Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

47- 26 Şuara

  • Firavun sordu “Alemlerin Rabbi ne demektir?”
    Besleyen anlamıyla tüm atomların mevcudiyetlerini korumak için gereksinim duyduğu enerjinin kaynağı Rab'dir!
    (İlah kelimesinin anlamıyla aynı değildir.)
    Fiziksel olarak her eylem sahibi varlık, enerji tüketerek hareket edebiliyor. Masanızın üzerinde duran bir kaleme hafifçe dokunun ve onu ittirerek yerini değiştirin. Kalemin bu basit eyleminde enerjiye ihtiç olmuştur. Bu kaynak, parmağınızdaki enerji yani sizdiniz. Modern fizik atomların hareket halinde olduğunu söylüyor. Biz onların bir topaç gibi döndüğünü biliyoruz. Atomlar bu enerjiyi nereden alıyorlar. Felsefi olarak her varlığın enerji kaynağının Allah olduğunu söylüyoruz, İçlerinde pil veya yakıt deposu yokken atomlar bu ilahi enerjiyi nasıl kazanıyorlar? Allah onları nasıl besliyor?

    Musa “Sizin ve sizden evvelki atalarınızın da Rabbidir. Eğer akıl etmiş olsanız, doğunun ve batının ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir ve beni yediren ve içiren, O’dur.” dedi...

Şuara-1: طسم

Ta: İbrahim isimli ruh
Sin: Sağdaki (ashabel yemin) kuarkları
Mim: Muhammed isimli ruh
Elif rumuzlu atom içine yerleşen İbrahim isimli ruhun sembolü Ta rumuzudur. Ruh, sağdaki üç kuar içinde barınır ve orada ahiret hayatını sürer. İbrahim milletinden sonra boş kalan yeri Muhammed isimli ruh alıyor. Bu yüzden “Deki Ben İbrahim milletindenim!” beyanı vardır.

Şuara-2: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Tilke : bu
ayatul: ayetler
kitabil : kitapta
mubin: gösterilen
Kitapta göseterilen bu ayetler...

Kitap, bir ins atomunun etrafını kuşatan, onu ihata ederek koruma altına alan Kur'an sayesinde tecessüm ediyor. Bir ins atomu ve iniçdeki ruh ve Kur’an birlikteliğiyle kombin olan bütünlük konuşuluyor. Ruhlar ve atom bir kitap vesilesiyle görünür /bilinir hal alıyorlar, aksi durumda evreni oluşturan cehennem içinde iken tıpkı denizdeki bir damla su gibi belirsizdirler.

Şuara-3: لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

Lealleke: olabilirsin
bahıun : katili
nefseke: nefsinin /kendinin
ella yekûnû: onlar olmadılar /değiller
mu’minin: güvende
Nefsinin katili olabilirsin, onlar güvende değiller

Şuara-4: إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّن السَّمَاء آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ

İn neşe’ : ortaya çıkarsa
nunezzil: aşağıya inince
aleyhim : onlar
min es semai ayeten: gökten ayetler
fe zallet a’nakuhum: boyunlarının gölgesinde kalmak
leha hadıin: onlar boyun eğenler
Gökten aşağı inerek (yerde) bir ayet olarak ortaya çıkarak boyunlarının gölgesinde kalırlar, onlar boyun eğenlerdir.

Yukarıda olan gökler yani protonun içindeki ruh, aşağıya indiğinde göğün yer ucunun etrafında ortaya neşet ediyor. buna elektromanyetizma yani oğul deniyor. Oğul, yukarıdaki baş/boyunun gölgesinde kalıyor.

Şuara-5: وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ الرَّحْمَنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Ve ma ye’tihim: ve onlara gelen // min zikrin: erkeklikten
miner rahmani : rahmandandır
muhdesin: anlatanlar
illa kanû: onlardı anhu: onun hakkında
mu’ridin: iki sergi
Onlara gelen erkek, rahmandandır. –Atomun içine üflenen ruh eril yani müzekkerdir, racul /adam olarak anılır. Atoma dair iş e görünümler bu zikr sayesinde gerçekleşir.

Şuara-6: فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُون

Fe kad kezzebû : yalan söylediler
fe se ye’tihim: onlara gelen
enbau: haber
ma kanû bihi yestehziûn: alay ettikleri neydi?

Şuara-7: أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

E ve lem yerav: görmediler mi? // ilal ardı: yere // kem enbetna: kaç tane büyüttük fiha: onda-onun içinde-
min kulli: hepsinden zevcin kerim: cömertçe çiftler

Şuara-8: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fi zalike: gerçekte onun içindeki
le ayeten: ayettir
ve ma kane: değildi
ekseruhum: onların çoğu
mu’minin: güvende
Gerçekten onun –atomun- içindeki ayettir.

Elementi oluşturan tekil atomların -insanların- kimileri dışarıda tek başlarına kaldıklarında firavunların saldırısı veya manyetik rüzgarların yıkımına karşı korunmasızdır, çoğu güvende değildir.

Şuara-9: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve innerabbeke: gerçekten senin rabbin le huvel azizur rahim: sevgili için merhametlidir

Şuara-10: وَإِذْ نَادَى رَبُّكَ مُوسَى أَنِ ائْتِ الْقَوْمَ الظَّالِمِينَ

Ve iz nada : ve seslendiği zaman
rabbuke: senin rabbin
mûsa: Musa // eni’til: git
kavmez zalimin: ezici halkına

Şuara-11: قَوْمَ فِرْعَوْنَ أَلَا يَتَّقُونَ

Kavme fir’avn: büyük evin halkı
e la yettekûn: eğlenceyle meşgul değil miydi?

Şuara-12: قَالَ رَبِّ إِنِّي أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ

Kale rabbi: dedi rabbim
inni ehafu: gerçekten korkarım
en yukezzibûni: yalancı olmaktan

Şuara-13: وَيَضِيقُ صَدْرِي وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِي فَأَرْسِلْ إِلَى هَارُونَ

Ve yadiku sadri: göğsüm daralıyor
ve la yentaliku lisani: ve dilim açılmaz
fe ersil ila harûn: haruna gönderdin

Şuara-14: وَلَهُمْ عَلَيَّ ذَنبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ

Ve lehum: ve onlar
aleyye zenbun: üzerime suç
fe ehafu en yaktulûni: öldürürler diye korkuyorum

Şuara-15: قَالَ كَلَّا فَاذْهَبَا بِآيَاتِنَا إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ

Kale kella fezheba: dedi haydi gidin
bi ayatina: ayetlerimizle /işaretlerimizle
inna meakum: sizinle birlikte
mustemiûn: işitenler

Şuara-16: فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَا إِنَّا رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Fe’tiya fir’avne: büyük ev geldi
fe kûla inna resûlu rabbil alemin: alemlerin rabbinin elçisiyiz dedi

Şuara -17: أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ

En ersil meana: bizimle birlikte gönderdi
beni israil: İsrail oğullarını

Şuara -18: قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ

Kale e lem nurabbike fina : dedi seni içimde korumadık mı
veliden: çocukken
ve lebiste: ve sen kaldın
fina: bizde /içimizde
min umurike sinin: yaşının yıllarını (bütününü)

Şuara -19: وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ الَّتِي فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ الْكَافِرِينَ

Ve fealte: yaptın
fa’letekelleti fealte : yaptıklarımı sende yaptın
ve ente minel kafirin: ve sen gizlenenlerdensin
Ruhlar atomun içindeyken eylem yapabilirler. Yaptıkları eylem, atom vesilesiyle fiziksel etkiye dönüşür. Kafirlik, eylemleri gizlemek oluyor.

