Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

46- 56 Vakıa

  • Ruhun ev sahipliği yaptığı yerle ilgili ayrıntılar ...

    Ruh üç bölüme ayrılmıştır. Karşılıklı duran üç çift odalar var, ruh bu odalardan sağdaki üçü içine yerleşiyor. Aynı yeri daha önce kullanan diğer ruhlardan bahseder.

Vakıa-1: إِذَا وَقَعَتِ الْوَاقِعَةُ

İzâ: o zaman
vakaatil: gerçekleştiğinde
vâkıatu: olay
Olay, yeni ayın eski aya temasının etkisiyle gelişen ve manyetik rüzgarlar/girdaplardır. Başkaca vahiy rivayetlerinde de bahsedileceği üzere evren on iki aydan ibaret gündür. Burada üç haram ayın bitişini haber veriliyor.

Vakıa-2: لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ

Leyse: değil // li: için
vak’ati hâ: olay
kâzibetun: yanlış/yalan

Vakıa-3: خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ

Hâfidatun: düşürücü / azaltıcı
râfiatun: yükseltici / the lift

Vakıa-4: إِذَا رُجَّتِ الْأَرْضُ رَجًّا

İzâ ruccetil: eğer sallanırsa // ardu reccâ: yer’i /elektronu sallar
Manyetik rüzgarlar, dağı andıran elektronu ve onun merkezine çakılı kazık gibi duran yer uzvunu titreştiriyor.

Vakıa-5: وَبُسَّتِ الْجِبَالُ بَسًّا

Ve bussetil: ve hızlıca
cibâlu: dağları
bessâ: dağıtan /parçalayan
Elektromanyetik endüksiyon iletkenlerde emk indüklemektedir. Manyetizmanın şiddeti arttıkça yüksek gerilim elde ediliyor. Evrendeki atomların tamamına birden etki edecek şiddetli manyetik rüzgarlar sonucunda dağlar /elektron zarar görüyor. Elbet bu planlı bir harekettir. Sonrasında atom yeni elektron sahibi olacak. En son vuku bulan manyetik rüzgar sonrasında yeni oluşan elektrona “İsa” denmektedir. Elektron, atomun oğlu makamındadır.

Vakıa-6: فَكَانَتْ هَبَاء مُّنبَثًّا

Fe kânet : işte öyle
hebâen: zayi etti
munbessâ: dağıttı

Vakıa-7: وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً

Ve kuntum : ve sen
ezvâcen : çiftler
selâseten: üç ayrı
Ve sen üç çiftten oluşuyorsun.

Ruh protonun içindeki altı kuark içinde üç parça halinde barınıyor.

Vakıa-8: فَأَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

Fe ashâbul: sahipleri meymeneti: sağ kol /sancak tarafının mâ ashâbul meymenet : sağ kol /sancak tarafının sahibi nedir?
Protonun içinde üç parça halinde ruh /enerji var ve protonun sahibi bunlardır.

Vakıa-9: وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

Ve ashâbul : ve sahipleri
meş'emeti : kuzey tarafının
mâ ashâbul meş’emet : kuzey tarafının sahibi nedir?
Sancak tarafında duran kurklar içinde barınan ruh, kuzey tarafındaki boş kuark içine akmaktadır. Kuzey tarafının sahibinin de o olduğu, böyle soru şeklinde bir cümle ile anlatılıyor..

Vakıa-10: وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ

Ves sâbikûnes : ve öncekiler
sâbikûn: öncekiler
"Öncekiler ve incekiler" Sadece üç kelimelik bu cümle bize atomların aynı fakat içinde yaşamış ruhların sürekli değiştiği haber veriliyor. Burada muhatap ruhtan önce iki ayrı nesil yaşadı atomların içinde. Ruhlar, kuarkın altığı hacme sığdığı kadar enerji birikimleriyle yaşam sürüyor ev bitiyorlar. Önceki pasajda bir bukle buna değinilmişti. Ruhumuz ölümsüz değil! Ölüm ise dünya üzerindeki beşeri yaşamın bitişi değil. Akış bittiğinde her şel bitiyor ev geriya sadec ruhun ameli olan bilgi kalıyor. Bu söylediklerimiz de yine başkaca pasajlarda anlatılan kısa bilgilerde var.

Vakıa-11: أُوْلَئِكَ الْمُقَرَّبُونَ

Ulâikel : bunlar sana mukarrabûn: yakın olanlar

Vakıa-12: فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

Fî cennâtin : cennetin içindeki // naîm: mutluluk

Vakıa-13: ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ

Sulletun : insan cemaati /nesil minel evvelîn: önceki iki –nesil-
Önceki iki nesil, İbrahim milleti ve Musa neslidir.

