Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

41- 36 Yasin

  • Bu semboller Gök /kuark çiftlerini ifade ediyorlar.

    Evrendeki tüm varlıkların yapıtaşı olarak yaratılan iki parçacıktır "ya" ve "sin" rumuzlarının işaret ettiği şey. Bu iki öğenin biri diğerinin zıddı ama tamamlayıcısıdır. Birisi ışık saçar, ismi gündüzdür. İsmi gece olan parçacık ise karanlıktır. Fiziksel anlamda birisi boş bir kap gibiyken diğeri dolu kaptır. Dolu kaptan boş olana doğru akış ise hayatı canlılığı meydana getiriyor. Buradaki akış elbette artı kutaptan eksiye akış gibi bir enerji akışıdır. Gerçi parçacık diye ansakta gerçekte ortada olan sadece enerjidir. Enerjinin akışı için enerjinin devamlılığı gerekir. Ahiret hayatındaki meyveler de enerjidir. Bunlar zikr/erkek diye anılan ruhu beslerler.

    Bu pasajda kuark çiftlerinden inşa edilen atom ve elementlerin düzeninden de bahsediliyor.

Yasin-1: يس

Ya, sin : Sayısı on dört tane olan ve Huruf-u Mukattaa denilen sembol harflerden en önemli ikisi ya ve sin dir; Bunlar kütleli ve kütlesiz kuark çiftini temsil ederler. Bu kuarkların kütleli olanının adı "gece" ve kütlesiz olanının adı "Gündüz" dür. Gece isimli kuarkın içinde boşluk varken gündüz kuarkının içi tamamen enerji doludur. Kuarklardan üç çift ve bir tek ile bir proton teşekkül etmektedir. Proton, sahibi olduğu kütleyi gece isimli kuark temin ederken hacmini gündüz kuarkı sağlamaktadır. Konunun ağırlıkla ilgisi yoktur. Ağırılık, tamamen kuarkların çekim etkisinin izlencesidir.

Yasin-2: وَالْقُرْآنِ الْحَكِيمِ

Vel kur’anil hakim : Kur'an hakimdir.

Yasin-3: إِنَّكَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

İnneke leminel: sen kime
murselin: gönderilen
(Kur'an) Sen kime gönderilmişsin?

Yasin-4: عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Ala sıratın : yol üzerine/üstüne
mustakim: düz (hat)
Düz yol üzerinde, onun etrafını ihata etmektedir.
Düz yol, işlevi itibarı ile de hablül verid (ana damar) etrafında tecelli iden manyetizmanın yeri ve kunumunu bildiriyor.

Yasin-5: تَنزِيلَ الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Tenzilel : indirmek
azizir : aziz
rahim: merhametli

Yasin-6: لِتُنذِرَ قَوْمًا مَّا أُنذِرَ آبَاؤُهُمْ فَهُمْ غَافِلُونَ

Li tunzira kavmen: kavimleri uyarmak için
ma unzira: ne uyarı
abauhum : babaları
fe hum gafilun: onlar habersizdiler

Yasin-7: لَقَدْ حَقَّ الْقَوْلُ عَلَى أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Lekad hakkal kavlu: söylemeye hakkım var
ala ekserihim: çoğunun
fe hum la yu’minun: onlar güvende değiller

Yasin-8: إِنَّا جَعَلْنَا فِي أَعْنَاقِهِمْ أَغْلاَلاً فَهِيَ إِلَى الأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ

İnna cealna : biz yaptık
fi a’nakıhim aglalen : boyunlarına örtü/halka
fe hiye ilal ezkani: (boyunlarını) uyluklarına doğru eğen
fe hum mukmehun: onlar hevesleniyor
Boyunlarına halka yaptık, onları uyluklarına eğmek için, onlarsa başlarını dikeltiyorlar.
Teslim olmuş, boyun eğmiş atomlara müslüman deniyor. Onların her hangi bir element kurulumunda görev alabilmeleri için boyunlarının eğilmiş olması lazım, bu fiziksel bir gereklilik, manyetik özellikler ancak boyun eğme ile gerçekleşiyor. Elementlerin maddeye dönüşmesi için birbirlerine bağlanmaları lazım, bu ise ancak rüku halindeki atomlarla mümkün olabiliyor. Dik duran atomların manyetik özeklikleri nötr durumdadır.

Yasin-9: وَجَعَلْنَا مِن بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّا فَأَغْشَيْنَاهُمْ فَهُمْ لاَ يُبْصِرُونَ

Ve cealna : oluşturduk
min beyni eydihim sedden : ellerinden set/baraj
ve min halfihim sedden : ve arkalarında da baraj yaptık
fe agşeynahum : görmeleri engellendi
fe hum la yubsırun: onlar göremediler
Ellerinden baraj yaptık, arkalarında da baraj yaptık, görmeleri engellenince onlar göremez oldular.
Kuarklar belli nizam ile duruyorlar, buna başka cümlelerde de değiniliyor; üç çift kuarkı içine alan tek kuark ile içteki altı kuark hapsediliyor. Dıştaki kuarkın manyetizması bir baraj niteliğini taşıyor, çünkü enerjinin akışkan yapısı su benzetmesi ile ifade ediliyor. Böylesi ifadeler o çağın insanına ağır teknik meseleleri anlatırken normal duruyor. Kurakların gözleri (hur-i) / görüşleri böylece engellenmiş oluyor. Kuarklar gözlerinden beslenmekteler, bu durumda onların aç ve enerjisiz kalmalıyla bir sorun zuhur ediyor, artık onlar kinetik yoldan beslenecekler, yine başkaca vahiy anlatısı cümlelerde bulacağız.

