Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

39- 7 Araf

  • Elif, Lam, Mim, Sad... Varlığın yapıtaşı öğelerin sömbolleri

    Önceki bölümde anlatılan atomun yaratılışına dair tanımların tekrarını müteakip şirk, fuhşiyat, ecel üzerine saptamalar yapılıyor.

Araf-1: المص

Elif, lam, mim, sad
Varığın dört ögesine ait simgeler.
Üç tip ins atomu ve bir parçacık olarak foton. Mim rumuzu Muhammed'i yani şu an dünya üzerindeki tüm insan atomlarını ifade ediyor.

Araf-2: كِتَابٌ أُنزِلَ إِلَيْكَ فَلاَ يَكُن فِي صَدْرِكَ حَرَجٌ مِّنْهُ لِتُنذِرَ بِهِ وَذِكْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

Kitabun unzile ileyke :işte sana kitap indirildi
fe la yekun : hepinize birden değil
fi sadrike haracun: göğsünüzün içini daraltan (hacmini)
minhu li tunzire bihi : onu uyarmak için uygulanan/gösterilen
ve zikra lil mu’minin: müminler için hatırlatıcı
İşte sana kitap indirildi! O, göğsünüzün üzerindeyken içindekini daraltan, uyaran ve mümin olan için hatırlatıcı.
İndirilen kitap her kişiye ayrıdır, hepinize birden tek kitap anlamında değildir. Atomlar, kitap haline getirilen bütünlüğe sahipler. Gökler yani göğüs kafesi etrafını kuşatan Kur'an, göğse basınç yaparak onu daraltıyor. Bu daral, sürekli dışarıdaki cehennemi hatırlatıyor, öyle ki o olmadığı anda göğüs serbest kalıp genişlerken bir anda cehennemin narı ile temas edecektir.

Araf-3: اتَّبِعُواْ مَا أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ وَلاَ تَتَّبِعُواْ مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء قَلِيلاً مَّا تَذَكَّرُونَ

Ittebiu : izleyin/takip edin
ma unzile ileykum: size indirilen ne ise
min rabbikum : rabbinizden tAraf-
ve la tettebiu : va takip etmeyin/izlemeyin
min dunihi evliyae: müttefiğniz/koruyucunuz olmadan
kalilen : hafif/küçük
ma tezekkerun: ne hatırlıyor
Rabbinizden size indirileni takip edin/izleyin, başkasını takip etmeyin koruyucunuz/müttefiğiniz olmadan (yalnız başınıza) az da olsa (bu anlatılanları) hatırlayabilirseniz.
Rabbin indirdiği şey Kur'an; O, İnsan atomunu sarıp kuşatarak onu koruyor. Bir ayet, içindeki racul/ruh ve onu kaplayan Kur'an ile birlikte ortaya bir kitap çıkıyor. Kendisine Kur'an indirilen ruhlara kitap ehli deniliyor. Beşerlerin dünya hayatı bitipte bir başına insanlar olarak çekirgeler gibi veya bir demet çiçeğin demetinin bozulması gibi tek tek kaldıklarında gücenecekleri tek koruyucuları sahip oldukları Kur'an ve yine onun içindeki korunmuş amelleridir.

Araf-4: وَكَم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا فَجَاءهَا بَأْسُنَا بَيَاتًا أَوْ هُمْ قَآئِلُونَ

Ve kem : kaç tane
min karyetin ehleknaha: köyünü yok ettik
fe caeha be’suna : ceza verdik/işkence ettik
beyaten : her gece/geceye
ev hum kailun: veya onun gündüz yarısına
Kaç tane köyü (elementi) yok ettik! Her geceye veya onun yarısına.
İnsan atomları element kurmak için bir arada ibadete davet ediliyorlar, Atom sayıları ve duruş yekilleri ve orbitallardaki (halkalardaki) sayılarla element çeşittililiği sağlanıyor. Bazı element oluşumları istenildiği gibi oluşmadığında veya iptal edilmeleri gerektiğinde helak edilerek ortadan kaldırılıyorlar. Her geceye derken, atomların içindeki geceler(kuarklar) veya çiftin diğer yanısı olan gündüzünü de kapsıyor diyor.

Araf-5: فَمَا كَانَ دَعْوَاهُمْ إِذْ جَاءهُمْ بَأْسُنَا إِلاَّ أَن قَالُواْ إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ

Fe ma kane da’vahum : ne çağrı yapıldı
iz caehum be’suna: onların cezası
illa en : şu anlık
kalu inna kunna zalimin: dediler şu an biz zalimlerden

Araf-6: فَلَنَسْأَلَنَّ الَّذِينَ أُرْسِلَ إِلَيْهِمْ وَلَنَسْأَلَنَّ الْمُرْسَلِينَ

Fe le nes’elennellezine: soralım ursile ileyhim : kinim gönderdiğini onlar ve le nes’elennel: soralım murselin: gönderilenleri
Onlara soralım o zaman kimin gönderdiğini, ve soralım gönderilenleri.

Araf-7: فَلَنَقُصَّنَّ عَلَيْهِم بِعِلْمٍ وَمَا كُنَّا غَآئِبِينَ

Fe le nekussanne aleyhim : izin verdik onlar
bi ilmin: ilim ile (bilmelerine)
ve ma kunna gaibin: iki bulattan ne hale geldiklerine
İlim ile bilmelerini sağladık, iki buluttan oluştuklarını bilmelerini sağladık.

