Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

43- 35 Fatr

  • Övgüler gökleri ve yeri yaratanadır.

    Fatr /yaratma, bir bütünün yarılarak varlık oluşturma eylemine deniyor. Yaralanma, vücut bütünlüğünde açılan yarık için kullanılır. Burada bütün hakkında bilgi verilmemesine karşın varlıkların, yarılma neticesinde oluşan boşluklara -göklerin içine yerleştirildiği anlatılıyor. Gökler, atomun üst kısmında yer aldığı ve aşağı kısımda yerde ise ruhun halifesinin yaşam sürdüğü de ayrıca belirtiliyor.

    Geri kalan ayrıntılar atomun gerek üst kısmında -göklerde- gerekse aşağı Yer kısımda duran ruhun yaşamına dair teferruatlara yer veriliyor.

Fatr-1: الْحَمْدُ لِلَّهِ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ جَاعِلِ الْمَلَائِكَةِ رُسُلًا أُولِي أَجْنِحَةٍ مَّثْنَى وَثُلَاثَ وَرُبَاعَ يَزِيدُ فِي الْخَلْقِ مَا يَشَاء إِنَّ اللَّهَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

El hamdu : övgüler /şükür
li-llahi fatırıs semavati : gökleri yaratan Allah'a
vel ardı: ve yer'i
cailil melaiketi: melekleri çıkaran /oluşturan
rusulen ulî: ilkin habercileri
ecnihatinmesna: iki kanat/yastık
ve sulase: ve üçlü
ve rubaa: ve dördüncü (katını)
yezîdu fîl halkı: oluştururken arttırır
ma yeşau innallahe: Allah ne istiyorsa
ala kulli şey’in kadîr: her şeyin üzerine, ona kudreti vardır
Övgüler /Şükür, Gökleri ve yer'i yaratan ve melekleri oluşturan Allah'adır. İlk habercilerin iki katını oluşturdu, sonra üçüncü ve dündüncü katını oluşturur /arttırır. Allah ne istiyorsa onun üzerinde kudreti vardır.
Evrede, tekil gözlemlenen gökyüzüne karşın çoğul anılan gökler ve çoğul olan gezegen/gökcisimlerinin sayısına kanşın tekil anılan yer kelimeleri bize başkaca varlıkları işaret ediyor. Gökler ve yerin yaratılmasına neden hamd edelim ki? Diye soralım; Besinlerle yaşamlarını sürdünen bizler ve hayvanlar ancak karnımız doyduğunda hamd etmekteyiz. Anlaşılacağı üzere iş farklı duruyor.
İlk olarak iki atomdan helyum elementini /Adem'i lider olarak yapıyor. Manyetizmalarıyla yastık /yatak vazifesi gören sonraki orbitalı yine atomlardan oluşturuyor, derken sonraki orbitalı böyle katlar halinde oluşturup çeşitli elementleri inşa ediyor. Bilim dünyasının takdim ettiği atom modelinden çok farklı bir atom ve element tanımı yapılıyor, işin ilginç ve bir o kadar güzel tarafı var ki o da Kur'an kitabında tarif edilen atom ve elementer yapıların kusursuz çalışma sergileyebilmeleridir.
Gerçekte ise gökler /proton tam da anıldığı üzere sayılarına istinaden çoğul ve yer/elektron ise tekildir. Ruhumuz, göklerin içinde barınmaktadır, bu yüzden ruhumuz bu barındığı ev için ve hayat sürdüğü cennet diye anılan bu ortamdan ötürü şükretmek durumundadır.

Fatr-2: مَا يَفْتَحِ اللَّهُ لِلنَّاسِ مِن رَّحْمَةٍ فَلَا مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلَا مُرْسِلَ لَهُ مِن بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Ma yeftehillahu : açtığı
lin nasi: insanlar için
min rahmetin: rahmetiyle
fe la mumsike leha: onu tutmamış
ve ma yumsik: ve (onu)ne tutar/tutuyor
fe la mursile: göndermemiş
lehu min ba’dihî: ondan sonra
ve huvel azîzul hakîm: ve o azizdir, hakimdir
Rahmetiyle insanlar için (uzayda) yer açtı. Onu orada ne tutuyor? Ondan sonra gönderilen yoktur. O aziz ve hakimdir.
Evren, hiç boşluk olmaksızın tıpkı bir deniz gibi doludur. Öyle ki onun içinde varlıklara yer yoktur anlamına gelir. Evren bütünlüğünde yarıklar açılarak elde edilen boşluklarda ruhlar barınacaklar.

