Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

40- 72 Cinn

  • Cinlerin yapıları hakkında bilgiler.

    Atomun dışında iken akılsız enerji yumaklarından ibaret cinlerin atomun içinde/cennette oturmalarını, orada ahiret hayatı sürdüklerini ve yere/elektrona aktıklarını bildiriyor.

    Atomun etrafını ihata eden Kur'an'ın, işitilen varlık olduğu vurgulanıyor. Düşünüldüğünde bir yazının işitilmesi mümkün değildir, ancak onun birisi tarafından sesli okunması mümkündür.

    Dua ise burada anlatıldığı kadarıyla fiili çalışmanın, iş üretmenin adı olarak zikrediliyor. Kulluk edenler yani Allah’a hizmet edenler, çalışmaya başladığında ısınıyorlar. Cinnler ısı içerdiklerinden onların bir yere toplanmaları demek orada sıcaklığın artması anlamını taşıyor.

Cinn-1: قُلْ أُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّهُ اسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ الْجِنِّ فَقَالُوا إِنَّا سَمِعْنَا قُرْآنًا عَجَبًا

Kul uhıye ileyye ennehustemea neferun : Neferin ne duyduğunu söyleyin
minel cinni : cinlerden
fe kalu : dedi ki
inna semi’na : biz işittik
kur’anen aceba : şaşırtıcı kur'anı
Bana nefer'in cinlerden ne duyduğunu söyleyin! Dediler; Biz şaşırtıcı/ilginç kur'an'ı işittik.

Nefer, sayıları üç ile on arasında erkek kişilerdir. Nefer işitme kabiliyetini, ins atomlarının içinde racul/ruh olarak ikamet ederken Kur'an sayesinde kazanıyor. Çünkü kur'an, cehennemin enerjisi ile aynı özelliklere sahip olan ruhu cehenneme karışmaktan alıkoyan seperatördür. O aynı esnada tüm titreşimleri atoma iletmektedir. Ruh, Kur'an sayesinde çevreden duyduğu titreşimleri ilk bakışta kur'an'ın sesi olarak yorumluyor.

Cinn-2: يَهْدِي إِلَى الرُّشْدِ فَآمَنَّا بِهِ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَا أَحَدًا

Yehdi ilar ruşdi : erişkinliğe kadar rehberlik et
fe amenna bihi : güvenliğimiz ondandır
ve le-n nuşrike :neşreden/yayanılayan olmayız
bi rabbina ehada : rabbin tekilliğini
yetişkin olana kadar rehbetlik et, güvenliğimiz onunladır. Rabbin tekilliğine dahil olmayız.

Tekillik, yani en/boy/dırinlik boyutlarından sadece biridir. Boyutlardan birini ele alırsak/en'i ele alırsak boy ve derinlik sıfır kabul edildiğinde eldeki sadece en, görünmeyen bir çizgi olur. İşte bunun adı Ehad'dır. İşte en önemli husus burada beliriyor; Vahiy anlatısında göarünmeyen bu tekilliğin anlaşılıp inanç/iman edildiği vurgulanır. Devamında varlığı onunla ilişkilendirmeyiz! denir. Vurgulanan şey Rabbin, varlığın temel yapı taşı olmadığıdır. Bizim varlık dediğimiz madde, küçük boşluklardır. Evren, tamamen tekil ve gözükmeyen Rab çizgileriyle doludur. Onlar enerjidir, dolayısı ile evren bir enerji topudur. Varlık denilen atomlar, bu deniz içindeki küçük hava kabarcıkları misali küçük boşluklar/hiçliklerden ibaretler.

Cinn-3: وَأَنَّهُ تَعَالَى جَدُّ رَبِّنَا مَا اتَّخَذَ صَاحِبَةً وَلَا وَلَدًا

Ve ennehu teala: O yücedir
ceddu : çok
rabbina : rabbin
ma-t tehaze sahıbeten : onun refikası
ve la veleda: ve yoktur doğan
Rabbin çok yücedir, onun refikası/karısı ve ondan doğanı yoktur.

Cinn-4: وَأَنَّهُ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى اللَّهِ شَطَطًا

Ve ennehu : ve bu
kane : öyle
yekulu : diyor
sefihuna : aptal/zekasız
ala -allahi : allahın
şetata: çizik/çizgili/taranmış
Diyor ki bu aptaldır/zekası yoktur, Allahın çizgilerinin.