Araf-8: وَالْوَزْنُ يَوْمَئِذٍ الْحَقُّ فَمَن ثَقُلَتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Vel veznu yevme izinil hakk: Sağ tarafın ağırlığı
fe men sekulet mevazinuhu: terezileri ağır basan
fe ulaike humul muflihun: bunlar ki başarılı oldular
Terazilerinin sağı tarafındaki fazla ağırılıkla tartanlar, başarılı olanlardır.
Kuark çiftlerindeki denge nötr durumu ifade ediyor. Sol tarafın ağır bastığı durum ise ancak hayatın başlangıcında mümkün. Fakat son anında sağ tarafın ağırılı ancak salih ameller ve bilgi ile arttığından ötürü bu tarafın ağır basması başarıyla geçen hayatla mümkün. Boş/bilgisiz kalplerde sağ tarafa ağır basamıyor.

Araf-9: وَمَنْ خَفَّتْ مَوَازِينُهُ فَأُوْلَئِكَ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُم بِمَا كَانُواْ بِآيَاتِنَا يِظْلِمُونَ

Ve men haffet mevazinuhu : terazilerini hafitlettiler
fe ulaikellezine hasiru enfusehum: onlar ki kendilerini kaybettiler
bima kanu bi ayatina yazlimun: onlardılar ayetlerimeze zalimce
Onlar ki kendilerini kaybederek terazilerini hafiflettiler, ayetlerimeze zalimce davrananlar onlardılar.
Terazinin solundaki racul, kendini soldaki kefeye salih amel işleyerek nakletmek yerine kendini kaybederek -enerjisni heba ederek- sağ tarafı dolduramıyor ve terazisi hafif kalıyor. Terazinin hafif kalması demek, evrenin gün döngüsü sırasında kendini yeni güne çıkaracak enerjisi olmaması demek. Atomlar, yeterli enerji birikimini başarabilirlerse yeni evren gününde yeni bir hayata merhaba diyebilirler.

Araf-10: وَلَقَدْ مَكَّنَّاكُمْ فِي الأَرْضِ وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ قَلِيلاً مَّا تَشْكُرُونَ

Ve lekad mekkennakum: sizi muktedir kıldık/ etkin kıldık
fil ardı : Yer'de
ve cealna lekum: sizi oluşturduk
fiha maayiş : yaşam enerjisi/ canlılık-geçim
kalilen ma teşkurun: teşekkür küçük bir ücretti
Sizi yerde (elektronda) oluşturduk orada muktedir kıldık. Canlılığınız için teşekkür, az bir ücret olurdu.

(Racul/ruh, protonun içine konulduktan sonra yer'e doğru iniyor ve orada fiziksel aktiviteler sergileyebilir oluyor. Fiziksel yaşam periyodu, nimetlerin en büyüğü. Küçük bir hayvan bile fizik dünyada haret edebilmenin lezzetini yaşarken ne büyük ve doyumsuz haz içindedir. İstenilen teşekkür, lisanen değil, fiziksel iş görme iledir. Bir atomun teşekkürü, yalnızca bir elemente tutunup orada varlığıyla iş görme/hizmet etme/ ibadet etmek iken, bir beşerin beynindeyken de dünyayı imar etmekle vakit geçirmektir.

Araf-11: وَلَقَدْ خَلَقْنَاكُمْ ثُمَّ صَوَّرْنَاكُمْ ثُمَّ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ لَمْ يَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ

Ve lekad halaknakum : (önce) seni yaptık
summe savvernakum : sonra seni imgeledik
summe kulna: sonra dedik
lil melaiketi-sucudu : meleklere ibadet etmelerini (emrettik)
li ademe fe secedu: ademe eğilin (dedik)
illa iblis: iblis hariç
lem yekun mines sacidin : hepsi ademe hizmet/ibadet ediyordu
Önce seni yaptık, sonra seni imgeledik, sonra meleklere dedik sana ibadet etmelerini, iblis hariç! hepsi ademe ibadet -hizmet- ediyorlardı.
İnsan yaratıldıktan sonra içinde barındığı ins atomu onun şeklini alarak dıştan bakıldığında insanın imgesi görünür oldu. İnsan ruhunu saran ins atomunun her bir parçasının haret sırasında ayrı fonksiyonları oluyordu. Bu fonksiyonlara "Melek" adı verildi. Melek, malikin emrini yerine getiren memur demekti. Gerçekten de ins atomu, içindeki ruhun, hayal ile aldığı pozisyona uygun dış şekil oluşturuyordu. Böylece her düşünce ve hayal, harekete dönüşüyordu. Bunu "seni imgeledik" diyerek ne muhteşem bilgi iletiliyordu bize. Ve meleklere hizmet yani insana ibadet emredildiğinde yine bir melek olan iblis bu emirden muaf tutuldu. Bİlinenin aksine iblis, asi davranmadı! O bilerek ve istenerek hariç tutuldu. Sebeb; İblisin ruha değil sünnetullaha tabi olması ve programlı davranmasını sağlamaktı. Düşünün iblisin çekim etkisini eğer ruh durdurabilseydi evren ve madde dağılırdı. İblis hariç diğer meleklere verilen emir gereği hepsi ruha hizmetle meşgul oldular.

Araf-12: قَالَ مَا مَنَعَكَ أَلاَّ تَسْجُدَ إِذْ أَمَرْتُكَ قَالَ أَنَاْ خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ

Kale ma meneake : ne engelledi
ella tescude: eğilmeni
iz emertuke: yasaklıyorum
kale : dedi
ene hayrun minhu : ben bundan hayırlıyım
halakteni min narin : beni ateşten halg ettin
ve halaktehu min tin: ve onu kilden
Eğilmeni yasaklıyorum, seni ne engelledi? Dedi "Beni ateşten ve topratktan daha hayırlı yarattın!"