Şuara -20: قَالَ فَعَلْتُهَا إِذًا وَأَنَا مِنَ الضَّالِّينَ

Kale fealtuha izen: dedi eğer ben yaptıysam
ve ene mined dallin: ben sapmışlardannım

Şuara -21: فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِي رَبِّي حُكْمًا وَجَعَلَنِي مِنَ الْمُرْسَلِينَ

Fe ferartu minkum: sizden kaçtım
lemma hıftukum:zira sizden korktum
fe vehebe li rabbi hukmen: rabbim beni bağışlama kararı verdi
ve cealeni minel murselin: ve beni habercilerden –biri- yaptı

Şuara -22: وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَيَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِي إِسْرَائِيلَ

Ve tilke ni’metun: ve şu nimetler
temunnuha aleyye: dilek üzerine
en abbedte beni israil: gerçekte İsrail oğullarına hizmettir

Şuara -23: قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ الْعَالَمِينَ

Kale fir’avnu: dedi büyük evi
ve ma rabbul alemin: alemlerin rabbi nedir?

Şuara -24: قَالَ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا إن كُنتُم مُّوقِنِينَ

Kale rabbus semavati: dedi göklerin –kuarkların- rabbidir
vel ardı: ve yeri’in -elektronun
ve ma beynehuma: ve ikisi arasındakilerin
in kuntum mûkınin: sen sen ikna olursan

Şuara -25: قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُ أَلَا تَسْتَمِعُونَ

Kale li men havlehû: etrafında toplananlara dedi
e la testemiûn: dinlemeyin

Şuara -26: قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

Kale rabbukum: dedi senin rabbin
ve rabbu abaikumul:ve babalarınızın rabbidir
evvelin: önceki ilk iki –babalarınızın da-

Şuara -27: قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ الَّذِي أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ

Kale inne resûlekumullezi:dedi size gönderilen habercilerden
ursile ileykum: size gönderilenin hangisi
le mecnûn: deliydi

Şuara -28: قَالَ رَبُّ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَا إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ

Kale rabbul meşrikı: dedi doğunun rabbidir
vel magribi: ve batının
ve ma beynehuma: ve ikisi arasındakilerinin
in kuntum ta’kılûn: aklediyorsanız /bilirseniz
Göklerin yaratılışı bir sihirbaz gösterisi gibi birden beliriveren şekilde olmuyor. Gökler yani kuarklar bir noktadan başlayıp ilerleyen hareket şeklinde tecessüm ediyor. Böylece her kuarkın sabit bir başlangıç noktası ki bu doğu olmakta ve birde ilerlediği yön yani batı ciheti olmaktadır. Yön kavramının asla konuşulamayacağı uzayda doğu ve batı kavramı sadev atomların yapı taşı olan kuarklara özgü müstükel yön kavramı olarak anlatılıyor. Aynı cihete bir kuarkın doğusu bakıyorken bir başka kuarkın batısı da bakıyor olabilir, zaten öyle de.
Kuark yani gök yatatıltıktan sonra durmaksızın genişlemektedir. Böylece doğu ve batı arasında ışık hzında bir kapsam artışı olmaktadır. BU ikisi arasında ruha dair elerin olduğunun bilgisi yine alemlerin rabbindedir.

Şuara -29: قَالَ لَئِنِ اتَّخَذْتَ إِلَهًا غَيْرِي لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ الْمَسْجُونِينَ

Kale leinittehazte: dedi edinirsen
ilahen gayri: başka ilah
le ec’alenneke minel mescûnin: seni hapisdekilerden payarız

Şuara -30: قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَيْءٍ مُّبِينٍ

Kale e ve lev ci’tuke: dedi sana getirsende mi
bi şey’in mubin: gösterilen bir şey

Şuara -31: قَالَ فَأْتِ بِهِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Kale fe’ti bihi in kunte mines sadikin: dedi onu getirirsin eğer doğru söyleyenlerden isen

Şuara -32: فَأَلْقَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ

Fe elka asahu: asasını attı
fe iza hiye su’banun mubin: o vakit yılan olarak gösterildi

Şuara -33: وَنَزَعَ يَدَهُ فَإِذَا هِيَ بَيْضَاء لِلنَّاظِرِينَ

Ve nezea yedehu: ve elini çıkardı
fe iza hiye beydau lin nazırin: o vakit seyredenler için o beyaz oldu

Şuara -34: قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُ إِنَّ هَذَا لَسَاحِرٌ عَلِيمٌ

Kale lil melei havlehû: etrafını dolduranlara dedi
inne haza le sahırun alim: bu gerçekten büyülü bir bilgidir

Şuara -35: يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ

Yuridu en yuhricekum: sizi çıkarmak istiyor
min ardıkum: yer’lerinizden
bi sıhrihi: büyü ile
fe maza te’murûn: sen ne emretmiştin?

Şuara -37: يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ

Ye’tûke: sana getirdi
bi kulli sehharin alim: bütün büyülerin bilgisini

Şuara -38: فَجُمِعَ السَّحَرَةُ لِمِيقَاتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Fe cumias seharatu: büyücüler toplandı
li mikati: zamanında
yevmin ma’lûm: bilinen günün

Şuara -39: وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ

Ve kile: söymendi
lin nasi: insanlara
hel entum muctemiûn: siz toplandınız mı ?

Şuara -40: لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ السَّحَرَةَ إِن كَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ

Leallena nettebius : belki biz takip ederiz
seharate: büyücüleri
in kanû humul galibin: onlar kazandığında

Şuara -41: فَلَمَّا جَاء السَّحَرَةُ قَالُوا لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ الْغَالِبِينَ

Fe lemma caes seharatu: büyücüler geldiklerinde
kalû li fir’avne e: büyük eve dediler
inne lena le ecran: ödüllendirilecek miyiz?
in kunna nahnul galibin: biz kazandığımızda

Şuara -42: قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ الْمُقَرَّبِينَ

Kale neam: evet dedi
ve innekum izen: eğer siz
le minel mukarrabin: yakın olanlardan

Şuara -43: قَالَ لَهُم مُّوسَى أَلْقُوا مَا أَنتُم مُّلْقُونَ

Kale lehum: onlara dedi
mûsa elkû: Musa attı
ma entum mulkûn: sen ne attın?