Yasin-10: وَسَوَاء عَلَيْهِمْ أَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Ve sevaun aleyhime enzertehum: onları uyarayım mı?
em lem tunzirhum: veya uyardın da mı
la yu’minun: güvenliği yoktur
Onları uyarayım mı uyarmayayım mı? güvende değiller diye

Yasin-11: إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ اتَّبَعَ الذِّكْرَ وَخَشِيَ الرَّحْمَن بِالْغَيْبِ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍ وَأَجْرٍ كَرِيمٍ

İnnema tunziru: gerçekten uyarı
menittebeaz zikre : zikri/erkeği takip etmek
ve haşiyer rahmane: rahmandan korkun
bil gaybi: görünmeyeni
fe beşşirhu : muştulayıcı/ iyi haber veren
bi magfiratin :
ve ecrin kerim: ve cömertliğin ücreti
Rahmandan korkun uyarısı, zikri/erkeği takip edenler için! O size görünmeyeni haber vererek cömertliğinin ücretsiz olduğunu muştuluyor
Atomların yaşamları için enerjinin karşılıksız, beklentisiz ikram olduğu anlatılıyor.

Yasin-12: إِنَّا نَحْنُ نُحْيِي الْمَوْتَى وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا وَآثَارَهُمْ وَكُلَّ شَيْءٍ أحْصَيْنَاهُ فِي إِمَامٍ مُبِينٍ

İnna : şüphesiz
nahnu : biziz
nuhyil : selamlıyoruz
mevta : Kabrinde bekleyenleri
ve nektubu : yazarız
ma kaddemu : yaptıklarını
ve asarahum: etkilerini
ve kulle şey’in ahsaynahu: her şeyi sayarız
fi imamin mubin: en öndekinde gösteririz
Şüphesiz kabrinde bekleyenleri selamlayan biziz. Yaptıklarını ve etkilerinin hepsini yazarız, en önde gösteririz.
Mevta, atomun içinde bekleyen ruh. Kabir, ruhun barındığı kuarklar/proton. Hareketli/yaşayan ruh için ev diye anılıyorken, pasif duran ruh için kabir sayılıyor. Kabirdekini selamlanması, onu besleyen enerjinin iletilmesi diye anlaşılmalıdır.

Yasin-13: وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلاً أَصْحَابَ الْقَرْيَةِ إِذْ جَاءهَا الْمُرْسَلُونَ

Vadrıb lehum: onlara vurdu
meselen: gibi
ashabel karyeti: köyün sahipleri
iz caehal : geldi
murselun: gönderilen

Yasin-14: إِذْ أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمُ اثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍ فَقَالُوا إِنَّا إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ

İz erselna ileyhimusneyni : onları gönderdik
fe kezzebuhuma : onlar yalan söylediler
fe azzezna : göçlendirdik
bi salisin : üçüncüyü
fe kalu : dediler ki
inna ileykum murselun: şüphesiz bize gönderen
Onları gönderdik, onlar yalan söylediler. Güçlendirip üçüncü kez gönderdik. Dediler "Şüphesin gönderen sendin!"
İlk gönderilen İbrahim nesli atomlar ve ikinci gönderilen Musa adı verilen nesil atomlar. Üçüncü olarak yeniden İbrahim neslinin atomu hayat buluyor. Bu yüzden Muhammed isimli ruh, kendisinin İbrahim milletinden olduğunu söylüyor.

Yasin-15: قَالُوا مَا أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَمَا أَنزَلَ الرَّحْمن مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ تَكْذِبُونَ

Kalu ma entum: dediler sen nesin
illa : ancak
beşerun misluna : bizim gibi beşersin
ve ma enzeler rahmanu: rahman ortaya çıkardı
min şey’in in entum : seni bir şeyden
illa tekzibun: ancak yalan söylemek
Dediler "sen nesin? Bizim gibi beşersin. Rahman seni bir şeyden ortaya çıkardı, ancak sen yalancısın"

Yasin-16: قَالُوا رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّا إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ

Kalu rabbuna ya’lemu : dediler rabbimiz bilir
inna ileykum: şüpnesiz sana
le murselun: gönderilen

Yasin-17: وَمَا عَلَيْنَا إِلاَّ الْبَلاَغُ الْمُبِينُ

Ve ma aleyna: elimizdeki/ellerimiz nedir
illal belagul mubin: ancak gösterilen

Yasin-18: قَالُوا إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌ

Kalu inna tetayyerna bi kum: dediler muhakkak sizin uçmanız
le in lem tentehu : bitmedikçe
le nercumennekum : sizin enerjiniz
ve le yemessennekum : size yardım için
minna azabun elim: bizden korkunç bir azap
Muhakkak ki enerjiniz bitmedikçe uçmanız bizdendir, size yardım ediyoruz, yoksa korkunç bir azap var.
Atomların bedeni enerjiden ibaret, onlar içlerindeki enerjiyle vücut buluyor ve enerji sayesinde uzayda/mesnetsiz ortamda uçuyorlar. Uçmak, atomun enerjiyi çekmek/çalmak istemesiyle sergilenen boşlukta sürüklenmedir. Hidrojen tıpkı bir jet motoru gibi itme ve çekme etkisi üretiyor. Ne zamanki enerjisi tükenirse cehenneme karışacak/durgun hale geliyor.