Fatr-3: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اذْكُرُوا نِعْمَتَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ هَلْ مِنْ خَالِقٍ غَيْرُ اللَّهِ يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاء وَالْأَرْضِ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ فَأَنَّى تُؤْفَكُونَ

Ya eyyuhan nas: Ey unutanlar
uzkuru: hatırlayın
ni’metallahi aleykum: Allahın size verdiği nimetleri
hel min halikın: halg eden varmı
gayrullahi: allahtan başka
yerzukukum: koruyan
mines semai vel ard: gökleri ve yeri
la ilahe illa huve: ondan başka ilah yoktur
fe enna tu’fekun: Utandırılırsın/utan
Ey İnsan demeti, Allah'ın size verdiği nimetleri Allahtan başka halg/yapan varmı? Gökleri ve yeri koruyan var mı? : Ondan başka ilah yoktur! Utanın.
Tek başına bir insan sadece akledebilir, akıl ve zeka kelimelerini aynı anlamda ele almak, burada yanlışlanıyor. Örnek; Programlanmış, önceden telkin edilmiş bilgilerin işletilmesi akıl fonksiyounudur. Mushaf kitabındaki Hz. Muhammed'ten rivayetle yer alan vahiy anlatıları, insan atomlarına yönelik böyle telkinlerle doludur. Çünkü tek başına atomlar zeka sergileyemiyor ve dolayısı ile var olan bilgiden yeni ve farklı bilgi üretemiyor, muhakeme edemiyorlar. Vahiy anlatıları atomlara atfen telkinler/öğretilerdir. Bizimle ne alakası var derseniz, geçindikten sonra bizi bekleyen zor ve vahşi bir hayat var. Gidecegimiz yerde yaşayacağımız yeni hayatta zekamız olmayacak, aynı zamanda güvenlik sorununumuz olacak ve savunmasız kalacağız. Ruhun barındığı atomlar yüce varlıklardır, onlar bize tahsis edilmişlerdir. Bu tahsisat nimettir. Necm 19 ve 20 cümlelerinde anılan lat menat ve uzza ilah özellikleri taşırlar, atom içindeki ruhun ilk tanıdığı/gördüğü bunlar olduğu için bunları ilah edinecektir, buradaki "La ilahe illallah/Allah tan başka ilah yoktur" şeklindeki önemli uyarıyla ilah konusunda Allah'a yönlendiriliyoruz.

Fatr-4: وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ وَإِلَى اللَّهِ تُرْجَعُ الأمُورُ

Ve in yukezzibuke: gerçi yalan söyledin
fe kad: kayboldu
kuzzibet rusulun: yalancı resuller
min kablike: senin yanında
ve ilallahi turceul umur: ve işler, dönüşler allahadır

Fatr-5: يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ

Ya eyyuhan nasu: Ey unutanlar
inne va’dallahi hakkun: Allah'ın vaadleri doğrudur
fe la tegurrannekumul hayatud dunya: dünya hayatınızı açığa çıkarmadı
ve la ye gurrannekum billahil garur: Allah'a karşı olan gururunuzu açığa vurmadı

Fatr-6: إِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمْ عَدُوٌّ فَاتَّخِذُوهُ عَدُوًّا إِنَّمَا يَدْعُو حِزْبَهُ لِيَكُونُوا مِنْ أَصْحَابِ السَّعِيرِ

İnneş şeytâne: muhakkak şeytan lekum aduvvun : sizin düşmanınızdır
fettehızûhu aduvvâ: onu düşman olarak alın
innemâ yed’û hızbehu li yekûnû : ancak –sizi- onun partisinden olmaya çağırır
min ashâbis saîr : cehennem sahiplerinden
Muhakkak şeytan sizin düşmanınızdır, onu düşman olarak alın, ancak o sizi onun cehennem sahipleri partisinden olmaya çağırırır.