Şeytanın eğilmesi yasaklandı, fakat diğer meleklerin eğilmesini sağlayan rüzgara rağmen iblis eğilmedi. Çünkü o atomun ilahı ve mesnedi idi. İblis, kendisinin ateşten olduğu için ve topraktan yani boşluktan daha hayırlı olduğunu söyledi.

Araf-13: قَالَ فَاهْبِطْ مِنْهَا فَمَا يَكُونُ لَكَ أَن تَتَكَبَّرَ فِيهَا فَاخْرُجْ إِنَّكَ مِنَ الصَّاغِرِينَ

Kale fehbit minha: dedi, onlardan aşağıya
fe ma yekunu leke en tetekebbere : öyleyse senin ki kibir olsun
fiha fahruc inneke mines sagirin : dışarı çıktı, sen bir çan (gibi çınlarken onu attın)
Onlardan aşağıya indir dedi. Öyleyse senin (çekim gücün) kibrin olsun, (içeri çektiğin enerjiyi) çan gibi dışarı çıkar.

Atoma ait iblis'in çekim gücü sayesinde etraftan toplanan enerji, atomun içini doldurduğunda o atom bir çan gibi çınlayarak sese benzer şekilde enerji titreşimleri yayıyor ve böylece toplanan enerji dışarı atılıyor. Tabi atılan bu enerjiyi bir şua veya ışık fotonu olarak algılıyoruz.

Araf-14: قَالَ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Kale : dedi
enzırni ila yevmi yub'asun: diriliş gününe kadar görürürm
Diriliş gününe kadar ben görürüm.

Araf-15: قَالَ إِنَّكَ مِنَ المُنظَرِينَ

Kale inneke minel : dedi sahipsin senin
munzarin: iki manzara
Dedi sen iki görüş alanına/yönüne/manzaraya sahipsin.

Araf-16: قَالَ فَبِمَا أَغْوَيْتَنِي لأَقْعُدَنَّ لَهُمْ صِرَاطَكَ الْمُسْتَقِيمَ

Kale fe bima agveyteni: dedi beni yanılttınız
le ak'udenne : üstte oturmak
lehum sıratekel mustekim: onların doğru yolu
Üstte oturarak onları doğru yoldan yanılttınız.

Araf-17: ثُمَّ لآتِيَنَّهُم مِّن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ وَمِنْ خَلْفِهِمْ وَعَنْ أَيْمَانِهِمْ وَعَن شَمَآئِلِهِمْ وَلاَ تَجِدُ أَكْثَرَهُمْ شَاكِرِينَ

Summe le atiyennehum : Sonra onlara geldi
min beyni eydihim : ellerinin arasında
ve min halfihim : arkalarından
ve an eymanihim : inançları
ve an şemailihim: isimleri
ve la tecidu ekserehum şakirin: onları şükrederken ublamazsın

Araf-18: قَالَ اخْرُجْ مِنْهَا مَذْؤُومًا مَّدْحُورًا لَّمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ لأَمْلأنَّ جَهَنَّمَ مِنكُمْ أَجْمَعِينَ

Kalehruc minha mez'umen medhura: dedi mahkumluğu reddet, dışarı çık
le men tebiake minhum: seni takip edenler için
> le emleenne cehenneme : cehennemden emin ol
minkum ecmain: sen hepiniz
Dedi, mahkumluğu reddedip dışarı yani fizik aleme çık, seni takip edenleri cehennemden emin kılarak sen ve hepiniz özgür olun.

Ruh, evren denizi içinde bir enerji olarak kaldığı müddetçe mahkumdur. Ancak bir ins atomunu içinde fiziksel hareket kabiliyeti kazanabilmekte ve böylelikle her istediğini yapabilmektedir, bu gerçekten özgürlüktür.

Araf-19: وَيَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ فَكُلاَ مِنْ حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِمِينَ

Ve ya ademuskun ente : ey Adem sen meskende (yaşıyorsun) ikame ediyorsun
ve zevcukel cennete: ve senin eşin cennettir // fe kula min haysu şi'tuma : ikiniz de istediniz
ve la takraba hazihiş şecerete : yaklaşmayın bu ağaçlara
fe tekuna minez zalimin: haksız/adaletsiz oldunuz.
Ey adem! Sen ve eşin cennette yaşıyorsunuz, senin eşin senin cennetindir, bunu ikiniz de istediniz. Bu ağaçlara yaklaşmayın, haksız olursunuz.

Adem, iki insan atomuna deniyor, fizikteki tanımı helyum yani iki hidrojenden ibarettir. Helyum tüm elementlerin omurgasını oluşturuyor. Adem, elementin lideri olarak bünyesine katılan diğer tüm atomlara peşgamberlik yapıyor. Hangi elementin kurulacağı, hangi orbitalda kaç hidrojenin bulunması gerektiği Ademe/peygambere vahyediliyor. Yaklaşılmaması istenilen/tavsiye edilen ağaç evreni dolduran tek boyutlu dallarla dolu bir ağaçtı.