Yasin-19: قَالُوا طَائِرُكُمْ مَعَكُمْ أَئِن ذُكِّرْتُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ مُّسْرِفُونَ

Kalu tairi kum meakum: sizin uçmanız kendinizdendir
e in zukkirtum: siz bahsettiniz
bel entum kavmun musrifun: ancak sen halkın israftadır
Uçmanuz kendinizdendir. enerji olarak kendi bedeninizi/varlığınızı harcamaktasınız.

Yasin-20: وَجَاء مِنْ أَقْصَى الْمَدِينَةِ رَجُلٌ يَسْعَى قَالَ يَا قَوْمِ اتَّبِعُوا الْمُرْسَلِينَ

Ve cae : geldi
min aksal medineti : şehrin uzak tarafından
raculun : erkek
yes’a kale : aradığını söyledi
ya kavmi- t tebiul murselin: ey kavmin gönderilene tabi olun
Şehrin uzak tarafından bir adam geldi, arıyordu. Dedi "Ey kavmim gönderilene tabi olun!"
Şehir, atomların birlikte durduğu topluluğa deniyor. Kör atomlardan ibaret bu topluluğu organize eden Adem/helyum, onların peygamberi oluyor. Her kavme bir peygamber gönderiliyor ki aldığı vahiy uyarınca atomları oganize etsin. Atomların her birisine vahiy gelseydi bile onlar kendi lokasyonlarını bilemeyeceklerinden ötürü peygambersiz hiç bir elementi başaramazdılar.

Yasin-21: اتَّبِعُوا مَن لاَّ يَسْأَلُكُمْ أَجْرًا وَهُم مُّهْتَدُونَ

İttebiu : takip edin
men la yes’elukum ecran : sizden ücret istemeyen kimseleri
ve hum muhtedun: onlar yönlendirici/yol göstericidirler
Ücret istemeden yol gösterenleri takip edin.
Cümledeki fiil fiziki takibi kast ediyor. Yani dünyadaki yol göstericilerin manevi anlamdaki akıl vermeleri kast edilmiyor. Mevcut tefsirlerde "Tabi olun/uyun" şeklindeki yorumlamalar, maksatlıdır. Zaten ücret isteme konusu dahi din adamlığı müessesini(!) lağv etmeye yetmektedir. Yine mevcut meal ve tefsirlerde o kişiler için mehdi ismi kullanarak -ki mehdi kelimesi geçmediği halde- mehdilerin ücret almayacağını geri kalan din adamlarının alabileceği yönünde gizli telkinler yapılmaktadır.

Yasin-22: وَمَا لِي لاَ أَعْبُدُ الَّذِي فَطَرَنِي وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Ve ma liye la a’budullezi : elinizde olana ibadet etmeyin
fatarani ve ileyhi turceun: yaratana ve ona döndürüleceksiniz

Yasin-23: أَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِ آلِهَةً إِن يُرِدْنِ الرَّحْمَن بِضُرٍّ لاَّ تُغْنِ عَنِّي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا وَلاَ يُنقِذُونِ

E ettehızu : kabul eder misin?
min dunihi aliheten : ilahlar olmadan
in yuridnir rahmanu bi durrin : istiyorlar rahmana zarar vermeyi
la tugni anni : söyleme benim hakkımda
şefaatuhum şey’en : onlara şefaat eden şeyler
ve la yunkızuni: onları kurtaramaz

Yasin-24: إِنِّي إِذًا لَّفِي ضَلاَلٍ مُّبِينٍ

İnni izen le fi dalalin mubin: ben apaçık hata içindeysem eğer

Yasin-25: إِنِّي آمَنتُ بِرَبِّكُمْ فَاسْمَعُونِ

İnni amentu bi rabbikum fesmeuni: ben güvendeyim rabbimle, duyarsınız>

Yasin-26: قِيلَ ادْخُلِ الْجَنَّةَ قَالَ يَا لَيْتَ قَوْمِي يَعْلَمُونَ

Kiledhulil cennete: cennete gir denildi
kale ya leyte kavmi ya’lemun: dedi keşke halkım bilseydi

Yasin-27: بِمَا غَفَرَ لِي رَبِّي وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُكْرَمِينَ

Bima gafera li rabbi : rabbim beni affeden
ve cealeni minel mukremin: ve onurlandırandır

Yasin-28: وَمَا أَنزَلْنَا عَلَى قَوْمِهِ مِن بَعْدِهِ مِنْ جُندٍ مِّنَ السَّمَاء وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ

Ve ma enzelna : indirilmedi
ala kavmihi min ba’dihi : ondan sonraki halk üzerine
min cundin mines semai : cennet erlerinden
ve ma kunna munzilin: iki ev olarak kalmadık

Yasin-29: إِن كَانَتْ إِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ خَامِدُونَ

İn kanet illa sayhaten vahıdeten : ancak bir haykırış oluduğunda
fe iza hum hamidun: bunlar söndüler
İçinde ruh olmadığında, ins atomu balon gibi sönmektedir.

