Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

56- 37 Saffat

  • Her şeyin yapıtaşı, ins ve cinn adındaki iki şeydir!

    Cinn, ruhun pasif hali ve İns, ruhu barındıran ev olarak anılıyor.
    Ateşe dayanıklı esnek yapıya sahip olduğu anlatılan ins, içindeki ruhu ateşten /cehennemden koruyor. Yapışkan çamurdan yapılmış olduğu bildirilen ins atomları cehennem atesine muhatap olduğundan ötürü pişirilmiş diye anlatılıyor. Ruh ona her dokunulduğunda adeta bir çan gibi çınlama yapıyor. Ruhun ürettiği titreşimler, dışarıya onun sayesinde ses /şarkı olarak tanımlanıyor. Bu ifadeler ne kadar doğru anlatımdır.

    İns atomunun içine ruh konuyduktan (üflendikten) sonra artık ona "İnsan" deniliyor. İnsan, Nas ve beşer kelimeleri farklı anlamlara sahipler. İnsan ismi ile anılan varlık budur. Bu yüzden onun kaburga kemiği arasından atılan sudan (enerjiden) yapıldığı böldirilir. /p> Her insan atomunun fevkinde bir alan var. Bu alan, sahip olduğu çekim gücüyle insan atomunu sürükleyerek hareket ettiriyor. Atomların fevkindeki çekim kuvvetine ise "ilah" deniyor.

Saffat-1 : وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

Ves saffati : saflarda/satırlarda sıra sıra - saffa : saf tutmak
Satırlarda sıra sıra saf tutanlar.

Saffat-2 : فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

Fez zacirati : engellenmiş - zecra : bağırmaları

Saffat-3 : فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

Fet taliyati : sıralı - zikra : erkekler
Sıralanmış erkekler

Saffat-4 : إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ

İnne ilahe-kum : sizin ilahınız - le vahıdun : tektir
İlah, çekim gücü. Allah'ın sonsuz gücü, onun sonsuz çekim gücüdür denebilir. Çekim gücü, aşkın ve sevginin de görünmeyen yüzüdür. Zamanı akıtan da bu sonsuz çekim gücüdür, yani Allah'ın gücüdür.
Enerji dediğimiz şey, akan zaman çizgileridir. Zaman çizgileri tek boyutlu olmaları hasebiyle görünmezdir. Sonrasında camdaki buzlanmanın gelişimi gibi bu zaman çizgisi dallanarak ağaç oluşturur. Ağacın dalları o kadar sıktır ki içinde hiç boşluk olmayan evreni meydana getirir. Boş sanılan evren/uzay gerçekte dopdoludur. Bu evren, ihtiva ettiği sonsuz enerjisi hasebiyle aynı zamanda cehennem dediğimiz yerdir. Atomlar bu enerji denizi içinde/ cehennemde yaratılıyorlar. İçinde ruh üflenmiş atoma insan denildiği vahiy anlatılarında görüyoruz. İnsan, Müddessir ve Müzzemmil örtüleri sayesinde bu cehennemde serin bir ortamda ve güven içinde duruyor. Her insan atomunun kendi çekim gücü var. İnsan atomları bu çekim güçünün ardından giderler. Bilim adamları buna "güçlü nükleer kuvvet" diyorlar. Bu kuvvetin ana kaynağının Allah olduğu burada beyan ediliyor. )

Saffat-5 : رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

Rabbus semavati vel ardı : göklerin ve yer'in rabbi
ve ma beynehuma : ve arasındaki
ve rabbul : ve rabbidir
meşarık : doğunun /tan yerinin

Saffat-6 : إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

İnna zeyyennas : gerçekten süsledik
semaed dunya : alttaki göğü
bi ziynetinil kevakib : gezegen süsüyle

Saffat-7 : وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ

Ve hıfzan : koruduk
min kulli : hepsinden
şeytanin : şeytanlardan
marid : dev

Saffat-8 : لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

La yessemmeune : duymazlar
ilal meleil a’la : en üstte olanı
ve yukzefune : fırlatırlar
min kulli canib : her yanlarından
Üstte olan çekim alanı kapatılan kuarklar işitme kaybına uğrayarak artık duyamazlar. Etraftan gelecek olası enerji dalgaları ve yumaklarını ise koni şeklindeki bedenlerinin tek yüzeyi olan yanlardan foton olarak fırlatırlar. Çekim alanının yedinci gök konisi tarafından kapanması yüzünden dış ortamdan tamamen izoledirlen. Aşağıda kalan yedinci gök içinde hapsedilmiş diğer altı göğ/kuark hakkında başkaca vahiylerde bahsetmişti. İçte hapsolmuş kuarklar böylelikle korunmaktadırlar.