Araf-20: فَوَسْوَسَ لَهُمَا الشَّيْطَانُ لِيُبْدِيَ لَهُمَا مَا وُورِيَ عَنْهُمَا مِن سَوْءَاتِهِمَا وَقَالَ مَا نَهَاكُمَا رَبُّكُمَا عَنْ هَذِهِ الشَّجَرَةِ إِلاَّ أَن تَكُونَا مَلَكَيْنِ أَوْ تَكُونَا مِنَ الْخَالِدِينَ

Fe vesvese lehumuş şeytanu: onların baş (üstündeki) düşmünı fısıldadı
li yubdiye lehuma : onlara anlatmak için
ma vuriye anhuma : onlar hakkında ne endişe
min sev'atihima : onların mutsuzluğu/zorbalığı
ve kale ma nehakuma rabbukuma : dedi -Senin rabbin nedir?
an hazihiş şecereti: bu ağaç hakkında
illa en tekuna : sadece olmak
melekeyni ev tekuna : iki kral/malik olmak
minel halidin: ölümsüzlerin.
Onların başları üstünde duran düşman şeytan onlara onların mutsuzluğu/zorbalığı anlatmak için fısıldadı; Dedi "Rabbiniz nedir?" Bu ağaç hakkında bilmedikleriniz, o sadece olmak'tır, (ağaca yaklaştığınızda) ölümsüz(lerin başına) iki kral olursunuz!

Rab, ehad diye tanımlanan tekillik/tek boyut çizgisi/ zaman çizgisidir, bilgidir. Başkaca vahiy anlatılarında furkan diye onun yokluğa/hiçliğe karşı "1" değeri vurgulanır. Hiçlikte/hiçliğe rağmen sadece "1" bilgisi rabdır. O sonsuz enerjidir. Gücünü hiçlikten alır daha doğrusu hiçliğin gücünü bize o aktarır, tüm mahlukat onun enerjisi ile inşa olur ve onun enerjisini tüketerek yaşar. Öbür dünyada onu seyretmenin hazzı hakkında söylenenler doğrudur. Onu seyretmek, ondan nur/enerji alarak yaşamın doyumsuz hazzına mazhar olmaktır. İçinde Rab çizgisinin oluşturduğu ağacın dallarından bir tanesini barındıran İns atomu böylelikle kral oluverir. Kral, emrinde verilmiş meleklere emrederek fizik dünyada iş yapabilme erkine/yeteneğine erişmiştir. Ruhani alemdeki rüya ve düşünceden ibaret yaşam böylelikle fizik dünyanın kırallığına dönüşüvermektedir. Dünya üzerinde en az zekalı, yeterince akılla donatılmış hayvan diye tanımlanan beşerler bile fizik bedenlerini konuta ederek hareket ettiklerini fark ettiklerinde neş'e ile yürümekte, koşmakta hatta zıplamaktadırlar. Hele görmek... Manzaranın içerdiği manayı anladıklarında tek amaçları, yaşamaya devam etmenin yollarını aramak olmaktadır.

21: وَقَاسَمَهُمَا إِنِّي لَكُمَا لَمِنَ النَّاصِحِينَ

Ve kasemehuma : onların ikisini ayırdım
inni lekuma : sizin ikiniz için
le minen nasıhin: nasihat için
Ve o ikisini sizin ikiniz için ayırdım, nasihat için.

22: فَدَلاَّهُمَا بِغُرُورٍ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْءَاتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَنَادَاهُمَا رَبُّهُمَا أَلَمْ أَنْهَكُمَا عَن تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَأَقُل لَّكُمَا إِنَّ الشَّيْطَآنَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُّبِينٌ

Fe dellahuma bi gurur: onları aldattı
fe lemma zakaş şecerete : ağacın tadını aldığında
bedet lehuma sev'atuhuma : kötü durum belirdi
ve tafika yahsıfani aleyhima : ve ayaklarını onarmaya başladılar
min varakıl cenneh: cennet kağıtlarından // ve nadahuma rabbuhuma : rabbi onlara seslendi
e lem enhekuma an tilkumeş şecereti : ağaca yaklaşmamayı umursamadınızmı // ve ekul lekuma inneş şeytane : şeytan ikiniz için düşman
lekuma aduvvun mubin: apaçık düşmandır

23: قَالاَ رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنفُسَنَا وَإِن لَّمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

Kala rabbena zalemna enfusena : rabbimiz biz kendimize zulmettik
ve in lem tagfirlena : bizi affetmez
ve terhamna : ve bize merhamet
le nekunenne minel hasirin: kaybedenlerden oluruz
Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, bize mağfiret ve rahmet etmezsen, kaybedenlerden oluruz.

24: قَالَ اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ

Kalehbitu ba'dukum li ba'dın aduvv: bazılarınız bazılarınıza düşman
ve lekum fil'ardı mustekarrun : yerin içinde karar kılın
ve metaun ila hin: ve bir süre mal/metaa edinin.
Bazılarınız bazılarına düşman olarak inin! Yerin içinde kararlı kalın ve bir süre metalanın

25: قَالَ فِيهَا تَحْيَوْنَ وَفِيهَا تَمُوتُونَ وَمِنْهَا تُخْرَجُونَ

Kale fiha tahyevne : dedi, içinde yaşarsınız
ve fiha temutune : içinde ölürsünüz
ve minha tuhracun: ve içinden çıkarsın
Dedi, orada yaşarsın ve orada ölürsün ve oradan çıkarsın.

26: يَا بَنِي آدَمَ قَدْ أَنزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاسًا يُوَارِي سَوْءَاتِكُمْ وَرِيشًا وَلِبَاسُ التَّقْوَىَ ذَلِكَ خَيْرٌ ذَلِكَ مِنْ آيَاتِ اللّهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

Ya beni ademe : Ey adem oğulları
kad enzelna aleykum libasen: üzerinize elbiselerinizi indirdik
yuvari : kötülüklerinizi
sev’atikum : gizleyesiniz
ve rişa : ve tüyle
ve libasut : ve elbiseyle
takva zalike hayr: güçlenmek iyidir
zalike min ayatillahi : bunlar Allah’ın işaretleridir
leallehum yezzekkerun: belki onlar hatırlarlar
Ey adem oğulları, üzerinize elbise indirdik (müddessir ve müzzemmil) ve kötülüklerinizi gizleyebilesiniz diye tüy ve elbiseyle güçlendirdik. Bunlar Allah’ın işaretleridir, belki hatırlarsınız.