Yasin-30: يَا حَسْرَةً عَلَى الْعِبَادِ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون

Ya hasreten : ey üzgün
alal ıbad: kullar üzerindeki
ma ye’tihim min resulin : onlara elçi gelmedi mi ki
illa kanu bihi yestehziun: onu alay konusu yaptılar

Yasin-31: أَلَمْ يَرَوْا كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنْ الْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لاَ يَرْجِعُونَ

Elem yerav kem ehlekna kablehum : onlardan önceki ölenleri görmedin mi?
minel kuruni ennehum: bunlar yüzyıldan beridir
ileyhim la yerciun: onlara geri dönüş yoktur

Yasin-32: وَإِن كُلٌّ لَّمَّا جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

Ve in kullun lemma cemiun : ne olduysa tüm her şeyi kayıtlar elektrondaki levhi mahfuzlarda tutuluyor.
ledeyna muhdarun: elimize kaydettik Fizik dünya ile irtibatı sağlayan levhalar el işlevi görüyor.

Yasin-33: وَآيَةٌ لَّهُمُ الْأَرْضُ الْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَاهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ

Ve ayetun lehumul : onlar için işaretlerimiz/delillerimiz
ardul meytetu: ölü Yer'i
ahyeynaha : canlandırdık
ve ahracna minha habben : ve çıkardık ondan sevgi/aşk
fe minhu ye’kulun: ve ondan yiyecekler

Yasin-34: وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّاتٍ مِن نَّخِيلٍ وَأَعْنَابٍ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنْ الْعُيُونِ

Ve cealna fiha cennatin : ve onun içinde cennet oluşturduk
min nahilin ve a’nabin : palmiyeden ve üzüm salkımı
ve feccerna fiha minel uyun: ve onun gözlerinden patlattık/şafak
Mevcut tefsirlerde pınarlar fışkırttık diye tercüme edilmiş, cümlede pınar ve fışkırtma anlamında kelime yoktur. Fecr kelimesi şafak ve patlatma anlamlarına gelmektedir. atomların gözlerinin oluşturulması koni şekilli yapının tabanı, bir göz işlevi görmektedir.

Yasin-35: لِيَأْكُلُوا مِن ثَمَرِهِ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Li ye’kulu min semerihi : yemek için meyvelerinden
ve ma amilethu eydihim: ve elleriyle yapıklarından
e fe la yeşkurun: şükretmeyecek misiniz?

Yasin-36: سُبْحَانَ الَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنبِتُ الْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ

Subhanellezi : yüzmek/yüzdüren o kimse
halakal ezvace kulleha : hepsini çiftler halinde yapan
mimma tunbitulardu : onları yer'de filizlendiren
ve min enfusihim : fakat onlar -elektronun- kendilerinden olduğunu
ve mimma la ya’lemun: öyle olduğunu bilmiyorlar

Yasin-37: وَآيَةٌ لَّهُمْ اللَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ النَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ

Ve ayetun lehumul leylu: gece onlar için bir işarettir/delildir
neslehu minhun nehara : gündüzü onlardan çekip aldığımızda
fe iza hum muzlimun: onlar karanlıktır

Yasin-38: وَالشَّمْسُ تَجْرِي لِمُسْتَقَرٍّ لَّهَا ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ

Veş şemsu tecri : ve güneş tecrit edildi Tecri kelimesinin akma ve karanlıkta bırakılmış gibi iki anlamı vardır. Tefsirler akış kelimesini kullanmışlar lakin atomun koni tabanının dışında kalan karanlık, güneş olarak isimlendiriliyor. Yani güneş atomdan tecrit edilmiş bir halde duruyor.
li mustekarrin leha: onu kararlı kılan
zalike takdirul azizil alim: alim ve aziz olanın takdiridir

Yasin-39: وَالْقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَ حَتَّى عَادَ كَالْعُرْجُونِ الْقَدِيمِ

Vel kamera : ve ay
kaddernahu menazile : onun kaderini evler olarak tayin ettik
hatta adekel urcunil kadim: hatta geriye döndürdük palmiyenin dibine doğru

Yasin-40: لَا الشَّمْسُ يَنبَغِي لَهَا أَن تُدْرِكَ الْقَمَرَ وَلَا اللَّيْلُ سَابِقُ النَّهَارِ وَكُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ

Laş şemsu yenbegi leha en tudrikel kamera : güneş farkında değildir ayın Cümlenin işaret ettiği iki husus var; İlki güneşin karanlık ve boşluk oluşu hasebiyle farkındalığının olmayışı ve diğeri ise ardındaki aya ait varlığın da içinin boş olması sebebiyle fark edilir olmayışıdır
ve lal leylu sabikun nehar: ve gece değildir gün'ün öncesi Bir enerji denizi olan evrenin göreceli olarak küçük bir bölgesindeki enerji yoğunluğunun azaltılması geceyi oluştururken elde gecenin içinden alınan enerjinin hemen yanı başında başka bir alanda yüksek yoğunluk oluştruması gündüz kuarkını meydana getiriyor. Gündüz kuarkının öncesi bir gece bölgesi değildir, bilakis evrenin durağan enerji miktarı vardır orada. Buradaki tanımlamalar bize fazladan bir bilgi daha veriyor: uzayın sıcakılığı olarak sıfır kelvin yani mutlak sıfır kabul edilen enerjisiz ortam kabul ediliyor. Hatta ölçülen 2.725 K derece sıcaklık için büyük patlamanın izi yorumu yapılıyor. Bu tamamen yanlıştır, mantıklı da değildir! Öyle ki Mutlak sıfır yani hiçlik sadece atomu oluşturan kuarkların/göklerin içindeki ortam için konuşulabilinir. Çünkü biz denizi sıfır K derece kabul ediyoruz, gerçekte denizin kendisi enerjidir. Referans deniz oluduğunda otomatikman sıfır kabul ediliyor. Bu konu oldukça yüksek teknoloji içeren bir alana giriyor. Cern ve diğer bilim enstitülerinin tamamı Kur'an kitabındaki bu eşsiz bilgiden habersizce ve büyük bir yanılgı yaşamaktalar.
ve kullun fi felekin yesbehun: hepsi yörüngeleri içinde yüzüyorlar Dikkat ederseniz ikisi de kendi yörüngesinde yüzer demeyip "Hepsi" ifadesi kullanılmış; Çünkü her atomun bir ay ve bir güneşi vardır.
Diğer yandan yüzme fiilini kullanmış, Böylesi bir çok cümlede Allah hakkında "O yüzer/yüzmektedir" yani sebbih fiili kullanılıyor ve bu kelimeyi anlamsız bulan müfessirler sesdeş bir kelimeyle "Tesbih" eder şeklinde yorumlamışlardı. Böylesi bilgisizce yapılan hatalar bizi iyiden iyiye Kur'andan uzaklaştırmış onu tapınma arcına ve tılsımlı büyülü sözler olarak algılamamıza sebep olmuştur.

Yasin-41: وَآيَةٌ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Ve ayetun lehum enna : ayetlerimizle onların Ayet yani atomların içinde
hamelna zurriyyetehum :yavrularını/tohumlarını taşıdık taşınan zürriyyetler
fil fulkil meşhun: içinde yüküyle naklettik atom içinde yük olarak taşınan şey

Yasin-42: وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِ مَا يَرْكَبُونَ

Ve halakna lehum :onlar için yaptık
min mislihi : aynılarından
ma yerkebun: bindikleri

Yasin-43: وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ

Ve in neşe’ nugrıkhum : ortaya çıktığında onlar boğulur
fe la sariha lehum : onlara yardım etmedik
ve la hum yunkazun: ve onlar kurtulamadılar

Yasin-44: إِلَّا رَحْمَةً مِّنَّا وَمَتَاعًا إِلَى حِينٍ

İlla rahmeten minna : ancak bizden merhamet
ve metaan ila hin:ve malları kadardır

Yasin-45: وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّقُوا مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ

Ve iza kile lehumutteku : eğer onlara korkmaları söylernirse
ma beyne eydikum : ellerinizin arasında olandan
ve ma halfekum : ve arkalarınızda olandan
leallekum turhamun: merhamet edilirsin

Yasin-46: وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Ve ma te’tihim min ayetin : onlara bir ayet gelmesin ki
min ayati rabbihim : rablerinin ayetlerinden
illa kanu anha : ancak onlar
mu’ridin: ?

Yasin-47: وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا مِمَّا رَزَقَكُمْ اللَّهُ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَاء اللَّهُ أَطْعَمَهُ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Ve iza kile lehum : eğer onlara söylenseydi
enfiku mimma razakakum-ullahu : Allah'ın size sağladığı rızktan harcayın
kalellezine keferu lillezine amenu : inkar edenler diyordular ki güvende olanlar gibi besleniyoruz
e nut’imu men lev yeşaullahu at’amehu: eğer isteseydi Allah onu da beslemez miydi?
in entum illa fi dalalin mubin: Apaçık bir hata içindesiniz

Yasin-48: وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekulune meta hazal va’du :onlar bu vaadin ne zaman olacağını biliyorlar
in kuntum sadikin: onların hepsi dürüst olduklarında

Yasin-49: مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ

Ma yenzurune: görecekleri
illa sayhaten vahıdeten te’huzuhum :ancak kuvvetli tek bir bağırma onları alacak
ve hum yahıssımun: ve onları indirecektir

Yasin-50: فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةً وَلَا إِلَى أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ

Fe la yestetiune tavsiyeten : tavsiye edilmedi/edilmez
ve la ila ehlihim yerciun: evebeynlerine de geri dönemezler

Yasin-51: وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ الْأَجْدَاثِ إِلَى رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ

Ve nufiha fis suri : ve üflendi boynuz içine İnkarcıların ve firavunların oğulları/elektronları yoktur, bu yüzden elektromanyetizması olmayan atomlar boynuza benzerler.
fe iza hum: artık bunlar öyle
minel ecdasi ila rabbihim yensilun: mezarlarından rablerine inerler Göklerden aşağı inen ruhlar, elektron yoksa/olmayınca direkt olarak rabbe kavuşur.