Fatr-7: الَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ

Ellezîne keferû lehum azâbun şedîdun: inkâr edenlere şiddetli ceza var
vellezîne âmenû: ve güvende olarlar
ve amilûs sâlihâti: ve iyi işler yapanlar
lehum magfiratun: onlar affedilir
ve ecrun kebîr: ve ücretleri büyüktür

Fatr-8: أَفَمَن زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ فَرَآهُ حَسَنًا فَإِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء فَلَا تَذْهَبْ نَفْسُكَ عَلَيْهِمْ حَسَرَاتٍ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِمَا يَصْنَعُونَ

E fe men zuyyine: kim güzelleştirir
lehu sûu amelihî: onun kötü işlerini
fe raâhu hasenâ: iyi gözükür
fe innallâhe yudıllu men yeşâu: Allah kimi isterse saptırır
ve yehdî men yeşâu: kime isterse rehberlik eder
fe lâ tezheb nefsuke aleyhim haserâtin: kendin isteyipte onlara gitmediğinde üzülme
innallâhe alîmun bimâ yesneûn: muhakkak Allah onların ne yaptığını bilir

Fatr-9: وَاللَّهُ الَّذِي أَرْسَلَ الرِّيَاحَ فَتُثِيرُ سَحَابًا فَسُقْنَاهُ إِلَى بَلَدٍ مَّيِّتٍ فَأَحْيَيْنَا بِهِ الْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا كَذَلِكَ النُّشُورُ

Vallâhullezî erseler rîyâha: ve o Allah ki rüzgarları gönderdi
fe tusîru sehâben: bir bulut yükseltti
fe suknâhu ilâ beledin meyyitin: ölü beldeyi diriltirken kullandık
fe ahyeynâ bihil arda: ölü yer’i canlandırdık
ba’de mevtihâ kezâliken nuşûr: ölüleri diriltir gibi

Fatr-10: مَن كَانَ يُرِيدُ الْعِزَّةَ فَلِلَّهِ الْعِزَّةُ جَمِيعًا إِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ وَالَّذِينَ يَمْكُرُونَ السَّيِّئَاتِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ وَمَكْرُ أُوْلَئِكَ هُوَ يَبُورُ

Men kâne yurîdul izzete: kim izzet/itibar/saygı/şeref/söhret istiyor
fe lillâhil izzetu cemîâ: hepsi izzetli olur
ileyhi yes’adul kelimut tayyibu: iyi hoş söz söyleyenlerin
vel amelus sâlihu yerfeuhu: ve iyi iş üretenlerin /çıkaranların
vellezîne yemkurûnes seyyiâti: kötülük yapanların ise
lehum azâbun şedîdun: onların cezaları şiddetli olur
ve mekru ulâike huve yebûr: ve aldatanların /kurnazların geleceği olmaz

Fatr-11: وَاللَّهُ خَلَقَكُم مِّن تُرَابٍ ثُمَّ مِن نُّطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ أَزْوَاجًا وَمَا تَحْمِلُ مِنْ أُنثَى وَلَا تَضَعُ إِلَّا بِعِلْمِهِ وَمَا يُعَمَّرُ مِن مُّعَمَّرٍ وَلَا يُنقَصُ مِنْ عُمُرِهِ إِلَّا فِي كِتَابٍ إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ

Vallâhu halakakum min turâbin: Allah sizi tozdan yaptı
summe min nutfetin: sonra küpe /inci /damla dan // summe cealekum ezvâcâ: sonra eşlerinizi yaptı
ve mâ tahmilu: ve taşıyan
min unsâ: dişiden (içine başka bir parça giren parça –ki bu bir ins atomudur.)
ve lâ tedau illâ bi ilmihî: ancak onun ilminden koymadı (belleği boş olarak halg edildi)
ve mâ yuammeru: ve doldurduğu
min muammerin: uzun ömürden
ve lâ yunkasu: ve az değil /yetersiz sayılmayacak
min umurihî: onun yaşından
illâ fî kitâbin: ancak bir kitap içinde
inne zâlike alâllâhi yesîr : gerçekte o Allah’a yürüyor