Vakıa-14: وَقَلِيلٌ مِّنَ الْآخِرِينَ

Ve kalîlun: ve az
minel âhirîn: diğerlerinden

Vakıa-15: عَلَى سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ

Alâ sururin : yataklarının üzerinde
mevdûnetin: mücevherle süslenmiş

Vakıa-16: مُتَّكِئِينَ عَلَيْهَا مُتَقَابِلِينَ

Muttekiîne : uzanıp yatıyorlar
aleyhâ: onlar // mutekâbilîn: karşılıklı
Kuark –üç- çiftleri, yatağı andıran manyetik alan üzerinde karşılıklı durmaktadır.

Vakıa-17: يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَانٌ مُّخَلَّدُونَ

Yetûfu : seyrederler
aleyhim: onların
vildânun : iki oğlunu
muhalledûn: ölümsüz
Elektron hakkında onun atomun oğlu makamındaki varlık olarak değinilmişti. Proton içindeki ruh, uzantısı olan elektronu görecek şekilde konuşlanmıştır. Proton içindeki ruhun hayatı için eceli müsemma yani belirlenmiş bir süre olmasına mukabil elektron yani levhi mahfuz yani saklanan levhalar ölümsüzdür.

Vakıa-18: بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ

Bi ekvâbin : bardakla ve ebârîka : ve sürahi/ibrikve ke’sin : ve kaseler min maîn: pınarlardan

Vakıa-19: لَا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ

Lâ yusaddeûne: çatlamaz anhâ : onlar ve lâ yunzifûn: ve kanamazlar

Vakıa-20: وَفَاكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ

Ve fâkihetin : ve meyvler mimmâ : hangi yetehayyerûn: seçtiler
Ve seçtikleri meyveler

Vakıa-21: وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

Ve lahmi tayrin: ve kuş etleri
mimmâ: hangileri
yeştehûn : arzuladıkları
Ve arzuladıkları kuş etleri

Vakıa-22: وَحُورٌ عِينٌ

Ve hûrun: gözbebeği karası
înun : göz
Ve gözbebeği kara olan göz
Koni şekilli atomın –ve kuarkların- açık duran koni tabanındaki çekim gücünün etkisiyle bizim kara delik dediğimiz şekil oluşur. Huri kelimesi göz bebeğinin ortasındaki karaya denilir. Buradan sadece emilen enerji girişi vardır fakat çıkış yoktur. Atomun içindeki ruhun bu emilim ile edindindiklerine ilham adı veriliyor.

Vakıa-23: كَأَمْثَالِ اللُّؤْلُؤِ الْمَكْنُونِ

Ke emsâlil lu’luil meknûn : inci gibi gizlenmiş /örtülmüş

Vakıa-24: جَزَاء بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Cezâen: ödüllendirilir
bi mâ kânû ya’melûn : onların çalışmaları /yaptıkları

Vakıa-25: لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا

Lâ yesmeûne: işitmezler
fîhâ lagven: orada boş laf
ve lâ te’sîmâ : ve günah işlemezler

Vakıa-26: إِلَّا قِيلًا سَلَامًا سَلَامًا

İllâ kîlen selâmen selâmâ : ancak söyledikleri barış, barıştır

Vakıa-27: وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ

Ve ashâbul yemîni : ve sağın sahipleri
mâ ashâbul yemîn : sağda olanların sahipleri

Vakıa-28: فِي سِدْرٍ مَّخْضُودٍ

Fî sidrin mahdûd : dikensiz sedir ağaçı içinde

Vakıa-29: وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ

Ve talhın mendûd : üst üste /sık dikilmiş muz ağaçları

Vakıa-30: وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ

Ve zıllin memdûd : ve uzatılmış gölgeleri

Vakıa-31: وَمَاء مَّسْكُوبٍ

Ve mâin meskûb : ve dökülmüş su

Vakıa-32: وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ

Ve fâkihetin kesîratin : ve çokca meyve

Vakıa-33: لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ

Lâ maktûatin: kesilmeyen
ve lâ memnûatin : yasaklanmayan

Vakıa-34: وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ

Ve furuşin: ve döşenişi
merfûatin : yalın /sade

Vakıa-35: إِنَّا أَنشَأْنَاهُنَّ إِنشَاء

İnnâ enşe’nâ: şüphesiz ilk kez biz ortaya çıkardık
hunne: onları
inşââ : bina ettik