Saffat-9 : دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

Duhuran : kovulmuşlara
ve lehum : ve onlara
azabun vasibun : daimi işkence

Saffat-10 : إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

İlla men hatıfel : ancak kaçırılan
hatfete : kaçırılınca
fe etbeahu : onu takip etti
şihabun : akan yıldız
sakibun : delici

Saffat-11 : فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ

Festeftihim : onlar sordu
e hum eşeddu halkan : yaptıkların onlardan şiddetli mi
em men halakna : bizim yapılışımızdan
inna halakna hum : gerçekten onları yaptık
min tinin lazibin : yapışkan çamurdan

Saffat-12 : بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

Bel acibte : fakat şaşırdım - ve yesharun : gülmelerine

Saffat-13 : وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ

Ve iza zukkiru : eğer derlerse ki- la yezkurun : hatırlamıyoruz

Saffat-14 : وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ

Ve iza raev : eğer görseler - ayeten : ayetleri - yesteshırun : utanacaklar
Atom görüntülenemez çünkü atomu görmek için kullanacağınız aracın yapısındaki atom, görüntülenmeye çalışılan atomu daldalayacaktır. Görebilseydik o malzemenin yapısındaki atomu görürdük zaten. Allah atomlara atomu anlatıyor, ruhun atom içinde barındığını anlatıyor, kendi görünüşleri hakkında atomlara bilgi veriyor, tabi hepsi sözlü yapılıyor. Atomların aleminde görüntü ancak tahayyül edilebilir.

Saffat-15 : وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve kalu : dediler -
in haza illa sihrun mubin : bu gösterilen sadece sihirdir
Enerji denizi içinde yine enerjiden ibaret bir ruh, ne denizi ne kendini bilemezdi. Ruh, içine konulduğu atomun fiziksel etkileşimleri sayesinde kendi haricinde var olan enerji denizg içinde kendisi gibi ışık e titreşimler yayan diğer atomları algıladığında şaşırarak bunun bir sihir olduğunu ifade edecekti. Çünkü yok denecek kadar bilgisi ilebu olayı tahlil etmesine imkan yoktu.

Saffat-16 : أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

E iza mitna : öldüğümüz zaman mı - ve kunna turaben : toprağa karıştığımız - ve izamen: ve kemik - e inna le meb’usun : elçiler mi bina edecek
Elçiler, ölüp toprağa karıştığımız ve kemik olduğumuz zaman mı bizi bina edecek?

Saffat-17 : أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

E ve abaunel : evebeynlerimizi mi - evvelun : ilk önce
Yoksa ilk olarak ana babamızı mı -bina edecek-?

Saffat-18 : قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَاخِرُونَ

Kul neam : de ki "evet" - ve entum dahırun : seni de diğerleriyle
De ki "Evet"; seni ve diğerlerini de

Saffat-19 : فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

Fe innema hiye zecratun : o (dişil) mezar - vahıdetun : tek bir tane - fe iza hum yenzurun : eğer onlar görünüyorsa

Saffat-20 : وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ

Ve kalu : dediler - ya veylena : bize eyvah - haza yevmud din : bu din günüdür

Saffat-21 : هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

Haza yevmul : bu gün
faslillezi : ayrıldığı
kuntum : sizden
bihi tukezzibun : yalancıların
Bu gün, yalancıların sizden ayırıldığı -gündür.

