Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

87- 2 Bakara

  • Uzunca bir metin içinde gerek atomların yaratılış metoduna dair gerek onların yaşamları ve nihayete (ölünce) rabblerine kavuşmaları anlatılıyor.

    Yaratılış, canlanma, ölüm hakkında önemli tanımlamalar yapılıyor. Ölüm, özellikleri aynı olan ruh ve rabb'in bütünleşmesi olarak karşımızda durmaktadır.

    Salat, zekat ve şefaat hakkında düşünmemiz gereken ayetler de bu pasajda yer alıyor.

    Olayları ve kavramları kafanızda bütünleştirmek size düşüyor. Yardımı dokunacak yarımları ve detayları bu sitede lanse edilen ilgili kitaplarda bulabilirsiniz.

Bakara-1: الم

Elif ve Lam iki kitabının rumuzlarıdır. Mim şu an yaşayan Muhammed adı verilmiş olan ruhların tümünün rumuzudur.

Bakara-2: ذَلِكَ الْكِتَابُ لاَ رَيْبَ فِيهِ هُدًى لِّلْمُتَّقِينَ

Zalikel kitabu: o kitaplar
la reybe fih: şüphesiz
huden lil muttekin: sakınnanlar için klavuzdur

Bakara-3: الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِالْغَيْبِ وَيُقِيمُونَ الصَّلاةَ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ

Ellezine:onlar
yu’minune: güvende olanlar
bil gaybi: görünmeyenle /gizlilikle
ve yukimunes: barınıyor / ikamet ediyorlar
salate: destekliyorlar
ve mimma razakna hum: ve bizim onlara verdiğimiz geçimliği
yunfikun: harcıyorlar
Güvende olan o kimseler, gizli bilinmeyen yerlerde ikamet ediyor, barındığı yeri destekliyor ve bizim ona verdiğimiz geçimliği harcıyorlar.

Bakara-4: والَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَا أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ وَبِالآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Vellezine yu’minune: ve güvende olanlar
bi ma unzile ileyke: seninle birlikte indirilenler
ve ma unzile min kablik: ve senden önce indirilenler
ve bil ahireti hum yukınun: bunlar ahirette emniyetteler
Güvende olmak bir atom içinde ve bir element himayesinde olmak, enerji denizi içinde /evrende tek başına bulunmamak, firavunlar ve diğer atomların nefsleri karşısında tehlikeden korunmak demektir.
Senden önce yani Elif atomu içine indirilen ruh/racul olan İbrahim isimli ümmet idiler. Ve Lam atomu içine indirilen Musa isimli ümmet atomlardılar. Üçüncü ve son olarak Muhammed ümmetinin tekrar İbrahim’in barındığı atoma üflenmesidir.
Peki ya İsa ve neden anılmıyor burada? Cevap: atomun oğul diye anılan elektronu idi.

Bakara-5: أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulaike ala huden: bunların üzerindeki rehberlik
min rabbihim: rabbimdendir
ve ulaike humul muflihun: onlar bu yüzden kurtulanlardır

Bakara-6: إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ سَوَاءٌ عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

İnnellezine keferu: inkar eden kimseler
sevaun : değişmez /her iki durumda da
aleyhim e enzertehum: onları uyarsan
em lem tunzirhum: veya uyarmasan
la yu’minun: güvende olmazlar

Bakara-7: خَتَمَ اللّهُ عَلَى قُلُوبِهمْ وَعَلَى سَمْعِهِمْ وَعَلَى أَبْصَارِهِمْ غِشَاوَةٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ عظِيمٌ

Hatemallahu: Allah mühürledi
ala kulubihim: kalplerinin üzerini
ve ala sem’ıhim: ve işitmelerini
ve ala ebsarihim: ve gözünün üzerine
gışavetun: perde/bulanıklık
ve lehum azabun azim: ve onların azapları büyüktür
Atomun tek gözü var. Bu göz manzara görmüyor, sadece ışığı algılıyor. İn /mağara içinde barınan ruh, sadece tunelin ağzında bir ışık görebilir.
Kulak denilen aza yine bu gözdür. Gözden ışık girerse görme, enerji hava gibi sızarak dolarsa duyma olarak tezühür ediyor. Görme işinin gerçekte bir işitme olduğunu önceki pasajlarda görmüştük. İşitme sırasında atoma enerjinin sızarcasına dolması olayını başkaca vahiy anlatılarında deliklere sessizce akan yılan denilerek veya fısıltı veyahut ilham diye de geçmektedir, hepsi aynı fiziksel işleyişin farklı yansıtılmasıdır, bu anşılması açısından iyidir, hem birbirlerine tezat teşkil etmezler.

