Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

45- 20 Taha

  • Kendi yapılarından haberi olmayan ruhlara neyin içinde ve nasıl yaşadıkları anlatılıyor.
    Ta ve Ha iki farklı zamanda oluşturulan ruhun simgeleridir.

    Ruh, boş bir atom içine yerleştiriliyor. Sonra atomun etrafı Kur’an ile korunaklı bir yapıya dönüştürülüyor.

    Kur’an manyetizmanın adı olduğundan ötürü onun "Arabiyen" indirilmesi, Mushaf'ın yazı dilini veya Hz. Muhammed’in ana dilinin ne olduğunun beyanı anlamını taşımıyor. Bu vahiy olmasaydı biz Mushaf’ın ve Hz. Muhammed’in anadilinin Arapça olduğunu bilemeyecek miydik?
    "Arabiyen" beyanı atomları saran manyetik alanın, grafik ortamda görünümünü ve varlıkların negatif iz düşümlerinin sembollere dönüştürülmesini ifade ediyor. anlamak adına benzetirsek Kur'an, röntgen filmi gibidir. Atomların vakum varlığının etrafında basınç alanı oluşturur. Bir başka benzetme ile Kur'an fotoğrafın negatif çıktısı gibidir, zaten bizde eskiden negatif fotoğrafa "fotoğrafın arabı" demekteydik.

    Güneşin doğuşu ve batışı arası zaman asli anlamı ile ömür demektir, Atomların her turunda bir sabah ve bir akşam diye anılan secde /eğilme zamanları vardır. Salat emri ile bu vakitlerde atomu korumak adına dik durmaları ve böylece atoma destek olmaları emredilir. Bunlar güneşin ve uzayın kozmik gürültüsündeki vakitleri işaret etmiyorlar. Zaten Sabah ve Akşam vakitleri dünyanın tamamında geçerli kavramlar değillerdir.

Taha-1: طه

Ta, ha: İlk iki cinn'in /raculun /ruhun simgesi.
Cinn, yalın haldeki ruh'a deniyor. Ruhlar enerjiden ibaret varlıklardır. Bir atom içine girmedikçe aktif olamıyorlar.
Burada Ta rumuzu İbrahim ismi verilen ruhun, Ha ise Musa isimli ruhun rumuzu oluyor.
Atomların içinde barınan ruhlar eril olarak anılıyorlar ve onlar ağırlık sahibidirler. Bir anlamda onlar gerçek varlıklardır. Çünkü atomların içi boştur, kütleleri olmasına rağmen ağırlıkları yoktur. Kur'an kitabında kütle kavramı bilimin kabüllerinden farklı ve doğru olanıdır. Atomlar ruhlar için barınaktırlar.
Ruh düz bir çizgi olmasına karşın cinn diye anılan ruhlar yumak şeklindeler, böylelikle atomun içinde uzunca zaman boyunca açılarak yaşam süresini oluşturacak yumak, giderek küçüecek ve nihayetinde bitiverecektir.

Taha-2: مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى

Ma : ne
enzelna : inzal etmek/ indirmek
aleykel : senin üzerine(üstüne anlamında değil)
kur’ane: kur'an'ı
li teşka: boğmak için
Kur’an’ı seni boğmak için sana indirmedik.
Kur'an atomu çepeçevre sararak içinde barınan ruhu ihata eden özelliğiyle adeta onu boğuyormuş gibi gözüküyor. Fakat maksadın bu olmadığı vurgulanıyor.

Taha-3: إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى

İlla tezkiraten: ancak bir bilet
li men yahşa: korkan kimse için

Taha-4: تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى

Tenzîlen : indirdi
mimmen : kime
halakal arda : oluşturduğu yer'i
ves semavatil : ve gökleri
ula: üzerine
Yaptığı yeri ve gökleri kimin üzerine indirdi?
Yer ve gökler ruhlar için yapılmış cennet ve dünyadır. Ruh göklerin içindeki kalp odacıkları gibi duran kuarkların içinde ahiret ve cennet hayatı sürer. Göklerden aşağıya akan ruh, yer’e vardığında orada oğul olarak tecessüm eder ve dünya/aşağı hayatını yaşar.

Taha-5: الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى

Er rahmanu : merhamet
alal : üstünde
arşi : taht
i-steva: olgunlaşt
Rahman/merhameti arşın üzerinde arttı.

Taha-6: لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى

Lehu : onundur
ma fis : içinde ne varsa
semavati: göklerin
ve ma fîl ardı : ve yerin
ve ma beynehuma : ve onların arasında ne varsa
ve ma tahtes sera: ve üç zenginliğin altında ne varsa
Göklerde (dikkat edin çoğul) ve yerde (dikkat edin tekil, dünya gezegeninin yer yüzü kast edilmiyor. Sayıları milyar kere trilyon gezegenin hepsinde yeryüzü mevcut iken tekil anılmaktadır. Zaten "Ard" kelimesi yer demektir, yeryüzü değil) ne varsa onundur. Ve ikisi arasındakiler de onundur. (dikkat edin bu kez ikisi de tekil anıldı; Gökler yani 7 gök bir bütün proton oluşturuyor. (Modern bilim 6 kuark öngörüsüne karşın Kur’an kitabında 6 kuarkı kuşatarak onları kilitleyen bir başka gökten bahsedilir) Sonrasında ise bunların arasındaki bir alandan bahsediyor. Dünya üzerindeki bir gözlemci yeryüzü ile gökyüzü arası bir yer/kısım/bölümün olmadığını bilir. Gökyüzü olarak atmosfer kast ediliyor diyen olsa bile bu durumda yine de arada bir yer olamamaktadır. Çünkü yeryüzünün bittiği noktadan itibaren uzay başlamaktadır. Bizler gerçekte uzayda dolaşmaktayız, hele koşar adım yürüyen birisinin ayakları bir an için yerden kesildiği esnada tamamen uzayda bulunuyor oluruz.) Ve üç zenginlik ise üç tip atomun elektronlarıdır. Elektron ancak ruhun bilgisi nisbetinde büyümekte, ağırlaşmaktadır. Cahil insanın elektronu küçük ve hafiftir. İnsanların ürettiği her bilgi Allah'ındır. Kişi dünya hayatını ve ahiret hayatını tamamladığında tüm bilgi Allah'a kalmaktadır.