27: يَا بَنِي آدَمَ لاَ يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْءَاتِهِمَا إِنَّهُ يَرَاكُمْ هُوَ وَقَبِيلُهُ مِنْ حَيْثُ لاَ تَرَوْنَهُمْ إِنَّا جَعَلْنَا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء لِلَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ

Ya beni ademe : Ey adem oğulları
la yeftinennekumuş şeytanu : şeytan seni cezbetmesin
kema ahrace ebeveykum minel cenneti : evebeynlerinizi cennetten çıkarttığı gibi
yenziu anhuma libasehuma : onların giysilerini çıkarttığı gibi
li yuriyehuma sev’atihima : onların kötülüklerini göstermek için
innehu yerakum huve : o seni görüyor
ve kabiluhu min haysu : kendi cinsinden selefi
la terevnehum : onları görmüyorsun
inna cealnaş şeyatine evliyae lillezine la yu’minun: biz şeytanları inanmayanların koruyucuları yaptık
Ey ademoğulları! Şeytan, sizi cezp etmesin, evebeynlerinizi cennetten çıkarıp elbiselerini çıkarttığı gibi, onların kötülüklerini göstermek için. Onlar seni görüyor, kendi cinsinden selefin olmasına rağmen sen onları göremiyorsun. Bi bu şeytanları, inanmayanların koruyucusu yaptık.

28: وَإِذَا فَعَلُواْ فَاحِشَةً قَالُواْ وَجَدْنَا عَلَيْهَا آبَاءنَا وَاللّهُ أَمَرَنَا بِهَا قُلْ إِنَّ اللّهَ لاَ يَأْمُرُ بِالْفَحْشَاء أَتَقُولُونَ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Ve iza faalu fahişeten : ve eğer fahişelik yapıyorlarsa
kalu vecedna aleyha abaena : babalarımızı o iş üstünde bulduk dedi
vallahu emerena bihakul : Allah söylememizi emretti
innallahe la ye’muru bil fahşai e : Allah kötü emir vermez
tekulune alallahi ma la ta’lemun: Allah bilmediklerinizin üstündedir
Eğer fahişelik yapıyorlarsa, babalarımızı o iş üzere bulduk dedi. Allah söylememizi emretti; Allah kötü emir vermez, yani bunu emreden Allah’tır. Allah bilmedikleriniz üstündedir.

29: قُلْ أَمَرَ رَبِّي بِالْقِسْطِ وَأَقِيمُواْ وُجُوهَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَادْعُوهُ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ كَمَا بَدَأَكُمْ تَعُودُونَ

Kul emere rabbi bil kıst: Rabbim adaletle emretti dedi
ve ekimu vucuhekum : yüzlerinizi doğrulttu
inde kulli mescidin: sizdeki mescitlere
ved’uhu muhlisine lehud din: onun dinine benzer şekilde samimi olun
kema bedeekum : geri dönenler
Dedi ki Rabbim adaletle emretti, yüzlerinizi mescitlerinize doğrulttu,. Geri dönenleriniz, onun dinine benzer şekilde samimi olun.

30: فَرِيقًا هَدَى وَفَرِيقًا حَقَّ عَلَيْهِمُ الضَّلاَلَةُ إِنَّهُمُ اتَّخَذُوا الشَّيَاطِينَ أَوْلِيَاء مِن دُونِ اللّهِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ

Ferikan hada : bir takım yol gösterilen
ve ferikan hakka : ve bir takım sağa yönelenler
aleyhimud dalaletu: onları yanlış yönlendirmek
innehumuttehazuş şeyatine evliyae: şeytanları koruyucu olarak alanlar
min dunillahi : Allah olmadan
ve yahsebune ennehum muhtedun: hesap yapıp onları avlıyorlar
Yolgösterilenlerden ve sağa dönenlerden bir takımı yanlış yönlendiriyorlar. Şeytanları koruyucu olarak alanlar, Allah’ı hesaba katmadan avlanıyorlar.

31: يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

Ya beni ademe : ey ademoğulları
huzu zinetekum : ziynetlerinizi alın
inde kulli mescidin : mescitlerinizdeki
ve kulu veşrebu : e yiyin için
ve la tusrifu: ve aşırılık etmeyin
innehu la yuhıbbul musrifin : gerçekten o aşırılık yapanları sevmiyor
Ey ademoğulları, mescitlerinize ziynetlerinizi alın, yiyip için, aşırılık etmeyin, şüphesiz o aşırılık yapanları sevmiyor.
Mescit, yine atomun içidir. Çünkü ruh orada kulluk ediyor. Ve ahret hayatının ziynetleri yiyecek içiceklerden başka şey değildir. Aşırıya kaçan ruhun barıntığı atom genişleyecek ve zararlı durumlara meydan verecektir.

