Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

58- 34 Sebe

  • Göklerin ve yerin (kuarklar ve elektronun) içinde bulunan ve insanoğlunun erişemeyeceği gayb dediğimiz bilgiler aktarılıyor.

    Ruh, barındığı mekan hakkında endişe dolu sorularına atfen gerekli cevaplar veriliyor.

    Barındığı yerde yalnız başına ve bilgisiz ruha rehberlik eden bilgilere uyması karşılığında edineceği nimetler ve yoldan çıkması durumunda başına gelecekler de telkin ediliyor.

Sebe-1: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَلَهُ الْحَمْدُ فِي الْآخِرَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

El hamdu : Övgüler
lillahillezi : allah'a olsun
lehu : onundur
ma fis semavati ve ma fil ardı : gökler ve yerin içindekiler
ve lehul hamdu fil ahirati : ve ahiret içindeki övgüler de
ve huvel hakimul habir : ve o bilgedir uzmandır
Övgüler Allah olsun! Gökler ve yerin içindekiler onundur ve ahiretteki övgüler de onadır. O bilgedir, uzmandır.
Lütfen ifadelere dikkat ediniz, mevcut tefsirlerde "Göklerde ve yerde olanlar onundur!" şeklinde yapılıyor, gerçekte göklerin ve yer'in içinde olmalıdır. Proton ve elektronun içinde olan ve gayb dediğimiz şeyleri anlatıyor. Bu bilgilere bizim erişme imkanımız yoktur. Teorik modeller tarih boyunca yanlışlanıp yeni modeller ileri sürülmektedir. Günümüz kuantum modellemelerinde bile atoma ait aynı anda zıt davranışlar açıklanamamakta yine absürt sayılacak Q bit kuramı, schrödinger'inkedisi gibi kuramlar üretilmektedir.

Sebe-2: يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِي الْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ السَّمَاء وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ الرَّحِيمُ الْغَفُورُ

Ya’lemu : biliyor
ma yelicu : ne olduğunu
fil ardı : Yerin içinde (yer yüzü veya yer altı anlamında değil)
ve ma yahrucu minha : ve ondan dışarı çıkanı (bitkiler anlamında değil) - ve ma yenzilu mines semai : ve göklerden inenleri (yağmur anlamında değil, öyle olsaydı yağmur derdi!)
ve ma ya’rucu fiha : içinde neyin yükseldiğini (göklerin ve yerin içinde yükselen şey var)
ve huver rahimul gafur : o merhamet eden, bağışlayandır.

Sebe-3: وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَا تَأْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلَى وَرَبِّي لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَلَا أَصْغَرُ مِن ذَلِكَ وَلَا أَكْبَرُ إِلَّا فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

Ve kalellezine keferu: inkar edenler dediler ki
la te’tinas saatu: o saat bize gelmez
kul bela: dedi evet
ve rabbi le te’tiyennekum : rabbin için size gelir
alimil gaybi : görünmeyenin ilmiyle
la ya’zubu anhu: onu yalnız bırakmaz
miskalu zerretin: zerre ağırlığında
fis semavati ve la fil ardı: göklerin içinde ve yerin içinde olmasın ki
ve la asgaru min zalike : ve bundan daha küçük olmasın
ve la ekberu illa : ve daha büyük olmasın
fi kitabin mubin : gösterilen kitabın içinde -

Sebe-4: لِيَجْزِيَ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أُوْلَئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ

Li yecziyellezine amenu: Güvende olanlar ödüllendirilir
ve amilus salihati: ve iyi iş yapanlar
ulaike lehum magfiratun: onlar affedilir
ve rızkun kerim: ve geçimleri cömertlikle sağlanır

Sebe-5: وَالَّذِينَ سَعَوْا فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُوْلَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ

Vellezine seav: Kİmler aranırsa
fi ayatina: ayetlerimizin içinde
muacizine: iki sayaç vardır
ulaike lehum azabun : onların üzerlerine azap
min riczin elim : korkunç acı veren

Sebe-6: وَيَرَى الَّذِينَ أُوتُوا الْعِلْمَ الَّذِي أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ الْحَقَّ وَيَهْدِي إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ

Ve yerallezine: kim görebilir
utul ılm: bilgiye sahip olabilir
ellezi unzile ileyke min rabbike: bunlar ancak rabbiniz tarafından size bildirilir
huvel hakka: o sağdır/sağadır
ve yehdi: yönlendirendir /rehberlik edendir
ila sıratıl: yolu için
azizil hamid: sevgili iyi
Kim görebilir, bilebilir? Bunlar ancak rabbiniz tarafından size bildirilir. O sağda yol gösterici, yönlendiricidir.

