Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

61- 41 Fussilet

  • Birbirinin tıpkı benzeri olup hacimsel açıdan farklı büyüklüklere sahip üç çeşit atom var! Bunların rumuzlarının önceki pasajlarda Elif, Lam, Ra olduklarını gördük.

    Bu üç atomdan ikisinin içine rab tarafından üflenen /yerleştirilen ruh barınıyor. Elif atomunun içindeki ruha Muhammet ismi verilmişken Lam atomunun içindeki ruhun ismi Musa'dır. Evrendeki 10^123 atomlardan 1/3 ünün adları Musa, diğer Üçte birinin adı Muhammed ve kalan üçte biri boş haliyle firavun olarak isimlendiriliyor.

    Ra rumuzlu en büyük atoma ise büyük ev anlamında Firaun deniliyor. Onun içine ruh üflenmemiştir. Bu atom, toprak ve suyu oluşturan elementlerde bulunur.

    Enerjiden mütevellit atomlar birbiriyle temas edecek olurlar ise iki su damlası gibi anında birleşeceklerdir. Bu birleşmeyi önleyen, onları birbirinden ayıran seperatör görevi yapan manyetizmanın adı Kur'an'dır. Kur'an, içindeki ayetle birlikte "Kitap" olarak anlıyor.

Fussilet-1: حم

Ha Mim: Musa, Muhammed isimli ruhlar ın rumuzları.

Fussilet-2: تَنزِيلٌ مِّنَ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

Tenzilun: indirildi
miner rahmanir rahim : rahmandan /merhamet, şefkat edenden

Fussilet-3: كِتَابٌ فُصِّلَتْ آيَاتُهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لِّقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

Kitabun: kitabın
fussilet : ayrılmış
ayatuhu: ayetleri
kur’anen : kur’an’ın
arabiyyen : arabi
li kavmin: kavimleri /halkları için
ya’lemun: bilmeleri
kitabın ayrılmış ayetleridir. Arabi kur'an'ı halklarının bilmeleri için.
Kitap, manyetizma içindeki ins atomuyla oluşmuş kombin yapının adı idi. Atomların etrafındaki manyetizma, atomun varlığına göre fotoğrafın negatifini andıran görüntü veriyor. Bu yüzden kur'an'ın arabi olduğu bildiriliyor. Bunu, vahiy anlatılarıyla dolu mushafın arapça dili ile yazılmış olmasıyla ilgisi yoktur. Atomlar gözükmeyen olgular iken kur'an tamamen ışıltı saçmaktadır.

Fussilet-4: بَشِيرًا وَنَذِيرًا فَأَعْرَضَ أَكْثَرُهُمْ فَهُمْ لَا يَسْمَعُونَ

Beşiran: müjdelerden
ve nezira: ve uyarılardan
fe a’rada: yüz çevirdi
ekseruhum: bunların çoğu
fehum la yesmeun : bunları duymadılar

Fussilet-5: وَقَالُوا قُلُوبُنَا فِي أَكِنَّةٍ مِّمَّا تَدْعُونَا إِلَيْهِ وَفِي آذَانِنَا وَقْرٌ وَمِن بَيْنِنَا وَبَيْنِكَ حِجَابٌ فَاعْمَلْ إِنَّنَا عَامِلُونَ

Ve kalu kulubuna: dediler kalplerimiz
fi ekinnetin: içinde bir yerde
mimma ted’una ileyhi: bizi hangisi çağırıyor
ve fi azanina vakrun : ve kulaklarımızda ağırlık
ve min beynina : ve aramızda n
ve beynike : ve senin aranda
hicabun : engelleyen /perdeleyen /diyafram
fa’mel innena : yapan bizmiyiz
amilun : içerdekileri
Kalplerimiz içindeki boşluk, enerjiyi soğuran bir çekim gücü meydana getiriyor. Bu çekim gücüne “Güneş” deniyor ve tamda atomun fevkinde yer alıyor. Bu yapının görünümünü önceki pasajlarda dondurma külahına benzetmiştik.
Kalp içindeki ruh, bu çekim gücünün peşine gidince güneş, ilah olarak takip edilmiş oluyor.
Bu çekimi/çağrıyı engelleyen) içimizdeki diyaframı yapan bizmiyiz? dediler. Proton içindeki kuarklar yani göklerin her birinin içinde gelişen çekim gücünü, birbirinden ayıran bir diyafram işi gören şeyi kim yaptı diye sordular.