32: قُلْ مَنْ حَرَّمَ زِينَةَ اللّهِ الَّتِيَ أَخْرَجَ لِعِبَادِهِ وَالْطَّيِّبَاتِ مِنَ الرِّزْقِ قُلْ هِي لِلَّذِينَ آمَنُواْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا خَالِصَةً يَوْمَ الْقِيَامَةِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الآيَاتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ

Kul men harrame zinetallahilleti ahrace : de ki, Allah’ın ziynetlerini kim yasaklayıp dışarı çıkardı
li ibadihi vet tayyibati miner rızk: köleleri için olan güzellikleri
kul hiye lillezine amenu : deki onlar güvende olanlar içindir
fil hayatid dunya halisaten yevmel kıyameh: dünya hayatı içinde kıyamete kadar
kezalike nufassılul ayati : işte böyle açıklıyoruz ayetleri
li kavmin ya’lemun: kavimler bilsin diye
De ki: kulları/köleleri için olan ziynetleri kim yasaklayıp dışarı çıkardı? De ki onlar güvende olanlar içindir. İşte böyle açıklıyoruz ayetleri, kavimler bilsin diye.
Atomun içine alınacak ziynetler (enerji kaynağı olan yiyecek ve içecekler) dünya hayatı için lazımdır. Dünya hayatı, atomun içinde ahret hayatı süren ruhun uzantısı olarak elektrondaki bölümüdür. Bu bölüm sayesinde ruh ahret hayatı sürerken aynı anda yer/elektronda dünya/aşağı hayatını süer. Elektronun mevcudiyeti bir ampülün/kandilin devamlı eneröi tüketmesi gibidir, ve sürekli beslenmesi gerekir. Eneji/ ziynetleri olmayan ruh için elektronun devamlılığını sağlamak demek kendini tüketmesi anlamına gelir. Atomun kendi içine enerji kabul etmesi Allahın bir buyruğudur.

33: قُلْ إِنَّمَا حَرَّمَ رَبِّيَ الْفَوَاحِشَ مَا ظَهَرَ مِنْهَا وَمَا بَطَنَ وَالإِثْمَ وَالْبَغْيَ بِغَيْرِ الْحَقِّ وَأَن تُشْرِكُواْ بِاللّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِ سُلْطَانًا وَأَن تَقُولُواْ عَلَى اللّهِ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

Kul innema harrame rabbiyel fevahişe : de ki Rabbim fuhuşu yasakladı
ma zahere minha : ondan çıkanı
ve ma batane : ve karnından çıkanı
vel isme : günahları
vel bagye : ve haksızlığı
bi gayril hakkı : sağdan başkasını
ve en tuşriku billahi : ve Allahtan başkasını-şirk
ma lem yunezzil bihi sultanen : ve izin verilmeden ineni
ve en tekulu alallahi ma la ta’lemun: ve gerçekten söylüyorsun Allah üzerinde bilmediklerini
De ki Rabbim fuhşu yasakladı! Ve ondan çıkanı, günahları, haksızlığı, sağdan gayri dönenleri, şirk koşmayı, izin verilmeden ineni. Ve gerçekten Allah hakkında bilmediklerini söylüyorsun.
Şirk, Allah’tan başkasından enerji emmeye deniyor. Cümlenin tam ve doğru tercümesi enerji emmek/soğurmaktır. Yaşamlarını enerjiyle sürdürmekten başka yolu olmayan atomların tek enerji kaynağı Rab’dir. Rab, evrendeki tüm atomları besleyen yegane ve sonsuz enerji kaynağının ismidir.
Fuhuş/fuhşiyat ise bir ins atomunun içinde birden fazla ruh barındırma veya evren gündönümünden önde racul değiştirmeye deniyor.

34: وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ

Ve li kulli ummetin ecel: Ve her ümmetin bir eceli vardır
fe iza cae eceluhum la yeste’hırune saaten : saati geldiğinde tehir edilmez, öne alınmaz
ve la yestakdimun:
Bütün ümmetler için bir ecel/süre vardır, saati geldiğinde ne bir saat geçciktirilir ne de bir saat ileri alınmaz.
Ecel, tanınan süre. Ümmet, her bir atom cinsi. Üç çeşit atom var, aynı tür atomlar ümmet diye anılıyor. Her atomun belli bir hayat süresi var. Sonrasında o atom Allah’a kavuşuyor. Bu kavuşma/karışma, derelerin nehire kavuşup ona karışması gibidir.

35: يَا بَنِي آدَمَ إِمَّا يَأْتِيَنَّكُمْ رُسُلٌ مِّنكُمْ يَقُصُّونَ عَلَيْكُمْ آيَاتِي فَمَنِ اتَّقَى وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Ya beni ademe imma ye’tiyennekum rusulun : Ey ademoğulları ya size kaç elçi geldi
minkum yekussune : size haber/kıssa anlattı
aleykum ayati fe menitteka : üzerinizde sizi koruyan ayetleri
ve asleha : ve ıslah eden
fe la havfun aleyhim : üzerinizde korku yoktur
ve la hum yahzenun: onlar üzülmezler
Ey ademoğulları, size kaç elçi geldi, üzerinizde sizi koruyan, sizi ıslah eden atomları/ayetleri size anlattı. Üzerinizde korku yoktur, onlar üzelmezler.

36: وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا أُوْلََئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Vellezine kezzebu bi ayatina vestekberu : ayetlerimizle yalan söylemekten gurur duyuyorlar
anha ulaike ashabun nar: onlar ateşin sahipleridir
hum fiha halidun: onlar ateşin içinde ölümsüzdür/sonsuza kadar kalır
Ve ayetlerimiz ile yalan söylemekten gurur duyanlar ateşin sahipleridir. Onlar onun içinde ölümsüzdür/sonsuza kadar kalırlar.
Ayet ile yalan söylemek: ruh ayetlerin içinde bulunuyor, ancak onu kullanarak/titreştirerek yalan söyleyebiliyor ve bu eylemleriyle iyi bir iş yapmış gibi gururlanıyorlar. Halbu ki yaratılış maksadına istinaden atomların bir element içinde iş/dua yapması ve bir maksada hizmet etmesi gerekiyor. Atomun bir elemen içine girmesi için onun boyun eğmesi/secde etmesi gerekiyor. Tek başına evren/cehennem içinde sonsuza kadar başıboş halde kalması onların tercihidir.