İnsan -atomu- kördür, bilgisizdir, tecrübesizdir, Barındığı ins atomunun içinde bir başına, yalnızdır. Kendi hakkında, nasıl var olduğu, neye benzediği, nerede yaşadığı, neyle beslendiği, etrafında olanları bilemez. Sadece işiterek bilgi edinebilir.

Sebe-7: وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلَى رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ إِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمْ لَفِي خَلْقٍ جَدِيدٍ

Ve kalellezine keferu: inkar edenler dedi
hel nedullukum: bunu açıklayın
ala raculin: adamların üzerinde
yunebbiukum : var olanlar
iza muzzıktum: eğer üzerimizdeki yırtılırsa
kulle mumezzekın: yırtılmış olanların
innekum le fi halkın cedid: gerçekten sen neyin içinde yeniden yapılacaksın
Kafirler, Adamların üzerindeki giysi/örtüler yırtılırsa giysileri yırtılmış olan adamlar neyin içinde yeniden yapılacaklarını açıklayın dediler.
Buradaki ifadede "öldükten sonra vücudunuz çürüdüğü zaman" diye bir anlam yoktur. Çünkü atomların giysisi Müddessir ve Müzzemmil pasajlarında anlatılan ins atomlarıdır. İns içinde barınan ruhu korumakta, onlara müstakil hayatlar sürecekleri ortamı sağlamaktalar. Eğer bu giysi yırtılırsa tekrar nasıl ve nerede oluşturulacaklarını soruyorlar.

Sebe-8: أَفْتَرَى عَلَى اللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِ جِنَّةٌ بَلِ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ فِي الْعَذَابِ وَالضَّلَالِ الْبَعِيدِ

Eftera: döndü
alallahi: Allah'a
keziben: yalan
em: veya
bihi: tarafından
cinnetun: cenneti
belillezine: ancak kimin
la yu’minune: inanmıyanlar
bil ahirati: ahiret
fil azabi: içindeki azaba
ved dalalil: yanlış yol
baid : uzak

Sebe-9: أَفَلَمْ يَرَوْا إِلَى مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُم مِّنَ السَّمَاء وَالْأَرْضِ إِن نَّشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ الْأَرْضَ أَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِّنَ السَّمَاء إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَةً لِّكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ

E fe lem yerav: görmediler mi
ila ma beyne eydihim: elleri arasındaki
ve ma halfehum: ve arkalarındaki -// mines semai vel ardı: gökten ve yerden
in neşet: ortaya çıkarsa
nahsif: ?
bihimul arda: onlara ait yer'de -// ev nuskıt aleyhim: veya onları düşürürüz
kisefen mines semai: göklerin parlaklığını
inne fi zalike: onu içinde
le ayeten: ayet için
li kulli abdin munib: tüm tövbekar köleler

Sebe-10: وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ مِنَّا فَضْلًا يَا جِبَالُ أَوِّبِي مَعَهُ وَالطَّيْرَ وَأَلَنَّا لَهُ الْحَدِيدَ

Ve lekad ateyna davude: davuda verdik
minna fadla: bizden
ya cibalu: o dağları
evvibi meahu: ona itaat eden
vet tayra: kuş
ve elenna: ve biz
lehul hadid: onun demirini
Biz,dağları , kuşları ve demiri davuda itaat edin diye verdik.

Dağ, bilim dünyasının elektron adını verdiği manyetizmaoluyor. Demir, valans bandında iki elektron bulunan bir element oluyor. Dağların boyun eğmesiyle miknatıslanma oluşurken bu özellik elektromanyetik endüksiyor mekanizmasını çalıştırıyor.

Sebe-11 : أَنِ اعْمَلْ سَابِغَاتٍ وَقَدِّرْ فِي السَّرْدِ وَاعْمَلُوا صَالِحًا إِنِّي بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ

Eni’mel : çalışıyorum
sabigatin: koruyucu zırhım
ve kaddir: ve kaderim
fis serdi: içindeki öykü
va’melu saliha: ve iyi işler
inni bima tamelune basir: ben senin işlerine ve zekana dahilim

Sebe-12 : وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ وَأَسَلْنَا لَهُ عَيْنَ الْقِطْرِ وَمِنَ الْجِنِّ مَن يَعْمَلُ بَيْنَ يَدَيْهِ بِإِذْنِ رَبِّهِ وَمَن يَزِغْ مِنْهُمْ عَنْ أَمْرِنَا نُذِقْهُ مِنْ عَذَابِ السَّعِيرِ