Taha-7: وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى

Ve in techer : ve açıkça söylediğinde bil kavli: dediklerini fe innehu ya’lemus sirre : ancak sırrını bilirve ahfa: ve gizlediklerini
Eğer sen sesli konuşur bildiklerin söylersen o takdirde sırrını ve sakladıklarını bilebilir.
Ruh göklerin –protonun- içinde barınıyorken orada düşünür tefekkür eder ve hayal kurar ve tasarlar. Bunları dışarıya vermek için içinde barındığı ins'i titreştirerek ses üretmek zorundadır, Allah işitir

TTaha-8: اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى

Allahu la ilahe: Allah'tan başka ilah yoktur
illa hu : sadece o (...'dur)
ve lehu-l esmaul husna: ve iyi isimler onundur

Taha-9: وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى

Ve hel etake: sana geldimi hadîsu mûsa: Musa’nın haberi

Taha-10: إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى

İz raa naren: ateş yaktı
fe kale li ehlihim kusû: ailesine dedi ki bu ağırlık // innî anestu naren: benim ateşim değil
leallî atîkum : üstüne ne kadar gelecek
minha bi kabesin: onların ateşiyle // ev ecidu : veya bulurum // alan nari huda: üstündeki ateşin klavuzluğuyla
Bir ateş yaktı. Ailesine dedi ki "Bu ağırlık benim ateşimden ötürü değil. Üstüne onların ateşi geliyor. veya bulurum üstündeki ateşin klavuzluğuyla"
Ruh ve ateş arasındaki birinin düz, diğerinin yumak /helezon gibi sarılı olmalarından ibaret farklılık vardır. . Sarmal şeklindeki enerji/ruh doğrulduğunda ısı olarak tezahür ediyor. Isı düz bir hat oluşturuyor, bu hattın gideceği adres, bir yıldızdır. Onu klavuz çizgisi olarak kullanıp takip ederek barınmak için aradığı/bulacağı yıldızın içine akmayı planlıyor.

Taha-11: فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَا مُوسَى

Fe lemma : o geldiği zaman
nûdiye: seslendi
ya mûsa: ey Musa –diye-

Taha-12: إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى

İnnî ene rabbuke : ben senin rabbinim
fehla’ na’leyke: ayakkabılarını /pabuçlarını çıkar
inneke bil vadil mukaddesi tuva : gerçekten sen mukaddes tuva vadisiylesin

Taha-13: وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى

Ve enahtertuke: ben seni seçtim
festemi’ li ma yûha: vahyolunan için dinle

Taha-14: إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي

İnnenî enallahu: ben Allah’ım
la ilahe illa ene : ilah yoktur ancak ben
fa’budnî : hizmetim
ve ekımis salate: ve ikame ettiğim desteğim
li zikrî: benim zikr /erkek içindir

Taha-15: إِنَّ السَّاعَةَ ءاَتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى

İnnes saate atiyetun: muhakkak saat gelecek ekadu uhfîha: gizli bıraktık li tucza: depoları /stokları kullu nefsin: herkesin bima tes’a: canına dahil

Taha-16: فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى

Fe la yasuddenneke anha: seni ondan uzaklaştırmıyorum /engellemiyorum /geri püskürtmüyorum
men la yu’minu biha: kim güvende değilse
vettebea hevahu: çekim gücünü takip etsin
fe terda: geri denecektir

Taha-17: وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَا مُوسَى

Ve ma tilke bi yemînike ya mûsa: şu sağındaki nedir ya Musa?

Taha-18: قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى

Kale hiye asaye: dedi benim sopamdır
etevekkeu aleyha: yaslanırım onlara
ve ehuşşu biha ala ganemî: ve benim koyunlarımın üzerine çarpar /vururum
ve liye fîha mearibu uhra: ve benim diğer amaçlarımla kullanırım

Taha-19: قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى

Kale elkıha ya mûsa: dedi aşağı at ey Musa

Taha-20: فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى

Fe elkaha: -attığında- o ışıldar
fe iza hiye hayyetun tes’a: öyle olduğunda hayat arar canınıa

Taha-21: قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى

Kale huzha: dedi onu al
ve la tehaf se nuîduha: ve korkma geri dönecek
sîretehal ûla: ilk suretine

Taha-22: وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى

Vadmum yedeke: elini birleştir
ila cenahıke: yayına kadar
tahruc beydae: çıkar –dığında- beyaz
min gayri: bundan başka
sûin: kötü
ayeten: işaret /delil
uhra: başka

Taha-23: لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى

Li nuriyeke min ayatinal kubra: büyük işaretimi /dedilimi görmen için

Taha-24: اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى

İzheb: git
ila fir’avne: büyük eve kadar
innehu taga: gerçekten onun azdı –nı gör-

Taha-25: قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي

Kale rabbişrah: dedi rabbim açıkla
lî sadrî: göğsümü
Proton yani gökler atomun göğsüdür. Ruh göğüs içindedir. Göğüs içindekiyle ilgili birkaç tane daha açıklayıcı eşsiz cümleler var. Mesela göğüs içinde helezon şeklindeki ruh, göğüs içinde kaburga gibi gözükür. Ve en önemlisi kaburga arasından fışkıran sudan bahsedilir (mütekellim bu suyu ilgisizce meni diye anlıyor) Tabi bu durumda aklın almadığı bir ifade olarak dikkat çeker duruma sokuluyor. Göğüs içine yerleşen ruh, protonun dış yüzeyinde basınçlı alan –manyetizma- oluşturur.

