleri
ve kavmu tubbain: tubba kavmi
kullun kezzeber : hepsi yalancı
rusule: resulle
fe hakka vaidi: yıkım hakkında uyarı
Korunun sahipleri ve tuba kavmi hepsi yalancı oldular, yıkımları hakkında uyarı için resul gönderildi.

Kaf-15: أَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ

E fe ayina: bunları
bil halkıl : halg etme yoluyla
evvel: ilk
bel hum: ancak bunlar
fi lebsin: aşınma
min halkın: yaratılıştan - cedid: yeni
Biz bunları halg etmeyle yaptık, ancak bunları yeniden yaratışta aşınmış olacaklar.

Kaf-16: وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

Ve lekad: biz
halaknal insane: insanı halg ettik
ve na’lemu : biz biliyoruz
ma tuvesvisu: vesveseleri nedir
bihi nefsuhu:nefsini
ve nahnu : yakınız
akrabu ileyhi : ona kendinden
min hablil : halat
verid: damarından
İnsanı Biz yarattık, tabi ki onu biz biliriz. Onun vesveselerini, nefsinin isteklerini. Ona halat damarından daha yakınız.

Koni şekilli gök ten uzatılarak ta aşağılara sarkan Yer uzvu aynı zamanda çalışması ve görüntüsü ile tornado/ hortuma tıpatıp benziyor. Görünmeyen bu hortumun içinden enerji (atomun kanı) akıyor. Bu hortum İnsan atomunu boydan boya kat ederken tam da atomun merkezinde yer alıyor. Buna rağmen Allah, bize bu halattan daha yakın olduğunu beyan ediyor.

Kaf-17: إِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ

İz yetelakkal : alıcılar
mutelakkiyani : (teybin ses alması gibi) kaydediyor
anil yemini : sağdan
ve aniş şimali: ve kuzeyden
kaidun: oturmuş
Sağda ve kuzeydeki sabit alıcılar, kaydediyorlar.

Cümlede sol kelimesi geçmezken günümüze kadar yapılmış tefsir ve meallerde nedense hep sağ ve sol diye tercüme edilmiş. Valans bandında iki akom bulunan bir elementin dıştan görünüşü sağa-sola açılmış kollar şeklinde değil 90 derecelik V gibidir, öyle anlatılıyor. Bu duruş 180 derecelik duruşa göre daha işlevsel ve daha akıllıcadır. Kovalent bağlanmalarda çeşitliliği arttırır. İşitme işlevini yerine getirirken de tek yönden değil bilakis her yönden gelecek titreşimleri algılar. Çift dipollü teleskobik antenleri hatırlayın, böylelikle her açıdan alınan sinyalin kazancı, maksimum seviyede tutulmuş olur.

Kaf-18: مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

Ma yelfızu : söylediğin
min kavlin : sözün
illa ledeyhi: belgeleyen - rakibun atidun: hazırlayan bir sorumlu
Söylenen sözleri kaydeden sorumlular.

Kaf-19: وَجَاءتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذَلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ

Ve caet : geldi
sekratul mevti: ölüm anı
bil hakk:doğru
zalike: o
ma kunte : sen ne
minhu : bundan
tehidu: sapma
ölüm anı geldiğinde bile doğru olandan sapma.

Kaf-20: وَنُفِخَ فِي الصُّورِ ذَلِكَ يَوْمُ الْوَعِيدِ

Ve nufiha: üflendiğinde
fis sur: her şeyden çıkan ses(Sur)
zalike: o
yevmul vaidi: yıkımın başladığı gün
Üflendiğinde her atomun işiteceği titreşimle yıkımın başladığı gündür.

Sur'a üflenmiyor. Üfleme yani manyetik titreşim ile her atomun titreşmesi sonucunda her atomun içindeki ruh bu sesi işitiyor. Sur, her şeyden çıkan ses demek.

Kaf-21: وَجَاءتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَائِقٌ وَشَهِيدٌ

Ve caet : geldi
kullu nefsin : her nefse
meaha : birlikte
saikun: saika halinde
ve şehidun: şahit oldular
Her nefse birden gelince o saikaya şahit oldular.

Kaf-22: لَقَدْ كُنتَ فِي غَفْلَةٍ مِّنْ هَذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَاءكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

Lekad : biz
kunte : siz
fi gafletin : gaflet içinde
min haza: ortaya
fe keşefna : çıkardık
anke gıtaeke: senin aptallığınızı
fe besarukel yevme : öngörü günü
hadidun: demir
Biz seni gafletinden kurtarıp çıkardık. Demirin öngörüsüyle.

Demir, beyindeki tek hörgüçlü element yani insanın elektronu sayesinde bunu ön görmeni sağladık...)

Kaf-23: وَقَالَ قَرِينُهُ هَذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ

Ve kale: dedi
karinuhu : ortağı
haza ma ledeyye: benim var
atid:kapasite
Ortağı dedi; Benim kapasitem var!