Bakara-8: وَمِنَ النَّاسِ مَن يَقُولُ آمَنَّا بِاللّهِ وَبِالْيَوْمِ الآخِرِ وَمَا هُم بِمُؤْمِنِينَ

Ve minen nasi:
men yekulu amenna billahi:
ve bil yevmil ahıri:
ve ma hum bi mu’minin:

Bakara-9: يُخَادِعُونَ اللّهَ وَالَّذِينَ آمَنُوا وَمَا يَخْدَعُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُم وَمَا يَشْعُرُونَ

Yuhadiunallahe:
vellezine amenu:
ve ma yahdeune:
illa enfusehum:
ve ma yeş’urun:

Bakara-10: فِي قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَهُمُ اللّهُ مَرَضاً وَلَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ بِمَا كَانُوا يَكْذِبُونَ

Fi kulubihim: kalplerinin içindeki
maradun: hastalık
fe zadehumullahu marada: ve Allah hastalıklarını arttırdı
ve lehum azabun elimun: onların acı işkencesi var
bi ma kanu yekzibun : yalanlarıyla

Bakara-11: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ لاَ تُفْسِدُواْ فِي الأَرْضِ قَالُواْ إِنَّمَا نَحْنُ مُصْلِحُونَ

Ve iza kile lehum: onlara söylendiği zaman
la tufsidu fil ardı: yerin içinde fesat çıkarmayın
kalu: dedi
innema nahnu muslihun: ama biz onarıcılar /düzelticileriz

Bakara-12: أَلا إِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلَكِن لاَّ يَشْعُرُونَ

E la innehum: bunlar değiller mi
humul mufsidune: bozguncular
ve lakin la yeş’urun: ama hissetmeyen /şuursuz

Bakara-13: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ آمِنُواْ كَمَا آمَنَ النَّاسُ قَالُواْ أَنُؤْمِنُ كَمَا آمَنَ السُّفَهَاء أَلا إِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَاء وَلَكِن لاَّ يَعْلَمُونَ

Ve iza kile lehum:
aminu :
kema amenen nasu:
kalu e nu’minu:
kema amenes sufehau:
e la innehum humus sufehau:
ve lakin la ya’lemun:

Bakara-14: وَإِذَا لَقُواْ الَّذِينَ آمَنُواْ قَالُواْ آمَنَّا وَإِذَا خَلَوْاْ إِلَى شَيَاطِينِهِمْ قَالُواْ إِنَّا مَعَكْمْ إِنَّمَا نَحْنُ مُسْتَهْزِؤُونَ

Ve iza lekullezine amenu :
kalu amenna:
ve iza halev ila şeyatinihim:
kalu inna meakum:
innema nahnu mustehziun:

Bakara-15: اللّهُ يَسْتَهْزِئُ بِهِمْ وَيَمُدُّهُمْ فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ

Allahu yestehziu bihim: Allah onlarla alay etti
ve yemudduhum: ve bunları uzattı /genişletti
fi tugyanihim: onlar azgınlık içinde
ya’mehun: gözleri kör halde

Bakara-16: أُوْلَئِكَ الَّذِينَ اشْتَرُوُاْ الضَّلاَلَةَ بِالْهُدَى فَمَا رَبِحَت تِّجَارَتُهُمْ وَمَا كَانُواْ مُهْتَدِينَ

Ulaikellezineşterevud: satın alan kimseler
dalalete: yanlış yönlendiren
bil huda: rehberği
fe ma rabihat ticaretuhum: ticaretlerinde kazanmadılar
ve ma kanu muhtedin: onlara rehberlik edilmedi