Şuara -44: فَأَلْقَوْا حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ الْغَالِبُونَ

Fe elkav hıbalehum: onlar iplerini attılar
ve ısıyyehum: ve onların çubuklarını
ve kalû bi izzeti fir’avne: ve gururla büyük eve dediler
inna le nahnul galibûn: kazanan biz olduk

Şuara -45: فَأَلْقَى مُوسَى عَصَاهُ فَإِذَا هِيَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ

Fe elka mûsa asahu: Musa sopabını attı / fe iza hiye telkafu: eğer kapaydı onu
ma ye’fikûn: iftira atacak /kara çalacaktılar

Şuara -46: فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سَاجِدِينَ

Fe ulkıyes : attığımda
seharatu sacidin: büyücüler secde etti

Şuara -47: قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

Kalû amenna bi rabbil alemin: dediler alemlerin rabbiyle güvendeyiz

Şuara -48: رَبِّ مُوسَى وَهَارُونَ

Rabbi mûsa ve harûn: Musanın ve Harunun rabbi

Şuara -49: قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ

Kale amentum lehu: dedi ona güvendin
kable en azene lekum: sizin bildirmenizden önce
innehu le kebirukumullezi allemekumus sıhra: gerçekten onun büyüklüğü, size sihri öğretenden olduğunu
fe le sevfe ta’lemûn: bileceksiniz
le ukattıanne eydiyekum: ellerini kesmeyi
ve erculekum: ve ayaklarını
min hılafin: aykırı düşenlerin
ve le usallibennekum: ve sizi çarmıha gereceğiz
ecmain: hepinizi

Yukarıdaki cümlelerde Firavun ile Musa arasında geçen bir yarışma okuduk. Firavun yani büyük evin /protonun elektronu ve arada irtibatı sağlayan ip /hubl veya şah damarı denilen ve burada da çubuk, sopa ve ip diye anlatılan şey işte protonu elektrona bağlayan tek boyutlu varlıktır. Protonun içinde ahiret hayatını yaşayan ruh, buradan aşağıya/dünya yani yere inerken bu yolu kullanıyor. Firavunun ne elektronu me de manyetik alanı yok. Haliyle sadece bir çubuğu var. Musa’nın ise elektonu yok olmuştur. Böylee aralarındaki yarışma çubukları-sopaları- ve ipleri atarak başlamıştır. Firavun bu haliyle Musa’dan iridir. Çünkü üç farklı büyüklükteki atom Elif, Lam ve Ra’dır. Firavun yani büyük ev Ra rumuzlu atomdur. Musa ise Lam rumuzlu atom içindedir. Son nesil yani Hatemül embiya devri başlamadan önce tüm atomların elektronları, sopaları ve manyetizmaları kesilecektir. Sonrasında İsa ve Muhammed devri başlayacaktır.

Şuara -50: قَالُوا لَا ضَيْرَ إِنَّا إِلَى رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ

Kalû la dayra: zararı yok dediler
inna ila rabbina munkalibûn: biz gerçekten rabbimize dönenlerdeniz

Şuara -51: إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَايَانَا أَن كُنَّا أَوَّلَ الْمُؤْمِنِينَ

İnna natmeu: umuyoruz
en yagfira lena: bizi affeder
rabbuna: rabbimiz
hatayana: hatalarımızı
en kunna evvelel: biz ilklerdeniz
mu’minin<: güvende olan
Amenu, güvende olmaktır. Mümin güvende olandır. Ruh, bir atomun içinde ve bir peygamber liderliğindeki bir elementte yer almıyorsa güvende değildir. İnanmak ise tusaddıgun kelimesidir.
Tüm ruhlar ebeden bir atom içinde kalmazlar. Her biri kendilerine verilen süre sonrasında –eceli müsemma- rabbine kavuşur, yani enerji olarak evrene karışır.

Şuara -52: وَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ

Ve evhayna ila mûsa: Musa’ya vahyettik
en esri: ele geçirdiğin
bi ıbadi: hizmetcilerinle
innekum muttebeûn: size tabi olan /takipçi

Şuara -53: فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِي الْمَدَائِنِ حَاشِرِينَ

Fe ersele fir’avnu: büyük evi gönderdi
fil medaini haşirin: şehrin içinde toplananlar

Şuara -54: إِنَّ هَؤُلَاء لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ

İnne haulai: gerçekten bunlar
le şirzimetun: bir avuç cemaat
kalilûn: az sayıda

Şuara -55: وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَائِظُونَ

Ve innehum lena: ve onlar bizi
le gaizûn: ?

Şuara -56: وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَاذِرُونَ

Ve inna le cemiun hazirûn: ve gerçekten hepimiz dikkatliyiz

Şuara -57: فَأَخْرَجْنَاهُم مِّن جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

Fe ahracnahum: biz onları çıkardık
min cennatin: cennetten
ve uyûn: ve gözlerinden
Cennet, saklı yer demek ve kuarkın içine deniyor. Kuark yani gök hakkında önceki pasajlarda bilgi edinmiştik. Taban dairesi açık bir koni şeklindeki varlık idi. Burada koni tabanı göz (işlevine göre isimlendirilerek bazı yerde kulak olarak anılıyor) adeta bir kapıdır. Cennet içine giriş ve oradan çıkış yapıldığı gibi ilham edilen bilgilerde burada girerek ruha ulaşmaktadır.

Şuara -58: وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

Ve kunûzin: ve hazineler
ve makamin kerim: ve cömert yer

Şuara -59: كَذَلِكَ وَأَوْرَثْنَاهَا بَنِي إِسْرَائِيلَ

Kezalike: yanısıra
ve evresnaha beni israil: İsrail oğullarını varis kıldık

Şuara -60: فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ

Fe etbeûhum: onları takip ettiler
muşrikin: batıdan

Şuara -61: فَلَمَّا تَرَاءى الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسَى إِنَّا لَمُدْرَكُونَ

Fe lemma terael cem’ani: ne zaman gözüktü iki topluluk
kale ashabu musa: Musa sahiplerine dedi
inna le mudrakûn: ben farkındayım

Şuara -62: قَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ

Kale kella inne maiye rabbi: dedi rabbimle birlikte olmam anlamsız
se yehdini: sessiz olacak olmak

Şuara -63: فَأَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنِ اضْرِب بِّعَصَاكَ الْبَحْرَ فَانفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَالطَّوْدِ الْعَظِيمِ

Fe evhayna ila mûsa : Musaya vahyettik vur
enıdrib: vur
bi asakel: sopanla
bahra: denize
fenfeleka: yarıldı
fe kane kullu firkın: hepsi öyle farklı oldu
ket tavdil azim: büyük harika dağ gibi
Bu ve böylesi cümleler çok kıymetli ve özel bilgilerle dolular, onları yuvarlayıp anlamsızlaştırmamak gerekiyor. Bu cümlede iki önemli ayrıntı var, ilki; sopayla denize vurmak! Ki denize dokunmak veya sopayı denize daldırmak gibi anlatmak, vurma olayını vurgulamadan muhtevayı düşünmeden geçmek oldukça büyük hatadır. Öyle ki deniz, evrende iki deniz var, birisi atomun etrafında olan deniz ki biz buna teknik anlamdı elektromanyetizma diyoruz. Ona vurulduğunda manyetizma ikiye bölünüyor.
Önemli ayrıntının ikincisi ise denizin bölündüğünde iki harika dağa benzediğinin bildirilmesindir. Denizle ilgili bölünme sonrasında dağa benzeme normal dünyevi mantık yönergelerine terstir. Gerçekte anlatılan şey, zaten dağı andıran elektro manyetizmanın iki dağ halini almasıdır. Bahsi geçen iki denizden biri evreni dolduran tuzlu acı su diye nitelendirilen iken ikinci deniz, elektronun etrafında gelişen, akışkan özelliğe sahip ve dağa benzeyen sudur.