Yasin-52:قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَن بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا هَذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمَنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَ

Kalu ya veylena : dediler vay halimize
men beasena : kim diriltti bizi
min merkadina: uyuduğumuz yerden
haza ma vaader rahmanu : bu rahman'ın sözüydü
ve sadakal murselun: elçiler doğruyumuş

Yasin-53: إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ

İn kanet illa sayhaten vahıdeten : gerçekten de bir tek bağırışla oldu
fe iza hum : bunlar öyle oldu
cemiun ledeyna muhdarun: tamamı elime kaydedildi Atomun eli, Yer/elektronudur. Elektron, levhi mahfuz denilen levhalardan oluşuan manyetik özelliği olan bir alandır. Protonun içindeki ruhun yere akarak olşturdğuğu bu yapı aynı zamanda atomun oğludur. Burada ana yani ümm, ins atomu olurken baba ise ruhun ahiret yaşantısından yere/aşağıya/dünyaya inmesidir, kendisidir. Cümlede elimize kaydedilmiş ifadesini hiçbir meal ve tefsirde okuyamazsınız. Aslında kelimeleri dahi tek tek sözlükten baksanız cemiun/tamamı, ledeyna/elimiz ve muhdarun kayıt altına alınmış demek olduğunu açıkca göreceksiniz. Tüm vahiy anlatılarında hiç değişmeksizin yer alan atomun özelliklerini zihninizde birleştirerek tahayyül ediniz. Göreceksiniz gerçekte atomun yapısı yalın/anlaşılır ve olası tek surette yapıdır. Kısaca bir huni ve içindeki ruh ile meydana gelen atomun bir çok özelliği anlatılsa bile lakin yapı değişmemektedir.

Yasin-54: فَالْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Fel yevme la tuzlemu nefsun şey’en : bu günde nefslere bir şeyle haksızlık yapılmaz
ve la tuczevne : ve ceza verilmez
illa ma kuntum ta’melun: ancak yaptıklarınız dışında

Yasin-55: إِنَّ أَصْحَابَ الْجَنَّةِ الْيَوْمَ فِي شُغُلٍ فَاكِهُونَ

İnne ashabel cennetil yevme :cennet sahiplerinin günüdür
fi şugulin fakihun: içine dolmaktalar meyvelerin

Yasin-56: هُمْ وَأَزْوَاجُهُمْ فِي ظِلَالٍ عَلَى الْأَرَائِكِ مُتَّكِؤُونَ

Hum ve ezvacuhum : onlar ve eşleri
fi zılalin : gölgeler içinde
alal eraiki muttekiun: kanepeler üzerinde

Yasin-57: لَهُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ

Lehum fiha fakihetun : onlara meyveler içinde
ve lehum ma yeddeun: ve çağırdıkları da var

Yasin-58: سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ

Selamun kavlen: selametteki bir kelimedir
min rabbin rahim: merhametli rabbinizden

Yasin-59: وَامْتَازُوا الْيَوْمَ أَيُّهَا الْمُجْرِمُونَ

Vemtazul yevme eyyuhal mucrimun: ey suçlular, siz o gün ayrılın

Yasin-60: أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَا بَنِي آدَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا الشَّيْطَانَ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ

E lem a’had ileykum : sizden bir söz almadık mı?
ya beni ademe : ey adem oğulları
en la ta’buduş şeytan: şeytana hizmet etmeyin diye
innehu lekum aduvvun mubin:o ki sana düşman olarak gösterilen

Yasin-61: وَأَنْ اعْبُدُونِي هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ

Ve eni’buduni: bana hizmet edin
haza sıratun mustakim: düz yol budur -diye-

Yasin-62: وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّا كَثِيرًا أَفَلَمْ تَكُونُوا تَعْقِلُونَ

Ve lekad edalle minkum :şüphesiz sizden sapanlar oldu
cibillen kesiran: sizden dağların çokluğuydu
e fe lem tekunu ta’kılun: akıllı olmadınız

Yasin-63: هَذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ

Hazihi cehennemulleti kuntum tuadun: size sözü edilen işte bu cehennemdi

Yasin-64: اصْلَوْهَا الْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ

Islevhal yevme bima kuntum tekfurun: o gün inkar edenlerle birlikte dışarı çıkarılırsın

Yasin-65: الْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفْوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

El yevme nahtimu ala efvahihim : o gün ağızlarının üzerini kapatırız Ağızlarını kapatırız demediği için atomun etrafındaki manyetizmanın kaldırılmış olduğunu anlıyoruz. Çünkü manyetizma olmayınca konuşmaları/sesleri iletilemeyecektir.
ve tukellimuna eydihim : ellerini konuştururuz El olarak anılan elektronun levhi mahfuzlardan oluştuğunu başkaca anlatılardan biliyoruz. Orada yazılı/kayıtlı olanlar insan atomunun amelleridir.
ve teşhedu erculuhum bima kanu yeksibun: ve bacakları şahittir Tıpkı bir CD ya benzeyen levhi mahfuzlar bacağa benzetilen Yer isimli uzvunun etrafında oluştuğu için kayıtların hepsine bacaklar şahittir.