*) Fussilet-6 : قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ وَوَيْلٌ لِّلْمُشْرِكِينَ

Kul innema ene beşerun: de ki gerçekten ben beşerim!
mislukum: hepiniz gibi
yuha : vahiy aldım/alırım
ileyye ennema ilahukum : nemalandığımız nimet ilahlarımızdır
ilahun vahidun : ilah ise tektir/bir tanedir
festekimu ileyhi : ona doğruldular
vestagfiruhu : affedilediler
ve veylun lil muşrikin : vay haline ortak koşanların
Deki ben hepiniz gibi vahiy alan beşerim! ..
Vahiy almak: Göklerin (proton) enerji soğurma yoluyla bilgi alma işine deniyor. Göklerin içindeki raculün kendisi üreteimiyor, çünkü zekâ sahibi değildir.

Fussilet-7: الَّذِينَ لَا يُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ كَافِرُونَ

Ellezine la yu’tunez zekate : zekata gelmeyen kimseler
ve hum: ve onlar
bil ahirati hum kafirun : ahirette (göklerin içinde duran) inkarcılardır
Zekata gelmeyenler, ahiretin kafirleridirler!
Zekat, bir atomun elektriksel yükünün fazlasını diğer atomlarla paylaşarak denklik sağlaması işlemidir. Miktar belirlenemez çünkü miktarı belirleyen unsur, yüklerin toplamının atom sayısına bölünerek elde edilen ortalamaya uzaklıktır. Dengeleme yalnızca element içinde gereklidir. Element dışındaki bir insan atomu veya adem (helyum) çifti, zekatın dışındadır.

Fussilet-8: إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ

İnnellezine amenu : gerçekten de güvende olan kimseler
ve amilus salihati : salih amel işleyenler
lehum ecrun : onların ücreti
gayru memnun : memnun kalmalarından ötetir

Fussilet-9: قُلْ أَئِنَّكُمْ لَتَكْفُرُونَ بِالَّذِي خَلَقَ الْأَرْضَ فِي يَوْمَيْنِ وَتَجْعَلُونَ لَهُ أَندَادًا ذَلِكَ رَبُّ الْعَالَمِينَ

Kul e innekum: de ki gerçekten sizin
le tekfurune : inkar etmeniz için
billezi halakal arda : yer'i yaptığını
fi yevmeyni : iki gün içinde
ve tec’alune lehu : ve sen in yaptığın -ise
endada : çağırmak
zalike rabbul alemin : o alemin rabbini

Fussilet-10 : وَجَعَلَ فِيهَا رَوَاسِيَ مِن فَوْقِهَا وَبَارَكَ فِيهَا وَقَدَّرَ فِيهَا أَقْوَاتَهَا فِي أَرْبَعَةِ أَيَّامٍ سَوَاء لِّلسَّائِلِينَ

Ve ceale: ve yaptık
fiha ravasiye: Sarsılmaz yüksek dağların içini
min fevkıha: üstünden
ve barake fiha : mübarek kıldık
ve kaddera : miktarını mümkün olduğunca
fiha akvateha : geçim kaynağı için
fi erbeati eyyam: dört gün içinde
sevaen lis sailin : her ikisini eşit
Dağların içini yaptık, üstünüzdekini mübarek kıldık, miktarını mümkün olduğu kadar ayarladık, dört günde içinde, her ikisini de eşit/dengeli.