Taha-26: وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي

Ve yessir lî emrî: emrim için kolaylaştır

Taha-27: وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي

Vahlul ukdeten min lisanî: lisanımdaki karışıklığı çöz

Taha-28: يَفْقَهُوا قَوْلِي

Yefkahû kavlî: dediklerimi idrak etsinler

Taha-29: وَاجْعَل لِّي وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِي

Vec’al lî vezîren min ehlî: ailemden bir bakan yap

30: هَارُونَ أَخِي

font color="#00000">Harûne ahî: kardeşim harun –u-

Taha-31: اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي

Uşdud bihî ezrî: onunla gücümü şiddetlendir

Taha-32: وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي

Ve eşrikhu fî emrî: emirlerimi ortaklaşa

Taha-33: كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا

Key nusebbihake kesîra: böylece seni çok övüyoruz

Taha-34: وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا

Ve nezkureke kesîra: ve seni çok hatırlıyoruz

Taha-35: إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا

İnneke kunte bina basîra: şüphesiz sen, nerede olursak olalım öngörensin

Taha-38: إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى

İz evhayna ila ummike ma yûha: ilham ile annene açıkladık

Taha-39: أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّي وَعَدُوٌّ لَّهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي

Enıkzifîhi b>: onu al
fît tabûti b>: tabutun içine
fakzifîhi: onu aldığında
fîl yemmi: denizin içinde
felyulkıhil yemmu : denize bırak gitsin
bis sahıli ye’huzhu aduvvun lî: sahilde düşman alır
ve aduvvun lehu: ve onun düşmanı
ve elkaytu aleyke mehabbeten minnî : sana benden muhabbet /aşk verdim
ve li tusnea ala aynî: ve gözlerimle yaptım
İçinde ruh olmayan boş haldeki bir ins atomu burada tabut diye anılmış. Ona içine ruh alıp denize (evren) bırak diyor. Böylece o, kendisine verilen çekim /aşk/ muhabbet gücüyle bir element bulacaktır. Çekim gücü, atomun gözü /kulağı sayılan tabanıdır, buradan vakum ile etraftan enerji emerken kendisini hareket ettiren çekim etkisi sağlamaktadır.

Taha-40: إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَن يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَا مُوسَى

İz temşî uhtuke fe tekûlu: kız ardeşin yürürken dedi ki
hel edullukum ala : sizi yönlendirmeyi
men yekfuluhu: garanti edeyim /b> fe raca’nake ila ummike b>: annene geri dön
key takarra aynuha: gözlerinden tanır
ve la tahzene: üzülme /hüzünlenme
ve katelte nefsen: nefsin öldürüldü
fe necceynake: kurtuluşun
minel gammi: üzüntüden
ve fetennake futûnen: ve kurtulmalısın üzüntülerden
fe lebiste sinîne: senelerce kaldın
fî ehli medyene : medyen ailesinin içinde
summe ci’te ala kaderin ya mûsa: sonra tahmin üzerine geldim ey Musa

Taha-41: وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي

Vastana’tuke li nefsî: seni kendim için icat ettim /yaptım /imal ettim

Taha-42: اذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي

İzheb ente ve ehûke bi ayatî: sen ve kardeşin ayetlerimle gidin
ve la teniya fî zikrî: zikrimde bitmek bilmeyen enerji var

Taha-43: اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى

İzheba ila fir’avne: büyük eve gidin
innehu taga: onu subaşmış

Taha-44: فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى

Fe kûla lehu: ona konuştular /dediler //: yumuşak sözle //: belki hatırlıyor
ev yahşa: veya korkuyor

Taha-45: قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَن يَطْغَى

Kala rabbena innena nehafu : dediler rabbimiz korkuyoruz
en yefruta aleyna: bizi abartması
ev en yatga: veya bunalttığı

Taha-46: قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى

Kale la tehafa: korkma dedi
innenî meakuma: muhakkak senileyim
esmau ve era: duyuyor ve görüyorum

Taha-47: فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى

Fe’tiyahu: onu getirdiler
fe kûla: dediler -ki
inna resûla rabbike: senin rabbinin elçisiyim
fe ersil meana benî israîle : bizimle genderildi İsrail oğulları
ve la tuazzibhum: onlara işkence etme
kad ci’nake bi ayetin: sana bir işaret /ayet getirdik
min rabbike: rabbinden
ves selamu ala menittebeal huda: barış, rahberliği takip edenin üzerine olsun

Taha-48: إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّى

İnna kad ûhıye: biz vahiy aldık
ileyna ennel azabe ala : azap üzerine olsun
men kezzebe: yalan seyleyenin
ve tevella: ve üstlenenin

Taha-49: قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَا مُوسَى

Kale fe men rabbikuma ya mûsa: dedi Rabin kim? Ya Musa

Taha-50: قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى

Kale rabbunallezî: rabbin o kimsedir ki
a’ta kulle şey’in halkahu: yaptığı her şeyi verdi
summe heda: sonra rehberlik etti

Taha-51: قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْأُولَى

Kale fe ma balul kurûnil ûla: dedi ilk yüzyıllarda ne –verdi-?

Taha-52: قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى فِى كِتَٰبٍ ۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّى وَلَا يَنسَى

Kale ilmuha: dedi onun ilmi /bilgisi
inde rabbî: Rabbimdedir
fî kitabin: kitabın içinde
la yadıllu rabbî: rabbim yanılmaz
ve la yensa: ve unutmaz

53: الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِّن نَّبَاتٍ شَتَّى

Ellezî ceale: yapan odur ki
lekumul: sizler için
arda mehden: yer’ i bir beşik
ve seleke lekum fîha subulen: ve yürümeniz için yollar var
ve enzele mines semai maen: ve göklerden su indirdi
fe ahracna bihî ezvacen: böylece çiftleri çıkardık
min nebatin şetta: çeşitli otlardan
Cümlelerde mantık hatası yoktur! Yüzyıllardır yapıla gelen yorumlarda hep dünya üzerinde yaşam hakkında imiş gibi aktarılmış durulmuştur. Dikkat edilirse yol yapmaktan bahsediliyor, otlardan çiftler halinde çıkarılan şey olarak sizler deniliyor. Gökten su indirmek ise yağmur olarak telakki ediliyor. Gerçekte bu anlatılar atoma dairdir. Göklerin içinden dışarı atılan enerjidir. Proton ile elektron yani yer arasında yol vardır, bu yoldan ruhlar dünyaya inerler. Böylece ruhun bir ucu ahirette diğer ucu dünyada olam üzere çifte yaşam anlatılıyor.