Saffat-22 : احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

Uhşurullezine zalemu : yanlış yapan kimseler toplandı
ve ezvacehum : ve onların eşleri
ve ma kanu ya’budun : onlar hizmet etmeyenlerdiler

Saffat-23 : مِن دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ

Min dunillahi : Allah'tan başkasını
fehduhum : onlar rehber edindiler
ila sıratıl cahim : cehennem yolu üzerine

Saffat-24 : وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ

Vakıfuhum : duruyorlar Allah'a hizmet (ibadet) etmiyorlar
innehum mes’ulun : ancak onlar mes'ul/sorumlular

Saffat-25 : مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

Ma lekum : size ne
la tenasarun : yardım etmeyin

Saffat-26 : بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

Bel humul yevme : fakat onlar o gün -geldiğinde-
musteslimun : teslim olacaklar

Saffat-27 : وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ

Ve akbele ba’duhum : onlardan bazıları geldi
ala ba’dın yetesaelun : bazı sorular üzerine

Saffat-28 : قَالُوا إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ

Kalu innekum kuntum : dediler sizdiniz -/
te’tunena anil yemin : bize sağ taraftan gelen

Saffat-29 : قَالُوا بَل لَّمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

Kalu bel : dediler -/
lem tekunu : olmayacaksın -/
mu’minin : güvende

Saffat-30 : وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

Ve ma kane : olamadı
lena aleykum : bizim sizin üzerinizde
min sultanin : otoritemiz/gücümüz
bel kuntum kavmen tagin: ama sen halkına zalim hükümdardın

Saffat-31 : فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ

Fe hakka aleyna kavlu rabbina: sağa -yönümüz- rabbimizin sözüdür
inna le zaıkun: ancak layık olmak için

Saffat-32 : فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ

Fe agveynakum: azıp yoldan çıktınız
inna kunna gavin: şüphesiz biz azdırdık

Saffat-33 : فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

Fe innehum yevme izin : onlar izin günü
fil azabi muşterikun: birlikte azap içindeler

Saffat-34 : إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

İnna kezalike nef’alu bil mucrimin: gerçekkten biz suçluları böyle yaparız

Saffat-35 : إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

İnnehum kanu iza kile lehum : onlar onlara eğer söylerseniz dedi
la ilahe illallahu : Allah'tan başka ilah yoktur
yestekbirun: onlar kibirliydi

Saffat-36 : وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ

Ve yekulune : ve dediler
e inna le tariku alihetina: biz ilahlarımızdan mı ayrılalım
li şairin mecnun: deli bir şair için

Saffat-37 : بَلْ جَاء بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ

Bel cae bil hakkı ve saddakal murselin: ama galince sağ ile. tastik ettiler gönderileni

Saffat-38 : إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ

İnnekum le zaikul azabil elim: gerçekten sen tadacaksın acı içinde azabı

Saffat-39 : وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve ma tuczevne illa ma kuntum ta’melun: cezalandırılmasınız ancak yaptıklarınızın dışında

Saffat-40 : إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlasin: Allah'a içtenlikle hizmet edenler hariç

Saffat-41 : أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

Ulaike lehum rızkun ma’lum: onlar, onlara geçim bilinendir

Saffat-42 : فَوَاكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

Fevakihu, ve hum mukramun: onlar meyvelerle onurlandırıldı/ödüllendirildi

Saffat-43 : فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

Fi cennatin naim: mutlulut/saadet cenneti içinde

Saffat-44 : عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ

Ala sururin mutekabilin: birbirine bakan karşılıklı karyolalar üzerinde

Saffat-45 : يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِن مَّعِينٍ

Yutafu aleyhim bi ke’sin min main: onlar için özel kase/fincan dolaştırılıyor

Saffat-46 : بَيْضَاء لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ

Beydae lezzetin liş şaribin: içene zevk veren beyaz içeceklerle

Saffat-47 : لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

La fiha gavlun ve la hum anha yunzefun: onda kötü etki yoktur ve onda taşma/kanama yapmaz Ğavlun: Kötü etki.

Saffat-48 : وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ

Ve indehum: ve onda var
kasıratut tarfı in: küçük göz

Saffat-49 : كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

Ke enne hunne beydun meknun: onlar -dişiler- sanki örtülü yumurtadır

Saffat-50 : فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ

Fe akbele : sordular
ba’duhum: onların bazıları
ala ba’dın yetesaelun: bazı sorular

Saffat-51 : قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

Kale kailun : birisi dedi
minhum : onlardan
inni kane li karin: benim yakınım olan vardı

Saffat-52 : يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنْ الْمُصَدِّقِينَ

Yekulu e inneke : dedi sana inanıyorum
le minel musaddikin: kim onaylayacak

Saffat-53 : أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَدِينُونَ

E iza mitna ve kunna turaben ve izamen: eğer öldükse ve toz ve kemik oldus ise
e inna le medinun: borç mu ödeyeceğiz?