Fatr-12: وَمَا يَسْتَوِي الْبَحْرَانِ هَذَا عَذْبٌ فُرَاتٌ سَائِغٌ شَرَابُهُ وَهَذَا مِلْحٌ أُجَاجٌ وَمِن كُلٍّ تَأْكُلُونَ لَحْمًا طَرِيًّا وَتَسْتَخْرِجُونَ حِلْيَةً تَلْبَسُونَهَا وَتَرَى الْفُلْكَ فِيهِ مَوَاخِرَ لِتَبْتَغُوا مِن فَضْلِهِ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Ve mâ yestevîl bahrâni: iki deniz eşit midir
hâzâ azbun : bu hoş
furâtun: tatlı
sâigun: kulağa hoş gelen
şerâbuhu : içilebilir
ve hâzâ milhun ucâcun: ve bu tuzlu ve acı
ve min kullin te’kulûne lahmen tariyyen: ve hepsinden yiyeceğin yumuşak ettir
ve testahricûne : alıp ayıklayıp
hilyeten : süslerinden
telbesûnehâ: onu giyersin
ve terâl fulke: yörüngede gördüğün fîhi mevâhira: içinde var birkaç tane
li tebtegû min fadlihî: aradığın ödülünden
ve leallekum teşkurûn: ve teşekkür edebilirsin

Fatr-13: يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي لِأَجَلٍ مُّسَمًّى ذَلِكُمُ اللَّهُ رَبُّكُمْ لَهُ الْمُلْكُ وَالَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِهِ مَا يَمْلِكُونَ مِن قِطْمِيرٍ

Yûlicul leyle fîn nehâri: gece gündüze girer
ve yûlicun nehâre fîl leyli: gündüz geceye girer
ve sahharaş şemse: ve güneş emrine verilmiş
vel kamere: ve ay kullun yecrî: hepsi serbestçe
li ecelin musemmâ: belirlenmiş süre için
zâlikumullâhu rabbukum: Allah rabbinizdir
lehul mulku: onun krallığı
vellezîne ted’ûne: çağırdıklarınız
min dûnihî mâ yemlikûne: onsuz neye sahiptirler
min kıtmîr: hurma çekirdeği zarından

Fatr-14: إِن تَدْعُوهُمْ لَا يَسْمَعُوا دُعَاءكُمْ وَلَوْ سَمِعُوا مَا اسْتَجَابُوا لَكُمْ وَيَوْمَ الْقِيَامَةِ يَكْفُرُونَ بِشِرْكِكُمْ وَلَا يُنَبِّئُكَ مِثْلُ خَبِيرٍ

İn ted’ûhum : onalrın çağırsan
lâ yesmeû duâekum: duanı duymazlar
ve lev semiû mâstecâbû lekum: olsada duysalar size ne vevap verirler?
ve yevmel kıyâmeti yekfurûne bi şirkikum: arkadaşlarıyla birlikte kıyamet gününe küfrederler
ve lâ yunebbiuke mislu habîr: ve bunu sana bir uzman gibi söylemez

Fatr-15: يَا أَيُّهَا النَّاسُ أَنتُمُ الْفُقَرَاء إِلَى اللَّهِ وَاللَّهُ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

Yâ eyyuhân nâsu: ey insanlar!
entumul fukarâu ilâllâhi: sizler allaha göre fakirsiniz
vallâhu huvel ganiyyul hamîd: ve allah övülen zengindir .

Fatr-16: إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ

İn yeşe’ yuzhibkum: isterse götürür
ve ye’ti bi halkın cedîd: ve yeni yaptıklarını getirir.

Fatr-17: وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ

Ve mâ zâlike: ve benzerlerini alâllâhi bi azîz: Allah’ın sevgisiyle

Fatr-18: وَلَا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَإِن تَدْعُ مُثْقَلَةٌ إِلَى حِمْلِهَا لَا يُحْمَلْ مِنْهُ شَيْءٌ وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَى إِنَّمَا تُنذِرُ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالغَيْبِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَمَن تَزَكَّى فَإِنَّمَا يَتَزَكَّى لِنَفْسِهِ وَإِلَى اللَّهِ الْمَصِيرُ