Taha-54: كُلُوا وَارْعَوْا أَنْعَامَكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّأُوْلِي النُّهَى

Kulû: ye
ver’av: ve iyi beslen
en’amekum: enamlarla (enerji taşıyan parçacık /boson)
inne fî zalike: onun içinde
le ayatin: ayetler
li ulîn nuha: ilk akıl /akıllı kişiler için

Taha-55: مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى

Minha halaknakum: sizi ondan yaptık
ve fîha nuîdukum: Ve sizi içine geri döndüreceğiz
ve minha nuhricukum: ve sizi oradan çıkaracağız
tareten uhra: diğer bazılarını da

Taha-56: وَلَقَدْ أَرَيْنَاهُ آيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَى

Ve lekad eraynahu ayatina: İşaretlerimizi gösterdik
kulleha fe kezzebe: hepsi yalan söylediler
ve eba: ve reddettiler

Taha-57: قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسَى

Kale: dedi
e ci’tena: geri mi geldin
li tuhricena: bizi çıkarmak için
min ardına: yerimizden
bi sihrike: sihrinle
ya mûsa: ey Musa
Yeryüzü veya dünya veya topraklarımız işaret edilmiyor, çünkü yer, elektrona deniyor. Ruh hem protonda ahiret hayatı sürüyor hem de aşağıda yani elektronda /yerde dünya hayatı sürüyor. Dünya, aşağı demektir. /

Taha-58: فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنتَ مَكَانًا سُوًى

Fe le ne’tiyenneke: sana getirelim
bi sihrin mislihî: sihrin aynısından
fec’al beynena: aramızda yapalım
ve beyneke: e senin aranda
mev’ıden: bir tarih/randevu
la nuhlifuhu: başaramayız
nahnu: biz
ve la ente mekanen suva: ve senin talep etmediğirn yer

Taha-59: قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى

Kale mev’ıdukum: dedi sizin tarihiniz
yevmuz zîneti: süslenme günü
ve en yuhşeren nasu duha: ve toplanmış insanlar gözden çıkarılır /kurban edilir

Taha-60: فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى

Fe tevella: topladı
fir’avnu: büyük ev
fe cemea keydehu: onun elini /çocuğunu
summe eta: sonra geldi
Büyük ev, ruha barınak olan üç farklı atomun büyük boy olanına deniyor. Onun elektronu /oğlu ve manyetizması yoktur. Gelirken yalnız ve sade halini belirtiyor.

Taha-61: قَالَ لَهُم مُّوسَى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى

Kale lehum mûsa: Musa onlara dedi ki
veylekum: yazıklar olsun size
la tefterû alallahi keziben: üzerine söylediğiniz yalanlarınızla Allah kaybolmaz /zayıflatamazsınız
fe yushıtekum: yasaklandınız
bi azab: azapla
ve kad habe meniftera: hayal kırıklığınız iftiranızdandır

Taha-62: فَتَنَازَعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى

Fe tenazeû emrehum beynehum: verilen emirler hakkında aralarında kavga ettiler /savaştılar
ve eserrûn necva: gizli konuşmalarından yakalandılar

Taha-63: قَالُوا إِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى

Kalû in hazani: dediler bu ikisi
le sahirani: iki sihir
yurîdani: istiyorlar
en yuhricakum: sizi çıkarmak
min ardıkum: yer’lerinizden
bi sihrihima : sihirleriyle
ve yezheba: ve giderler
bi tarîkatikumul musla: kendi yollarına

Taha-64: فَأَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّا وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى

Fe ecmiû keydekum: hilelerinizi toplayın
summe’tû saffa: sonra sırayla gelin
ve kad eflehal yevme menista’la: başardığınız gün yükselmiş olursunuz

Taha-65: قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَن تُلْقِيَ وَإِمَّا أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى

Kalû ya mûsa imma en tulkıye: dedi ya Musa ya al
ve imma en nekûne evvele men elka: yada ilk atan kimse ol

Taha-66: قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى

Kale bel elkû: dedi
fe iza hıbaluhum : eğer onlar iplerini atmıyorlarsa
ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi : onlara sopaları gibi gözüktü /zannettiler
min sihrihim enneha tes’a: onların sihrinden ötürü canlı –gibi-

Taha-67: فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُّوسَى

Fe evcese: hissetti
fî nefsihî: kendi içinde
hîfeten: korku
mûsa: Musa

Taha-68: قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ الْأَعْلَى

Kulna la tehaf inneke entel a’la: biz dedik korkma, sen yüksekte olmaktan
Gökler ve yer bir atomu oluşturuyor. Hz Muhammed’in Gök ile yer arasında 71 ila 73 yıl mesafe olduğunu söylediği rivayet ediliyor. Gerek bu bilgi gerek modern bilimin proton ve elektron arasındaki orantısal olarak büyük boşluktan ötürü gök içinde barınan ruhun kendisini yok yüksekte görerek korku duyması gayet normal bir davranış oluyor. Göklerin tamamen şeffaf yapısı yüzünden bu mesafeyi görmesi mantıklı duruyor. /

Taha-69: وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى

Ve elkı: ve sor
ma fî yemînike telkaf: sağında ne yakaladığını
ma sanaû: ne ürettiğini /yaptığını
innema sanaû keydu sahır: büyüleyici bir çocuk yaptı
ve la yuflihus sahıru haysu eta: çünkü geldiği yerde sihir /büyü çalışmıyor

Taha-70: فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى

Fe ulkıyes seharatu succeden: büyücüler secde ettiler /eğildiler
kalû amenna bi rabbi harûne ve mûsa: dediler Harun ve Musa rabbiyle güvendeler

