Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

38- 38 Sad

  • Foton hakkında bilgi.
    Öncelikle atomları tanımlamaya dair çokça anlatımlar var. Aralarda ışık ile ilgili saptamalar yapılıyor. Böylece ışğın/fotonun nerede va nasıl oluştuğu tahayyül edilebilirlik kazanıyor. Foton veya ışığın ismi Zebur’dur ve simgesi Sad-harfidir. Foton, Davud'a verilmiş. Foton, tamamlayıcı özelkik taşıyor, bu yüzden Kur'an gibi Zebur da bir kitap olarak anılmaz.

    Her bir atom kendi büyüklüğünde bir foton üretir. Fotonlar, büyüklüğüne göre renk kazanıyorlar. Görülen renk bize üretildiği atomun rengini ve ismini bildirmiş oluyor. Mesela; Baryum elementinin içinde çok sayıda (18+18 tane) orta boy Lam rumuzlu hidrojen atomu yani döteryum vardır. Baruttan elde ettiği ısı sayesinde, saniyede altı yüz trilyon kez dolup taştıkça bu sayıda foton fırlatmış oluyor, gözümüz yeşil ışıklı bir gösteri izlemiş oluyor. Havai fişeklerin mavi renk vermesi için bakır kullanılır. Modern bilim atomu tek tip biliyor, benzetmek caizse aynı mantıkla tüm notaların tek tuşlu piyanodan çıktığını sanmak gibidir. Tek tip atom renkleri oluşturamaz, üç ana renk için üç boy atom vazifelidir.

    Foton, taş ismiyle anılıyor. Fotonun muhatabı gözdür. Göz ise atomun koni tabanı yani şeytandır. Bu yüzden foton ile ilgili bu pasajda şeytana geniş yer veriliyor.

Sad-1: ص وَالْقُرْآنِ ذِي الذِّكْرِ

Sad, vel kur’ani ziz zikr
Sad! O Kur'an ın zikridir.

Sad-2: بَلِ الَّذِينَ كَفَرُوا فِي عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ

Bel illezine keferu: ancak inanmayanlar
fi: içinde
izzetin : artan/genişleyen
ve şikak: daireler
Onun genişleyen/artan daireler olduğuna inanmadılar.
Kur'an, su halkalarının genişlemesi gibi atomun Yer uzvu etrafında iki boyutlu diskler/tepsiler olarak beliriyor. Diskler üst üste durarak sayısız kayıt ortamı ve elektrik işlevini yerine getirecek manyetik yapıyı oluşturuyor. Tabiatı ile bu tarifi bir tek bu veya tek başına başka cüleden çıkaramazsınız. Eldeki parçalarla bir bütünü tahayyül etmek gerekiyor. Bir cümlede, levhi mahfuz, bir başka cümlede ard'ın/yer'in tepsi gibi-disk- düz oluşu, bur başka cümlede üst üste bir yapıya sahip olması, bir başka cümlede onun koruma görevini, iletme görevini, azık olmasını aynı anda birden görmekle mümkün oluyor.

Sad-3: كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوْا وَلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ

Kem ehlekna: kaç kişi öldü
min kablihim : onlardan önce
min karnin: çağrıldıkları zamandan
fe nadev: aradılar
ve late hine : süre tanınmadı
menas: destekleyenler
Onlardan önce kaç kişi öldü, çağrıldıkları zaman ek süre tanınmadı destekleyenlere.

Sad-4: وَعَجِبُوا أَن جَاءهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ وَقَالَ الْكَافِرُونَ هَذَا سَاحِرٌ كَذَّابٌ

Ve acibu : şaşkın kalmak
en cae : gelene
hum munzirun minhum : onlara alemet
ve kalel kafirune: inkar edenler dedi
haza sahırun kezzab: bu büyülü yalan
Gelene şaşkın kaldılar, inkar edenler dediler -Bu büyülü bir yalandır.

Sad-5: أَجَعَلَ الْآلِهَةَ إِلَهًا وَاحِدًا إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ عُجَابٌ

E cealel: ben yaparım
alihete : ilahlar
ilahen: ilah
vahıden: tekillik
inne haza: ancak bu
le şey’un ucab: şaşırtıcı şeydir
Ben ilahlar yaparım. İlah, tekilliktir. Bu şaşırtıcı şeydir.
Allah'ın yaptığı en büyük ve en zor şey hiçlik yaratmasıdır. En baştaki mutlak hiçlik idi. Hiçlik, yokluktan öte, sayılamayan, boyutları olmayan oldukça zor kavramdır. Bu olmayan şeyden bir tane daha yapmak -ifadesi bile zor- hiçliği çoğullamak mümkün değilken Allah en zoru başarıyor ve adına ilah denen hiçlikten sayısız tane yapıyor. Olayın şaşırtıcı olduğunu anlatıyor, daha doğrusu ortada hiç bir şey yok olamsına rağmen etkileri ve izlenceleriyle hiçliği algılayabilen akıllı varlıklar (insan atomları) Bu bir sihirdir! diyorlar.