Bakara-17: مَثَلُهُمْ كَمَثَلِ الَّذِي اسْتَوْقَدَ نَاراً فَلَمَّا أَضَاءتْ مَا حَوْلَهُ ذَهَبَ اللّهُ بِنُورِهِمْ وَتَرَكَهُمْ فِي ظُلُمَاتٍ لاَّ يُبْصِرُونَ

Meseluhum: onar tıpkı
ke meselillezistevkade nara: tutuşturulmuş ateş gibidirler
fe lemma edaet ma havlehu : etraflarını aydınlandı
zeheballahu bi nurihim : Allah nuruyla gittiğinde
ve terekehum: terk edildiler
fi zulumatin: karanlıklar içine
la yubsirun: göremezler

Bakara-18: صُمٌّ بُكْمٌ عُمْيٌ فَهُمْ لاَ يَرْجِعُونَ

Summun: sağır
bukmun: dilsiz
umyun: görmez halde
fe hum la yerciun: onlar geri dönemediler

Bakara-19: أَوْ كَصَيِّبٍ مِّنَ السَّمَاء فِيهِ ظُلُمَاتٌ وَرَعْدٌ وَبَرْقٌ يَجْعَلُونَ أَصْابِعَهُمْ فِي آذَانِهِم مِّنَ الصَّوَاعِقِ حَذَرَ الْمَوْتِ واللّهُ مُحِيطٌ بِالْكافِرِينَ

Ev ke sayyibin : veya inen yağmur gibi
mines semai: göklerden
fihi zulumatun: karanlığın içinden
ve ra’dun: ve gök gürlediğinde
ve berk: ve şimşek
yec’alune esabiahum: bunlar parmaklarını yapıyor
fi azanihim: bunlar kulaklarının içine
mines savaiki hazaral mevt: öldürücü yıldırımlara uyardı
vallahu muhitun bil kafirin: Allah inkarcıların etragındakileri

Bakara-20: يَكَادُ الْبَرْقُ يَخْطَفُ أَبْصَارَهُمْ كُلَّمَا أَضَاء لَهُم مَّشَوْاْ فِيهِ وَإِذَا أَظْلَمَ عَلَيْهِمْ قَامُواْ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَذَهَبَ بِسَمْعِهِمْ وَأَبْصَارِهِمْ إِنَّ اللَّه عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Yekadul berku: şimşek çaktıkça
yahtafu ebsarehum: gözlerini kaçırıyordular
kullema edae lehum: onları aydınlattıkça
meşev fihi: yürüteçler içinde
ve iza azleme: karanlık olduğu zaman da
aleyhim kamu: onlar kıyam etti /kalktılar
ve lev şaellahu le zehebe: gerçi gitmelerini Allah istedi /diledi
bi sem’ihim: işittikleriyle
ve ebsarihim innallahe: ve görmeleriyle
ala kulli şey’in kadir: Allah'ın gücü herşeyin üzerindedir

Bakara-21: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اعْبُدُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ

Ya eyyuhen nasu’budu: Ey insanlar hizmet edin
rabbekumullezi: rabbinize
halakakum: sizi yapan eden
vellezine min kablikum: ve sizden öncekilerden
leallekum tettekun: umulur ki sakınırsınız