Ve li suleymaner riha guduvvuha şehrun: ve rüzgarlar Süleyman için bir ay verdi
ve ravahuha şehrun: ve ayın ruhunu
ve eselna lehu aynel kıtri: ve ona çapı kadar göz verdik
ve minel cinni: ve cinlerden
men ya’melu beyne yedeyhi : onu elleri arasında çalışan
bi izni rabbihi: rabbinin izniyle
ve men yezıg minhum : ondan çıkan
an emrina nuzıkhu : emrimizle tadar
min azabis sair: ateşin azabından
Ve rüzgarlar Süleymana bir ay verdi (kuark, ruhu koruyan kalkan. Koni şeklindeki kuarkın iç kısmı cennet olarak anılırken, dış kısmı yansıtıcı özelliğe sahip olduğundan ötürü ay deniyor). Söz konusu koninin tabanına göz deniyor, bunu önceki bölümlerde görmüştük. Bu gözün büyüklüğü haliyle koni tabanının çapı kadardır. Başka anlatılarda cennette iri gözlerden (huri) diye bahsediliyor. Tanımlanan şey, burada iyice pekişmektedir.

Sebe-13 : يَعْمَلُونَ لَهُ مَا يَشَاء مِن مَّحَارِيبَ وَتَمَاثِيلَ وَجِفَانٍ كَالْجَوَابِ وَقُدُورٍ رَّاسِيَاتٍ اعْمَلُوا آلَ دَاوُودَ شُكْرًا وَقَلِيلٌ مِّنْ عِبَادِيَ الشَّكُورُ

Ya’melune lehu: onun için çalışıyor
ma yeşau: istediğini
min meharibe: mihrabından /nişlerinden
ve temasile: ve heykeller
ve cifanin: büyük çanaklar
kel cevabi: cevap gibi
ve kudurin rasiyatin i’melu : iş gören kafaya bağlı (kafadan bacak) yüce dağlar
ale davude şukra: davuda teşekkür
ve kalilun min ibadiyeş şekur: ve birazda kullarına teşekkür

Sebe-14 : فَلَمَّا قَضَيْنَا عَلَيْهِ الْمَوْتَ مَا دَلَّهُمْ عَلَى مَوْتِهِ إِلَّا دَابَّةُ الْأَرْضِ تَأْكُلُ مِنسَأَتَهُ فَلَمَّا خَرَّ تَبَيَّنَتِ الْجِنُّ أَن لَّوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ الْغَيْبَ مَا لَبِثُوا فِي الْعَذَابِ الْمُهِينِ

Fe lemma kadayna aleyhil mevte: onu ölümüne kadar harcadığınız zaman
ma dellehum : ne ne edecekler
ala mevtihi: ölümünde - // illa dabbetul ardı te’kulu minseetehu: ancak yerdeki bir canlı onun yemeğini yer
fe lemma harra tebeyyenetil cinnu: ancak cinler düştüğü / çöktüğü zaman
en lev kanu ya’lemunel gaybe: eğer görünmeyeni öğrenseydiler
ma lebisu fil azabil muhin: küçük düşürücü azap içinde beklemezdiler

Sebe-15 : لَقَدْ كَانَ لِسَبَإٍ فِي مَسْكَنِهِمْ آيَةٌ جَنَّتَانِ عَن يَمِينٍ وَشِمَالٍ كُلُوا مِن رِّزْقِ رَبِّكُمْ وَاشْكُرُوا لَهُ بَلْدَةٌ طَيِّبَةٌ وَرَبٌّ غَفُورٌ

Lekad kane li sebein: sebe’ni vardı
fi meskenihim ayetun: onun evinin içinde işaretlerden
cennetani: iki cennet
an yeminin: sağda
ve şimalin: ve kuzeyde
kulu min rızkı rabbikum: rabbinizin geçimliğinden yiyin
veşkuru lehu: ve ona teşekkür edin
beldetun tayyibetun: temiz beldede
ve rabbun gafur: rabbiniz bağışlayıcıdır

Sebe-16: فَأَعْرَضُوا فَأَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ سَيْلَ الْعَرِمِ وَبَدَّلْنَاهُم بِجَنَّتَيْهِمْ جَنَّتَيْنِ ذَوَاتَى أُكُلٍ خَمْطٍ وَأَثْلٍ وَشَيْءٍ مِّن سِدْرٍ قَلِيلٍ