Sad-6: وَانطَلَقَ الْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ امْشُوا وَاصْبِرُوا عَلَى آلِهَتِكُمْ إِنَّ هَذَا لَشَيْءٌ يُرَادُ

Ventalekal meleu : Dolmuş boşalmış
minhum : onlarla/onlardan
enimşu: yürüdükleri
vasbiru : sabırlı
ala alihetikum : putların üzerine- inne haza : ancak bu - le şey’un yurad: bir şel için istenildi
Onlarla dolmuş boşalmış, sabırla yürüdükleri putlardan bir şey için istenildi.

Sad-7: مَا سَمِعْنَا بِهَذَا فِي الْمِلَّةِ الْآخِرَةِ إِنْ هَذَا إِلَّا اخْتِلَاقٌ

Ma semi’na : işittik
bi haza : neler
fil milletil ahırati: ahiret milleti içide
in haza illa ehtilak : bunlar ancak uydurma
Neler işittik ahiret milleti içinde, bunlar ancak uydurmadır.

Sad-8: أَأُنزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِن بَيْنِنَا بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِّن ذِكْرِي بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِ

E unzile aleyhiz zikru : aşağı ineceğim söyleniyor
min beynina: arasından
bel hum: fakat onlar
fi şekkin: şüphedeler
min zikri: hafızamdan
bel lemma : fakat neden
yezuku azab: azap tadıyorlar
(Atomun) Arasından aşağı ineceğim söyleniyor. Fakat onlar hafızam hakkında şüphe içindeler, ama neden azabı tadıyorlar.
Azap, cehennem ateşinde maruz kalınan şey. Diğer anlamıyla aşırı enerji yüklenmenin tanımı. Ateşe maruz kalmak, enerji şarjıdır. Atomun içindeki ruh, aşağı (yer'e) indiğinde orada manyetizma veya tatlı su denizi oluşturuyor. Buna elektron diyoruz. Elektron, aynı zamanda hafıza birimi oluyor. Elektronu meydana getiren disklerde tüm ameller kayıtlı duruyor. Bu saklama birimi hafızamızdır ve o varlıktır. Neden azap tatıyorlar diye soruyor; Atomun dışı direkt cehennem olduğundan ötürü yere inen racul, mecburen cehennem narı ile temas ediyor.

Sad-9: أَمْ عِندَهُمْ خَزَائِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ الْعَزِيزِ الْوَهَّابِ

Em indehum : onların yaında/zamanında/sahip olmak
hazainu: hazine/biriktirmek/depolamak
rahmeti rabbikel: rabbinin rahmeti
azizil vehhab: sevgili veren
Onların hazineleri onlara rablerinin rahmetidir, sevgiyi verendir.
Sevgi, atomların fiziki yaşantısı baz alındığında sadece çekim gücünün ifade edilişidir. Evrendeki her atom sahip olduğu çekim gücünü, Rab denilen elif şeklindeki zaman çizgisinden alıyor, o da çekim gücünü mutlak hiçlikten alıyor. -Teknik detaylar için kaynak: "Diğer Olasılıklar" kitabı

Sad-10: أَمْ لَهُم مُّلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَلْيَرْتَقُوا فِي الْأَسْبَابِ

Em lehum: veya onlara
mulkus semavati vel ardı: göklerin ve yerin kralı
ve ma beynehuma: ve aralarında
felyerteku fil esbab: onların yükselmesinin nedeni
Onlara göklerin ve yerin kralını, göklerin ve yerin aralarının yükselmesinin nedenini (Sorun)

Bu cümle bir önceki cümleler bize alenen şunu söylüyor; Nedensellik -determinizm- felsefesinin gereği olarak tanrının sebebi "Hiçlik" tir. Aksini söyleyenlere sorun "Göklerin ve yerin arasındaki yükselti ve onların nedeni nedir siz söyleyin o zaman?

Sad-11: جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ الْأَحْزَابِ

Cundun: askerler
ma hunalike: niye orada varlar
mehzumun: yenilmişlerin
minel ahzab: partisi
Toprak neden orada var?

Dünya gezegenindeki toprak kastedilmiyor lakin dünyadaki toprağı da oluşturan şey, içleri boş halde duran ins atomlarının topluluğudur. yenilmişlerin partisi olarak.
"Toprağa sorun!" demiyor, çünkü toprak yani ins atomu içinde su/ruh/enerji olmadığı müddetçe kişilik sahibi değiller; Onlar konuşamaz, düşünemez/hareket edemezler. Fakat bilmeden orada varlar, neden? aklı yoksa, amacı yoksa neden orada varlar? hadi buna cevap verin!