Bakara-22: الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الأَرْضَ فِرَاشاً وَالسَّمَاء بِنَاء وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقاً لَّكُمْ فَلاَ تَجْعَلُواْ لِلّهِ أَندَاداً وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ellezi ceale: oluşturan
lekumul arda: senin için yer’i
firaşen: yatak
ves semae binaa: ve göğü bina etti
ve enzele: ve indirdi
mines semai maen: gökten suyu
fe ahrece bihi: çıkardı
mines semarati: meyvelerden
rızkan lekum: geçimliğinizi
fe la tec’alu: ve kılmadı
lillahi endaden: ilahları takipçi
ve entum ta’lemun: bilmelisin
Yerde yatak oluşturmak! ifadesine dikkat gerekiyor. Koni şekilli göğün sivri ucuna yer deniyor. Bu yer etrafında bir manyetik alan oluşturuluyor. Cümleyi "Yerde yatak yaptı" veya "Yeri size yatak/beşik olarak yaptı" gibi yorumlar, "ard" kelimesini dünya yüzeyi olarak algılamalarından dolayıdır. Benzer şekilde önceki aıklamalarda Yer'in içindeki kişilerden bahsedilirken bunu yer altındaki diyerek tercüme etmek de yanlış olmaktaydı.
Göklerde /kuarklarda/ protonda ahiret hayatı yaşıyorken, yere indirilen kendi uzantısıyla orada/aşağıda /dünya hayatı yaşamaya başlıyor. Fizik dünyadaki tüm aktivitelerimiz bu oğul/elektron sayesinde gerçekleşiyor.
Sonrasında en önemli vurgu "Seni ilahlara takipçi yapmadık" Koni şekilli gök ve külah şeklindeki atomun üst kısmında konuşlanan hiçlik, o atomun ilahıdır. Hiçlik, şekil/boyut/ağırlık vb gibi özellikler içermediğinden ötürü "Sizin ilahınız tektir" çok sayıdadır ama bir tanedir demiyor. Cümelerde kinaye teşbih veya mecaz yoktur. Direkt söylenilen anlama odaklanılması lazımdır; Hiçlik sayılamayan türde tektir.

Bakara-23: وَإِن كُنتُمْ فِي رَيْبٍ مِّمَّا نَزَّلْنَا عَلَى عَبْدِنَا فَأْتُواْ بِسُورَةٍ مِّن مِّثْلِهِ وَادْعُواْ شُهَدَاءكُم مِّن دُونِ اللّهِ إِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ

Ve in kuntum: gerçi siz
fi reybin: şüphe içindesiniz
mimma nezzelna ala abdina : kölemiz üzerine indirdiğimizden
fe’tu bi suretin: suret ile getirdik
min mislihi: aynısından
ved’u : iddia etti
şuhedaekum: şahit olanlar
min dunillahi: ilah olmadan
in kuntum sadıkin: dürüst olursan
Varlığını hisseden fakat kendi hakkında bilgisi olmayan, etrafını göremeyen atom içindeki ruh yani insan, oluşumu hakkında verilen bilgilerle bir türlü tatmin olamıyor. Hala şüphe içinde bulunuyor . Seni gökten indirdiğimiz sudan yaptık! Bilgisine binaen bu kez indirilen suyun menba hakkında bilgi veriliyor.
Ruh müteşabih ayet olduğundan ötürü ins atomunun suretini alıyor. Külah /huni şeklindeki ins atomunun üst kısmında çekim alanı /ilah vardır. Bu alanın çekimi ile sürüklenen ruha "seni ilahları takip edesin diye yapmadık!" diyerek onun maddeyi oluşturmak gibi başkaca görevleri olduğu hatırlatılmıştı. Günümüze kadar bu cümle, anlamının dışında "Ve eğer indirdiğimiz Kur’an’dan şüphe içindeyseniz, o zaman o’nun mislinden bir sure getirin.. " diye yanlış tefsir edilmiytir.

Bakara-24: فَإِن لَّمْ تَفْعَلُواْ وَلَن تَفْعَلُواْ فَاتَّقُواْ النَّارَ الَّتِي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ أُعِدَّتْ لِلْكَافِرِينَ

Fe in lem tef’alu: eğer yapmadınızsa
ve len tef’alu : ve yapmayacaksınız
fettekun narelleti: ateşten korkun
vakuduhan nasu: ki yakıtı insanlardan oluşan
vel hicaratu uiddet : ve taşlardan oluşan
lil kafirin: kafirler için