Kaf-24: أَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ

Elkıya : Attı/fırlattı
fi cehenneme: cehennemin içine
kulle keffarin :bütün Kafirler
anidin: inatçı
İnatçı Kafirlerin hepsi cehenneme atıldı.

Kaf-25: مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ

Mennaın: önlemek
lil hayri : hayrı
mu’tedin: saldırgan
muribin: şüpheli

Kaf-26: الَّذِي جَعَلَ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ

Ellezi ceale: kim yaptıysa
meallahi : Allah'a
ilahen ahara: şirk (başka ilah)
fe elkıyahu: o atıldı
fil azabiş şedidi: şiddetli azap
Şirk içinde olanlar, şiddetli azap içine atıldılar.

Kaf-27: قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا أَطْغَيْتُهُ وَلَكِن كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ

Kale : dedi
karinuhu rabbena: rabbinin ortağı
ma etgaytuhu : ne söyledim
ve lakin kane: ama öyle idi
fi dalalin : hata içinde
baidin: uzak

Kaf-28: قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِالْوَعِيدِ

Kale: dedi
la tahtesımu : tartışmayın
ledeyye : yakında
ve kad kaddemtu : bana gönderdi
ileykum : sana
bil vaidi: söz almak
Tartışmayın, Bana gönderilmiş, sizin için alınmış söz var.

Kaf-29: مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَا أَنَا بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ

Ma yubeddelul: nedir değiştiren
kavlu ledeyye: alınmış söza
ve ma ene : ve benim
bi zallamin : adaletsizliğim/zalimliğim
lil abid: köleler için
Alınmış sözü değiştiren nedir? Ve benim zalimliğim köleler için.

Kaf-30: يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ

Yevme nekulu: dediğimiz gün
li cehenneme: cehennem için
helimtele’ti : dolumuydu
ve tekulu: Ve diyor ki
hel min mezidin: daha fazlasına yaptın mı
O gün cehenneme: doldunmu deriz. Ve o daha fazlası var mı? der.

Kaf-31: وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ

Ve uzlifetil :yaklaştırıldı
cennetu:cennet
lil muttakine:ihtiyatlı
gayra baidin: uzak değil
Cennet, ihtiyatlı olanlara uzak sayılmayacak kadar yaklaştırıldı.

Kaf-32: هَذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ

Hazama tuadune : tehdit altında oldukları
li kulli : bütünü için
evvabin: her biri
hafiz: saklayanların
muhafaza edenlerin her biri tehdit altında oldukları için onların hepsine (cennet yaklaştırıldı).

Kaf-33: مَنْ خَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ وَجَاء بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ

Men haşiyer rahmane: Rahman/saran korkusu
bil gaybi : görünmeyen
ve cae: geldi
bi kalbin : kalp ile
munibin: pişman
Kendilerini saran şeyi bilinmeyenler, rahman korkusu ile gelen pişman kalpler.

Kaf-34: ادْخُلُوهَا بِسَلَامٍ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ

Udhuluha : girin
bi selam: güvenle
zalike: o
yevmul hulud: ölümsüzlük gününde
(onlara) Güvenle girin, o ölümsüzlük yerine (atomun içine/cennete/konutuna/evine

Kaf-35: لَهُم مَّا يَشَاؤُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ

Lehum : onlar
ma yeşaune: ne istedilerse
fiha : nerede
ve ledeyna mezidun: ve artık sahipler
Onlar (mübinler) Nerede, ne istedilerse artık ona sahipler.

Kaf-36: وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ

Ve kem ehlekna: mahvoldu kaç kişi
kablehum: onlardan önce
min karnin : yüzyıllar
hum: onların
eşeddu : şiddetli
minhum batşen: onlardan acımasız
fe nakkabu: yakalandılar
fil bilad: ülkede/beldede
hel min mahisin: kaçınılmazdı
Onlardan yüzyıllar önce kaç kişi helak oldu, şiddetle acınmadan kendi beldelerinde/ülkelerinde yakalanmaları kaçınılmazdı.

Kaf-37: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَذِكْرَى لِمَن كَانَ لَهُ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

İnne fi zalike le zikra: Hafızada olanlar
li men kane: kime ait
lehu kalbun: onun kalbi
ev elkas sem’a: veya işittikleri
ve huve şehidun: ve şahit olduklar
Hafızaya alınanlar, kalp kime ait ise onundur, şahit oldukları ve işittikleridir.

Burada kalp diye anılan şey insan atomunun göğsündeki kuarklardır. Konuya yasin bölümünde iyice açıklık getiriliyor. Yasin, ya ve sin isimli iki kuark'ın göğüste durduğu yer ve işlevi itibarı ile tamamen kalbe benzemesinden ötürü Kur'an'ın kalbi diye anılmaktadır. Burada anılan kalp işte o kalptir. Zaten vahiy rivayetlerinde tüm düşüncelerin kalpte geliştiğine vurgu yapılır. Bu ayrıntılar günümüze kadar anlaşılamadığı için, beyin yerine kalbe yüklenen hissiyat ve düşünceden ötürü ti'ye alınıyordu. Benzer şekilde ard'ın düz olması ile yeryüzünün/dünyanın düz olduğu vurgulanıyor sanıla geliniyordu. Gerçekte insan, Kafadan bacak görüntüsüyle göğüste gelişiyor ve bu kısmın (Kur'an ile) örtülmesi isteniyor. İşte olaylar hep birbirine bağlı fakat hepsinin merkezinde sadece insan ismi verilmiş bir atom var.