Saffat-54 : قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

Kale hel entum muttaliun: dedi sen mi haber alıyorsun

Saffat-55 : فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاء الْجَحِيمِ

Fettalea b>: yıldız doğdu
fe raahu b>: gördüm
fi sevail cahim: cehennemin içinde

Saffat-56 : قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدتَّ لَتُرْدِينِ

Kale tallahi in kidte le turdin: vallahi dedi, iki kere -gördüm-

Saffat-57 : وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ

Ve lev la ni’metu rabbi : eğer rabbimin nimeti olmasaydı
le kuntu minel muhdarin: kaydedicilerden olurdum

Saffat-58 : أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

E fe ma nahnu bi meyyitin: biz ölecek miyiz?

Saffat-59 : إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

İlla mevtetenal ula : ancak ilk ölümümüz -var-
ve ma nahnu bi muazzebin: ve -bu esnada- işkence olmuyor

Saffat-60 : إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

İnne haza le huvel fevzul azim: öyleyse/gerçekten bu büyük bir kazanım

Saffat-61 : لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ

Li misli haza felya’melil amilun: istedikleri gibi yapsın, çalışanlar

Saffat-62 : أَذَلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

E zalike hayrun nuzulen : hayırlı bir konaklama mı
em şeceratuz zakkum: yoksa cehennem meyvesi -mi?-

Saffat-63 : إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِّلظَّالِمِينَ

İnna cealnaha fitneten: şüphesiz bizi baştan çıkaran
liz zalimin: zalimler/ezicilerdi

Saffat-64 : إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ

İnneha şeceratun tahrucu: o mezuniyet ağacı
fi aslil cahim: kökü cehennemin içinde

Saffat-65 : طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ

Tal’uha ke ennehu ruusuş şeyatin: meyveleri şeytanın başı gibi

Saffat-66 : فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

Fe innehum le akilune : onlar yemeklerini
minha fe maliune : onlardan yapıyorlar
minhal butun: karınlarına dolduruyorlar

Saffat-67 : ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

Summe inne lehum aleyha le şevben : sonra içmeleri için
min hamim: kaynar sular var

Saffat-68 : ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ

Summe inne merciahum le ilal cahim: sonra onların dönüş yeri, cehenneme -dir-

Saffat-69 : إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءهُمْ ضَالِّينَ

İnnehum elfev : onları bulduk
abaehum: babalarının
dalline: bulduk

Saffat-70 : فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

Fehum ala asarihim : onların anlayışları üzerine
yuhraun: acele ediyorlardı

Saffat-71 : وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ

Ve lekad dalle : ve yoldan çıktı
kablehum ekserul: onlardan daha önceki
evvelin: iki -nesil- Üç atom ve üç nesil var. Son nesile aktarılan olaylarda önceki iki neslil özellikle sayı verilerek anlatılıyor.

Saffat-72 : وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

Ve lekad erselna: gönderdik
fi him: onların içine
munzirin: ?

Saffat-73 : فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ

Fanzur : bakın
keyfe kane: nasıldı
akibetul : sonu
munzerin: ?

Saffat-74 : إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadallahil muhlasin: Allah'a sadık hizmet edenlerin dışında

Saffat-75 : وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ

Ve lekad nadana nuhun fe le ni’mel mucibun: nuh bize nida etti, katılımcılar için

Saffat-76 : وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

Ve necceynahu ve ehlehu : o kurtuldu ve ailesi
minel kerbil azim: büyük sıkıntıdan

Saffat-77 : وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمْ الْبَاقِينَ

Ve cealna zurriyyetehu humul bakin: ve biz onun çocuklarını geriye kalanlardan kıldık

Saffat-78 : وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

Ve terakna : ve onu ayırdık aleyhi fil ahirin: diğerlerinin içinden/diğerlerinden

Saffat-79 : سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ

Selamun ala nuhın fil alemin: selamet/esenlik her iki dünyada nuhun üzerindedir
her iki dünya, protonun/göklerin içindeki ruhun ahiret hayatı ve elektronda/yerde vücut bulan oğulun dünya hayatı oluyor. Kastedilen, gezegen olarak dünya değildir.