Bakara-25: وَبَشِّرِ الَّذِين آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُواْ مِنْهَا مِن ثَمَرَةٍ رِّزْقاً قَالُواْ هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِن قَبْلُ وَأُتُواْ بِهِ مُتَشَابِهاً وَلَهُمْ فِيهَا أَزْوَاجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَهُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Ve beşşirillezine amenu: güvende olanları müjdele
ve amilus salihati: ve salih amel işleyenleri
enne lehum cennatin tecri: gerçekten yerleri cennettir
min tahtihel enhar: altından nehirler
kullema ruziku minha: devamlı ondan geçinirler
min semeretin rızkan: geçimlikleri meyvelerdendir
kalu hazellezi ruzıkna: dediler bize bu rızıkları kim
min kabl: önceden
ve utu bihi muteşabiha: ve geldi benzerleri
ve lehum fiha ezvacun mutahharatun: ve bunları içinde ter temiz çiftler yaptık
ve hum fiha halidun: ve onlar ölümsüzlük içindeler

Bakara-26: إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ

İnnallahe la yestahyi en yadribe : Allah vurmakla utanmaz
meselen ma beudaten : sivri sinek örneğini
fe ma fevkaha :üstündeki
fe emmellezine amenu : güvende olan kimseler
fe ya’lemune : bilsinler
ennehul hakku : ki o sağadır
min rabbihim: rabbindendir
ve emmellezine keferu: inkar edenlere gelince
fe yekulune maza eradallahu bi haza mesela: Allahtan bir örnek istediklerini söylerler
yudıllu bihi kesiran : çokları bu yanlışı yaptı
ve yehdi bihi kesira: çokları yanlış yönlendi
ve ma yudıllu bihi illel fasıkin: sadcece yanlışları değil, iftiralarıda
İns atomunun yer uzvu, tıpkı sivri sineğin kafası ve iğnesine benzemektedir. Bunu bu cümlede sivrisineğin örnek gösterildiğine dair bilgileri okuyunca fark edebildik.

Bakara-27:
الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ

Ellezine yenkudune ahdallahi : Allah ile ahdlerini bozanlar
min ba’di misakıh ve yaktaune : anlaştıktan sonra
ma emerallahu bihi : Allah'ın emirlerine
en yusale : bağlanmalarıydı
ve yufsidune fil ard: onlar yer'de /elektronda olanı yağmaladılar Onlar ne yaptılar? İki elektron bağlanarak madde bütünlüğünü sağlamak yerine birri diğerinin metasını /enerjisini gasp ediyor /yağmalıyor.
ulaike humul hasirun: işte bunlar kaybedenlerdir

Bakara-28: كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتاً فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Keyfe tekfurune billahi : Allah'ı nasıl inkar edersin
ve kuntum emvaten: Siz ölü idiniz
fe ahyakum: sizi canlandırdı! "Kıyamet günü sizi dirilten Allah'tır! " şeklinde çeviri yapmak doğru değil. Burada önce bir hayat şyaşayıp sonra ölüp ve bu ölümden sonra dirilişi değil ölüyken diri olmayı kast ediyor. Yani, ilk yaratılıştaki ölü halimizden bahsediyor.
Evvela yaratılan “İns atomu” ölüdür, içine konulacak “Cinn” atomu ise uyku halindedir. Sonrasında helezon/yumak halindeki cinn, ins atomunun içine yerteştiriyor. İşte ilk diriliş budur.
Bunlar dirilmeden önce ayrı ayrı dururlarken Allah onlara “Ey ins ve Cinn toplulukları!” diye hitap ediyor.

summe yumitukum: daha sonra sizi öldürdü Bakınız yukarıda açıkladığımız kronolojiye uygun olarak, İns atomunu içindeki ruha süreli hayat verilmiş ve nihayetinde ölüm gelmiştir, buna ecel deniyor.
summe yuhyikum : daha sonra sizi canlandıracak
summe ileyhi turceun: daha sonra ona döndün Dirilip canlanmış ruhun ecelini müteakip Rabb’e dönüş var. Yani eceli gelen ruh, okyanusa karışan su damlası gibi ona kavuşuyor. Teknik anlamda bu enerjinin kurunumu olarak açıklanabilir.
İns atomu ruh olmaksızın boş bir çuval gibidir. Onun içine giren yumak /spiral seklindeki ruh salat ederek ona destek olup onu diriltiyor. Hz Muhammed bu olayı aktarırken kullandığı kelimeler hafifçe sosyal ve beşeri hayatına uyarlanmış ve şu hali almıştır “Kızınızı (ins atomunu) namaz kılana (salat eden ruha) vermezseniz onu cehennem ateşine atmış olursunuz. (cehennem, bir enerji denizi olan evrenidir.