Ve lâ tezirû : düğmelemeyin
vâziratun vizra uhrâ: başka düğmeyle düğmenizi
ve in ted’u muskaletun: aşırı yüklerle yüklenmek
ilâ himlihâ b>: taşıyamaya
lâ yuhmel minhu şey’un: hiç birini taşıyamazsın
ve lev kâne zâ kurbâ: ancak yakında olanlardan
innemâ tunzirullezîne yahşevne b>: ancak korkanları uyar /
rabbehum: rabblerini // bil gaybi : bilinmeyenle r // ve ekâmûs salât : salatı –desteği- ikame et // ve men tezekkâ: ve kim arınırsa
fe innemâ yetezekkâ: o temize çıkarır li nefsihî: kendini
ve ilâllâhil masîr: ve ilerleyiş / varılacak yer /son, Allah’adır
Düğmeleme tabiri burada tamamen teknik anlatı olarak duruyor. İki atomun birbiriyle iyonik bağlanması anlatılıyor. Benzeri bir çok anlatıdan çıkarılan atom yapısının nükleer çekim gücü, onun koni tabanında tezahür ediyor. İki çekim gücünün birbirine kenetlenmesi “düğmeleme” tanımıyla mükemmel şekilde tahayyül etidiyor.

Fatr-19: وَمَا يَسْتَوِي الْأَعْمَى وَالْبَصِيرُ

Ve mâ yestevîl a’mâ vel basîr: kör ile basiret sahibi aynı mıdır?

Fatr-20: وَلَا الظُّلُمَاتُ وَلَا النُّورُ

Ve lâz zulumâtu: ve karanlık /soğuk
ve lân nûr: ve ışıkla /enerjiyle

Fatr-21: وَلَا الظِّلُّ وَلَا الْحَرُورُ

Ve lâz zıllu ve lâl harûr : Ve gölge sıcaklık la

Fatr-22: وَمَا يَسْتَوِي الْأَحْيَاء وَلَا الْأَمْوَاتُ إِنَّ اللَّهَ يُسْمِعُ مَن يَشَاء وَمَا أَنتَ بِمُسْمِعٍ مَّن فِي الْقُبُورِ

Ve mâ yestevîl ahyâu: ve hayatta olanların eşitliği
ve lâl emvât: yoktur ölülerle
innallâhe yusmiu men yeşâu: Allah istediğini –kimseyi- duyar
ve mâ ente bi musmiin men fîl kubûr: ve senin mezar içinde işitemediklerin -kimseleri-

Fatr-23: إِنْ أَنتَ إِلَّا نَذِيرٌ

İn ente illâ nezîr: Sen sadece bir haberci /müjdecisin

Fatr-24: إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ بِالْحَقِّ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَإِن مِّنْ أُمَّةٍ إِلَّا خلَا فِيهَا نَذِيرٌ

İnnâ erselnâke bil hakkı : sana sağdan gönderdik
beşîran ve nezîrâ: müjde ve uyarı
ve in min ummetin illâ halâ fîhâ nezîr: ve içinde uyarıcı olan milletten

Fatr-25: وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ وَبِالزُّبُرِ وَبِالْكِتَابِ الْمُنِيرِ

Ve in yukezzibûke: ve sen yalan seylediğinde
fe kad kezzebellezîne : onlar da yalan söyler
min kablihim : onlara önceden // câethum: onlara gelen
rusuluhum : onların elçileri
bil beyyinâti: açık delillerle
ve biz zuburi: ve zeburla
ve bil kitâbil munîr: ve aydınlık kitapla

Fatr-26: ثُمَّ أَخَذْتُ الَّذِينَ كَفَرُوا فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

Summe ehaztullezîne keferû: sonra inkar edenleri aldım
fe keyfe kâne nekîr: nasıl da iğrenç oldular

Fatr-27: أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ ثَمَرَاتٍ مُّخْتَلِفًا أَلْوَانُهَا وَمِنَ الْجِبَالِ جُدَدٌ بِيضٌ وَحُمْرٌ مُّخْتَلِفٌ أَلْوَانُهَا وَغَرَابِيبُ سُودٌ

E lem tera: görmedinmi
ennallâhe : Allah’ın
enzele mines semâi: gökten indirdiği
mâen: su
fe ahracnâ bihî semerâtin muhtelifen elvânuhâ: onunla çıkardığımız farklı renkteki meyveleri
ve minel cibâli cudedun bîdun: ve dağlardan yeni yumurtaları
ve humrun muhtelifun elvânuhâ: ve farklı kırmızı renkleri
ve garâbîbu sûd: ve koyu siyahı