Saffat-80 : إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

İnna kezalike neczil : gerçekten böyle ödüllendiririz
muhsinin: iyi kimseleri

Saffat-81 : إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

İnnehu min ibadinal : o bizim kölelerden/hizmet edenlerden
mu’minin: güven altında/güvende olandır

Saffat-82 : ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

Summe agraknal: sonra biz diğerlerini
aharin: boğduk

Saffat-83 : وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ

Ve inne min şiatihi b>: gerçi şiilerden olan
le ibrahim: İbrahim için

Saffat-84 : إِذْ جَاء رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

İz cae rabbehu: onun rabbi olarak geldi
bi kalbin selim: iyi bir kalp ile

Saffat-85 : إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

İz kale li ebihi ve kavmihi : babasına ve halkına dedi
maza ta’budun: hizmet ettiğniz şey/nedir

Saffat-86 : أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ

E ifken aliheten : ilahlar mı beslesin
dunallahi turidun: Allah olmadan istiyorsun?
Allah olmadan seni ilahlar mı beslesin istemektesin?

Saffat-87 : فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

Fe ma zannukum: sizin düşünceniz nedir?
bi rabbil alemin: iki dünyanın rabbi hakkında
protondaki ruh ve elektrondaki ruhun yaşamı iki dünya/alem oluyor. Bir önceki cümlede ruhlara, onları kimin beslediğini hatırlarma babında soruluyor. Bu cümledeyse ruhların sanıl ve kim tarafından beslenmekte olduğunu vurğuulamadan önce fikirleri soruluyor. Çünkü ruhlar, kendi varlığını kendinden sanarak minnettisz davranıyorlar. Saffat-88 : فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ Fe nazara : baktı
nazraten fin nucum: yıldızların içine bakın
Necm pasajında "Yıldızların içi boştur!" deniliyor. Burada ise yıldızların içine bakın deniyor. Görüyor musunuz, boş yıldızlar nasıl olupta ışık yayıyorlar? demek istiyor . Atomların fevkindeki boşluk ve yıldızların içindeki boşluk kendi başına iş göremez, her şeyin rabbi/besleyeni/enerji kaynağı Allah'tır. Saffat-89 : فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ Fe kale inni sakim: dedi ki ben hasta fikirli/hatalıyım

Saffat-90 : فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ

Fe tevellev: onlar döndü
anhu mudbirin: ondan geri döndü

Saffat-91 : فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

Feraga ila alihetihim: onların ilahı olan boşluk/vakum
fe kale e la te’kulun: dedi yemediniz mi?

Saffat-92 : مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

Ma lekum la tentıkun: siz söyleyemiyor musunuz?

Saffat-93 : فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ

Feraga aleyhim : onların üzerindeki boşluğa/vakuma
darben bil yemin: sağ eliyle vuruldu

Saffat-94 : فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

Fe akbelu: ğeldiler
ileyhi : ona
yeziffun: aceleyle

Saffat-95 : قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

Kale e ta’budune ma tenhıtun: dedi yonttuklarınıza mı hizmet ediyorsunuz

Saffat-96 : وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

Vallahu halakakum : Sizi allah yaptı
ve ma ta’melun: Siz -ise- neye çalışıyorsunuz

Saffat-97 : قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ

Kalubnu lehu bunyanen: ona yüksek bina inşa ettik
İns atomları 71-72-73 yıllık boylarıyla oldukça yüksek binalardır. O binalar ruh için inşa edilmiş evlerdir.
fe elkuhu fil cahim: onu cehennemin içine attık
İns atomları her daim cehennemin içidedirler. Zaten varlık namına sadece onlar vardır ve atomların tamamı cehennemin içinde yaşmaktalar. İns atomlarının içi, ruh için cennet diye anılır.

Saffat-98 : فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ

Fe eradu : istediler
bihi keyden : onda çocuk
fe cealna : biz yaptık
humul : onları
esfelin: en altta

Saffat-99 : وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ

Ve kale: dedi
inni zahibun: ben gidiyorum
ila rabbi : rabbime
se yehdini: onun rehberliğinde
burada rehberlik eden şey, ruhu barındıran ins atomudur. Onun içindeki ruh, ilerleyeceği mecburi tek yön/yol sayesinde rabbile ulaşacaktır. Bu yol için "Allah'ın ipi" denmektedir. Öyle ki bu ipe tutunan rabbine kavuşuyor.