Uzayı var eden şey tek boklu çizgilerin tıptı camda gelişen buz desenleri gibi uzanarak sürekli büyüyen yegane varlığı oluşturmasıdır. Bu çizgiler bilgi içermesine karşın zeka sergileyemezler, dolayısı ile kendiliklerinden titreşemez /söz üretemetler. Evren tamamen dolu fakat tek boyutlu olmasından ötürü görünmezdir. Gerçek varlık evrendir.Bizim varlık dediğimiz madde ise bu gerçek varlık içindeki yürıklardır. Yukarıda bahsedilen nefer (üç racul) cinler, evreni işitmiş olmuyor bilakis Kur'an'ın manyetik rüzgarlar vesilesiyle sergilediği titreşimleri algılamış/işitmiş oluyor.

Cinn-5: وَأَنَّا ظَنَنَّا أَن لَّن تَقُولَ الْإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا

Ve enna zanenna: ben düşündüm
en len tekulel insu : insanlar demeyecek
vel cinnu: ve cinnler
alallahi : Allah
keziba: yalancı

Cinn-6: وَأَنَّهُ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ الْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ الْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

Ve ennehu kane : Öyleydiler
ricalun: erkekler/muhafızlar
minel insi: insanlık
yeuzune : sığınmak
bi ricalin: erkeklerle
minel cinni : cinlerle
fe zaduhum raheka: korkuları anttırdı

Cinn-7: وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ اللَّهُ أَحَدًا

Ve ennehum: onlar zannu kema zanentum : senin zennettiğin gibi zannettiler
en len yeb’as-a : göndermez
Allahu ehada: Allah ehaddır
Ve onlar da, sizin zannettiğiniz gibi; Allah ehaddır, kimseyi gönderemez! zannettiler.
Tek boyut yani ehad olan Allah, kimseyi gönderemez-gücü yetmez anlamında- zannettiler.

Cinn-8: وَأَنَّا لَمَسْنَا السَّمَاء فَوَجَدْنَاهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا

Ve enna: ben(dim)
le mesnas : dokundum
semae : göğe
fe vecednaha muliet : bekçilerle dolu
harasen : bulduk
şediden: şiddetli
ve şuhuba: sıcaklık farkı
Göğe dokundum! Onu bekçilerle dolu bulduk, şiddetli meteor olayları/sıcaklık farkı vardı.
Göğün dışı cehennem, içi sıfır kelvin derece soğuk; Bu durumda dış ve iç arasındaki meteor olayları en şiddetli seviyededir. Öyle ki ccehennemin sıcaklığını mutlak sıfıra göre ifade için rakamsal değer yerine şiddetini vurgulamak doğru olacaktır. Göğün cehenneme temas eden yüzeyine dokunulduğunda bekçilerle karşılaşma ifadesi ise ısı yalıtımını temin eden yansıtma özelliğidir. Bakınız vahiyleri anlatmaya çalıştığınız devirdeki bilgi/kültür/eğitim seviyesi oldukça düşüktü. Onlar televizyonu anlatmaya çalıştığınızı hayal edin! Tv, tranzistör, manyetizme, elektrik, ekran, anten, yayın vbg gibi kelimeleri kullanmadan yapmak durumundasınız. İnsanların dağarcıklarındaki 30-40 kelimeyle televizyonu anlatmaya çalıştığınızda tamda mushaftaki cümlelerin aynılarını kullanırsınız. Ayet diye ifade edilen cümleler gerçekte vahyin kendisi değil vahiy anlatılarıdır. Vahiyler bir his, bir duygu, bir görüntü olarak iletiliyor. Allahın sözleri denilmesi, hem olayları çarpıtmakta hemde Allah'a hakaret/aşağılamak ve onu kişiselleştirmektir. Allah'ın sözü demek onu kendi yarattığı bir şeye ihtiyaç duyması durumuna sokmaktır.)

Cinn-9: وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَاعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَن يَسْتَمِعِ الْآنَ يَجِدْ لَهُ شِهَابًا رَّصَدًا

Ve enna kunna nak’udu: oturuyordum/ayağa kalkan bendim
minha : onlardan // mekaıde lis sem’i: oturduklarını duymak
fe men yestemiıl ane yecid : öyle olduğunu dinlemek // / lehu şihaben rasada: onun meteorunu izlemek
Oturuyourdum, onların oturduklarını duyuyordum. Öyle olduklarını dinliyor, onun meteorunu izliyordum.
Ruhlar atomun içinde oturma vaziyetindeler, Ayağa kalkmak diğer adıyla salat, içinde barındığı atoma destek ve dik duruş sağlıyor. Atomların hareketleri, içlerindeki ruh/enerjinin hareketinden ibaret durumlar ki bunu meteor yani sıcaklık hareketleri ve etkileri olarak ifade etmek burada böyle oldukça doğru duruyor. )

Cinn-10: وَأَنَّا لَا نَدْرِي أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِي الْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا

Ve enna la nedri : bilmiyorum
eşerrun : nokta
uride: istemek
bi men: dahil
fil ardı : yerin içinde
em erade: veya istedi
bi him rabbuhum : rabbinin kendi
raşeda: akılcı/mantıklı/olgun
Bilmediğim nokta, yere dahil olmayı ben mi istedim yoksa akılcı olmamamı rabbim mi istedi?