Bakara-29: هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ

Huvellezi halaka lekum ma fil ardı cemian : hepinizi Yer'in içinde yapan kimdir? Yerin içinde elektron /oğul fizik hareketliliğe sahiptir. Göğe eriştiğinde ahiret hayatını sürecektir.
summesteva iles semai : daha sonra göğe yöneldi
fe sevvahunne seb’a semavat: onları yedi gök halinde düzenledi
ve huve bi kulli şey’in alim: o her şeyi bilendir

Bakara-30: وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Ve iz kale rabbuke : senin rabbin dediğinde
lil melaiketi: melekler için
inni cailun fil ardı halifeten: yerin içinde bir halife oluşturacağım Yer’in (elektronun) içindeki halife, Göklerde (protonda) ikame eden ruhun halifesidir. Ruh ise bizatihi Allah’tandır.
kalu e tec’alu fiha men yufsidu fiha : dedi orada bozgunculuk yapacak
ve yesfikud dimae: ve kan dökecek birini mi?
ve nahnu nusebbihu : biz tespih ederiz
bi hamdike ve nukaddisu lek: övgüyle seni kutsarız
kale inni a’lemu ma la ta’lemun: dedi ben sizin bilmediklerini biliyorum

Bakara-31: وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve alleme ademel esmae kulleha : adem bütün isimleri biliyordu
summe aradahum alel melaiketi : daha sonra ona gösterdi meleklerin üzerindekini (Kur'an'ı)
fe kale enbiuni bi esmai haulai: dedi bana haber ver/bilgilendir bunların isimlerini
in kuntum sadikin: eğer doğru sözlü isen

Bakara-32: قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

Kalu subhaneke : dediler seni tenzih ederiz
la ilme lena : bizim bilgimiz yok
illa ma allemtena inneke : ancak senin öğrettiklerin -kadarını biliriz-
entel alimul hakim : sen alimsin hakimsin

Bakara 33: قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّا أَنبَأَهُمْ بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ

Kale ya ademu enbi’hum bi esmaihim: dedi ey adem onların isimlerini onlara haber ver
fe lemma enbeehum bi esmaihim:onların isimlerini onlara söylediği zaman
kale e lem ekul lekum: dedi "size demedim mi?"
inni a’lemu gaybes semavati vel ardı : "göklerin ve yerin gaybını " Gayb: görünmeyen bilgisini
ve a’lemu ma tubdune : ben biliyorum
ve ma kuntum tektumun: neye benzediğinizi, -içinizde- sakladığınızı

Bakara-34: وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ

Ve iz kulna lil melaiketiscudu li ademe fe secedu : meleklere, ademe eğilin dediğimizde eğildiler
illa iblis: ancak iblis
eba vestekbere : büyüklendi
ve kane minel kafirin: ve inkar edenlerden oldu

Bakara 35: وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ

Ve kulna ya ademuskun ente ve zevcukel cennete : biz dedik ki ey adem yerleş eşinle cennete
ve kula minha ragaden haysu şi’tuma : ikiniz beğendiğin yerde bolluk içinde
ve la takraba hazihiş şecerete : bu ağaca şaklaşmayın
fe tekuna minez zalimin: ezicilerden olursunuz

Bakara-36: فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

Fe ezellehumaş şeytanu anha: şeytan onların yerini daralttı ve onları kaldırdı
fe ahrecehuma : dışarı çıkardı
mimma kana fih: oldukları yerden
ve kulnahbitu ba’dukum li ba’din aduvv: biz dedik; bazılarınız bazılarınıza düşman olarak indiniz
ve lekum fil ardı : sizler yerin içinde
mustekarrun ve metaun ila hin: bir süreliğine metanızla kararlı halde

Bakara 37: فَتَلَقَّى آدَمُ مِن رَّبِّهِ كَلِمَاتٍ فَتَابَ عَلَيْهِ إِنَّهُ هُوَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ

