Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

66- 46 Ahkaf

  • Varlığın yapısı etkileri ve süresi hakkında bilgiler.

    Varlık, harekettir. Her hareket enerji sarfiyatı gerektirir. Varlığın sarf ettiği enerji, kendi yapısıdır. Zamanla tükettiği enerji karşılığında kendi varlığı küçülür, sönümlenme sonucuda ölür. Bu süre belirlidir.

    Peygamberler, aldıkları vahyi insanlara böyle anlatıyor. İnsanlar (atomlar) yapıları gereği vahiy alamazlar. Atomların fiziki yapıları, modern bilimin tahayyülünden çok farklıdır.

Ahkaf-1: حم

Ha-Mim

Ahkaf-2: تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ

Tenzilul kitabi : indirilen kitap
minallahil azizil hakim: sevgili ve bilge Allah'tandır

İndirilen kitap, sevgili ve bilge olan Allah'tandır.
("Allah tarafından indirildi" diye çevrilmesi yanlıştır. Allah'ın zatından kitap olması ifadesini yanlış veya ters bulan müfessirler, cümlenin anlamını bükerek kendilerince mantıklı hale getiriyorlar(!))

Ahkaf-3: مَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَأَجَلٍ مُّسَمًّى وَالَّذِينَ كَفَرُوا عَمَّا أُنذِرُوا مُعْرِضُونَ

Ma halaknas semavati vel arda: Gök’lerdekini ve yer’dekini yaptık
ve ma beyne huma: ve aralarındakileri de
illa bil hakkı: sağa dönüşleriyle
ve ecelin musemma: ve sürelerini belirledik
vellezine keferu : inkar eden kimseler
amma unziru: uyardıkları şeyden
mu’ridun : savunmasız kalırlar
Göklerde ve yerde ve bunların aralarında ne varsa onları sağa hareket ile / sağa hareket halinde yaptık ve sürelerini belirledik. İnkarcıları uyardık, uyarıldıklarından ötürü savunmasız kaldılar.

Göklerde ve yerde olan fonksiyonlar, sağa dönüşten ibaret hareketin etkileridir. Her bir etkinin, fonksiyonun bir adı vardır. Sonra birde bunların aralarında olan varlıklar, kayıtlar var. Yine hareketlerin sönümü sebebiyle bunların bir süreleri vardır, bitiminde içinde barınan ruh ve onun ameli olan oğul /elektron, Allah'a kavuşacak /ona karışacaktır.

Ahkaf-4: قُلْ أَرَأَيْتُم مَّا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَرُونِي مَاذَا خَلَقُوا مِنَ الْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِي السَّمَاوَاتِ اِئْتُونِي بِكِتَابٍ مِّن قَبْلِ هَذَا أَوْ أَثَارَةٍ مِّنْ عِلْمٍ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Kul: de ki
e raeytum: görüyor musunuz?
ma ted’une: davet ettiğiniz
min dunillahi: Allah'tan gayrı
eruni: göster bana
maza halaku: ne yapabilmiş
minel ardı: yer'den
em lehum şirkun: onların ortakları
fis semavati: göklerin içinde
ituni bi kitabin : kitapla gelen
min kabli haza : bundan öncesinden
ev esaratin : veya etkisi kalan
min ilmin : bilginden
in kuntum sadikin : dürüstseniz

Ahkaf-5: وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّن يَدْعُو مِن دُونِ اللَّهِ مَن لَّا يَسْتَجِيبُ لَهُ إِلَى يَومِ الْقِيَامَةِ وَهُمْ عَن دُعَائِهِمْ غَافِلُونَ

Ve men edallu: kim delalettedir
mimmen yed’u: kimler çağırır
min dunillahi: Allah’tan gayrisini
men la yestecibu lehu: kimse cevap vermez ona
ila yevmil kıyameti: kıyamet gününe kadar
ve hum an duaihim gafilun : onların davetlerinden habersiz

Ahkaf-6: وَإِذَا حُشِرَ النَّاسُ كَانُوا لَهُمْ أَعْدَاء وَكَانُوا بِعِبَادَتِهِمْ كَافِرِينَ