Şuara -64: وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ الْآخَرِينَ

Ve ezlefna: ve –ayrılan denizi- biz birleştirdik
semmel aharin: sonra da diğerlerini
Yukarıdaki cümleyi tamanlayan bu ifadeyle ayrılan denizin / iki dağ halini alan elektronun tekrar bütünleştirildiği haber veriliyor. Sonra diğerlerini derken de ayrılan diğer sayısız denizlerin birleştirildiğini haber veriyor. Her atomun etrafında ayrı bir deniz var. Yoksa Musa değneğiyle bir denize vurduğunda diğer denizler de ayrıldı diyebilir miyiz? Dünya için diyemeyiz lakin atomların dünyasını anlatıyorsanız diyebilirsiniz. Çünkü her atomun içindeki ruhun adı Musa’dır. Evrendeki atomların sayısınca Musa, bir vahiyle hepsi birden kendi etrafındaki denize /elekromanyektizmaya vuruyor. Allah tüm evrene hitap ediyor, vahyediyor, kontrol ve komuta ediyor.

Şuara -65: وَأَنجَيْنَا مُوسَى وَمَن مَّعَهُ أَجْمَعِينَ

Ve enceyna mûsa: ve Musa’ya teslim ettik
ve men meahû ecmain: diğerlerinin hepsiyle birlikte

Şuara -66: ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Summe agraknal: sonra boğulduk
aharin: diğerleri de
Mevcut tüm tefsirlerde Musa’nın kurtulduğu ve diğerlerinin boğulduğu yazar. Gerçek olay örgüsü burada farklı gelişmektedir. Boğulma, ölme anlamını taşımamaktadır. Yukarıdaki cümlelerde denizin yarılmasını müteakip tekrar birleştirildiği haberi verildi. Buna göre deniz birleştiğinde yeniden atopları ihata ederek onları suya atılmış bir taş gibi boğacaktır. Tabi şu ayrıntıya tekrar değinelim, olay bir atomun nezdinde tüm atomların başına geleni anlatmaktadır, cümle sonunda diğerlerini de denilerek bu ayrıntı pekiştirilmektedir.

Şuara -67: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fi zalike le ayeten: gerçekte bu bir ayet içinde olanlar içindi
ve ma kane ekseruhum mu’minin: onların çoğu güvende değildi –atomun içinde değildi!-

Şuara -68: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve innerabbeke: gerçekten senin rabbin le huvel azizur rahim: sevgililer için merhametlidir

Şuara -69: وَاتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَاهِيمَ

Vetlu aleyhim nebee ibrahim: ve İbrahimin haberine onlara ezberden oku

Şuara -70: إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا تَعْبُدُونَ

İz kale li ebihi ve kavmihi ma ta’budûn: babasına ve halkına neye hizmet ediyorsunuz dediği zaman

Şuara -71: قَالُوا نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَاكِفِينَ

Kalû na’budu asnamen: putlara hizmet ediyoruz dediler
fe nezallu leha akifin: biz onlara düşkünüz

Şuara -72: قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ

Kale hel yesmeûnekum: Dedi sizi işitiyorlar mı?
iz ted’ûn: aradığınız /çağırdığınız zaman

Şuara -73: أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ

Ev yenfeûnekum: ya da size yarar
ev yedurrûn: veya zarar –veriyorlar mı?-

Şuara -74: قَالُوا بَلْ وَجَدْنَا آبَاءنَا كَذَلِكَ يَفْعَلُونَ

Kalû bel vecedna abaena kezalike yef’alûn: ama babalarınız böyle yapar bulduk dediler

Şuara -75: قَالَ أَفَرَأَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Kale e fe raeytum ma kuntum ta’budûn: dedi sen neye hizmet ettiğini gördün mü?

Şuara -76: أَنتُمْ وَآبَاؤُكُمُ الْأَقْدَمُونَ

Entum ve abaukumul akdemûn: …sen ve yaşlı babalarınızın

Şuara -77: فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّي إِلَّا رَبَّ الْعَالَمِينَ

Fe innehum aduvvun li: onlar benim düşmanımdır
illa rabbel alemin: ancak alemlerin rabbi –hariç-

Şuara -78: الَّذِي خَلَقَنِي فَهُوَ يَهْدِينِ

Ellezi halakani:beni yapan kimse odur
fe huve yehdini: ve rehberlik eden

Şuara -79: وَالَّذِي هُوَ يُطْعِمُنِي وَيَسْقِينِ

Vellezi huve yut’ımuni ve yeskini: beni besleyen ve sulayan odur

Şuara -80: وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ

Ve iza maridtu fe huve yeşfini: ve hastalandığım zaman iyileştiren

Şuara -81: وَالَّذِي يُمِيتُنِي ثُمَّ يُحْيِينِ

Vellezi yumituni: ve beni öldürendir
summe yuhyini: sonra diriltendir
Cümlede gelecek zaman kipiyle yapılmış bir ifade yoktur, ölüm ve diriltme, atomların dünyasında sürekli tekrarlanan hadisedir. Ruh öldürülüp rabbine karışır/kavuşur ve sonra yeniden atomların içene üflenir/dirilir.

Şuara -82: وَالَّذِي أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِي خَطِيئَتِي يَوْمَ الدِّينِ

Vellezi atmeu: aç gözlülük edenlerden oldum
en yagfira li: beni bağışla
hatieti: günahlarımı
yevmed din: din gününde

Şuara -83: رَبِّ هَبْ لِي حُكْمًا وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ

Rabbi heb li hukmen: rabbim benim kararımı ver
ve elhıkni bis salihin: ve beni iyi insanlara kat

Şuara -84: وَاجْعَل لِّي لِسَانَ صِدْقٍ فِي الْآخِرِينَ

Vec’al li lisane sıdkın: lisanımı doğrulardan yap
fil ahırin: diğerlerinin içinde

Şuara -85: وَاجْعَلْنِي مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ النَّعِيمِ

Vec’alni:beni yap
min veraseti: varislerinden
cennetin naim: mutluluk cennetinin
Musa, bir daha atomun içine giremeyecektir. Çünkü o da İbrahim milleti/ nesli gibi devrini yaşamıştır. Artık başka yeni bir oluşum başlayacaktır.

Şuara -86: وَاغْفِرْ لِأَبِي إِنَّهُ كَانَ مِنَ الضَّالِّينَ

Vagfir li ebi: ve babamı affet
innehu kane: o olmuştu
mined dallin: sapmışlardan

Şuara -87: وَلَا تُخْزِنِي يَوْمَ يُبْعَثُونَ

Ve la tuhzini: beni saklama
yevme yûb’asûn: diriliş günü

Şuara -88: يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ

Yevme la yenfau malun:malın faydasız olduğu gün
ve la benûn: ve oğulların
“Oğulların fayda vermediği” anlamını taşıyan cümle “çocukların fayda vermediği” şeklinde yapılması yanlıştır çünkü anlamını ve meramını kaybettirir. Öyle ki oğul, elektrona deniyor. Mal ise amellerin elektron içinde oluşturduğu ağırlıktır. Yani ameller kaydedilirken ağırlığı olan varlığa dönüşmektedir.