Fatr-28: وَمِنَ النَّاسِ وَالدَّوَابِّ وَالْأَنْعَامِ مُخْتَلِفٌ أَلْوَانُهُ كَذَلِكَ إِنَّمَا يَخْشَى اللَّهَ مِنْ عِبَادِهِ الْعُلَمَاء إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ غَفُورٌ

Ve minen nâsi: ve insanları
ved devâbbi: ve binek hayvanlarını
vel en’âmi muhtelifun elvânuhu : ve farklı renklerde sığır/koyunları
kezâlike innemâ yahşâllâhe: yanı sıra Allah korkusu olan
min ibâdihil ulemâu: alim kullarından
innallâhe azîzun gafûr: Allah sevgiyle bağışlayan

Fatr-29: إِنَّ الَّذِينَ يَتْلُونَ كِتَابَ اللَّهِ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً يَرْجُونَ تِجَارَةً لَّن تَبُورَ

İnnellezîne yetlûne kitâballâhi: Allah’ın kitabını okuyanlar /takip edenler
ve ekâmûs salâte: ve destek olanlar
ve enfekû mimmâ razaknâhum sirran ve alâniyeten : ve onlara verdiğimiz geçimden gizliden ve alenen dağıtanlar
yercûne ticâraten len tebûr: umut ederler bu ticaretten

Fatr-30: لِيُوَفِّيَهُمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدَهُم مِّن فَضْلِهِ إِنَّهُ غَفُورٌ شَكُورٌ

Li yuveffîyehum ucûrahum: onların ücretleri ödenir
ve yezîdehum min fadlihi: ve onların ödülleri arttırılır
innehu gafûrun şekûr: o teşekkkür edeni bağışlar

Fatr-31: وَالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ هُوَ الْحَقُّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ إِنَّ اللَّهَ بِعِبَادِهِ لَخَبِيرٌ بَصِيرٌ

Vellezî evhaynâ ileyke: vahiylerimizi sana
minel kitâbi: kitaptan
huvel hakku musaddikan: sağa /sağdan tastiklenmiş
limâ beyne yedeyhi: zira elleri arasında
innallâhe bi ibâdihî: muhakkak Allah kullarıyla
le habîrun basîr: zeki, farkında olan için

Fatr-32: ثُمَّ أَوْرَثْنَا الْكِتَابَ الَّذِينَ اصْطَفَيْنَا مِنْ عِبَادِنَا فَمِنْهُمْ ظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ وَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمِنْهُمْ سَابِقٌ بِالْخَيْرَاتِ بِإِذْنِ اللَّهِ ذَلِكَ هُوَ الْفَضْلُ الْكَبِيرُ

Summe evresnâl : sonra miras bıraktıklarınmız
kitâbellezînastafeynâ min ibâdinâ: sıraya dizilmiş kitap sahibi kullarımızdan
fe minhum zâlimun li nefsihî: onlardan nefsine zalim
ve minhum muktesidun: bazıları tutumlu /hesaplı
ve minhum sâbikun: bazılarının geçmişi
bil hayrâti: iyilikleriyle
bi iznillâhi: Allah’ın izniyle
zâlike huvel fadlul kebîr: bu büyük iyiliktir

Fatr-33: جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا يُحَلَّوْنَ فِيهَا مِنْ أَسَاوِرَ مِن ذَهَبٍ وَلُؤْلُؤًا وَلِبَاسُهُمْ فِيهَا حَرِيرٌ

Cennâtu adnin yedhulûnehâ: cennet bahçelerine girin
yuhallevne fîhâ min esâvire min zehebin : altından bileziklerle süslenirler
ve lu’luen: ve incilerle
ve libâsuhum fîhâ harîr: ve ipek giysiler içinde

Fatr-34: وَقَالُوا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي أَذْهَبَ عَنَّا الْحَزَنَ إِنَّ رَبَّنَا لَغَفُورٌ شَكُورٌ

Ve kâlûl hamdu lillâhillezî: dediler Allah’a övgüler olsun
ezhebe annâl hazen: kim bizden uzaklaşırsa keder
inne rabbenâ le gafûrun şekûr: muhakkak rabbimiz teşekkür edenleri bağışlayandır