Vakıa-36: فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا

Fe cealnâ: biz oluşturduk
hunne: onları
ebkâran : bakireler

Vakıa-37: عُرُبًا أَتْرَابًا

Uruben: araplar
etrâbâ : toprakları

Vakıa-38: لِّأَصْحَابِ الْيَمِينِ

Li ashâbil yemîn : sağın sahipleri için

Vakıa-39: ثُلَّةٌ مِّنَ الْأَوَّلِينَ

Sulletun : cemaat /topluluk / kıta
minel evvelîn : ilklerden

Vakıa-40: وَثُلَّةٌ مِّنَ الْآخِرِينَ

Ve sulletun: ve cemaat /topluluk / kıta
minel âhırîn : diğerlerinden

Vakıa-41: وَأَصْحَابُ الشِّمَالِ مَا أَصْحَابُ الشِّمَالِ

Ve ashâbuş şimâli: ve kuzeyin sahipleri
mâ ashâbuş şimâl : sahipleridir kuzeyin

Vakıa-42: فِي سَمُومٍ وَحَمِيمٍ

Fî semûmin: sıcak rüzgarların içinde
ve hamîm : ve sıcak suyun

Vakıa-43: وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ

Ve zıllin: ve gölgesi
min yahmûm : kara dumanından
Eril bir varlığın dumanından, yani ruhun oluşturduğu gölgeden bahsediyor

Vakıa-44: لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ

Lâ bâridin: soğuk değil
ve lâ keriim : ve cömert değil

Vakıa-45: إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُتْرَفِينَ

İnnehum: gerçekten onlar
kânû kable: öncedendi
zâlike: şu
mutrefîn : bolluk / refah

Vakıa-46: وَكَانُوا يُصِرُّونَ عَلَى الْحِنثِ الْعَظِيمِ

Ve kânû yusirrûne: ve onlar ısrar ediyordular
alâl hınsil azîm : büyük yalanları üstünde

Vakıa-47: وَكَانُوا يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

Ve kânû yekûlûne: ve onlar dediler ki
e izâ mitnâ: biz öldüğümüzde mi
ve kunnâ turâben: ve toz –olduğumuzda mı-
ve izâmen: ve kemiklerimiz –kaldığında mı-
e innâ le meb’ûsûn : -bunlardan mı- dirileceğiz?
Toz ve kemiklerden bahsedilmesi çürümüş cesetleri kast ediyor gibi anlaşılabilir. Lakin unutulmaması gereken iki unsur var, ilki; kemiklerin de toz toprak olacağı ve ikincisi de ölüm kelimesiyle biyolojik yapının sonlanmasıyla ilgisinin olmadığıdır. Kur’an kitabında anılan ölüm, enerji halinde evrene karışmaktır. Dünya hayatından geçinen bizlerin ruhu hala atomların içinde yani mezarda yaşamaya devam ediyor, sadece zeka unsuru olmaksızın. Ayrıca zaman mefhumu bir güne/binyıl mesabesinde yavaş akıyor. Ayrıntılar bu cümle içinde yoktu ama bizim gün kavramımız hakkında 1/365000 ölçüsü başkaca yerde anılmış, ve ölüm için ise rabbine yürümeyi istemenin nihai son olduğunu işaret eden cümlelerden alarak buradaki anlam ile birleştirince ortaya çıkıyor.

Vakıa-48: أَوَ آبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

E ve âbâunâl evvelûn : veya önceki babalarımızda mı? –dirilecekler-

Vakıa-49: قُلْ إِنَّ الْأَوَّلِينَ وَالْآخِرِينَ

Kul innel evvelîne: de ki evvelki ikisi
vel âhirîn : ve diğerleri de

Vakıa-50: لَمَجْمُوعُونَ إِلَى مِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Le mecmûûne: toplamı birden
ilâ mîkâti: mikat zamanı
yevmin ma’lûm : bilinen günde –dirilecekler-

Vakıa-51: ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا الضَّالُّونَ الْمُكَذِّبُونَ

Summe innekum : Sonra siz
eyyuhâd dâllûnel: ey sapmış
mukezzibûn : yalanlayıcılar

Vakıa-52: لَآكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ

Le âkilûne: yemeniz için
min şecerin: ağaçtan
min zakkumin : zehirinden /cehennem meyvesinden

Vakıa-53: فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

Fe mâliûne minhâl : ondan /onunla doyurdular
butûn : karnını

Vakıa-54: فَشَارِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ الْحَمِيمِ