Taha-71: قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَى

Kale amentum: dedi güvendeydiniz
lehu kable: onun öncesinde
en azene lekum: o kulak senin
innehu le kebîrukum-ullezî allemekumus sihr: senin büyüklüğün için sana sihrini öğretti
fe le ukattıanne eydiyekum: ellerini kestin
ve erculekum min hilafin: ve ayaklarını diğerlerinden
ve le sallibennekum : ve seni çarmıh agereceğim
fî cuzûın nahli: palmiye sandıkları içinde
ve le ta’lemunne eyyuna eşeddu azaben: ve hangimiz öğretir şiddetli azabı
ve ebka: ve tutar
Ruh, içinde bulunduğu mekandan ve kendi görünüşünden bihaberdir. Ona kendiyle ilgili bilgiler böyle veriliyor. Koni şekilli kuark ve protondan bahsetmiştik. Gök adı verilen koni şekilli mekanların tabanı, ruhun kulağı olur, oradan işitme ve ilham alır. Koni taban, kuarkın veya protonun en büyük alana sahip uzvudur, büyüklüğü burada önemle vurgulanıyor. 71 veya 73 yıl yüksekteki protonun odacıkları ve çekim alanları palmiye görünümüne daha yakın bir görünümdedir. Cepheden protona bakıldığında altı odacıktan dördü gözükür. Ve alt kısımda yer alan kuark, konik yapının sivri ve uzun tarafına denk geldiğinden ötürü diğerledirden dana uzun yapıya sahiptir. Protonda barınan ruh adeta çarmıha gerilmiş gibi durur. /

Taha-72: قَالُوا لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا أَنتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

Kalû len nu’sireke: dedi seni etkilemeyiz
ala ma caena minel beyyinati: bizim üzerimizde oluşan delillerle
vellezî fatarana fakdi: bize iftar ettirdin
ma ente kadin: sen yargıçmısın
innema takdî hazihil hayated dunya: bu dünya hayatını bitiresin

Taha-73: إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى

İnna amenna: güvendeyiz
bi rabbina li yagfira lena: rabbimiz bizi bağışladı
hatayana: günahlarımızı
ve ma ekrehtena aleyhi mines sihr: üzerimizdeki büyüden nefretimiz
vallahu hayrun ve ebka: Allah hayırlı ve devamlıdır

Taha-74: إِنَّهُ مَن يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيى

İnnehu men ye’ti rabbehu mucrimen: bu rabbinden suçlular için gelen cezadır
fe inne lehu cehennem: cehennem onundur
la yemûtu fîha: onun içinde ölmeyecek
ve la yahya: ve diri de olmayacak

Taha-75: وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَأُوْلَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى

Ve men ye’tihî mu’minen: güvende olanlardan kim gelirse
kad amiles salihati: iyi işler yapmış olarak
fe ulaike lehumud deracatul ula: onlar için yüksek dereceler vardır

Taha-76: جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء مَن تَزَكَّى

Cennatu adnin: cennette ikame eder
tecrî min tahtihal enharu: alt tarafından /aşağısından nehirler akar
halidîne fîha: onun içinde ölümsüzdür
ve zalike cezau men tezekka: bu onlar için mükafattır

Taha-77: وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى

Ve lekad evhayna ila mûsa: Musaya vahyettik /gösterdik
en esri bi ibadî fadrib : yakaladığı hizmetçiye darp etmesini /vurmasını
lehum tarîkan fîl bahri yebesa: onlara denizin içinde kuru bir yol açtık
la tehafu deraken: ardında kalandan korkma
ve la tahşa: ve endişe etme

Taha-78: فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُم مِّنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ

Fe etbeahum fir’avnu: büyük ev (Ra atomu) onları takip etti
bi cunûdihî: askerleriyle
fe gaşiyehum: onları aldattı
minel yemmi: denizden
ma gaşiyehum: kapattıkça

Taha-79: وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى

Ve edalle: yoldan saptırdı
fir’avnu kavmehu: firavun halkını
ve ma heda: ve rehberlik ettiklerini

Taha-80: يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ قَدْ أَنجَيْنَاكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَاعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى

Ya benî israîle: ey İsrail oğulları
kad enceynakum min aduvvikum: sizi düşmanlarınızdan biz kurtardık
ve vaadnakum canibet tûril eymene: ve size söz verdik tur’un sağ tarafından
ve nezzelna aleykumul: ve biz gönderdik
menne ves selva: kudret helvası ve bıldırcın

Taha-81: كُلُوا مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى

Kulû min tayyibati ma razaknakum: size sağlanan temiz şeylerden yiyin
ve la tatgav fîhi : ve azgınlık etmeyin
fe yahılle aleykum gadabî: öfkem üzerinize iner
ve men yahlil aleyhi gadabî: ve kim öfkemi tadarsa
fe kad heva: aşağı iner

Taha-82: وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى

Ve innî le gaffarun : Ve affediyorum
limen tabe: tövbe eden kimseleri
ve amene: ve güvende olanları
ve amile salihan: ve iyi işler yapanları
summehteda: sonra onları yönlendiriyorum

Taha-83: وَمَا أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَا مُوسَى

Ve ma a’celeke: seni acele ettiren nedir
an kavmike: kavminle
ya mûsa: ey Musa

Taha-84: قَالَ هُمْ أُولَاء عَلَى أَثَرِي وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى

Kale hum ulai ala eserî: dedi onlara şu üzerlerindeki etki
ve aciltu : ve acele
ileyke rabbi: rabbim senindir /sendendir
li terda: sanıyorum
Rab, herşeyi besleyen anlamıyla her şeyin enerji kaynağı durumundadır. O yüksek çekim kuvveti sayesinde ivmelendirir, hızlandırır. Acele etme fiili ile tam ve anlaşılır şekilde ifade edilmiş. /

Taha-85: قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِن بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ

Kale fe inna kad fetenna kavmeke: dedi biz cezbettik senin kavmini
min ba’dike: senden sonra
ve edallehumus samiriyy: onları samiriyeliler saptırdı

Taha-86: فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِي

Fe racea mûsa ila kavmihî gadbane esifen kale ya kavmi : Musa kavmine dönerek üzüntüyle dedi ki
e lem yaıdkum rabbukum va’den hasenen: rabbimiz size güzel söz vermedi mi?
e fe tale aleykumul ahdu: üzerinizdeki sözleşmeyi uzattı mı?
em eradtum en yahılle aleykum gadabun min rabbikum: yoksa üzerinizdeki rabbimden öfkeyi kendiniz mi çözme sebebiyle
fe ahleftum mev’ıdî: geride bıraktın