Fe a’radu: sırtını döndü /yüz çevirdi
fe erselna aleyhim: onlara gönderdik
seylel arimi: görülmemiş şiddette bir sel
ve beddelnahum: ve biz onu döndürdük
bi cennetey: cennetini
him cenneteyni: onun cennetlerine
zevatey ukulin hamtın: acı ağaçlar
ve eslin: ve bitkiler
ve şeyin min sidrin kalil: ve biraz da sidr ağacından şeyler

Sebe-17: ذَلِكَ جَزَيْنَاهُم بِمَا كَفَرُوا وَهَلْ نُجَازِي إِلَّا الْكَفُورَ

Zalike cezeynahum: şunlar cezalandırdıklarımız
bima keferu: inkarcılar dahil
ve hel nucazi illal kefur: cezalandırırken inkarcıları hariç mi bırakacaktık

Sebe-18: وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ الْقُرَى الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا قُرًى ظَاهِرَةً وَقَدَّرْنَا فِيهَا السَّيْرَ سِيرُوا فِيهَا لَيَالِيَ وَأَيَّامًا آمِنِينَ

Ve cealna beynehum: biz yaptık onların aralarında
ve beynel kuralleti barakna: ve bereketli kıldığımız köyler arasında
fiha kuran zahiraten: köylerin içinde görülen
ve kadderna fihas seyr: ve biz taktir ettik içinnde seyahatlerini
siru fiha leyaliye: gece içinde göreceklerini
ve eyyamen aminin: ve gündüzleyin güvenliklerini

Sebe-19: فَقَالُوا رَبَّنَا بَاعِدْ بَيْنَ أَسْفَارِنَا وَظَلَمُوا أَنفُسَهُمْ فَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ وَمَزَّقْنَاهُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

Fe kalu rabbena: rabbimiz dediler
baid beyne esfarina: seferlerimizin arasını uzaklaştır
ve zalemu enfusehum: ve onlar nefslerine zulmettiler
fe cealnahum ehadise: onları konuşan yaptık
ve mezzaknahum kulle mumezzakın: onları parçaladık, hepsini parçalar halinde
inne fi zalike le ayatin li kulli sabbarin şekur: gerçekten şu işaretlerimizin içinde sabırlı olanlar için teşekkür var

Sebe-20: وَلَقَدْ صَدَّقَ عَلَيْهِمْ إِبْلِيسُ ظَنَّهُ فَاتَّبَعُوهُ إِلَّا فَرِيقًا مِّنَ الْمُؤْمِنِينَ

Ve lekad saddaka aleyhim iblisu zannehu : şeytana inandım zannettiler
fettebeuhu: onu takip ettiler
illa ferikan minel mu’minin: güvende olanlardan bir takım

Sebe-21: وَمَا كَانَ لَهُ عَلَيْهِم مِّن سُلْطَانٍ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يُؤْمِنُ بِالْآخِرَةِ مِمَّنْ هُوَ مِنْهَا فِي شَكٍّ وَرَبُّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ حَفِيظٌ

Ve ma kane lehu aleyhim min sultanin: ve onların üzerinde gücü yoktu
illa li na’leme men yu’minu: ancak güvende olanları bilmek için
bil ahirati mimmen huve minha fi şekkin: o, ahiretteki kişilerin(kuarkların içindeki ruhun) varlığından ötürü şüphe içindeydi
ve rabbuke ala kulli şeyin hafiz: ve rabbin herşeyin üzerinde koruyucudur

Sebe-22 : قُلِ ادْعُوا الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِ اللَّهِ لَا يَمْلِكُونَ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ وَمَا لَهُمْ فِيهِمَا مِن شِرْكٍ وَمَا لَهُ مِنْهُم مِّن ظَهِيرٍ

Kulid’ullezine zeamtum min dunillahi: Allah’tan başkalarından talepte bulunduklarınızı çağırın
la yemlikune miskale zerratin: onlar zerre kadar olmasın ki
fis semavati: göklerin içinde
ve la fil ardı: ve yerin içinde
ve ma lehum fihima : ve onun içerdikilerden benzeri yoktur
min şirkin: ortağı
ve ma lehu minhum min zahirin: ve onun onlardan yardımcısı /destekçisi yoktur

Sebe-23: وَلَا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ عِندَهُ إِلَّا لِمَنْ أَذِنَ لَهُ حَتَّى إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ قَالُوا مَاذَا قَالَ رَبُّكُمْ قَالُوا الْحَقَّ وَهُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ

Ve la tenfeuş şefaatu indehu: onda şefaatçilerin faydası yoktur
illa li men ezine lehu: ancak yetkilendirilmişler hariç
hatta iza fuzzia an kulubihim: hatta eğer kalpleri korkuya yakınsa
kalu maza kale rabbukum: de ki rabbiniz ne dedi?
kalul hakka: rab sağda /sağa dır
ve huvel aliyyul kebir: o yücedir büyüktür

Sebe-24: قُلْ مَن يَرْزُقُكُم مِّنَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ قُلِ اللَّهُ وَإِنَّا أَوْ إِيَّاكُمْ لَعَلَى هُدًى أَوْ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Kul men yerzukukum mines semavati vel ardı: de ki göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kimdir?
kulillahu ve inna ev iyyakum: deki Allah bize ve size
le ala huden: üzerimizde rehberdir
ev fi dalalin mubin: yoksa apaçık delalet içindeyiz

Sebe-25: قُل لَّا تُسْأَلُونَ عَمَّا أَجْرَمْنَا وَلَا نُسْأَلُ عَمَّا تَعْمَلُونَ

Kul la tus’elune amma ecremna: deki bizim yaptıklarımız sana sorulmaz
ve la nus’elu amma ta’melun: ve senin yaptıklarında –bize-sorulmaz

Sebe-26 : قُلْ يَجْمَعُ بَيْنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفْتَحُ بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَهُوَ الْفَتَّاحُ الْعَلِيمُ

Kul yecmeu beynena rabbuna: de ki rabbimiz bizi toplayacak
summe yeftehu beynena bil hakkı: sonra aramızı açacak /ayıracak sağ ile
ve huvel fettahul alim: o açandır, bilendir
Ruhlar enerjiden mütevellit varlıktır. Varlık derken gerçek anlamda varlık, yalnızca ruhtur. Bir araya toplanan ruhlar, enerji olduklarından ötürü birleşmek durumundadır. Örneklemek gerekirse iki mumun ısısı, ortamda birleşecektir. Bu yüzden onlar döndürülerek yumak haline getiriliyorlar. Bu yapıya “cinn” denildiğini önceki bölümlerde görmüştük. Allah, hak olduğu içi yani sağa olduğu için oluşturduğu hareketlerin tamamı sağadır.

Sebe-27 قُلْ أَرُونِي الَّذِينَ أَلْحَقْتُم بِهِ شُرَكَاء كَلَّا بَلْ هُوَ اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Kul eruniyellezine elhaktum bihi şurakae : de ki ortak koşarak katıldığınız kimseleri bana gösterin
kella:
bel huvallahul azizul hakim: o Allah ki hepsinden sevgilidir, bilgedir -

Sebe-28: وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا كَافَّةً لِّلنَّاسِ بَشِيرًا وَنَذِيرًا وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Ve ma erselnake: seni sadece yollamadık
illa kaffeten lin nasi : sadece insanların hepsi için
beşiran: müjdeleyici
ve neziran: ve uyarıcı
ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun: lakin insanların çoğu –bunu- bilmezler

Sebe-29: وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekulune: diyorlar ki
meta hazal va’du in kuntum sadikin: doğru söylüyorsan bu vaad ne zaman

Sebe-30: قُل لَّكُم مِّيعَادُ يَوْمٍ لَّا تَسْتَأْخِرُونَ عَنْهُ سَاعَةً وَلَا تَسْتَقْدِمُونَ

Kul lekum: de sizin
miadu yevmin: randevu /sözleşme günü
la teste’hirune anhu saaten: onun saati gecikmez
ve la testakdimun: ve öne alınmaz

Sebe-31: وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لَن نُّؤْمِنَ بِهَذَا الْقُرْآنِ وَلَا بِالَّذِي بَيْنَ يَدَيْهِ وَلَوْ تَرَى إِذِ الظَّالِمُونَ مَوْقُوفُونَ عِندَ رَبِّهِمْ يَرْجِعُ بَعْضُهُمْ إِلَى بَعْضٍ الْقَوْلَ يَقُولُ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا لَوْلَا أَنتُمْ لَكُنَّا مُؤْمِنِينَ