Cinn-11: وَأَنَّا مِنَّا الصَّالِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَلِكَ كُنَّا طَرَائِقَ قِدَدًا

Ve enna minnas salihune: ben iyilerdenim/dürüstüm
ve minna dune zalike: bizden aşağı
kunna taraika kıdeda: yolumuz dar ve uzun
Biz iyilerdeniz! Bizden/bizim aşağımızdaki yol dar ve uzun.

Proton/göklerin içindeki kişi elektrona/yere doğru ilerleyerek oğul verecek. Bunu yapması salih amel olarak anılır. Gökler, yerin fevkinde olduğundan ötürü yer, aşağıdadır, ona uzanan yol -hubl/Allah'ın ipi- dar ve uzundur.

Cinn-12: وَأَنَّا ظَنَنَّا أَن لَّن نُّعجِزَ اللَّهَ فِي الْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُ هَرَبًا

Ve enna zanenna : Düşündüm
en len nu’cizallahe: Allah başarısız olamaz // fil ardı : yer içinde
ve len nu’cizehu heraba
: ondan özgürlüğe kaçış olmaz
Yere indiğinde özgür kalmayı aklınca hesap eden ruh, yerin/elektronun da ondan ayrı olmadığını fark ediyor.

Cinn-13: وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا الْهُدَى آمَنَّا بِهِ فَمَن يُؤْمِن بِرَبِّهِ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا

Ve enna lemma semi’nal huda : Neden ben hudayı-yol göstereni- duymuyorum?
amenna bihi: ona inanıyoruz
fe men yu’min: iman edenlere
bi rabbihi : rabbine
fe la yehafu bahsen: aşağıda olandan -yer/elektrondan- korkmuyoruz
ve la raheka: o yük değil
Yol göstereni neden duymuyorum? İman edenlere inanıyoruz, aşağıda olandan korkmuyoruz, o bize yük değil.
Atomun içindeki ruh işitebilmesi için elektrona ihtiyacı var. Elektron yoksa veya kendisi elektronun içine ulaşmamışsa dış ortamdaki manyetik rüzgarları algılayamıyor. Protonun içinde sadece vahiy alabiliyor ama işitemiyor ve sebebini merak ediyor. Aşağıya yani Yer'e/elektrona inmakten imtina ediyor ve korkmuyorum diyor. Sonra ekliyor o bana yük değil. Elektron manyetik özellikleriyle itme ve çekme etkisi sergiliyor, bu özellik ağırlık kavramından yani çekim güçlerine maruz kalmaktan farklı olduğundan ötürü onun bir ağırlık kesbetmeyeceğini ifade ediyor.)

Cinn-14: وَأَنَّا مِنَّا الْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا الْقَاسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُوْلَئِكَ تَحَرَّوْا رَشَدًا

Ve enna minnal muslimune: Ben müslümanlardanım
ve minnal kasitun: ve boyun eğenlerdeniz
fe men esleme: böylesi güvenlidir
fe ulaike teharrav raşeda: ve bunlar aklın gösterdiği gerçeklerdir.
Ben müslümanlardanım, yani teslim olmuş ve hayatımı hizmete adamışım. Biz boyun eğenlerdeniz

Elektriksel anlamda yüklenen atom yükü kadar eğilir. (Potansiyel fark yani gerilim -volt- böyle neşet ediyor) Atomun bu hali hayatta kalması adına güvenlidir.