Taha-87: قَالُوا مَا أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَكِنَّا حُمِّلْنَا أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذَلِكَ أَلْقَى السَّامِرِيُّ

Kalû ma ahlefna: dediler neden ayrıldınız
mev’ıdekebi melkina: kralımızla randevunuzdan
ve lakinna hummilna: lakin biz taşıdık
evzaran: ?
min zînetil kavmi: kavmin için ziynetlerden
fe kazefnahafe kezalike: yanısıra onları attık
elkas samiriyy: samiri de attı

Taha-88: فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا إِلَهُكُمْ وَإِلَهُ مُوسَى فَنَسِيَ

Fe ahrace lehum: onlara getirdi
ıclen ceseden lehu : buzağı cesedi
huvarun: böğüren
fe kalû haza ilahukum: dediler ki bu senin ilahın/tanrın
ve ilahu mûsa: ve Musanın ilahını
fe nesiye: unuttu

Taha-89: أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا

E fe la yerevne: görmüyorlar mı?
ella yerciu ileyhim kavlen: sözünden dönmeyeceğini
ve la yemliku lehum darran: onun zararı yok
ve la nef’a: ve faydası da

Taha-90: وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَارُونُ مِن قَبْلُ يَا قَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِ وَإِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمَنُ فَاتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوا أَمْرِي

Ve lekad kale lehum harûnu: Harun onlara dedi ki
min kablu ya kavmi: ey kavmim önceden
innema futintum bihî: bundan etkilendiniz
ve inne rabbekumur rahmanu: muhakkak rabbimiz merhametlidir
fettebiûnî : beni takip et
ve etîû emrî: ve emirlerime uy

Taha-91: قَالُوا لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَى

Kalû len nebraha: dediler kazanamayız
aleyhi akifîne: bağlanınca
hatta yercia ileyna mûsa: hatta bize dönünceye

Taha-92: قَالَ يَا هَارُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوا

Kale ya harûnu: dedi ey Harun
ma meneake: senin önleyen /engelleyen ne
iz raeytehum dallû: onların saptığını gördüğünde

Taha-93: أَلَّا تَتَّبِعَنِ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِي

Ella tettebiani: tabi olmayıp
e fe asayte emrî: emrime itaatsiz mi

Taha-94: قَالَ يَا ابْنَ أُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي

Kale yebneumme: dedi ey annennin oğlu
la te’huz bi lıhyetî: sakalımı alma
ve la bi ra’sî: ve kafamla -birlikte- değil
innî haşîtu: korktum
en tekûle ferrakte beyne benî israîle: İsrailliler arasındaki fırkalara söyledim
ve lem terkub kavlî: sözlerimi beklemiyorlardı

Taha-95: قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ

Kale fe ma hatbuke ya samiriyy: Ey samiri hutber /söylemin neydi? dedi

Taha-96: قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِي نَفْسِي

Kale basurtu bi ma: dedi neye baktığımı
lem yabsurû bihî: onu görmediler
fe kabadtu kabdaten: yakalayıp kavradım
min eserir resûli: elçinin etkisinden
fe nebeztuha: onu attık
ve kezalike: böylece
sevvelet: ?
lî nefsî: kendim için

Taha-97: قَالَ فَاذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِي الْحَيَاةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَّنْ تُخْلَفَهُ وَانظُرْ إِلَى إِلَهِكَ الَّذِي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَّنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا

Kale fezheb: git dedi
fe inne leke fîl hayati: sen hayatın içindesin
en tekûle: o diyor
la misase: dokunma // ve inne leke mev’ıden: randevun varsa
len tuhlefehu: takip etmeyecek
vanzur ila ilahikellezî: üzerinizdeki ilahları gör
zalte aleyhi akifa: aydınlığınızın üstünde bir gölgedir
le nuharrikannehu:
summe le nensifennehu: sonra küllerini savurmak için
fîl yemmi nesfa: denizin içinde

Taha-98: إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا

İnnema ilahukumullahullezî: ancak sizin ilahınız o kimsedir ki
la ilahe illa huve: ondan başka ilah yok
vesia kulle şey’in ilmen: genişleyen her şeyi bilir

Taha-99: كَذَلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنبَاء مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ آتَيْنَاكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًا

Kezalike nakussu aleyke: sende eksik olan
min enbai ma kad sebaka: daha önce yapılanların haberi
ve kad ateynake: ve sana gelen
min ledunna zikra: bizden erkek –atomun içine kornulan ruh için zikr deniliyor”

Taha-100: مَنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وِزْرًا

Men a’rada anhu: kim ondan yüz çevirirse
fe innehu yahmilu: onu taşır
yevmel kıyameti vizra: kıyamet gününe –kadar- düğmeyi

Taha-101: خَالِدِينَ فِيهِ وَسَاء لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حِمْلًا

Halidîne fîhi: içinde yaşadıkları
ve sae lehum: ve onlara kötü yük
yevmel kıyameti hımla: kıyamet gününe –kadar- taşıdıkları

Taha-102: يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا

Yevme yunfehu: üflendiği /şişirildiği gün
fîs sûri: suretlerin /resimlerin içine
ve nahşurul mucrimîne: ve suçlular toplandığında
yevme izin zurka: o gün mavimsidir
Atomların içindeki ruh, bir kumsaati gibi akıp bitiyor. Atom, ruhun suretidir. Akış sürelidir. Ruh akıp bittiğinde atom boş kalıyor. Atom büzüşüp küçülüyor, mavi renk alıyor. Atom yaratıldığında kırmızıdır, zamanla küçülerek yeşil ve nihayetinde iyice küçüldüğünde mavi oluyor. /

Taha-103: يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا

Yetehafetûne: onlar korkuyor
beynehum: aralarındaki
in lebistum illa aşra: on kalan /uyurlardan