Ve iza huşiran: eğer toplansaydı
nasu : insanlar
kanu lehum a’daen : düşmanlarına karşı
ve kanu bi ibadetihim kafirin: onların hizmetlerini gizlerdiler

Ahkaf-7: وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve iza tutla aleyhim ayatuna< b>: ve işaretlerimiz üzerlerine okunduğu zaman
beyyinatin: kanıt olarak
kalellezine keferu: inkar edenler dediler ki
lil hakkı lemma caehum: onlara sağ ile gelen için
haza sihrun mubin: bu apaçık sihirdir
Sağa dönen hareketleri sayesinde atomlar varlık haline alıyorlar.
Yani varlık, sadece bir harekettir!
Bu saptamayı modern bilim de yapmakta ve Einstein'in E=MC2 formülüyle ifade edilmektedir.
İlgi dairesel hareketin yönü /polarması din adıyla tanımlanıyor. Atomlar hakkında sürekli "Hak" kelimesinin kullanılmasının anlattığı şey, atomların hareketinin sağa dönüş ile sabit olduğudur. Sola dönen atomlara inkarcı denilmekte ve "kafir" diye adlandırılmaktadırlar.
Firavun kavramı farklıdır . Büyük ev anlamındaki Ra rumuzlu atomun içine Allah tarafından direkt ruh üflenmemiştir.

Ahkaf-8: أَمْ يَقُولُونَ افْتَرَاهُ قُلْ إِنِ افْتَرَيْتُهُ فَلَا تَمْلِكُونَ لِي مِنَ اللَّهِ شَيْئًا هُوَ أَعْلَمُ بِمَا تُفِيضُونَ فِيهِ كَفَى بِهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Em yekulunefterahu: veya onu uydurdu diyorlar
kul inifteraytuhu: de ki onu uydursayadım
fe la temlikune: ona sahip olmazdın
li minallahi şey’a: benim allahtan başka şeyim yok
huve a’lemu:o biliyor
bi ma tufidune fihi: içinde taşıdıklarına
kefa bihi: yeterlidir
şehiden: bir şahit
beyni: benimle
ve beynekum: sizin aranızda
ve huvel gafurur rahim: o merhametli bağışlayandır

Ahkaf-9: قُلْ مَا كُنتُ بِدْعًا مِّنْ الرُّسُلِ وَمَا أَدْرِي مَا يُفْعَلُ بِي وَلَا بِكُمْ إِنْ أَتَّبِعُ إِلَّا مَا يُوحَى إِلَيَّ وَمَا أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Kul ma kuntu bid’an : deki ben değilim hurafe peşinde
miner rusuli : resullerden
ve ma edri : bilmiyorum
ma yuf’alu bi : ne yaptığımı
ve la bikum in ettebiu : sizi takip etmeyeceğim
illa ma yuha ileyye : bana vahyedilenden hariç ve ma ene illa nezirun mubin : bana gösterileni haber veriyorum
Gösterileni yani vahyi anlatmak ve başkalarına anlatmak! İşte peygamberlerin görevi budur. Peygamberler, iki hidrojenden ibaret helyumdur. Helyum, elementin omurgasıın olurturmaktadır. Etrafındaki orbitallarda topladığı atomlara göz kulak olmakdadır. Kendisi bilmemekte fakat vahiy almaktadır. Vahiy almak için helyum yani adem olmak şarttır. İnsanlar /hidrojenler vahiy alamazlar.