Fussilet-11: ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء وَهِيَ دُخَانٌ فَقَالَ لَهَا وَلِلْأَرْضِ اِئْتِيَا طَوْعًا أَوْ كَرْهًا قَالَتَا أَتَيْنَا طَائِعِينَ

Summesteva: daha sonra doğrulup /yönelip
ilas semai: göklere doğru
ve hiye duhanun: duman halindeki
fe kale leha: ona dedik
ve lil ardı’tiya tav’an: Yer’e isteyerek gelin
ev kerha: veya istemeyerek
kaleta eteyna taiin: dediler itaat ederek geldik -
Varlığın inşa edildiği en küçük yapı taşı olan atom, huniye benzer bir yapıya sahip. Huninin kasesine yerleşen ruh, aşağıya (yer’e) akmak durumundadır. Bu hareket sayesinde dönerek akıyor ve kasenin içinde ahiret hayatını sürerken yere aşağıya ulaştığında aynı ruhun uzantısı burada dünya hayatını sürüyor. Göklerden yere geliş isteyerek veya istemeyerek sonuçta mutlak olarak gerçekleşecektir. Aşağı erişen ruh, bu kurala istek ile değil itaat neticesinde geldiğini söylüyor. (ilahi /fiziki kuralla Sünnetullah denir)

Fussilet-12: فَقَضَاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ فِي يَوْمَيْنِ وَأَوْحَى فِي كُلِّ سَمَاء أَمْرَهَا وَزَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَحِفْظًا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ

Fe kada hunne seb’a semavatin: yedi göğü deldi parçalı halde
fi yevmeyni: iki gün içinde
ve evha fi kulli semain emreha: ve tüm göklerin içindekine ilham ile vahyetti
ve zeyyennas semaed dunya bi mesabiha : ve gökleri süsleri aşağıdaki lambalarla
ve hıfza: ve sakladık
zalike takdirul azizil alim: işte bu Allah’ın değerlendirmesidir
Gökleri delmek: Huniye benzeyen gök denen ve modern bilimin kuark dediği yapının içini adeta ucu sivri bir nesne ile delinmiş gibi boşaltmak.
Göklerin içinde ruh barındığı için ona yapılacak telkin ve mesajlar ilham, yani yutma yoluyla vahyediliyor /bildiriliyor.
Gökler yukarıda ve ışık saçan Yer, aşağıda olduğundan ötürü gökler aşağıdaki lambalarla süslenmiştir deniliyor, dünya gezegenindeki görünümle tam ters değil mi? İşte anlaşıldığı üzere vahiy rivayetlerindeki anlatıların tamamı yeryüzündeki yaşama dair değildir.

Fussilet-13: فَإِنْ أَعْرَضُوا فَقُلْ أَنذَرْتُكُمْ صَاعِقَةً مِّثْلَ صَاعِقَةِ عَادٍ وَثَمُودَ

Fe in a’radu: yüz çevirdi /sırtını döndü
fe kul enzertukum saıkaten: dedi size gönderilen yıldırımla uyardı
misle saıkati adin: aynı adn yıldırımı gibi
ve semud: ve semud

Fussilet-14: إِذْ جَاءتْهُمُ الرُّسُلُ مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا تَعْبُدُوا إِلَّا اللَّهَ قَالُوا لَوْ شَاء رَبُّنَا لَأَنزَلَ مَلَائِكَةً فَإِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُمْ بِهِ كَافِرُونَ

İz caethumur rusulu: onlara elçi gönderdiğimiz zaman
min beyni eydihim: onların elleri arasındakinden
ve min halfihim: ve artlarındakilerden
ella ta’budu illallah: Allahtan başkasına hezmet etmeyin
kalu lev şae rabbuna: deki eğer rabbimiz isteseydi
le enzele melaiketen: melekleri aşağı indirmeyi
fe inna bima ursiltum bihi kafirun: yine de gönderileni inkar ederdiler

Fussilet-15: فَأَمَّا عَادٌ فَاسْتَكْبَرُوا فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَقَالُوا مَنْ أَشَدُّ مِنَّا قُوَّةً أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّ اللَّهَ الَّذِي خَلَقَهُمْ هُوَ أَشَدُّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَكَانُوا بِآيَاتِنَا يَجْحَدُونَ