Ve kalellezine keferu: inkar edenler dedi ki
len nu’mine bi hazal kur’ani: bu kar’an ile güvende olunmaz!
ve la billezi beyne yedeyhi: onun elleri arasında değil
ve lev tera iziz zalimune mevkufune inde rabbihim: ezicilerin /zalimleri rabbin askıya alındığını gördüğün zaman (Eğer zalimlerin rabbin’de /onda askıya alındığını görürsen)- //
yerciu ba’duhum ila ba’dınil : bazıları bazılarına dönmüş halde
kavle yekulullezinestud’ifu lillezinestekberu: zayıflayan kimseler büyüklenenlere diyorlar ki
lev la entum le kunna mu’minin : siz olmasaydınız biz güvende olurduk

Sebe-32: قَالَ الَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا أَنَحْنُ صَدَدْنَاكُمْ عَنِ الْهُدَى بَعْدَ إِذْ جَاءكُم بَلْ كُنتُم مُّجْرِمِينَ

Kalellezinestekberu: büyüklenenler dediler
lillezinestud’ifu: zayıflamış olanlar için
e nahnu sadednakum: biz size söz mü verdik? - // anil huda ba’de iz caekum: size rehberlik geldikten sonraki zamana
bel kuntum mucrimin: ama siz suçlulardınız
Büyüklenenler ve zayıflayanlar diye isimlendirilen kimseler, atomlardır. Yukarıdaki cümlelerde ifade edildiği üzere bir kısım atom, kendilerine verilen zaman tükendikce küçülmektedir. Çünkü atomlar devinimlerini arttıracak enerjiyi dışarıdan bulamazlarsa kendi bedenlerini tüketirler. Atomlar sadece enerjiden oluşmuş müstakil hareket yumaklarıdırlar.

Sebe-33: وَقَالَ الَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ إِذْ تَأْمُرُونَنَا أَن نَّكْفُرَ بِاللَّهِ وَنَجْعَلَ لَهُ أَندَادًا وَأَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَأَوُا الْعَذَابَ وَجَعَلْنَا الْأَغْلَالَ فِي أَعْنَاقِ الَّذِينَ كَفَرُوا هَلْ يُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ

Ve kalellezinestud’ifu: zayıflamış olanlar dedi
lillezinestekberu: büyüklenenler için
bel mekrul leyli: ama gecede hile /kurnazlık yapana
ven nehari: ve gündüzde
iz te’murunena: o zaman emrimizi uygula
en nekfure billahi: Allah’ı inkar edeni
ve nec’ale lehu endada: onu rakip yaptık
ve eserrun nedamete lemma raevul azab: yakalanıp işkence gördüklerinde pişman oldular
ve cealnal aglale: ve kelepçe yaptık
fi a’nakıllezine keferu: inkar eden kimsalerin boyunlarının içinde
hel yuczevne illa ma kanu ya’melun: yaptıklarından başkasıyla mı cezalandırıldılar?

Sebe-34: وَمَا أَرْسَلْنَا فِي قَرْيَةٍ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ كَافِرُونَ

Ve ma erselna fi karyetin min nezirin: köylerin içine nezir göndermedik ki
illa kale mutrafuha: sadece bolluk /lük yaşayan - tarafından
inna bima ursiltum bihi kafirun: ancak gönderdiklerimiz inkar edildi

Sebe-35: وَقَالُوا نَحْنُ أَكْثَرُ أَمْوَالًا وَأَوْلَادًا وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

Ve kalu nahnu: bize dediler ki
ekseru emvalen: çoğumuzun malı var
ve evladen : ve evlatları
ve ma nahnu bi muazzebin: ve biz işkencede değiliz

Sebe-36: قُلْ إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء وَيَقْدِرُ وَلَكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ

Kul inne rabbi yebsutur rızka:deki rabbim gerçekten kolaşlaştırır geçimini
limen yeşau: iştediği kişi için
ve yakdiru: ve takdir eder
ve lakinne ekseran nasi la ya’lemun: lakin çoğu insanlar bilmiyorlar

Sebe-37: وَمَا أَمْوَالُكُمْ وَلَا أَوْلَادُكُم بِالَّتِي تُقَرِّبُكُمْ عِندَنَا زُلْفَى إِلَّا مَنْ آمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ لَهُمْ جَزَاء الضِّعْفِ بِمَا عَمِلُوا وَهُمْ فِي الْغُرُفَاتِ آمِنُونَ