37: فَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ أُوْلَئِكَ يَنَالُهُمْ نَصِيبُهُم مِّنَ الْكِتَابِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمْ رُسُلُنَا يَتَوَفَّوْنَهُمْ قَالُواْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ قَالُواْ ضَلُّواْ عَنَّا وَشَهِدُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ أَنَّهُمْ كَانُواْ كَافِرِينَ

Fe men azlemu mimmeniftera : mümkün değildir o kişinin karanlık iftiralarıyla
alallahi keziben : Allah üzerine yalan söyleyenler
ev kezzebe bi ayatihi: veya ayetleriyle yalan söyleyenler
ulaike yenaluhum nasibuhum minel kitab: veya onların hisselerine düşen kitaptan hediye
hatta iza caethum rusuluna yeteveffevnehum : hatta onlara elçilerimiz gelse bile onları öldürürlerdi
kalu eyne ma kuntum ted'une min dunillah: de ki Allah olmadan çağırdıklarınız nerede
kalu dallu anna : dedi bizi saptıranlar
ve şehidu ala enfusihim ennehum kanu kafirin: ve gördüler kendi üzerlerindekilerin kafir olduğunu

38: قَالَ ادْخُلُواْ فِي أُمَمٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُم مِّن الْجِنِّ وَالإِنسِ فِي النَّارِ كُلَّمَا دَخَلَتْ أُمَّةٌ لَّعَنَتْ أُخْتَهَا حَتَّى إِذَا ادَّارَكُواْ فِيهَا جَمِيعًا قَالَتْ أُخْرَاهُمْ لأُولاَهُمْ رَبَّنَا هَؤُلاء أَضَلُّونَا فَآتِهِمْ عَذَابًا ضِعْفًا مِّنَ النَّارِ قَالَ لِكُلٍّ ضِعْفٌ وَلَكِن لاَّ تَعْلَمُونَ

Kale-dhulu fi umemin kad halet min kablikum : dedi girin ümmetin içine karışın sizden öncekilerle
minel cinni vel insi fin nar:cinlerden ve insanlardan ateşte olanlarla
kullema dehalet ummetun leanet uhteha: her ne zaman girdiler bir ümmete ablası lanet etti
hatta izaddaraku fiha cemian : hatta eğer hepsi içinde olduklarını idrak ettilerse
kalet uhrahum li ulahum rabbena haulai edalluna : sonuncusu ilki için dediki rabbim bunlar bizi yanılltı
fe atihim azaben di'fen minen nar: suçlamalarıyla ateşten azap verdi güç kaybettirdiler
kale li kullin di'fun : deki zayıflık hepiniz için // ve lakin la ta'lemun: lakin bunu bilmiyorsunuz

39: وَقَالَتْ أُولاَهُمْ لأُخْرَاهُمْ فَمَا كَانَ لَكُمْ عَلَيْنَا مِن فَضْلٍ فَذُوقُواْ الْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ

Ve kalet ulahum li uhrahum : ve öncekiler sonrakilere dedi
fe ma kane lekum aleyna min fadlin : bizden üstün neyiniz var?
fe zukul azabe bima kuntum teksibun: yaptıklarınızdan dolayı azabı tadın

40: إِنَّ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا وَاسْتَكْبَرُواْ عَنْهَا لاَ تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاء وَلاَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الْمُجْرِمِينَ

İnnellezine kezzebu bi ayatina : Ayetlerimizle (onları kullanarak) yalan söyleyenler
vestekberu : ve kibirli gururlulara
anha la tufettehu lehum ebvabus semai : onlara cennetin kapılarını açmayın
ve la yedhulunel cennete : ve cennete girmeyin
hatta yelicel cemelu : hatta deve nüfuz edince
fi semmil hiyat: terzi iğnesi içine
ve kezalike neczil mucrimin: ve suçlular bunun gibi yapılır
Ayetlerimizle yalan söyleyen ve kibirlenenler, onlara cennetin kapılarını açmayın ve içeri almayın. Hatta deve nüfuz edidince terzi iğnesi içine, suçlulara böyle yapılır.

41: لَهُم مِّن جَهَنَّمَ مِهَادٌ وَمِن فَوْقِهِمْ غَوَاشٍ وَكَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ

Lehum min cehenneme mihadun : onlara chennemden döşek
ve min fevkıhim gavaş: üzerlerinde örtü
ve kezalike necziz zalimin: ve zalimler böyle yapılır
Onlar için cehennemden döşek ve üzerlerinde örtü, ve zalimler böyle yapılır.

42: وَالَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لاَ نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلاَّ وُسْعَهَا أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

Vellezine amenu : Ve güvende olanlar
ve amilus salihati : ve iyi işler yapanlar
la nukellifu nefsen illa vus'aha : yüklenen görevinizden nefsin gücünden endişe etmeyin
ulaike ashabul cenneh: cennetin sahipleri
hum fiha halidun: onun içinde süreklidirler
Güvende olanlar ve iyi işler yapanlar, yüklenen görevden ötürü nefsinizin gücünden endişe etmeyin, vennetin sahipleri onun içinde süreklidirler