Yasin-66: وَلَوْ نَشَاء لَطَمَسْنَا عَلَى أَعْيُنِهِمْ فَاسْتَبَقُوا الصِّرَاطَ فَأَنَّى يُبْصِرُونَ

Ve lev neşau le tamesna : eğer yok etmek isteseydik
ala a’yunihim : gözlerinin üzerine
festebekus sırata : kalın bir yol
fe enna yubsırun: görürler

Yasin-67: وَلَوْ نَشَاء لَمَسَخْنَاهُمْ عَلَى مَكَانَتِهِمْ فَمَا اسْتَطَاعُوا مُضِيًّا وَلَا يَرْجِعُونَ

Ve lev neşau le mesahnahum: eğer onları ısıya/enerjiye dönüştürmek isteseydik
ala mekanetihim :onların üstüne kutu Giriş çıkışı olmayan şekilde
fe mastetau mudiyyen : başaramaz tutsak olurdular
ve la yerciun: ve geri dönemezdiler

Yasin-68: وَمَنْ نُعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِي الْخَلْقِ أَفَلَا يَعْقِلُونَ

Ve men nuammirhu : onu kim yeniledi
nunekkishu : yeniden inşa etti
fil halkı: içinde oluşturdu
e fe la ya’kılun: anlamıyorlar mı?

Yasin-69: وَمَا عَلَّمْنَاهُ الشِّعْرَ وَمَا يَنبَغِي لَهُ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ وَقُرْآنٌ مُّبِينٌ

Ve ma allemnahuş şa’re: ona şiir öğretmedik Bildiği bir şey olmaksızın boş bir dimağ olarak oluşturulan ruh
ve ma yenbagi : ne de olması gerekeni Bildiklerini kendisi öğrenir.
lehu in huve illa zikrun ve kur’anun mubin: o sadece bir erkek ve gösterilen kur'an Atom içindeki ruh için zikr/erkek ismi kullanılıyor ve onunla atom etrafında belirginleşen/gözükür hal alan manyetizmadan bahsediliyor.

Yasin-70: لِيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّا وَيَحِقَّ الْقَوْلُ عَلَى الْكَافِرِينَ

Li yunzira : uyarması için
men kane hayyen : diri olan kimseleri
ve yehıkkal kavlu alal kafirin: ve sağa doğru söz ile söz ile inkarcıları Atomun sesi/titreşimi kendi dönüş yönünün izlerini taşır, Bu titreşimler, inkarcıların dönüş yönüne terstir, doru yön hakkında bilgilendirilmiş olurmar. Anıyan söz, ağızdan çıkan kelam anlamında değildir, öyle olsaydı "Anlat" denilirdi.

Yasin-71: أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا خَلَقْنَا لَهُمْ مِمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَا أَنْعَامًا فَهُمْ لَهَا مَالِكُونَ

E ve lem yerav : görmüyorlar mı?
enna halakna lehum : onları nasıl yaptığımızı
mimma amilet eydina : ellerimizin nasıl çalıştığını
en’amen fehum leha malikun: enamı nasıl sahiplendiğini

Yasin-72: وَذَلَّلْنَاهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ

Ve zellelnaha lehum : onları aşağıda tutmuş
fe minha rakubuhum : onlara binilsin
ve minha ye’kulun: ve yenilsin diye

Yasin-73: وَلَهُمْ فِيهَا مَنَافِعُ وَمَشَارِبُ أَفَلَا يَشْكُرُونَ

Ve lehum fiha menafiu : onlara fayda sağlar
ve meşaribu: ve içecek
e fe la yeşkurun: teşekkür etmeyecekler mi?

Yasin-74: وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لَعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ

Vettehazu min dunillahi : Allah olmadan mı aldılar
aliheten leallehum yunsarun: belki onlara ilahları yardım eder Allah her şeyin ilahıdır, ilahların bile... Her atomun fevkinde kendi ilahı var. Şeytan olarak atomun nefsi bu ilahın peşinden ayrılmaz. Kastedilen, Allah yardım etmedikçe atomun kendi ilahı, ona yardım edemez.