Ve ma emvalukum: ne mallarınız
ve la evladukum: ve ne evladınız
billeti tukarribukum: sizi yaklaştırmaz
indena zulfa: bizde iyiliğin artması
illa men amen: ancak güvende olmak
e ve amile salihan: ve iyi işler yapmak
fe ulaike lehum cezaud dı’fi bima amilu: bu onlar için zayıflığın cezasıdır
ve hum fil gurufati aminun: ve onlar odalar içinde çalışırlar
kişinin yani atomun içindeki ruhun kazandığı mal, elektronda biriktirdiği bilgidir. Sevaplar ve günahlar ın kaydedilmesi olarak bildiğimiz iş gerçekte elektronu meydana getiren levhalardaki kayıtlardır. Gerçek anlamıyla burlar varlıktır ve ağırlıkları vardır. Atomun en alt kısmı olan elektronda durduklarından ötürü ruhun protona /göklere yükselmesini sağlayamazlar. Göklerin içinde güvende olan ruh , hapsedildiği odada düşünsel yolla iş görmektedir.

Sebe-38: وَالَّذِينَ يَسْعَوْنَ فِي آيَاتِنَا مُعَاجِزِينَ أُوْلَئِكَ فِي الْعَذَابِ مُحْضَرُونَ

Vellezine yes’avne fi ayatina muacizine ulaike: işaretlerimiz /atomlar içinde acizlik /zayıflık arayanlar
fil azabi muhdarun: onlara azap hazırlandı

Sebe-39: قُلْ إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ وَمَا أَنفَقْتُم مِّن شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

Kul inne rabbi yebsutur rızka:deki rabbim gerçekten kolaşlaştırır geçimini
li men yeşau min ibadihi : hizmet edenlerden istediği kişi için
ve yakdiru lehu : ve ve onu takdir eder
ve ma enfaktum min şeyin: ve harcadığı şeyden
fe huve yuhlifuhu: onu başarılı yapar
ve huve hayrur razikin: ve iyi geçimlikler verir

Sebe-40: وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ يَقُولُ لِلْمَلَائِكَةِ أَهَؤُلَاء إِيَّاكُمْ كَانُوا يَعْبُدُونَ

Ve yevme yahşuruhum cemian: o gün hepsi toplayacak
summe yekulu lil melaiketi e: daha sonra melekler dedi ki
haulai iyyakum kanu ya’budun: bunlar size hizmet ettiler

Sebe-41: قَالُوا سُبْحَانَكَ أَنتَ وَلِيُّنَا مِن دُونِهِم بَلْ كَانُوا يَعْبُدُونَ الْجِنَّ أَكْثَرُهُم بِهِم مُّؤْمِنُونَ

Kalu subhaneke : dedi –her şeyin üstünde- yüzensin
ente veliyyuna: sen koruyucumuzsun
min dunihim: onlar olmaksızın
bel kanu ya’budunel cinn ekseruhum : ama çoğu cinnlere hizmet ettiler
bihim mu’minun: onlar güvendeydiler

Sebe-42: فَالْيَوْمَ لَا يَمْلِكُ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ نَّفْعًا وَلَا ضَرًّا وَنَقُولُ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذُوقُوا عَذَابَ النَّارِ الَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

Fel yevme la yemliku: o gün yoktur/ malik değildir
ba’dukum li ba’dın nef’an: bazılarınızın bazıları için faydası
ve la darra: ve zararı
ve nekulu lillezine zalemu zuku azaben narilleti: biz söyledik zalimlerin tadacağını ateşin azabını
kuntum biha tukezzibun: sen yalan söyleyenlerin tarafındaydın

Sebe-43: وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالُوا مَا هَذَا إِلَّا رَجُلٌ يُرِيدُ أَن يَصُدَّكُمْ عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُكُمْ وَقَالُوا مَا هَذَا إِلَّا إِفْكٌ مُّفْتَرًى وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve iza tutla aleyhim ayatuna beyyinatin: işaretlerimiz onlara bildirildiği zaman
kalu ma haza illa raculun yuridu: dediler adamın istediği bu değildi
en yasuddekum: seni engellemekti
amma kane ya’budu abaukum: babalarınızın hizmet ettiğinden
ve kalu ma haza illa ifkun muftera: ve bunun uydurulmuş bir yalan olduğunu söylediler
ve kalellezine keferu lil hakkı lemma caehum : inkar eden kimsele sağ geldiğinde /sağa döndürüldüklerinde-
in haza illa sihrun mubin: bu ancak açık bir sihirdir –dediler-

Sebe-44: وَمَا آتَيْنَاهُم مِّن كُتُبٍ يَدْرُسُونَهَا وَمَا أَرْسَلْنَا إِلَيْهِمْ قَبْلَكَ مِن نَّذِيرٍ