Sad-12: كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو الْأَوْتَادِ

Kezzebet : yalan söylemek
kablehum: onlardan önce
kavmu nuhın: nuh halkı
ve adun : ve dönenler
ve fir’avnu : ve büyük evler (Ra atomu)
zul evtadi: ve kütük
Nuh halkından öncekiler ve (ahitlerinden) denenler ve büyük evler (Firavunlar) ve bir kütük yalan söylediler.

Sad-13: وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَابُ الأَيْكَةِ أُوْلَئِكَ الْأَحْزَابُ

Ve semudu ve kavmu lutın ve ashabul eyketi: semud ve lut halkı ve koru sahipleri
ulaikel ahzab: senin partin

Sad-14: إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ

İn kullun : hepsi
illa kezzeber : birine yalan söyleme
rusule: resullere
fe hakka ıkabi: ceza hakkı
Hepsi resullere yalan söyledi, ceza hakkı oluştu.

Sad-15: وَمَا يَنظُرُ هَؤُلَاء إِلَّا صَيْحَةً وَاحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ

Ve ma yanzuru: Baktığınız
haulai : bunlar
illa sayhaten: ancak bağırtı
vahıdeten : tek birim ma leha min fevak: ne oldu onu hıçkırtan
Baktığınız bunlar ancak bağırtılardan ibaret, ne oldu da tek birimlik hıçkırdı.

Atomların titreşimleri ber ses bir bağırtı olarak algılanırken yine atomların tek hıçkırıklık ürettiği bir şeye dikkat çekiliyor. Bu ışık fotonudur. Ne oldu da titreşim yerine parçacık özelliği gösteren foton üretti ve nasıl üretti?

Sad-16: وَقَالُوا رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ الْحِسَابِ

Ve kalu : dedilerrabbena accil lena kıttana
: acele ettik kable : ince
yevmil hisab: hesap günü>

Sad-17: اصْبِرْ عَلَى مَا يَقُولُونَ وَاذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُودَ ذَا الْأَيْدِ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Isbır ala : sabır üzerine
ma yekulune: ne diyor
vezkur abdena: hatırlayın kölemiz
davude : davud
zel eydi: destek aldı
innehu evvab: öyle pişman
Sabır üzerine ne diyorlar? Hatırlayın kulumuz/kölemiz Davut destek aldığında öyle pişman durımdaydı.

Sad-18: إِنَّا سَخَّرْنَا الْجِبَالَ مَعَهُ يُسَبِّحْنَ بِالْعَشِيِّ وَالْإِشْرَاقِ

İnna sahharnal: şüphesiz biz salladık
cibale : dağları
meahu yusebbıhne: oununla yüzüyorlar
bil aşiyyi vel işrak: günle ve güneşle
Şüphesiz dağları salladık, günle ve güneşle birlikte yüzüyorlar.

Dağların sallanması, değişken elektromanyetizma oluşturuyor, etki alanındaki diğer dağları -elektronları- kendiyle aynı harmoniyle sallıyor, böylelikle elektro manyetik indüksiyon meydana geliyor. Dağlar sallanmazken, uzantısı oldukları ve onları kuşattıkları gün ve güneş ile birlikte yüzüyorlar. Her atomun üst kısmında güneş ve protonun içinde de gündüz ve gece çifti -gün- ile beraberlikleri valans elementin bandındaki yörüngede serbestçe yüzme hareketiyle farklı fiziksel fonksiyonları yerine getiriyorlar. Mesela ekstrem kovalent bağlanmalar sırasında bu hareket gerekli olabiliyor. Valans bandındaki atom sayısı üç elektronlu bir element ile dört elektronlu başka bir element birleşerek yarı iletkenleri inşa edebiliyor. yüzme hareketi olmasaydı farklılık yüzünden bağlanma gerçekleşemezdi.

Sad-19: وَالطَّيْرَ مَحْشُورَةً كُلٌّ لَّهُ أَوَّابٌ

Vet tayra : kuş
mahşuraten: toplanmış/birleştirilmiş/doldurulmuş
kullun: hepsi
lehu evvab : pişman

Sad-20: وَشَدَدْنَا مُلْكَهُ وَآتَيْنَاهُ الْحِكْمَةَ وَفَصْلَ الْخِطَابِ

Ve şededna mulkehu : krallığı güçlendirdik
ve ateynahul hikmete: ona fiziği verdik
ve faslel hıtab: (başkalarından) ayrı konuşma
(insan atomlarının) krallığını güçlendirdik, ona hikmeti/fizik alemi ve konuşma ayrıcalığını verdik.

Sad-21: وَهَلْ أَتَاكَ نَبَأُ الْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا الْمِحْرَابَ

Ve hel etake: geldi mi?
nebeul : haberi
hasmı:rakibin
iz tesevverul tırmandığı
mihrab: mihraba
Ve rakibinin mihraba tırmandığı haberi sana geldi mi?