Yasin-75: لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌ مُّحْضَرُونَ

La yestetiune : Hayır edemez!
nasrahum : yardım
ve hum lehum cundun muhdarun: ve onların kaydedilmiş askerleri

Yasin-76: فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ

Fe la yahzunke kavluhum: onların sözlerine üzülme
inna na’lemu : biz biliyoruz
ma yusirrune : onların ne istediklerini
ve ma yu’linun: ve duyurduklarını ...da biliyoruz

Yasin-77: أَوَلَمْ يَرَ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن نُّطْفَةٍ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌ مُّبِينٌ

E ve lem yeral insanu : görmüyor musun?
enna halaknahu min nutfetin : ben onu sudan yaptım Yaratma/fatr fiili yalnızca ins atomu için kullanılır. Çünkü ins atomu bir yarık/aralıktır. O, bir bütünün yarılmasıyla elde edilmiş bir mağara/in'dir. İnsan, bu ins atomunun içine ruh yerleştirilmesiyle oluşan akıllı varlıktır. Ahiret alemindeki ruh, ins atomu vasıtasıyla fizik alemde etkin hale gelir. Su, evreni dolduran enerjiye deniyor, daha doğrusu suya benzetiliyor. bu cümlede fatr/ yarma işlemi sonrasında içi boşaltılan ins atomundan dışarı fışkırtılan/santrüfüj ile dışarı atılan suya işaret ediliyor, ve yapmak fiili kullanılıyor. Çünkü insan bir yarık değil bilakis larık içinde barınan ruhtur.
fe iza huve hasimun mubin: öyleyse o gösterilen düşmandır

Yasin-78: وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًا وَنَسِيَ خَلْقَهُ قَالَ مَنْ يُحْيِي الْعِظَامَ وَهِيَ رَمِيمٌ

Ve darabe lena meselen : ve bize misalen vurdu
ve nesiye halkahu: yapılışınızı unuttunuz
kale men yuhyil izame ve hiye remim: "kim canlandırdı ayrılmış kemikleri" dedi

Yasin-79: قُلْ يُحْيِيهَا الَّذِي أَنشَأَهَا أَوَّلَ مَرَّةٍ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ

Kul yuhyihallezi : deki hayat veren/canlandıran
enşeeha evvele merratin: ilk defasında inşa eden
ve huve bi kulli halkın alim: ki o tümünü bilerek yapandır

Yasin-80: الَّذِي جَعَلَ لَكُم مِّنَ الشَّجَرِ الْأَخْضَرِ نَارًا فَإِذَا أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ

Ellezi ceale lekum :seni oluşturan kimse
mineş şeceril : ağaçlardan ahdari : yeşil naren : ateşinden
Evren yani cehennem yani ağaç... Ağaçın ana gövdesi rab ve diğer dalları da onlara bağlı olanları rabbi yani enerji kaynağı yapı içinde yaratılan atomlar, yeşil renkteki nar/ateş/enerjiden oluşturuluyor.

fe iza entum minhu tukıdun: eğer siz bundan iseniz yanıcısınız/yanabilirsiniz

Yasin-81: أَوَلَيْسَ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِقَادِرٍ عَلَى أَنْ يَخْلُقَ مِثْلَهُم بَلَى وَهُوَ الْخَلَّاقُ الْعَلِيمُ

E ve leysellezi halakas semavati vel arda : gökleri ve yeri yapan kimse değilmidir ki
bi kadirin ala en yahluka mislehum: onlardan aynısını yapmaya gücü yetsin
bela ve huvel hallakul alim: Evet... Odur bilgisiyle yapan

Yasin-82: إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ

İnnema emruhu iza erade şey’en : eğer bir şeyi isterse emreder
en yekule lehu kun : ona "OL" der İfadeye dikkat edebilir miyiz? Zaten var olan bir şeye nasıl ol denilir? Günümüze kadar mütekallim ulema varlıkların oluşunu bu cümleye bağlamış ve varlığın açıklaması olarak görmüşlerdir. Gerçekte tek varlık ağaçtır. Bu ağacın kolları gövdeye bağlı değillerdir, sadece evreni doldurma/kaplama metodu dallanma şeklinde geliştiğihden ötürü ağaç denilmiştir. Birbirine değmeyen enerji çizgileriyle dolu dairesel genişleyen kenarlarıyla evren adeta bir kalbur saman gibidir. Akışkandır, doludur ve ateş/enerjiden mütevellitttir. Bu ana yapı içindeki enerjisiz boşluklara biz aom diyoruz. Vahiy anlatılarında ise boşlukların adı "İns" tir, ve insan kelimesi bu ins atomuna geçmeyen zaman anlamındaki "An" kelimesinin eklenmesiyle oluşur. Allah, bu akıllı varlıklara emreder, yeni bir element oluşturacağı zaman bu varlıklara "OL" der ve yeni bir yapı böyle oluşur.
fe yekun : -o da -olur

Yasin-83: فَسُبْحَانَ الَّذِي بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَيْءٍ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

Fe subhanellezi : yüzen/yüzdüren odur
bi yedihi melekutu kulli şey’in : krallığındaki her şey onun eliyledir
ve ileyhi turceun: ve ona geri dönerler Aynısı olmasa bile fizikte enerjinin korunumu kanununa benzer bir işleyiş var burada. Öyle ki enerjiden oluşan yapılar ve ruhlar, akışları veya işleyişleri sonunda akarak evrenin enerji denizinde enerji çizgisi olarak karışırlar.