Kaf-38: وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍ

Ve lekad halaknas semavati vel arda: Gökleri ve Yer'i yaptık
ve ma beynehuma: ve arasındakileri
fi sitteti eyyamin : altı gün içinde
ve ma messena : bize dokunmadı
min lugub: zayıflık /yorgunluk
Gökler çoğul, yer tekil denilmiş. Çünkü atoma ait gök yedi tanedir, Ve yer tek tir. Uzaya/evrene bakarsanız orada gökyüzün'nün tek yeryüzü lerin çoğul olması gerektiğini fark edersiniz. Ayrıca Gökyüzü ile yer yüzü arası diye bir alan yoktur, bu ikisinin temas yüzeyi kalınlıksız satıhtır. Yani gökyüzü ve yer yüzü birbirlerine temas halinde olduklarında aralarından üçüncü bir katman yoktur. Fakat konu atım ise ifade tamamen doğrudur. Çünkü atomdaki gök'ler (proton) ve yer (elektron) arasında mesafede vardır ve bu aralıkla kayıtlı bilgi yani salih amellerin saklandığı levhalar (levhi mahfuz) var. Kayıtlar var olan bir disk veya tapeye yazılmıyor, bilakis kendisi varlık olarak levhalar halinde saklanıyor. Tabiatıyla var olan her şeyin maliki sahibi Allah'tır. Allah sahibi olduğu varlığı yaparken yorulmamaktadır.

Kaf-39: فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ

Fasbir ala ma yekulune: sabır ne üzerinedir?
ve sebbih: yüzdürmek
bi hamdi rabbike: rabbine hamd etmek
kable tuluış şemsi: güneş yükselmeden önce - ve kablel gurub: ve guruptan önce
Sabır ne üzeredir? Güneşin yükselmesinden gurup vaktine kadar Rabbinee hamd et ve onu yücelt.

Kaf-40: وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَارَ السُّجُودِ

Ve minel leyli: Gece boyunca
fe sebbihhu : yüceltmek/yüzdürmek
ve edbaras : ve yönetin
sucudi: aşağı inin
Gece boyunca yüceltin, aşağı inip yönetin.

Ruh proton/göklerin içinde ve elektron aşağı kısımda kalıyor. Elektron, fizik anlamda icraat yapılabilecek tek organ. Fizik dünyada iş yapabilmek için ruhun elektrona hakim olması ve kumanda etmesi gerekiyor.)

Kaf-41: وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ

Vestemi’ yevme : gün dinle
munadi yunadil : arayanlara seslenildi
min mekanin karib: mekanın yakınında
Dinle, arayanlara o gün seslenildi, yakın mekandan.

Kaf-42: يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ذَلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ

Yevme yesmeunes sayhate: bağırışlar duydukları gün
bil hakkzalike : hak ile
yevmul huruci: çıkış günüdür
Bağrışları işitirler, İşte o gün diriliş/kabirden çıkış günüdür.

Kaf-43: إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا الْمَصِيرُ

İnna nahnu nuhyi : selamlayan biziz
ve numitu : yattık
ve ileynal masiru: yeniden beliren biziz
Yeniden selamlayan biz olduk, yattık ve yeniden belirdik.

Vahiy rivayetlerinin maksadı bize önümüzde bizi bekleyen yeni hayatta bizi nelerin beklediğinin anlatılmasından ibarettir. Vahiy rivayetleri iyi anlayanlar, yeniden ama kür olarak dirildiklerinde onlara ışık tutacak yegane bilgidir bunlar.)

Kaf-44: يَوْمَ تَشَقَّقُ الْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ذَلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ

Yevme teşakkakul ardu : Yer'in parçalandığı gün
anhum siraa: onlar acalece
zalike haşrun : o diriltildiğinde
aleyna yesirun: üzerimize yürüyen
Yer'in parçalandığı gün onlar acelece üzerimize yürürler.

Kaf-45: نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْآنِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ

Nahnu a’lemu: biliyoruz
bi ma yekulune: dediklerinin hepsini
ve ma ente aleyhim: ve sen değilsin onlardan
bi cebbarin : kudretiyle
fe zekkir : bahseden/zikreden
bil kur’ani : kur'an'ı
men yehafu vaidi: kurkup sevinç duyan kimselere vaad edilen<
Onların dediklerinin hepsini biliyoruz. Sen onlardan kudretli değilsin, Kur'an'ı zikreden, ondan korkan kimselere vaatler edilensin.