43: وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمُ الأَنْهَارُ وَقَالُواْ الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي هَدَانَا لِهَذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِيَ لَوْلا أَنْ هَدَانَا اللّهُ لَقَدْ جَاءتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ وَنُودُواْ أَن تِلْكُمُ الْجَنَّةُ أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve neza'na ma fi sudurihim min gıllin tecri : göğüsleri içindekini çekip aldık kötülükten
min tahtihimul enhar: altlarından nehir akıtarak
ve kalul hamdu lillahillezi hedana li haza : bunu yönlendirene hamd olsun dedi
ve ma kunna li nehtediye : rehberlik edenimiz mi vardı
lev la en hedanallah: Allah yönlendirmemiş olsaydı
lekad caet rusulu rabbina bil hakk: bizim elçilerimiz var rabbimizden gelen, sağ ile/sağa
ve nudu en tilkumul cennetu uristumuha bima kuntum ta'melun: cennet sensin çalıştıklarınız dahil

44: وَنَادَى أَصْحَابُ الْجَنَّةِ أَصْحَابَ النَّارِ أَن قَدْ وَجَدْنَا مَا وَعَدَنَا رَبُّنَا حَقًّا فَهَلْ وَجَدتُّم مَّا وَعَدَ رَبُّكُمْ حَقًّا قَالُواْ نَعَمْ فَأَذَّنَ مُؤَذِّنٌ بَيْنَهُمْ أَن لَّعْنَةُ اللّهِ عَلَى الظَّالِمِينَ

Ve nada ashabul cenneti ashaben : ve cennetin sahipleri seslendi
nari en kad vecedna : bulduğunuz ateş
ma vaadena rabbuna hakka: rabbimizin vaad ettiği sağ
fe hel vecedtum ma vaade rabbukum hakka: rabbimizin söz verdiğini buldun mu?
kalu neam: dedi evet
fe ezzene muezzinun beynehum : aralarındaki müezzin kulağı
en la'netullahi alaz zalimin: Allah’ın laneti zalimlerin üzerine

45: الَّذِينَ يَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا وَهُم بِالآخِرَةِ كَافِرُونَ

Ellezine yasuddune an sebilillahi : Allah’ın yolundan sapan kimseler
ve yebguneha iveca: yolun eğri olmasını isterler
ve hum bil ahirati kafirun: onlar ahret kafirleridirler
Allah yolundan sapan kimseler, o yolun çarpık olmasını isterler. Onlar ahretin kafirleridir.
Allah yolu, elektronla proton arasındaki yoldur. Bu yol, atomun şahdamarı (Hablül verid)olarak anlatılır, O, Ruh için klavuz görevi yapar, rehberlik ettiği anlatılır. Proton ve içindeki gökler, her şeyin fevkinde yer alır. Öyle ki göklerin ötesi artık rab’dir.

46: وَبَيْنَهُمَا حِجَابٌ وَعَلَى الأَعْرَافِ رِجَالٌ يَعْرِفُونَ كُلاًّ بِسِيمَاهُمْ وَنَادَوْاْ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَن سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ لَمْ يَدْخُلُوهَا وَهُمْ يَطْمَعُونَ

Ve beynehuma hicab: ve aralarında bir perde
ve alal a'rafi : ve üzerinde bir duvar
ricalun ya'rifune kullen bi simahum : ikisini de bilen adamlar
ve nadev ashabel cenneti en selamun aleykum: vennetin sahipleri barış üzerinize olsun diye seslendi
lem yedhuluha ve hum yatmeun: onlar girmediler ve arzu etmediler

47: وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَارُهُمْ تِلْقَاء أَصْحَابِ النَّارِ قَالُواْ رَبَّنَا لاَ تَجْعَلْنَا مَعَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ

Ve iza surifet ebsaruhum tilkae ashabin nari : ve eğer uzaklaştırırsa gözlerini şu ateşin sahipleri
kalu rabbena la tec'alna meal kavmiz zalimin : dediler Rabbimiz bizi zalimlerin kavmiyle birlikte yapma

48: وَنَادَى أَصْحَابُ الأَعْرَافِ رِجَالاً يَعْرِفُونَهُمْ بِسِيمَاهُمْ قَالُواْ مَا أَغْنَى عَنكُمْ جَمْعُكُمْ وَمَا كُنتُمْ تَسْتَكْبِرُونَ

Ve nada ashabul : ateşin sahipleri seslendi
a'rafi ricalen ya'rifunehum bi simahum : duvar adamları özellikle onları tanıyorlar
kalu ma agna ankum cem'ukum : dedi sizin hepinizden daha zengin olan var
ve ma kuntum testekbirun: ve ne gururlanıyorsunuz

49: أَهَؤُلاء الَّذِينَ أَقْسَمْتُمْ لاَ يَنَالُهُمُ اللّهُ بِرَحْمَةٍ ادْخُلُواْ الْجَنَّةَ لاَ خَوْفٌ عَلَيْكُمْ وَلاَ أَنتُمْ تَحْزَنُونَ

E haulaillezine aksemtum : yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?
la yenaluhumullahu bi rahmeh : Allah onlara merhamet etmez
udhulul cennete : cennete sokmaz
la havfun aleykum : sizin üzerinezde korku yok
ve la entum tahzenun: ve sen üzülmeyeceksin

50: وَنَادَى أَصْحَابُ النَّارِ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ أَنْ أَفِيضُواْ عَلَيْنَا مِنَ الْمَاء أَوْ مِمَّا رَزَقَكُمُ اللّهُ قَالُواْ إِنَّ اللّهَ حَرَّمَهُمَا عَلَى الْكَافِرِينَ

Ve nada ashabun nari ashabel cenneti : Ve ateşin sahipleri cennetin sahiplerine seslendi
en efidu aleyna minel mai : üzerimize sudan dökülüyor
ev mimma razakakumullah : veya sizin rızkınızdan
kalu innallahe harramehuma alal kafirin: dediler Allah onu kafirlere yasak etti