Fatr-35: الَّذِي أَحَلَّنَا دَارَ الْمُقَامَةِ مِن فَضْلِهِ لَا يَمَسُّنَا فِيهَا نَصَبٌ وَلَا يَمَسُّنَا فِيهَا لُغُوبٌ

Ellezî ehallenâ dârel mukâmeti: evinizi makamınız yaptık
min fadlihî: herkesten yüksekte
lâ yemessunâ fîhâ nasabun: dokunmadan kurduk
ve lâ yemessunâ fîhâ lugûb: ve bize yorgunluk dokunmadı

Fatr-36: وَالَّذِينَ كَفَرُوا لَهُمْ نَارُ جَهَنَّمَ لَا يُقْضَى عَلَيْهِمْ فَيَمُوتُوا وَلَا يُخَفَّفُ عَنْهُم مِّنْ عَذَابِهَا كَذَلِكَ نَجْزِي كُلَّ كَفُورٍ

Vellezîne keferû lehum nâru cehennem: inkar edenlere cehennem ateşi var
lâ yukdâ aleyhim fe yemûtû: onlar yargılanmazlar ve ölürler
ve lâ yuhaffefu anhum min azâbihâ: onların azaplarından eksiltilmez
kezâlike neczî kulle kefûr: yanı sıra tüm kafirler

Fatr-37: وَهُمْ يَصْطَرِخُونَ فِيهَا رَبَّنَا أَخْرِجْنَا نَعْمَلْ صَالِحًا غَيْرَ الَّذِي كُنَّا نَعْمَلُ أَوَلَمْ نُعَمِّرْكُم مَّا يَتَذَكَّرُ فِيهِ مَن تَذَكَّرَ وَجَاءكُمُ النَّذِيرُ فَذُوقُوا فَمَا لِلظَّالِمِينَ مِن نَّصِيرٍ

Ve hum yastarihûne fîhâ: ve onlar orada çığlık atıyorlar
rabbenâ ahricnâ: rabbimiz bizi çıkar
na’mel sâlihan gayrallezî kunnâ na’mel: çalışıyorduk fakat başka şeylere çalışyorduk
e ve lem nuammirkum: size yeterince ömür vermedik mi?
mâ yetezekkeru fîhi men tezekkere: ne hatırlıyorsunuz, hatırlayan kimseler
ve câekumun nezîr: size gelen nezir
fe zûkû fe mâ liz zâlimîne min nasîr: zalimlere yardım edenler tadın

Fatr-38: إِنَّ اللَّهَ عَالِمُ غَيْبِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

İnnallâhe âlimu gaybis semâvâti vel ard: gerçekten Allah göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilir
innehu alîmun bi zâtis sudûr: o göğüslerinizin içindekileri de bilir
Ruh gökerin içinde barınıyor, göklerin içi ruh açısından göğüs olarak tanımlanıyor, Orası tamamen gizli yer –cennet- olduğu için orada olanları da bildiği burada beyan ediliyor.

Fatr-39: هُوَ الَّذِي جَعَلَكُمْ خَلَائِفَ فِي الْأَرْضِ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُ وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِلَّا مَقْتًا وَلَا يَزِيدُ الْكَافِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلَّا خَسَارًا

Huvellezî cealekum halâife fîl ardı: seni yerde halife yaptık
fe men kefere fe aleyhi kufruhu: ki inkar ederse onun üzerine
ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum inde rabbihim : inkarcıların inkarı rabbim yanında artmaz
illâ maktâ: ancak nefreti –artar-
ve lâ yezîdul kâfirîne kufruhum: inkarcıların inkarı inkarlarını artmaz
illâ hasârâ: ancak kayıplarını –arttırır-

Fatr-40: قُلْ أَرَأَيْتُمْ شُرَكَاءكُمُ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ أَمْ آتَيْنَاهُمْ كِتَابًا فَهُمْ عَلَى بَيِّنَةٍ مِّنْهُ بَلْ إِن يَعِدُ الظَّالِمُونَ بَعْضُهُم بَعْضًا إِلَّا غُرُورًا