Şuara -89: إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

İlla men etallahe bi kalbin selim: Allah ancak sağlıklı /sağlam kalplere gelir

Şuara -90: وَأُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ

Ve uzlifetil cennetu: ve cennet yaklaştırılır
lil muttakin: dikkatliler için

Şuara -91: وَبُرِّزَتِ الْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ

Ve burrizetil: ve ortaya çıkarıldı
cahimu: cehennem
lil gavin: azgınlar için

Şuara -92: وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ

Ve kile lehum: ve onlara denildi
eyne: nerede
ma kuntum ta’budûn: hizmet ettikleriniz

Şuara -93: مِن دُونِ اللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ

Min dûnillah: Allah’ın yardımı olmadan
hel yensurûnekum: sana yardım edebilirler mi?
ev yentesırûn: veya kazandırabilirler mi?

Şuara -94: فَكُبْكِبُوا فِيهَا هُمْ وَالْغَاوُونَ

Fe kubkıbû fiha hum: onlar orada devrildiler
vel gavun: ?

Şuara -95: وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ

Ve cunûdu iblise ecmeûn b>: ve iblisin askerlerinin hepsi

Şuara -96: قَالُوا وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ

Kalû ve hum fiha yahtesımûn: ve onlar içine düşürüldüler

Şuara -97: تَاللَّهِ إِن كُنَّا لَفِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Tallahi in kunna le fi dalalin mubin: vallahi biz eğer açık bir sapma içinde isek

Şuara -98: إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

İz nusevvikum bi rabbil alemin b>: alemlerin rabbini unuttuğunuzda

Şuara -99: وَمَا أَضَلَّنَا إِلَّا الْمُجْرِمُونَ

Ve ma edallena illal mucrimûn: biz suçlulularla değiliz

Şuara -100: فَمَا لَنَا مِن شَافِعِينَ

Fe ma lena min şafiin: biz aracılardan olmadık

Şuara -101: وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ

Ve la sadikın hamim b>: samimi dost yoktur

Şuara -102: فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Fe lev enne lena kerraten fe nekûne minel mu’minin: eğer bir küremiz olsaydı güvende olanlardan olurduk
Manyetizmayı meydana getiren kuvvet, atomun üst kızmındaki çekim alanıdır. Bu alanın etkisi küre şeklindedir.

Şuara -103: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fi zalike le ayeten: gerçekte bu bir ayet içinde olanlar içindi
ve ma kane ekseruhum mu’minin: onların çoğu güvende değildi –atomun içinde değildi!-
Gerçekte bir ayetin içinde olduğu halde bir çoğu güvende değildi
Yukarıda bahsedilen küre olmayınca atomun etrafında oun ihata ederek koruyan manyetizmadan yoksun kalanlar, güvende olamıyorlar. Atomu ve içindekini koruyan onun manyetizmasıdır. Başkaca anlatılarda değinildiği üzere mahyetizma, yalnızca Muhammed ile tecessüm eden özellik olarak bildiriliyor.

Şuara -104: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve inne rabbeke le huvel azizur rahim: ve gerçekte senin rabbin sevgili ve merhametlidir.

Şuara -105: كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ الْمُرْسَلِينَ

Kezzebet kavmu nûhınil murselin: Nuh’un halkı yalan söyledi elçilerine

Şuara -106: إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İz kale lehum ahûhum nûhun e la tettekûn: Nuh’un kardeşleri onlara korkmuyor musun? dediğinde

Şuara -107: إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnni lekum resûlun emin: ben sizin güvenilir elçinizim

Şuara -108: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekûllahe: Allah’tan korkun
ve atiûni: ve itaat –edin-

Şuara -109: وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve ma es’elukum: size sordum
aleyhi min ecrin: ona ücret
in ecriye: benim ücretim olarak
illa ala rabbil alemin:ancak alemlerin rabbi için

Şuara -110: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekûllahe: Allah’tan korkun
ve atiûni: ve itaat –edin-

Şuara -111: قَالُوا أَنُؤْمِنُ لَكَ وَاتَّبَعَكَ الْأَرْذَلُونَ

Kalû e nu’minu leke: sana güveneyem mi dedi
vettebeakel erzelûn: ve seni takip edip küçük düşürülmüş –mü olayım-

Şuara -112: قَالَ وَمَا عِلْمِي بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Kale ve ma ilmi: bilgim yok dedi
bima kanû ya’melûn: yaptıklarına dair

Şuara -113: إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَى رَبِّي لَوْ تَشْعُرُونَ

İn hısabuhum illa ala rabbi: onların hesabını ancak rabbim çıkarır
lev teş’urûn: eğer hissediyorsan

Şuara -114: وَمَا أَنَا بِطَارِدِ الْمُؤْمِنِينَ

Ve ma ene bi taridil mu’minin: ben güvende olanları uzaklaştıran değilim

Şuara -115: إِنْ أَنَا إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

İn ene illa nezirun mubin<: ancak ben açık uyarıcıyım

Şuara -116: قَالُوا لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَا نُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمَرْجُومِينَ

Kalû le in lem tentehi ya nûhule : dedi ey Nuh vazgeçmeyeksen
tekûnenne minel mercûmin: taşlanmışlardan olacaksın

Şuara -117: قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ

Kale rabbi inne kavmi kezzebûni: dedi rabbi, kavmim yalancıdır

Şuara -118: فَافْتَحْ بَيْنِي وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِي وَمَن مَّعِي مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Feftah beyni: aram açıldı
ve beynehum fethan: onların arasınını da aç
ve neccini: ve beni kurtar
ve men maiye minel mu’minin: güvende olanlarla beraber

Şuara -119: فَأَنجَيْنَاهُ وَمَن مَّعَهُ فِي الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

Fe enceynahu: ve o kurtuldu
ve men meahu fil fulkil meşhûn: gemiye yüklü olan kimselerle birlikte

Şuara -120: ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ الْبَاقِينَ

Summe agrakna: daha sonra boğduk
ba’dul bakin: kalanları bir süre sonra

Şuara -121: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fi zalike le ayeten: gerçekte ise şu ayetin içinde olanlardan
ve ma kane ekseruhum mu’minin: çoğu güvende değildi

Şuara -122: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve inne rabbeke: gerçekten senin rabbin le huvel azizur rahim: sevgili için merhametlidir

Şuara -123: كَذَّبَتْ عَادٌ الْمُرْسَلِينَ

Kezzebet: yalan söyledim
adunil: döndü
murselin: haberciler

Şuara -124: إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İz kale lehum: onlara dediği zaman
ahûhum hûdun : kardeşleri Hud
e la tettekûn: korkmuyor musun?