Cinn-15: وَأَمَّا الْقَاسِطُونَ فَكَانُوا لِجَهَنَّمَ حَطَبًا

Ve emmal kasitune: kasitune geldiğinde
fe kanu: onlar li cehenneme hataba // : cehennem için odun

Cinn-16: وَأَلَّوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَاهُم مَّاء غَدَقًا

Ve en levistekamu: eğer dik dururlarsa
alat tarikati: yolda
le eskaynahum : onları suladık
maen gadeka: sırlı su ile

Cinn-17: لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَمَن يُعْرِضْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِ يَسْلُكْهُ عَذَابًا صَعَدًا

Li neftinehum fihi: içerdikilerin büyümesi için
ve men yu’rıd : gösterilen
an zikri rabbihi : rabbinin zikriyle
yeslukhu azaben saada : yükselen azapları alınır

Cinn-18: وَأَنَّ الْمَسَاجِدَ لِلَّهِ فَلَا تَدْعُوا مَعَ اللَّهِ أَحَدًا

Ve ennel mesacide lillahi: Ve bu Allah'ın mescitlerine
fe la ted’u meallahi ehada: kimseleri Allah ile çağırmayın

Cinn-19: وَأَنَّهُ لَمَّا قَامَ عَبْدُ اللَّهِ يَدْعُوهُ كَادُوا يَكُونُونَ عَلَيْهِ لِبَدًا

Ve ennehu lemma kame: bu yüzden yaptı
abdullahi yeduhu : Allah'ın kölesi çağırıyor
kadu yekunune : yakın oldular
aleyhi libeda : sınırlandırılmak

Cinn-20: قُلْ إِنَّمَا أَدْعُو رَبِّي وَلَا أُشْرِكُ بِهِ أَحَدًا

Kul innema ed’u rabbi : Dedi ki ben rabbime çalışıyorum
ve la uşriku bihi ehada: nokta değilim, tek boyutluyum

Cinn-21: قُلْ إِنِّي لَا أَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا رَشَدًا

Kul : deki
innî lâ emliku lekum darran : gerçekten faydam yok senin için zararımda
ve lâ raşedâ: ve yetişkin değil

Cinn-22: قُلْ إِنِّي لَن يُجِيرَنِي مِنَ اللَّهِ أَحَدٌ وَلَنْ أَجِدَ مِن دُونِهِ مُلْتَحَدًا

Kul : deki
innî len yucîranî : ?
minallâhi ehadun : Allahtan tekil
ve len ecide : bulamadım
min dûnihî multehadâ: o olmadan sığınacak

Cinn-23: إِلَّا بَلَاغًا مِّنَ اللَّهِ وَرِسَالَاتِهِ وَمَن يَعْصِ اللَّهَ وَرَسُولَهُ فَإِنَّ لَهُ نَارَ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا أَبَدًا

İllâ belâgan : gerçekten duyurular
minallâhi: Allahtan
ve risâlâtihî: ve mesajlarından
ve men ya’sıllâhe : Allaha itaatsiz kimse
ve resûlehu: ve elçisine
fe inne lehu nâra cehenneme hâlidîne: öyle ki onlar cehennem ateşinin sonsuzluğu
fîhâ ebedâ: içinde sonsuza dek

Cinn-24: حَتَّى إِذَا رَأَوْا مَا يُوعَدُونَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ أَضْعَفُ نَاصِرًا وَأَقَلُّ عَدَدًا

Hattâ izâ raev mâ yûadûne : hatta ne vaad ettiklerini görebilseler
fe se ya’lemûne : bilebilecekler
men ad’afu nâsıran : zayıflardan
ve ekallu adedâ: ve adetçe az olanlardan

Cinn-25: قُلْ إِنْ أَدْرِي أَقَرِيبٌ مَّا تُوعَدُونَ أَمْ يَجْعَلُ لَهُ رَبِّي أَمَدًا

Kul in edrî : deki idrak ediyorum
e karîbun mâ tûadûne : bana vaad edilenin yakında olduğunu
em yec’alu lehu :yoksa o sonsuza dek
rabbî emedâ: rabbini mi bekleyecek

Cinn-26: عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلَى غَيْبِهِ أَحَدًا

Âlimul gaybi : gaybın bilgisi
fe lâ yuzhiru: gözükmez
alâ gaybihî ehadâ: tekilliğin bilinmezliği üzerinde

Cinn-27: إِلَّا مَنِ ارْتَضَى مِن رَّسُولٍ فَإِنَّهُ يَسْلُكُ مِن بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا

İllâ menirtedâ min resûlin : ancak resulden hoşnut olanlar
fe innehu yesluku: açıkça peşinden gittiklerin
min beyni yedeyhi: elleriniz arasındaki
ve min halfihî rasadâ: ve ardından gözlemleyen

Cinn-28: لِيَعْلَمَ أَن قَدْ أَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَأَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَأَحْصَى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا

Li ya’leme en kad eblegû rısâlâti rabbihim: rabbinin mesajlarıyla bildirdikleri öğretmek içindir
ve ehâta bimâ ledeyhim: onların sahip oldukları şeyleri
ve ahsâ kulle şey’in adedâ: ve adetlerinin sayılarını