Taha-104: نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا

Nahnu a’lemu: biz biliyoruz
bima yekûlûne: dediklerini
iz yekûlu emseluhum: çünkü dedikleri emsal
tarîkaten: yolu
in lebistum illa yevma : sadece günün birinde uyudukları

Taha-105: وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسْفًا

Ve yes’elûneke: sana sorarlar
anil cibali: dağlardan
fe kul yensifuha rabbî nesfa: deki onları uçuran rabbimdir!
Dağlar nasıl uçar? Başkaca ifadelerde renkli yün veya bulutlar gibi ilerledikleri ifade ediliyor. İşte her cümleyi eğip büküp kendilerince mantıklı(!) hale getirmeye çalışıldığında böylesi anlatıların hepsinin birden tanımladığı şey asla görülemez yada fark edilemez oluyor. Dağ, sivri yer’in etrafındaki elektromanyetimanın bulutsu yumuşak ve renkli görüntüsüdür. Uzayda mesnet olmadığı için göklere asılı tıpkı tavandan sarkan lamba gibi dururlar. Gök ile Yer arasındaki ince yol, ruh açısından şah damarı veya sıratı müstakim diye de anılır. /

Taha-106: فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا

Fe yezeruha: onu terk etti
kaan safsafa: satırın /safın sonunda
Dağ yani elektromanyetizma, yer uzantısından dışarı çıkıyor ve atomu terk ediyor. Bu terk ediş, yanlara doğru uzanım olarak tecelli ediyor. İtme etkisi, uzanımın devam edişinden ötürüdür. Etki, yanındaki elektronlara tesir eder. /

Taha-107: لَا تَرَى فِيهَا عِوَجًا وَلَا أَمْتًا

La tera: görülmez
fîha ivecen: onda çarpıklık
ve la emta: ve eğrilik
Yer uzvu eğrilebilir, düz de durabilir. Atomun secde etmesi /gelmesi böyle tezahür ediyor. Buna mukabil elektrondan ayrılan manyetizma dümdüz ilerler. /

Taha-108: يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ وَخَشَعَت الْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا

Yevme izin yettebiûned daıye: o gün çağrıyı /daveti takip ederler
la ivece lehu: o doğrudan sapmaz
ve haşeatil: ve uysaldır
asvatu lir rahmani: rahman için sesler –üretir-
fe la tesmeu illa hemsa: sadec fısıltılar duyulur

Taha-109: يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا

Yevme izin la tenfauş şefaatu: o gün şefaat sağlamaz
illa men ezine lehur rahmanu : rahmandan yetki alan kişiden başkası
ve radıye lehu kavla: ve sözünden memnun olunanlar

Taha-110: يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِ عِلْمًا

Ya’lemu: biliyor
ma beyne eydîhim: elleri arasındakini
ve ma halfehum: arkalarındakini
ve la yuhîtûne bihî ılma: onu ilimle çevreleyemezler

Taha-111: وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا

Ve anetil: zorlama /baskı / güçlük /inat
vucûhu: onun yüzü
lil hayyil kayyûm: hayatının başlangıcı olmayan
ve kad habe: fakir olmak / başarısız olmak /ümidini kaybetmek
men hamele: taşımaktan
zulma: haksızlık

Taha-112: وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا

Ve men ya’mel mines salihati: kim çalışır iyi işler yaparsa
ve huve mu’minun: ve güvende /sigortalı olanlar
fe la yehafu zulmen: haksızlıktan korkma
ve la hadma: ve hakkının verilmemesinden

Taha-113: وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا

Ve kezalike enzelnahu kur’anen arabîyyen: Kur’an’ı arabi indirdik
ve sarrafna: ve biz değiştiririz
fîhi minel vaîdi leallehum yettekûne: bu onlar için bir ehdit /gözdağıdır
ev yuhdisu:
lehum: onlara
zikra: erkek

Taha-114: فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا

Fe tealallahul melikul hak: yüce Allah sağın kralıdır
ve la ta’cel bil kur’ani: Kur’an hakkında acele etmeyin
min kabli en yukda ileyke vahyuhu: hayatını harcamadan önce vahyedildi
ve kul rabbi zidnî ılma: deki rabbim bilgiyi arttır

Taha-115: وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا

Ve lekad ahidna ila ademe min kablu : biz önce Adem’e emanet ettik
fe nesîye: unuttu
ve lem necid lehu azma: ve onu bulamadık

Taha-116: وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى

Ve iz kulna: Söylediğimizde
lil melaiketiscudû: meleklere eğilin diye
li ademe: adem için
fe secedû illa iblîs eba: iblise eğildiler, reddederek
dondurma külahını andıran ins atomu içine ruh üflendiğinde ruhun ağırığı ile atom eğiliyor. Bu eğilme adem için olmalı fakat şeytan denilen külahın açık tabanı, sahip olduğu çekim etkisiyle eğiliyor. /

Taha-117: فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى

Fe kulna ya ademu: bizde ademe dedik
inne haza aduvvun leke: bu senin düşmanındır
ve li zevcike: ve senin eşinin
fe la yuhricennekuma minel cenneti: sizi cennetten dışarı çıkarmasın
fe teşka: sefil /bedbaht olarak

Taha-118: إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى

İnne leke ella tecûa fîha: sen orada aç değilsin
ve la ta’ra: ve çıplak –değilsin-

Taha-119: وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى

Ve enneke la tazmeu fîha: sen orada susamazsın
ve la tadha: -oradan- çıkarılmazsın

Taha-120: فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَى

Fe vesvese ileyhiş şeytanu kale : şeytan ona fısıltıyla dedi
ya ademu hel edulluke ala şeceratil huldi: ölümsüzlük ağacını bilir misin?
ve mulkin: ve kral
la yebla: eskimeyen

Taha-121: فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى

Fe ekela minha:
fe bedet: baktılar
lehuma sev’atuhuma: ikisinin avret yerleri
ve tafıka yahsıfani aleyhima: onlara birbirine yapışık
min varakıl cenneti: cennet levhalarından /kağıtlarından
ve asa ademu rabbehu: adem rabbine asi oldu
fe gava: yoldan gitti /çıktı