Şuara -125: إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnni lekum resûlun emin: ben sizin güvenilir elçinizim

Şuara -127: وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve ma es’elukum: size sordum
aleyhi min ecrin: ona ücret
in ecriye: benim ücretim olarak
illa ala rabbil alemin:ancak alemlerin rabbi için

Şuara -128: أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ آيَةً تَعْبَثُونَ

E tebnûne: kabul edeyim mi
bi kulli: hepsinin
riın ayeten: ayetin kirası
ta’besûn: abesle iştigal ediyor olmak

Şuara -129: وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ

Ve tettehızûne: alıyorsunuz
mesania: fabrikalar
leallekum tahludûn: ölümsüz olabilirsiniz –diye-

Şuara -130: وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ

Ve iza betaştum: eğer güçlüyseniz
betaştum cebbarin: güçlü zonrasınız –demektir-

Şuara -131: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekûllahe: Allah’tan korkun
ve atiûni: ve itaat –edin-

Şuara -132: وَاتَّقُوا الَّذِي أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ

Vettekûllezi : korkuyorlardı
emeddekum bima ta’lemûn: sürelerinin biteceğinden

Şuara -133: أَمَدَّكُم بِأَنْعَامٍ وَبَنِينَ

Emeddekum: sürelerinin
bi en’amin: enamlar /enerji kaynakları
ve benin: ve oğulları

Şuara -134: وَجَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

Ve cennatin: ve cennetin
ve uyûn: ve gözün –sürelerinin biteceği hakkında sayıyor-

Şuara -135: إِنِّي أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

İnni ehafu: gerçekten korkarım
aleykum azabe yevmin azim: üzerinizdeki büyük azap gününden

Şuara -136: قَالُوا سَوَاء عَلَيْنَا أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ الْوَاعِظِينَ

Kalû sevaun aleyna: dedi üzerimizde olan
e vaazte: bir vaaz etti mi?
em lem tekun minel vaızin: veya etmeyecek mi?

Şuara -137: إِنْ هَذَا إِلَّا خُلُقُ الْأَوَّلِينَ

İn haza illa hulukul: bu ancak bir yaratılmıştır /yaratıktır
evvelin: evvelki –ikisi- gibi

Şuara -138: وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Ve ma nahnu bi muazzebin: ve biz işkence görmedik

Şuara -139: فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَاهُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fi zalike le ayeten: gerçekte ise şu ayetin içinde olanlardan
ve ma kane ekseruhum mu’minin: çoğu güvende değildi

Şuara -140: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve inne rabbeke: gerçekten senin rabbin le huvel azizur rahim: sevgili için merhametlidir

Şuara -141: كَذَّبَتْ ثَمُودُ الْمُرْسَلِينَ

Kezzebet semûdul murselin: Semud’un elçisine yalan söyledim

Şuara -142: إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَالِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İz kale lehum ahûhum salihun e la tettekûn: Salih’in kerdeşleri onlara, korkmuyormusun dedi

Şuara -143: إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnni lekum resûlun emin: ben sizin güvenilir elçinizim

Şuara -144: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekûllahe: Allah’tan korkun
ve atiûni: ve itaat –edin-

Şuara -145: وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve ma es’elukum: size sordum
aleyhi min ecrin: ona ücret
in ecriye: benim ücretim olarak
illa ala rabbil alemin:ancak alemlerin rabbi için

Şuara -146: أَتُتْرَكُونَ فِي مَا هَاهُنَا آمِنِينَ

E tutrakûne fi: İçinden ayrıldın mı?
ma hahuna aminin: -artık- burada güvende olmazsınız

Şuara -147: فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

Fi cennatin ve uyûn: cennetin içinden ve gözden

Şuara -148: وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

Ve zurûın: ve hububat
ve nahlin: ?
tal’uha: ?
hedim: hurma

Şuara -149: وَتَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا فَارِهِينَ

Ve tenhıtûne minel cibali buyûten: ve dağlardan evler oyuyordunuz
farihin: ?

Şuara -150: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekûllahe: Allah’tan korkun
ve atiûni: ve itaat –edin-

Şuara -151: وَلَا تُطِيعُوا أَمْرَ الْمُسْرِفِينَ

Ve la tutiû emral musrifin: ve savurgan kimselere uymayın

Şuara -152: الَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ

Ellezine yufsidûne fil ardı: yer’de fesat çıkaran kimseler (yeryüzünde değil)
ve la yuslihûn: iyileştirmezler

Şuara -153: قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ

Kalû innema ente minel musahharin: dediler gerçekte sen büyücülerdensin

Şuara -154: مَا أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِآيَةٍ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Ma ente illa beşerun misluna: sen bizim gibi beşer değilsin
fe’ti bi ayetin: bir ayet /işaret getirdin
in kunte mines sadikin: eğer doğru /dürüst idiysen

Şuara -155: قَالَ هَذِهِ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ

Kale hazihi nakatun leha şirbun: dedi şu kuvvetli beyaz dişi deveyi içirin
ve lekum şirbu: ve senin için içirin
yevmin ma’lûm: bilinen gün

Şuara -156: وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Ve la temessûha bi sûin: ona kötülükle dokunulmaz
fe ye’huzekum: sizi alır
azabu yevmin azim: büyük günün azabı

Şuara -157: فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا نَادِمِينَ

Fe akarûha: onu kestiler
fe asbahû nadimin: ve onlar pişman oldular

Şuara -158: فَأَخَذَهُمُ الْعَذَابُ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Fe ehazehumul azab: onları bir işkence aldı
inne fi zalike le ayeten: gerçekte ise şu ayetin içinde olanlardan
ve ma kane ekseruhum mu’minin: çoğu güvende değildi

Şuara -159: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

>Ve inne rabbeke: gerçekten senin rabbin le huvel azizur rahim: sevgili için merhametlidir

Şuara -160: كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ الْمُرْسَلِينَ

Kezzebet kavmu lûtınil murselin: Lut halkı elçilerine yalan söyledi

Şuara -161: إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ

İz kale lehum ahûhum lûtun: Lut’un kardeşleri onlara dedi ki
e la tettekûn: konkmuyor musun?

Şuara -162: إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnni lekum resûlun emin: ben sizin güvenilir elçinizim

Şuara -163: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekûllahe: Allah’tan korkun
ve atiûni: ve itaat –edin-

Şuara -164: وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve ma es’elukum: size sordum
aleyhi min ecrin: ona ücret
in ecriye: benim ücretim olarak
illa ala rabbil alemin:ancak alemlerin rabbi için

Şuara -165: أَتَأْتُونَ الذُّكْرَانَ مِنَ الْعَالَمِينَ

E te’tûnez zukrane minel alemin:erkeklerin aleminden mi geliyorsun?