Fe emma adun festekberu fil ardı: yer’e geri dönünce büyüklendiler
bi gayril hakkı: sağla olmaksızın /sağa dönmeksizin
ve kalu men eşeddu minna kuvveten: dediler bizden güçlü olan kimdir?
e ve lem yerav ennallahellezi halakahum: yoksa onları Allah’ın yaptığını görmediler mi?
huve eşeddu : o en güçlüsüydü
minhum kuvveten: kuvvet bakımından onlardan
ve kanu bi ayatina yechadun: işaretlerimizle meydan okuyordular
Göklerin içinden aşağı inerek yer’e (elektrona) geri dönen ruh, huninin içindeki sağa dönme hareketini kaybetmiş, doğrusal hareketle suda genişleyen halkalar gibi büyükleniyordu. Kibrine /büyüklenmesine bakarak fiziksel gücü ile meydan okurcasına kuvvetinin şiddetini beyan ediyordu. Fakat kendisini Allah’ıh yaptığını unutmuş haldeydi.

Fussilet-16: فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِي أَيَّامٍ نَّحِسَاتٍ لِّنُذِيقَهُمْ عَذَابَ الْخِزْيِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَخْزَى وَهُمْ لَا يُنصَرُونَ

Fe erselna aleyhim: onlara gönderdik
rihan: rüzgar
sarsaran: şiddetli
fi eyyamin nahisatin: sıkıntılı günde
li nuzikahum: onlar tatsın diye
azabel hizyi: ayıplayan azabı
fil hayatid dunya: aşağıdaki hayatları içinde
ve le azabul ahirati ahza: ve ahiretteki ayıplayıcı azap için
ve hum la yunsarun: kazanan onlar değildi

Fussilet-17: وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمَى عَلَى الْهُدَى فَأَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

Ve emma semudu: ve Semud’ a gelince
fe hedeynahum: ona rehberlik ettik
festehabbul ama: körler sevdiler
alal huda: üzerlerindeki rehberi
fe ehazethum saıkatul azabil huni: onları yıldırımlar onları kolaylıkla aldı
bima kanu yeksibun: kazananlardan olamadılar

Fussilet-18: وَنَجَّيْنَا الَّذِينَ آمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ

Ve necceynallezine amenu: güvende olanlar kurtardık
ve kanu yettekun: ve temkinli olanları

Fussilet-19: وَيَوْمَ يُحْشَرُ أَعْدَاء اللَّهِ إِلَى النَّارِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

Ve yevme yuhşeru: toplanma gününde
a’daullahi: Allah’ın düşmanları
ilan nari: ateşte
fe hum yuzeun: dağıldıklarında anladılar

Fussilet-20: حَتَّى إِذَا مَا جَاؤُوهَا شَهِدَ عَلَيْهِمْ سَمْعُهُمْ وَأَبْصَارُهُمْ وَجُلُودُهُمْ بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Hatta iza ma cauha: hatta
şehide aleyhim: onlara şahitlik eder
sem’uhum: onların işittikleri
ve ebsaruhum: onların gördükleri
ve culuduhum: ve onların ciltleri
bima kanu ya’melun: yaptıkları işler
Ruhur içinde barındığı boşluk ile cehennem arasındaki koni şekilli satıh, cilt olarak tanımlanıyor. Koni tabanından aldığı vahiyler ise ruhun gördüklerini oluşturuyor. İşitme hassası ise koni tabanına aldığı vuruşlardır. Ve son olarak ise ruhun kendi düşünceleriyle yaptığı titreşimler, onun amelleridir. Bunların hepsi kayıtlıdır.

Fussilet-21 : وَقَالُوا لِجُلُودِهِمْ لِمَ شَهِدتُّمْ عَلَيْنَا قَالُوا أَنطَقَنَا اللَّهُ الَّذِي أَنطَقَ كُلَّ شَيْءٍ وَهُوَ خَلَقَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Ve kalu li culudihim: onlar ciltlerine dediler ki
lime şehidtum aleyna: niçin bizi gördün
kalu entakanallahullezi: dedi Allah söyletti
entaka kulle şey’in: o ki her şeyi konuşturur
ve huve halakakum: ve sizi yapan odur
evvele merratin: ilk kez
ve ileyhi turceun: ve ona dönceksiniz