Fe şâribûne aleyhi: üstüne içtiler
minel hamîm : sıcak sudan

Vakıa-55: فَشَارِبُونَ شُرْبَ الْهِيمِ

Fe şâribûne: içtiler
şurbel hîm : susamış develer

Vakıa-56: هَذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ الدِّينِ

Hâzâ: bu
nuzuluhum: onların alçalışıdır
yevmed dîn : din günü

Vakıa-57: نَحْنُ خَلَقْنَاكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ

Nahnu halaknâkum: sizi biz yaptığımız
fe lev : halde
lâ tusaddikûn : inanmıyorsunuz

Vakıa-58: أَفَرَأَيْتُم مَّا تُمْنُونَ

E fe raeytum: gördün mü?
mâ tumnûn : güvende olanı

Vakıa-59: أَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُ أَمْ نَحْنُ الْخَالِقُونَ

E entum tahlukûnehû: onu sen mi yaptın
em nahnul hâlikûn : yoksa yapan biz miyiz?

Vakıa-60: نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ الْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

Nahnu: biziz
kaddernâ: belirleyeniz
beynekumul: sizin aranızda
mevte: ölümü
ve mâ nahnu bi mesbûkîn : ve bizim takdirimizle

Vakıa-61: عَلَى أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَالَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِي مَا لَا تَعْلَمُونَ

Alâ en nubeddile: üzeridekini değişiyoruz
emsâlekum: sizlerin olduğu gibi
ve nunşiekum: ve sizi yaratırız
fî mâ lâ ta’lemûn : neyin içinde olduğunu bilemediğiniz

Vakıa-62: وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ النَّشْأَةَ الْأُولَى فَلَوْلَا تَذكَّرُونَ

Ve lekad alimtumun: ve öğrendin
neş’etel ûlâ : ilk ortaya çıkışını
fe lev lâ tezekkerûn: hatırlayamıyorsun

Vakıa-63: أَفَرَأَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ

E fe raeytum: gördün mü?
mâ tahrusûn : -toprağı –sürmeyi

Vakıa-64: أَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُ أَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

E entum tezraûnehû: sen mi ekiyorsun?
em nahnuz zâriûn : yoksa eken biz miyiz?
Ekinleri ekmekten bahseden cümleleri, ekinleri yetiştiren olarak çeviremeyiz. Dünya hayatında ekini insanlar ektiği için bunu Allah’ın yaptığını bildiren bu cümleyi tevil etmemeliyiz. Atomun içindeki ruha, atomun içine ruh girdikten sonra start alarak gelişmesinin sebebinin kendisi olmadığı hatırlatılması olayıdır.

Vakıa-65: لَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَاهُ حُطَامًا فَظَلَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ

Lev neşâu: eğer istiyorsak
le cealnâhu hutâmen: onu bir enkaz yapmayı
fe zaltum tefekkehûn : üzgün bir gölge olarak kalırdın

Vakıa-66: إِنَّا لَمُغْرَمُونَ

İnnâ le mugramûn : ancak ziyana ağrardın

Vakıa-67: بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

Bel nahnu mahrûmûn : bilakis mahrum bırakılan biziz

Vakıa-68: أَفَرَأَيْتُمُ الْمَاء الَّذِي تَشْرَبُونَ

E fe raeytumul mâellezî teşrebûn : içtiğiniz suyu gördün mü?

Vakıa-69: أَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ الْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ الْمُنزِلُونَ

E entum enzeltumûhu: onu sen mi indirdin
minel muzni: buluttan
em nahnul munzilûn : yoksa indiren biz miyiz

Vakıa-70: لَوْ نَشَاء جَعَلْنَاهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ

Lev neşâu: eğer isteseydik
cealnâhu ucâcen: onu acı /tuzlu yapardık
fe levlâ teşkurûn : şükretmiyorsunuz

Vakıa-71: أَفَرَأَيْتُمُ النَّارَ الَّتِي تُورُونَ

E fe raeytumun: gördün mü?
nârelletî tûrûn : o kimsenin tutuşturduğu ateşi

Vakıa-72: أَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَا أَمْ نَحْنُ الْمُنشِؤُونَ

E entum enşe’tum: sen mi inşa ittin
şeceratehâ: onu ağacını
em nahnul munşiûn : yoksa inşa eden biz miyiz?

Vakıa-73: نَحْنُ جَعَلْنَاهَا تَذْكِرَةً وَمَتَاعًا لِّلْمُقْوِينَ

Nahnu cealnâhâ tezkiraten : onu biz bir bilet yaptık
ve metâan: ve bir meta /taşınır mal
lil mukvîn : güçlüler için /çöl yolcuları için

Vakıa-74: فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

Fe sebbih bismi rabbikel azîm : rabbinin görkemli /büyük ismiyle yüzdür
Ruha tahsis edilen atom, evren denizi içinde yüzmektedir. Onu yüzdürürken “rabbinin adıyla yüzdür” denilmesi oldukça doğru duruyor.