Taha-122: ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى

Summectebahu rabbuhu: sonra rabbine tövbe etti
fe tabe aleyhi: tövbesi üzerine
ve heda: rehberlik etti

Taha-123: قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى

Kalehbita minha cemîan: hepiniz inin oradan
ba’dukum li ba’dın aduvvun: bazılarınız bazılarınıza düşman olarak
fe imma ye’tiyennekum: sana geliyorlar
minnî huden: benim rehberliğimde
fe menittebea hudaye: rehberliğimi takip edenler
fe la yadıllu: yanılmazlar
ve la yeşka: yarılmaz /bölünmezler
“İnin oradan hepiniz!” ifadesi sadece bir kadın ve bir erkeğe yapılmış bir hitap değildir, çoğuldur ve üç ve daha fazla sayıdaki kişilere yapılmıştır. Tüm protonlar içindeki ruhlara seslenildiği için doğru hitaptır. Yine bazılarınız bazılarınıza düşman olarak hitabı da sadece adem ve havva ikonalarına yapılsaydı birbirinize düşman olarak veya biriniz diğerine düşman olarak denilmesi gerekirdi. Adem, iki insan atomunun kovalent bağlanmış haline deniyor. Şeytanın çekim etkisi /radyoaktiviteyle parçalanıp bölünebiliyor. Buna engel olunması gerekiyor. Adem, etrafına toplayacağı diğer başka atomlarla elementleri oluşturacak peygamberlik görevini yürütmesi lazım. /

Taha-124: وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى

Ve men a’rada an zikrî: kim yüz çevirirse zikrimden –atom içine üflenen ruhumdan-
fe inne lehu maîşeten danken: onun geçiminde sıkıntı olur
ve nahşuruhu yevmel kıyameti a’ma: ve kıyamet /ayağa kalkma gününde kör olarak toplanır

Taha-125: قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا

Kale rabbi: dedi rabbim
lime haşertenî a’ma: beni kör topladın zira
ve kad kuntu basîra: ben görüyordum

Taha-126: قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى

Kale kezalike etetke ayatuna: dedi ayetlerimiz sana geldiğinde
fe nesîteha: onu unuttun
ve kezalikel yevme tunsa: ve bugün unutuldun

Taha-127: وَكَذَلِكَ نَجْزِي مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِن بِآيَاتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى

Ve kezalike neczî men esrafe: israf eden kimseyi cezalandırırız
ve lem yu’min bi ayati rabbihî: ve rabbinin ayetlerine inanmayanı
ve le azabul ahırati eşeddu ve ebka: ve ahiretin işkencesi şiddetli ve süreklidir

Taha-128: أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّأُوْلِي النُّهَى

E fe lem yehdi lehum: onlara rehberlik etmedik mi?
kem ehlekna kablehum minel kurûni : onlardan önce kaçını öldürdük /helak ettik
yemşûne fî mesakinihim: evlerinin içinde yüzyıllardır dolaşanlardan
inne fî zalike le ayatin li ulîn nuha: gerçekte onun içinde ayetler için ilk yasaklar vardı

Taha-129: وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى

Ve lev la kelimetun sebekat: eğer önceden bir kelime söylenmeseydi
min rabbike: rabbinden
le kane lizamen: aniden ölmüş olurdu
ve ecelun musemma: ve belirlenmiş süre –olmasaydı/verilmeseydi-

Taha-130: فَاصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَى

Fasbir ala ma yekûlûne: üzerine söylenenlere sabret
ve sebbih bi hamdi rabbike: rabbini övgüyle yüzdür
kable tulûış şemsi: güneş doğması /yükselmesinden önce
ve kable gurûbiha: ve gün batımından önce
ve min anail leyli: ve gece boyunca
fe sebbih : onu yüzdürdüğünde
ve etrafen nehari: gündüzün etrafında
lealleke terda: memnun olabilir

Taha-131: وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِّنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَى

Ve la temuddenne: şehirleştirme
ayneyke: gözünü –tek göz-
ila ma metta’na bihî ezvacen minhum : hoşlandığımız çiftler için
zehratel hayatid dunya: aşağıdaki hayatın çiçeğini
li neftinehum fîhi: onların içine koyalım
ve rızku rabbike hayrun: rabbinden olan geçim, hayırlıdır
ve ebka: ve devamlıdır

Taha-132: وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا نَّحْنُ نَرْزُقُكَ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَى

Ve’mur ehleke bis salati: ve ailesine desteği /dik duruşu emretti
vastabir aleyha: onlara sebat etmelerini
la nes’eluke rızka: sana geçimi sormadık
nahnu nerzukuke: seni biz rızıklandırırız /geçindiririz
vel akıbetu lit takva: dindarlığının sonunda

Taha-133: وَقَالُوا لَوْلَا يَأْتِينَا بِآيَةٍ مِّن رَّبِّهِ أَوَلَمْ تَأْتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْأُولَى

Ve kalû lev la ye’tîna: dediler eğer bize gelmediyse
bi ayetin: ayetiyle
min rabbihî: rabbinin
e ve lem te’tihim beyyinetu: onlara kanıt gelmedi mi
ma fîs suhufil ûla: evvelki gazeteler içinde

Taha-134: وَلَوْ أَنَّا أَهْلَكْنَاهُم بِعَذَابٍ مِّن قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ آيَاتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَى

Ve lev enna ehleknahum: yahut onları mahvetseydim
bi azabin: işkenceyle
min kablihî: önceden
le kalû rabbena: derdiler rabbimiz
lev la erselte ileyna resûlen: bize bir haberciyle mesaj gönderilmedi
fe nettebia ayatike: takip etseydik ayetini
min kabli: önceden
en nezille: rezil
ve nahza: ve utanç -içinde olmazdık-

Taha-135: قُلْ كُلٌّ مُّتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدَى

Kul kullun muterabbisun: de ki hepsi bekliyor
fe terabbesû: siz de bekleyeceğinizi
fe se ta’lemûne : bilmelisiniz
men ashabus sıratıs seviyyi: doğru yol sahiplerini
ve menihteda: ve rehberliğini