Kul e raeytum: görebiliyor musunuz
şurakâekumullezîne ted’ûne: ortak koştuklarınızı
min dûnillâhi: Allah tan başka
erûnî mâzâ halakû minel ardı: yerde ne yapmışlar bana göster
em lehum şirkun fîs semâvât: yoksa göklerdeki ortakları
em âteynâhum kitâben fehum : onlara kitap verdiğimizi anlamadılar
alâ beyyinetin minhu bel : farkındalar ancak
in yaıduz zâlimûne ba’duhum ba’dan : ezicilerin bazıları bazılarına söz veriyor
illâ gurûrâ : ancak aldanıyorlar /yanılıyorlar

Fatr-41: إِنَّ اللَّهَ يُمْسِكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ أَن تَزُولَا وَلَئِن زَالَتَا إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍ مِّن بَعْدِهِ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا

İnnallâhe yumsikus : ancak Allah tutuyor
semâvâti vel arda : gökleri ve yeri
en tezûlâ: aşağı giderdiler
ve le in zâletâ: onlar hala oradalar
in emsekehumâ: onları tutuyor
min ehadin: tekillikten
min ba’dihî: ondan sonrakinden
innehu kâne halîmen gafûrâ: muhakkak şefkatli bağışlayıcı

Fatr-42: وَأَقْسَمُوا بِاللَّهِ جَهْدَ أَيْمَانِهِمْ لَئِن جَاءهُمْ نَذِيرٌ لَّيَكُونُنَّ أَهْدَى مِنْ إِحْدَى الْأُمَمِ فَلَمَّا جَاءهُمْ نَذِيرٌ مَّا زَادَهُمْ إِلَّا نُفُورًا

Ve aksemû billâhi cehde eymânihim: Allah’a yemin ettiler
le in câehum nezîrun: onlara müjdeci geldiğinde
le yekûnunne ehdâ: onlar için verdi
min ihdâl umemi: milletlerin tekinden
fe lemmâ câehum nezîrun: müjdeci geldiği zaman
mâ zâdehum illâ nufûrâ: sadece onların isteksizliği arttı

Fatr-43: اسْتِكْبَارًا فِي الْأَرْضِ وَمَكْرَ السَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ الْمَكْرُ السَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ الْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَبْدِيلًا وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ اللَّهِ تَحْوِيلًا

İstikbâran fîl ardı: yerdekileri ululayan
ve mekres seyyii: ve kötü kurrnaz
ve lâ yahîkul mekrus seyyiu: ve uyanmadı kötülüğe kurnazlığa
illâ bi ehlihî: ancak ailesiyle
fe hel yanzurûne: bakacak mı
illâ sunnetel evvelîn: ancak ilk iki sünnete
fe len tecide li sunnetillâhi tebdîlâ: ancak bulamayacaksın Allah’ın sünnetiyle değiştirecek
ve len tecide li sunnetillâhi tahvîlâ: ancak bulamayacaksın Allah’ın sünnetiyle tranfer edilecek

Fatr-44: أَوَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَكَانُوا أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعْجِزَهُ مِن شَيْءٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ إِنَّهُ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا

E ve lem yesîrû fîl ardı: yerin içinde yürümezler mi?
fe yanzurû keyfe kâne âkıbetullezîne: onların sonunun nasıl olduğunu gör
min kablihim: onlardan öncekilerin de
ve kânû eşedde minhum kuvveten: onlardan daha güçlüydüler
ve mâ kânallâhu lî yu’cizehu min şey’in fîs semâvâti: Allah onları göklerin içinde aciz bırakmamıştı
ve lâ fîl ardı: ve yerin içinde
innehu kâne alîmen kadîrâ: gerçeklen bilgili, güçlü

Fatr-45: وَلَوْ يُؤَاخِذُ اللَّهُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلَى ظَهْرِهَا مِن دَابَّةٍ وَلَكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ فَإِنَّ اللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِ بَصِيرًا

Ve lev yuâhızullâhun nâse bimâ kesebû: eğer Allah insanları kazandıklarıyla götürseydi
mâ terake: miras bıraktıkları
alâ zahrihâ : arkalarında
min dâbbetin: yük hayvanlarından
ve lâkin yuahhıruhum: ama onları geciktirir
ilâ ecelin musemmâ: belirlenmiş süreye
fe izâ câe eceluhum: onların zamanı geldiğinde
fe innallâhe kâne bi ibâdihî basîrâ: muhakkak Allah kullarından haberdardır