Ahkaf-10:
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِن كَانَ مِنْ عِندِ اللَّهِ وَكَفَرْتُم بِهِ وَشَهِدَ شَاهِدٌ مِّن بَنِي إِسْرَائِيلَ عَلَى مِثْلِهِ فَآمَنَ وَاسْتَكْبَرْتُمْ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Kul e raeytum : deki görebiliyor musun?
in kane min indillahi : Allah'ınkinden
ve kefertum bihi : ve inkar ettiğin
ve şehide şahidun : ve şahit olduğuna -// şahitlik min beni israile : israiloğullarından
ala mislihi : onun gibi
fe amene : güvendesin
vestekbertum : gururlusun
innallahe : gerçekten Allah
la yehdil kavmez : ezici halklara rehberlik etmez zalimin : ezicidir

Ahkaf-11: وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا لَوْ كَانَ خَيْرًا مَّا سَبَقُونَا إِلَيْهِ وَإِذْ لَمْ يَهْتَدُوا بِهِ فَسَيَقُولُونَ هَذَا إِفْكٌ قَدِيمٌ

Ve kalellezine keferu: inkar eden kimseler dediler ki
lillezine amenu: güvende olanlar için
lev kane hayran: hayırlı olsaydı
ma sebekuna ileyhi: bizden önce gelenlerin üzerine
ve iz lem yehtedu bihi: rehberlik etmedi
fe se yekulune: diyecekler
haza ifkun kadim: bu eski bir yalandır

Ahkaf-12: وَمِن قَبْلِهِ كِتَابُ مُوسَى إِمَامًا وَرَحْمَةً وَهَذَا كِتَابٌ مُّصَدِّقٌ لِّسَانًا عَرَبِيًّا لِّيُنذِرَ الَّذِينَ ظَلَمُوا وَبُشْرَى لِلْمُحْسِنِينَ

Ve min kablihi kitabu: ve ondan önceki kitap
musa imamen: Musa’ya önderlik
ve rahmeten: ve merhamet
ve haza kitabun musaddikun: bu kitap onaylanmıştır
lisanen arabiyyen: senin için arabi olarak
li yunzirallezine zalemu: zalimleri uyarmak için
ve buşra lil muhsinin: ve iyiler için sevinçli haber

Ahkaf-13: إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ

İnnellezine kalu rabbunallahu: rabbim Allah diyenler
summestekamu: daha sonra doğrulanlar
fe la havfun aleyhim: onların üzerinde korku yoktur
ve la hum yahzenun: ve onlar kederlenmezler

Ahkaf-14: أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِدِينَ فِيهَا جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Ulaike ashabul cenneti: onlar cennetin sahipleridir
halidine fiha: ölümsüzlük içindeler -// cezaen bima kanu ya’melun: yaptıklarının karşılığında ödüllendirilirler

Ahkaf-15: وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ إِحْسَانًا حَمَلَتْهُ أُمُّهُ كُرْهًا وَوَضَعَتْهُ كُرْهًا وَحَمْلُهُ وَفِصَالُهُ ثَلَاثُونَ شَهْرًا حَتَّى إِذَا بَلَغَ أَشُدَّهُ وَبَلَغَ أَرْبَعِينَ سَنَةً قَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَصْلِحْ لِي فِي ذُرِّيَّتِي إِنِّي تُبْتُ إِلَيْكَ وَإِنِّي مِنَ الْمُسْلِمِينَ

Ve vassaynal insane: ve biz insanın vasisiyiz
bi valideyhi ihsanen: ebeveynlerine minnettar
hamelethu ummuhu kurhen: annesinin istemeyerek /zoraki kampanyası
ve vadaathu kurhen: ve onu zorla koydu
ve hamluhu: ve onu taşıdı
ve fisaluhu selasune şehran: ve otuz ayda ayrıldı
hatta iza belega eşuddehu: hatta son derecesine varıp şiddetlendiğinde
ve belega erbaine seneten: son derecesi /nihayete kırk seneye ulaştı
kale rabbi evzı’ni en eşkure: rabbim bana verdiklerine teşekküre sevk eyle dedi
ni’metekelleti en’amte aleyye: bana verdiğin nimetlere
ve ala valideyye: ve yüce babama
ve en a’mele salihan terdahu: senin rızan için iyi işler yapıyorum
ve aslıh li fi zurriyyeti: beni çocuklarımla yenile
inni tubtu ileyke: sana tövbe ederim
ve inni minel muslimin: ve gerçekten ben boyun eğmişlerdenim