Şuara -166: وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُمْ مِنْ أَزْوَاجِكُم بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ

Ve tezerûne: yalnızdınız
ma halaka lekum rabbukum: rabbiniz sizin için ne yaptı?
min ezvacikum: eşlerinizden
bel entum kavmun adûn: fakat siz halkınıza geri döndünüz

Şuara -167: قَالُوا لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَا لُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ الْمُخْرَجِينَ

Kalû le in lem tentehi ya lûtu: dedi ey lut eğer bu işi bitirmezsen
le tekûnenne minel muhracin: dışarı çıkarılanlardan olursun

Şuara -168: قَالَ إِنِّي لِعَمَلِكُم مِّنَ الْقَالِينَ

Kale inni li amelikum minel kalin: dedi ben sizin işlerinizi reddediyorum

Şuara -169: رَبِّ نَجِّنِي وَأَهْلِي مِمَّا يَعْمَلُونَ

Rabbi neccini: rab beni kurtar
ve ehli : ve ailemi
mimma ya’melûn: yaptıkları işlerden

Şuara -170: فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ

Fe necceynahu: onu kurtardık
ve ehlehû ecmain: ve ailesinin tamamını

Şuara -171: إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ

İlla acûzen fil gabirin: ancak geçmişte kalan ihtiyarlar –hariç-

Şuara -172: ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ

Summe demmernal aharin: daha sonra diğerlerini yok ettik

Şuara -173: وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا فَسَاء مَطَرُ الْمُنذَرِينَ

Ve emtarna: ve biz yağdırdık
aleyhim matara: üzerlerine yağmuru
fe sae matarul: yağmur kötüleştirdi
munzerin: uyarılmış olanları

Şuara -174: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fi zalike le ayeten: gerçekte ise şu ayetin içinde olanlardan
ve ma kane ekseruhum mu’minin: çoğu güvende değildi

Şuara -175: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve inne rabbeke: gerçekten senin rabbin le huvel azizur rahim: sevgili için merhametlidir

Şuara -176: كَذَّبَ أَصْحَابُ الْأَيْكَةِ الْمُرْسَلِينَ

Kezzebe ashabul eyketil murselin: Eyke sahipleri elçilerine yalan söyledi

Şuara -178: إِنِّي لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ

İnni lekum resûlun emin: ben sizin güvenilir elçinizim

Şuara -179: فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ

Fettekûllahe: Allah’tan korkun
ve atiûni: ve itaat –edin-

Şuara -180: وَمَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve ma es’elukum: size sordum
aleyhi min ecrin: ona ücret
in ecriye: benim ücretim olarak
illa ala rabbil alemin:ancak alemlerin rabbi için

Şuara -181: أَوْفُوا الْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُخْسِرِينَ

Evfûl keyle: veya ölçüyle edeyin
ve la tekûnû minel muhsirin: kaybedenlerden olmayın

Şuara -182: وَزِنُوا بِالْقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ

Vezinû: tartıldılar
bil kıstasil: ölçüyle
mustekim: dürüstçe /doğru olarak

Şuara -183: وَلَا تَبْخَسُوا النَّاسَ أَشْيَاءهُمْ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

Ve la tebhasun nase eşyaehum: insanları onların eşyalarıyla korkutmayın
ve la ta’sev fil ardı mufsidin: ve yerin içinde bozgunculuk yapmayın

Şuara -184: وَاتَّقُوا الَّذِي خَلَقَكُمْ وَالْجِبِلَّةَ الْأَوَّلِينَ

Vettekûllezi halakakum: sizi yapandan korkun
vel cibilletel evvelin: ve önceki toplalukları

Şuara -185: قَالُوا إِنَّمَا أَنتَ مِنَ الْمُسَحَّرِينَ

Kalû innema ente minel musahharin: dediler gerçektende sen büyülenmişsin

Şuara -186: وَمَا أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ الْكَاذِبِينَ

Ve ma ente illa beşerun misluna: sen beşerden başka değilsin
ve in nazunnuke le minel kazibin: ve senin yalancılardan olduğunu düşünüyoruz

Şuara -187: فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ السَّمَاء إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

Fe eskıt: düşürdün
aleyna: üzerimize
kisefen: boş olarak /gölge olarak
mines semai: gökten
in kunte mines sadıkin: eğer sen doğru söyleyenlerden isen
Eğer doğru söyleyenlerden isen o halde üzerimizdeki göğü bir gölge olarak boş halde düşür!

Daha önceki cümlelerde göğün koni şekilli bir barınak olduğunu ve içindeki ruhu cenennem sıcağından (evrenin enerjisinden) koruduğunu görmüştük. Gök, gerçekte bir varlık değil. Yani kendisi koni şekilli olsa bile bir materyaldan yapılı değil. O sadece ana varlık içinde bir boşluktan ibarettir. Yani varlığın içinde açılmış bir mağara gibidir. İçinde bulunanruh bu göğün farkında değildir. Kendilerine gök anlatıldığında onu anlamakta güçlük çekiyor. İnanmak için onun üzerlerinden boş halde düşürülmesini istiyor. Düşürülmek deniliyor çünkü gökler yani proton, atomun üst kısmında yer alırken aşağı kısımda yer uzvu yani elektron var. Günümüze kadar işin teknik yönünden bi haber müfessirler bu olayı anlamamışlar ve gökten bir parça düşür gibi anlamsız ve maksatsız bir eylem olarak yorumlamışlar.

Şuara -188: قَالَ رَبِّي أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ

Kale rabbi a’lemu bi ma ta’melûn: dedi rabbim –senin- yaptıklarını bilir

Şuara -189: فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ الظُّلَّةِ إِنَّهُ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Fe kezzebûhu: onlar yalan söylediler
fe ehazehum: onları aldı
azabu yevmiz zulleh: gölgeliğin gününe ait azap
innehu kane azabe yevmin azim: öyle büyüktü ki azap günü

Şuara -190: إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

İnne fi zalike le ayeten: gerçekte ise şu ayetin içinde olanlardan
ve ma kane ekseruhum mu’minin: çoğu güvende değildi

Şuara -191: وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Ve inne rabbeke: gerçekten senin rabbin le huvel azizur rahim: sevgili için merhametlidir

Şuara -192: وَإِنَّهُ لَتَنزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve innehu le tenzilu rabbil alemin: ve gerçekten o alemlerin rabbi için indirilmiştir

Şuara -193: نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ

Nezele: iniş yaptı /alçaldı
bihir rûhul: ruh tarafından
emin: güvenle

Şuara -194: عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنذِرِينَ

Ala kalbike: kalbin üzerine
li tekûne: olman için
minel munzirin: uyarıcılardan

Şuara -195: بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُّبِينٍ

Bi lisanin: dil ile
arabiyyin: arabi –negatif görüntü-
mubin: gösterilen

Şuara -196: وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ

Ve innehu lefi zuburil evvelin: ve bu evvelki ikisinin yazılmış sayfalarında vardır
Atomun içinde barınan ruh, fiziksel amellerini elektron aracılığıyla gerçekleştiriyor. Elektronun yapısı levhalar halinde kayıtlardan oluşuyor. Üç çeşit atomun ilk iki çeşidinde de bu kayıtların tutulmuş olduğu anlatılıyor.

Şuara -197: أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ آيَةً أَن يَعْلَمَهُ عُلَمَاء بَنِي إِسْرَائِيلَ

E ve lem yekun: veya yapmazdı
lehum ayeten: onlara işaret /ayet
en ya’lemehu: ona öğret
ulemau : bilimi
beni israil: İsrail oğulları

Şuara -198: وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ

Ve lev nezzelnahu: onu biz indirdik
ala ba’dıl a’cemin: arap olmayanların üzerine
İşte bu cümle Kur’an’ın bir kitap ismi olmadığını, Arabi’den kastın araplar olmadığını ve indirmenin Hz. Muhammet aracılığıyla değilde direkt olduğunu anlatmaktadır. Yani atomun üzerine indirilen manyetizmayı anlatmaktadır, en başından beri anlatıldığı üzere…
Atomlar arap değildir!
Kur’an yani manyetizma arap olmayanların üzerine indirilmiştir. Ve kur’an negatif görüntü verir. Yani ayetler pozitif / görünen iken onun etrafındaki manyetizma görünmezdir. Bunu anlamak için rontgin filmlerine bakmalısınız. Kemikler görünür iken et /dokular görünmezdir. Zaten hayranlık veren bir husus ise başka pasaölarda atomların kemik, ve üzerlerindeki manyetizmanın da et olarak anılmasıdır.