Vakıa-75: فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ

Fe lâ uksimu bi mevâkiin nucûm : Yıldızların mevzisine yemin etmem
yine önemle tercüme yapılması gereken fakat yanlış anlam verilen bir cümledir. Her atom bir yıldızdır, çünkü onun bir çekim alanı ve çekim gücü vardır.Onu bir yıldız yapan bu çekimdir. Çekim gücüne veya yıldıza yemin edilebilir iken onun durduğu yere iki cihetten yemin edilemez. Birincisi çekim gücünün olduğu yer mutlak boşlık yani hiçliktir, hiçlik ise yemin edilemez bir realitedir. İkincisi ise yıldız ve onun çekim alanı ve her şey uzaydadır. Uzay bütünlüğü üzerine yemin edilemez.

Vakıa-76: وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ

Ve innehu le kasemun: bu bir bölümdür
lev ta’lemûne azîm : eğer biliyorsan –yemin edilemez anlamında-

Vakıa-77: إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ

İnnehu le kur’ânun kerîm : bu kur’an’ın cömertliğidir

Vakıa-78: فِي كِتَابٍ مَّكْنُونٍ

Fî kitâbin meknûn : içinde kitabı saklar /örter

Vakıa-79: لَّا يَمَسُّهُ إِلَّا الْمُطَهَّرُونَ

Lâ yemessuhû: dokunamaz
illâl mutahherûn : ancak temiz olanlar –dokunabilir-

Vakıa-80: تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ الْعَالَمِينَ

Tenzîlun min rabbil âlemîn : alemlerin rabbinden indirilmiştir

Vakıa-81: أَفَبِهَذَا الْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ

E fe bi hâzâl hadîsi entum: yoksa sen bu söze
mudhinûn : kanmadın mı?

Vakıa-82: وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ

Ve tec’alûne rızkakum ennekum tukezzibûn : sizin yaptığınız, gecik kaynağınızı yalanlamak

Vakıa-83: فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ

Fe lev lâ izâ belegatil hulkûm : eğer boğazına ulaşmamış olmasaydı

Vakıa-83: فَلَوْلَا إِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ

Fe lev lâ izâ: eğer olmamış olmasaydı
belegatil hulkûm : boğazına ulaşmamış
Eğer boğazına ulaşmamış olmasaydı

Vakıa-84: وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ

Ve entum hîne izin -öyle olduğu vakit- tenzurûn : ve sen öyle olduğu vakit bakarsın /görürsün

Vakıa-85: وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَكِن لَّا تُبْصِرُونَ

Ve nahnu akrabu ileyhi minkum: ona senden daha yakınız
ve lâkin lâ tubsirûn : lakin göremezsin

Vakıa-86: فَلَوْلَا إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ

Fe lev lâ in kuntum gayra medînîn : sen borçlu olmaktan başka değilsin

Vakıa-87: تَرْجِعُونَهَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Terciûnehâ in kuntum sâdikîn : eğer doğru isen onu geri çevir

Vakıa-88: فَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُقَرَّبِينَ

Fe emmâ in : şi varki
kâne minel mukarrabîne : yakın olanlardan idin

Vakıa-89: فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّةُ نَعِيمٍ

Fe revhun : sevinçli
ve reyhânun: ve güzel kokulu
ve cennetu naîm : ve naim cenneti

Vakıa-90: وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ أَصْحَابِ الْيَمِينِ

Ve emmâ in kâne min ashâbil yemîn : şu varki sağın sahiplerinden olanlaradır

Vakıa-91: فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ

Fe selâmun leke: barış senindir
min ashâbil yemîn : sağınsahiplerinden –olanındır-

Vakıa-92: وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ

Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn :şu var ki sapmış yalancılardan olan

Vakıa-93: فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ

Fe nuzulun: indi /yağdı
min hamîm : sıcak sudan

Vakıa-94: وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ

Ve tasliyetu cahîm : ve cehennem desteği -salat-

Vakıa-95: إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ

İnne hâzâ: muhakkak bu
le huve: eğlence içindir
hakkul yakîn : sağın kesinliği /hakikatıdır

Vakıa-96: فَسَبِّحْ بِاسْمِ رَبِّكَ الْعَظِيمِ

Fe sebbih: yüzdü
bismi rabbikel: rabbinin ismiyle
azîm : rabbinin görkemli /büyük ismiyle yüzdür