Ve ma ateynahum min kutubin yedrusuneha: çalıştıklarını onlara yazılı olarak verdik
ve ma erselna ileyhim kableke min nezir: ve senden öncekilere bir uyarıcı göndermedik

Sebe-45: وَكَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَمَا بَلَغُوا مِعْشَارَ مَا آتَيْنَاهُمْ فَكَذَّبُوا رُسُلِي فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

Ve kezzebellezine min kablihim: onlardan önce yalan söyleyenler
ve ma belegu mi’şara ma ateynahum: onların ulaşabildikleri şey, onlara verdiğimizin onda biridir
fe kezzebu rusuli: elçilere yalan söylediler
fe keyfe kane nekir: savruldular

Sebe-46: قُلْ إِنَّمَا أَعِظُكُم بِوَاحِدَةٍ أَن تَقُومُوا لِلَّهِ مَثْنَى وَفُرَادَى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِكُم مِّن جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ لَّكُم بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ

Kul innema eızukum bi vahidetin: deki size sadece tek vaaz ederim
en tekumu lillahi mesna ve furada: ikinizin ve bireysel olarak Allah için yaptıkları
summe tetefekkeru: sonra düşünün
ma bi sahıbikum min cinnetin: cennette arkadaşınız nedir
in huve illa nezirun lekum b>: bu ancak sizin uyarıcınızdır
beyne yedey azabin şedid: elleriniz arasındaki kuvvetli azaptır

Sebe-47: قُلْ مَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ إِنْ أَجْرِيَ إِلَّا عَلَى اللَّهِ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ شَهِيدٌ

Kul ma seeltukum min ecrin: deki size ücretimden sordum
fe huve lekum: o sizin –olsun- // in ecriye illa alallahi: ücretim ancak Allah’ tandır
ve huve ala kulli şeyin şehid: o her şeye şahittir

Sebe-48: قُلْ إِنَّ رَبِّي يَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَّامُ الْغُيُوبِ

Kul inne rabbi yakzifu bil hakkı: deki rabbim sağ ile şarj eder /nefes verir /anot (kaplardan boşalan sıvının dönüş yönü gibi)
allamul guyub: bilinmeyeni bilir

49: قُلْ جَاء الْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ الْبَاطِلُ وَمَا يُعِيدُ

Kul cael hakku: söyle sağ geldi
ve ma yubdiul batılu: boşluk muktedir olmadı
ve ma yuid: döndürülmedi

Sebe-50: قُلْ إِن ضَلَلْتُ فَإِنَّمَا أَضِلُّ عَلَى نَفْسِي وَإِنِ اهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِي إِلَيَّ رَبِّي إِنَّهُ سَمِيعٌ قَرِيبٌ

Kul in dalaltu fe innema edıllu ala nefsi: deki kendim de yanlış yönlendirilip yoldan saptım
ve in ihtedeytu fe bima yuhi ileyye rabbi: rabbim rehberlik ederse yönlendirilirim
innehu semiun karibun: gerçekten o işitendir yakındır

Sebe-51: وَلَوْ تَرَى إِذْ فَزِعُوا فَلَا فَوْتَ وَأُخِذُوا مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ

Ve lev tera iz feziu: eğer paniklediklerini /dehşete kapıldıklarını görürsen
fe la fevte b>: ayrılıp kaybolmadan
ve uhızu min mekanin karib: yakın bir konumdan alındılar

Sebe-52: وَقَالُوا آمَنَّا بِهِ وَأَنَّى لَهُمُ التَّنَاوُشُ مِن مَكَانٍ بَعِيدٍ

Ve kalu amenna : güvende olanlar dedi ki
bihi ve enna lehumut tenavuşu: ben onlar tarafından alındım
min mekanin baid: uzak olan bir konumdan

Sebe-53: وَقَدْ كَفَرُوا بِهِ مِن قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِالْغَيْبِ مِن مَّكَانٍ بَعِيدٍ

Ve kad keferu bihi min kablu: önceden inkar edenler tarafından
ve yakzifune bil gaybi: görünnmeyene atıldı /fırlatıldı
min mekanin baid: uzak bir konumdan

Sebe-54: وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشْيَاعِهِم مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا فِي شَكٍّ مُّرِيبٍ

Ve hile beynehum: aralarında hile vardı
ve beyne ma yeştehune: ve aralarında arzu yoktu
kema fuile bi eşyaihim : takipçilerin yaptığı gibi
min kablu innehum: onlardan öncekilerden
kanu fi şekkin murib: onlar işkillenmiş şüphe içinde