Fe telekka ademu min rabbihi kelimatin : adem rabbinden kelime aldı
fe tabe aleyh: tövbe üzerine
innehu huvet tevvabur rahim: o tövbeleri kabul edendir, merhametlidir

Bakara-38: قُلْنَا اهْبِطُواْ مِنْهَا جَمِيعاً فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَن تَبِعَ هُدَايَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Kulnahbitu minha cemia: dedik inin oradar hepiniz Bir atomun içindeki ruh elektrona indiği vakit, evrendeki tüm atomlarda zuhur eden bir olay bildirilmektedir. Bunun üzerine aynı batında yaratılmış ümmet adıyla anılan atomların hepsinin birden gökten yere/elektrona inmesi isteniyor.
fe imma ye’tiyennekum minni huden : size benim klavuzluğum gelecektir
fe men tebia hudaye : o klavuzu takip et Göklerden yere inişte klavuzluk edecek şey, protonla elektron arasındaki 72 yıl uzunluktaki He rumuzlu yoldur. Bu yol için Allah'ın ipi dendiğini biliyoruz. Ruh bu hortum içinden yani onun klavuzluğunda, elektrona ulaşacaktır.
fe la havfun aleyhim : onlara korku yoktur
ve la hum yahzenun: onlar üzülmezler

Bakara-39: وَالَّذِينَ كَفَرواْ وَكَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا أُولَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Vellezine keferu : inkar eden kimseler
ve kezzebu bi ayatina : işaretlerimizle /atomlarımızla -onları kullanmak suretiyle- yalan söylediler
ulaike ashabun nar: onlar ateşin sahipleridir
hum fiha halidun: onlar ölümsüzlük (ateş) içindedirler.

Bakara 40: يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَوْفُواْ بِعَهْدِي أُوفِ بِعَهْدِكُمْ وَإِيَّايَ فَارْهَبُونِ

Ya beni israilezkuru ni’metiyelleti en’amtu aleykum : ey İsrailoğulları lütfumla sizi kutsadım
ve evfu bi ahdi ufi bi ahdikum : ya benimle olan ahdinizi yerine getirin
ve iyyaye ferhebun: ya benden korkun

Bakara-41: وَآمِنُواْ بِمَا أَنزَلْتُ مُصَدِّقاً لِّمَا مَعَكُمْ وَلاَ تَكُونُواْ أَوَّلَ كَافِرٍ بِهِ وَلاَ تَشْتَرُواْ بِآيَاتِي ثَمَناً قَلِيلاً وَإِيَّايَ فَاتَّقُونِ

Ve aminu bi ma enzeltu musaddikan li ma meakum : güvende olanlar, sizinle beraber indirileni tastik edin
ve la tekunu evvele kafirin bihi: inkar edenlerin ilki olmayın
ve la teşteru bi ayati semenen kalilen : işaretleri/atomları hafif fiyatla takas etmeyin Hafif fiyat! Atomların tek ölçüsü enerji seveyeleri yani ağırlıklarıdır. Birbirleri aralarındaki alışveriş, ister hırsızlık yoluyla olsun veya zekat yoluyla olsun enerji seviyelerinin birbirleriyle fiziki temas yoluyla aktarılmasıyla gerçekleşiyor. Bu nedenle ifadede ucuz kelimesi yerine "hafif " kullanılarak fiyat ülçüsü belli ediliyor
ve iyyaye fettekuni: ?