Şuara -199: فَقَرَأَهُ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ

Fe karaehu: o kraat edildi
aleyhim: onun üzerine
ma kanû: olmazdılar
bihi mu’minin: güvende Evet, atomu ve içindeki ruhu koruyan Kur’an’ dır. O, kraat edilmeseydi içindeki güvende olmazdı!

Şuara -200: كَذَلِكَ سَلَكْنَاهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ

Kezalike: yanı sıra
seleknahu: ona soktuk
fi kulûbil: kalbinin içine
mucrimin: suçluların

Şuara -201: لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتَّى يَرَوُا الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

La yu’minûne bihi hatta yeravul azabel elim: büyük azabı gördükleri halde ona güvenmiyorlar

Şuara -202: فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Fe ye’tiyehum: onlara geldi
bagteten: aniden
ve hum la yeş’urûn: onlar hissetmediler

Şuara -203: فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ

Fe yekûlû: dediler ki
hel nahnu munzarûn: bakanlar biz miydik?

Şuara -204: أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

E fe bi azabina yesta’cilûn: azabımızı çabucak mı istiyorlar?

Şuara -205: أَفَرَأَيْتَ إِن مَّتَّعْنَاهُمْ سِنِينَ

E fe raeyte in metta’nahum sinin: onları yıllarca rahat ettirdiğimizi görüyor musun?

Şuara -206: ثُمَّ جَاءهُم مَّا كَانُوا يُوعَدُونَ

Summe caehum ma kanû yûadûn: daha sonra vaad edilen onlara geldi

Şuara -207: مَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُوا يُمَتَّعُونَ

Ma agna anhum: onlardan zengin değil
ma kanû yumetteûn: daha keyifli olmadılar

Şuara -208: وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ

Ve ma ehlekna: helak etmedik
min karyetin illa leha munzirûn: uyarıcı olmayan köylerden

Şuara -209: ذِكْرَى وَمَا كُنَّا ظَالِمِينَ

Zikra, ve ma kunna zalimin: canlandırdık, zalim olmadık Canlılığı ruh veriyor! Ruh ise Allahtan’dır, zikr yani eril diye anılıyor. Ruhun yani enerjinin olmaması durumu / soğuk durumu zulüm diye anılıyor. Cahannam sıccağı yani aşırı enerjiye maruz kalmaya ise azap deniyor. Hz. Ali bunları anlatırken ona sorarlar: Zemheriden daha soğuk olan nedir? (kuarkın içi yani cennettir) Yine sorarlar Gökten –kuarktan- daha ağır olan nedir? (Kuarkın içindeki ruhtur)

Şuara -210: وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ الشَّيَاطِينُ

Ve ma tenezzelet bihiş şeyatin: ve şeytanlar tarafından indirilmedi Şeytanlar yani her atomun çekim gücü, Allah’ın yegane özelliğinin bir yansımasıdır. Bunu bilemeyen ruh, onu ilah ediniyor. Bir çok yerde “ilahlarınız!” diye uyarılıyor ve sizin gerçek ilahınız Allah’tır deniyor.

Şuara -211: وَمَا يَنبَغِي لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ

Ve ma yenbagi lehum: ne olmamalılar
ve ma yestetiûn: ne yapmamalılar

Şuara -212: إِنَّهُمْ عَنِ السَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ

İnnehum anis sem’i le ma’zûlûn: ve onların işitmeleri kesilmiştir

Şuara -213: فَلَا تَدْعُ مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَكُونَ مِنَ الْمُعَذَّبِينَ

Fe la ted’u meallahi ilahen ahara: Allah ile birlikte başkasını çağırma
fe tekûne minel muazzebin: işkence görenlerden olursun

Şuara -214: وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ الْأَقْرَبِينَ

Ve enzir aşiratekel akrabin: yakınlarını ve akrabalarını uyar

Şuara -215: وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Vahfıd cenahake: kanadının altındakileri
li menittebeake: seni takip edenleri
minel mu’minin: güvende olanlardan

Şuara -216: فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّي بَرِيءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

Fe in asavke: senin sopan /asan
fe kul inni beriun: dedi ben muafım
mimma ta’melûn: senin yaptıklarından

Şuara -217: وَتَوَكَّلْ عَلَى الْعَزِيزِ الرَّحِيمِ

Ve tevekkel alal azizir rahim: sevgili ve merhametli olana dayan

Şuara -218: الَّذِي يَرَاكَ حِينَ تَقُومُ

Ellezi yerake hine tekûm: doğrulduğunu görendir

Şuara -219: وَتَقَلُّبَكَ فِي السَّاجِدِينَ

Ve tekallubeke: ve senin dönüşünü
fis sacidin: eğilenler içinde

Şuara -220: إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

İnnehu huves semiul alim: o her şeyi işitendir, bilendir

Şuara -221: هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَى مَن تَنَزَّلُ الشَّيَاطِينُ

Hel unebbiukum: size söyleyem mi?
ala men: kimin üzerine
tenezzeluş şeyatin: şeytan iner

Şuara -222: تَنَزَّلُ عَلَى كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ

Tenezzelu ala kulli: iner hepsinin üstüne
effakin: iftira eden
esim: çok günah işleyen

Şuara -223: يُلْقُونَ السَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَاذِبُونَ

Yulkûnes sem’a: bilirler işittiklerini
ve ekseruhum kazibûn: ve onların çoğu yalancıdır

Şuara -224: وَالشُّعَرَاء يَتَّبِعُهُمُ الْغَاوُونَ

Veş şuarau yettebiuhumul: onlar şairleri takip ederler
gavûn: ?

Şuara -225: أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِي كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ

E lem tera ennehum fi kulli vadin yehimûn: tüm vadilerin içinde dolaştıklarını görmedin mi?

Şuara -226: وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ

Ve ennehum yekûlûne ma la yef’alûn: onlar yapmadıklarını söylerler

Şuara -227: إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَذَكَرُوا اللَّهَ كَثِيرًا وَانتَصَرُوا مِن بَعْدِ مَا ظُلِمُوا وَسَيَعْلَمُ الَّذِينَ ظَلَمُوا أَيَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ

İllallezine amenû: ancak gvende olan kimseler
ve amilûs salihati: ve iyi işler yapanlar
ve zekerûllahe kesiran: ve Allah’ı çokça zikredenler
ventesarû min ba’di: ve sonradan kazandıklarıyla
ma zulimû: zulmetmeyenler
ve se ya’lemullezine zalemû: kimlerin zalim olduğunu öğrenecekler
eyye munkalebin yenkalibûn: hangilerinin bşaşağı döndüğünü