Bakara 42: وَلاَ تَلْبِسُواْ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُواْ الْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ

Ve la telbisul hakka bil batılı : yıpratma sağı, yalanla
ve tektumul hakka : sessiz kalıyordu sağ
ve entum ta’lemun: sen biliyorsun

*) Bakara-43: وَأَقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَآتُواْ الزَّكَاةَ وَارْكَعُواْ مَعَ الرَّاكِعِينَ

Ve ekimus salate ve atuz zekate : salatı kurdu /inşa ettiler, zekata geldiler salat ve zekat eşzamanlı yapıldığından ötürü hep birlikte anılır. Yani her salat kurulurken zekat söz konusudur. Salat, atoma dirlik sağlarken zekat, atomların enerji seviyelerine dengelemektedir.
verkeu mear rakiin: eğilenlerle birlikte eğilin i> salat dik duruma geçmek oluyor, sonra atomlar eski haline dönüyorlar. Manyetik rüzgarlar içindeki atomlar, rüzgarda eğilen başaklar gibi devamlı surette eğik durmaktalar. Manyetik alanlara dik pozisyonlarda hemen dik duruma geçmeleri salat emri ile isteniyor. Her turda iki tane salat sözkonusudur, tabiatıyla iki de zekat .

Bakara 44: أَتَأْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنسَوْنَ أَنفُسَكُمْ وَأَنتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

E te’murunen nase bil birri : insanlara kara ile komuta ettik
ve tensevne enfusekum : kendiniziunutmayın
ve entum tetlunel kitabe: siz kitabı okuyun Kitap: Bir ins atomu, içinde ruh ve etrafında onu muhafaza eden, kapak içine alan manyetizmasıyla birlikte oluşturduğu bir bütünlük. İçindeki ayetleri ve dışındaki levhi mahfuzda kayıtlı bilgileriyle gerçek bir kitap.
e fe la ta’kılun: anlamıyormusun

Bakara-45: وَاسْتَعِينُواْ بِالصَّبْرِ وَالصَّلاَةِ وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلاَّ عَلَى الْخَاشِعِينَ

Vesteinu bis sabri : sabırla yardım isteyin
ves salat: ve salat -ile-
ve inneha le kebiratun: muhakkak büyüklük
illa alal haşiin: ancak alçak gönüllülük üzerinedir

*) Bakara-46: الَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلاَقُو رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَاجِعُونَ

Ellezine yezunnune : o kimseler zannederler ki
ennehum mulaku rabbihim : rableriyle tanışacaklar
ve ennehum ileyhi raciun: gerçekte ise onlar ona geri dönecekler

Bakara 47: يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ اذْكُرُواْ نِعْمَتِيَ الَّتِي أَنْعَمْتُ عَلَيْكُمْ وَأَنِّي فَضَّلْتُكُمْ عَلَى الْعَالَمِينَ

Ya beni israilezkuru: ey israil oğulları
ni’metiyelleti en’amtu aleykum : sizi lütfumla kutsadım
ve enni faddaltukum alel alemin: sizi erdemli kıldım iki dünya üstüne

*) Bakara-48: وَاتَّقُواْ يَوْماً لاَّ تَجْزِي نَفْسٌ عَن نَّفْسٍ شَيْئاً وَلاَ يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلاَ يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلاَ هُمْ يُنصَرُونَ

Vetteku yevmen la teczi nefsun an nefsin : nefslere cezalarının verileceği günden nefsler korksun
şey’en ve la yukbelu minha şefaatun : kabul edilmez hiç bir şeyin şefaati
ve la yu’hazu minha adlun : adalet ondan alınmaz
ve la hum yunsarun: onlardan destek alınmaz

Bakara-49: وَإِذْ نَجَّيْنَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوَءَ الْعَذَابِ يُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ

Ve iz necceynakum min ali fir’avne : sizi kurtardık yüce büyük evden
yesumunekum : size adil davranıldı
suel azabi : fena /kötü ateş
yuzebbihune ebnaekum : kesip ayırıyordu oğullarınızı Elektronlar, protondan koparıyorlardı
ve yestahyune nisaekum : kadınlarınıza hakaret ediyorlardı
ve fi zalikum belaun min rabbikum azim: rabbinizin büyüklüğü sizi o belanın içinden -kurtardı

Bakara-50: وَإِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَأَنجَيْنَاكُمْ وَأَغْرَقْنَا آلَ فِرْعَوْنَ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ

Ve iz farakna bikumul bahre : denizi böldük /ayırdık sizin için
fe enceynakum : sizi kurtardık
ve agrakna ale fir’avne : biz boğduk büyük evi
ve entum tenzurun: ve sen görüyorsun