Sad-22: إِذْ دَخَلُوا عَلَى دَاوُودَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ قَالُوا لَا تَخَفْ خَصْمَانِ بَغَى بَعْضُنَا عَلَى بَعْضٍ فَاحْكُم بَيْنَنَا بِالْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَاهْدِنَا إِلَى سَوَاء الصِّرَاطِ

İz dehalu: girdiklerinde
ala davude: davudun yanına
fe fezia minhum : onlardan korkuyorlardı
kalu la tehaf: dedi korkma
hasmani bega : hasımlarınızın zulmünden
ba’duna :bazılarımız
ala ba’dın: bazıları üzerinde
fahkum : yargı
beynena : arasında
bil hakkı : sağ ile
ve la tuştıt : adaletsiz
vehdina: tanıklığımız
ila sevais sırat: her iki yol için
Davud’un yanına girdiklerinde onlardan korkuyorlardı, korkma dedi. Rakiplerinizin zulmü yazanden bazılarınız bazılarınıza haksızlık etmişsiniz, tanıklığımız her ikiniz içindir.

Sad-23: إِنَّ هَذَا أَخِي لَهُ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِيَ نَعْجَةٌ وَاحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِي فِي الْخِطَابِ

İnne haza ahi : Bu kardeşim
lehu tis’un ve tis’une na’ceten : onun 99 dişi koyunu
ve liye na’cetun vahidetun: ve benim tek koyunum
fe kale ekfilniha : dedi ki ona kefil kıl
ve azzeni fil hıtab: ve hitap ettiği konuşmasında
Gerçekten bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir koyunum var. Buna rağmen "Onu da bana ver" dedi.

Sad-24: قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَى نِعَاجِهِ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنْ الْخُلَطَاء لَيَبْغِي بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ وَظَنَّ دَاوُودُ أَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ

Kale lekad zalemeke: dedi sana zulmettim bi suali : soruyla
na’cetike : ?
ila niacihi: onun koyunlarına
ve inne kesiran : ve gerçekten çokça
minel huletai : arkadaşlarından
le yebgi ba’duhum : birileri
ala ba’dın: bazıları üzerine
illallezine amenu : sadece güvende olanlar
ve amilus salihati : ve iyi işler yapanlar
ve kalilun ma hum: ve onların birazı
ve zanne davudu : davud'u düşündüler
ennema fetennahu: ancak fitne çıkarmayanları
festagfera rabbehu : rabbi affetti
ve harra rakian : dizleri üzerine düşeni/eğileni
ve enab: ve tövbe edeni
Bu soruyla sana zulmettim dedi. Gerçekten onun koyunları arkadaşınınkinden fazla. Güvende olup iyi işler yapanlardan sadece bazıları Davud’u düşündüler. Fitne çıkarmayanları, dizleri üzerinde eğilenleri ve tövbe edenleri Rabbi affetti.

Sad-25: فَغَفَرْنَا لَهُ ذَلِكَ وَإِنَّ لَهُ عِندَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَآبٍ

Fe gaferna lehu : biz onu affettik
zalike ve inne lehu indena : ve onu şu bizdeki
le zulfa : mekana
ve husne meab: güzel sığınağa -koyduk-
Onu affettik. Ve onu bizdeki sığınağa güzel mekana (atomun içine/cennete) koyduk.

Sad-26: يَا دَاوُودُ إِنَّا جَعَلْنَاكَ خَلِيفَةً فِي الْأَرْضِ فَاحْكُم بَيْنَ النَّاسِ بِالْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ الْهَوَى فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ إِنَّ الَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ بِمَا نَسُوا يَوْمَ الْحِسَابِ

Ya davudu: ey davud
inna cealnake halifeten fil ardı : seni yerin içinde halife yaptık
fahkum beynen nasi bil hakkı : insanlar arasında hak -sağ- ile hükmedin
ve la tettebiil heva :boşluğu takip etmeyin
fe yudılleke an sebilillahi: seni Allah yolundan saptırır
innellezine yadıllune an sebilillahi :Allah yolundan sapan kimseler
lehum azabun şedidun : onlar için şiddetli azap
bi ma nesu yevmel hisab: hesap gününü unutanları da
Ey Davud! Gerçekte biz, seni yer’in (elektronun) halifesi kıldık. Bunun için insanlar arasında hak (sağ) ile hükmet! Ve hevaya (nefse) tabi olma, Allah’ın yolundan saptırır. Muhakkak ki Allah’ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli azap vardır.

Fotonlar, her ne kadar proton tarafından üretiliyor olsalar dahi tulum gibi sıyrıldıklarından ötürü elektronun şeklini taşırlar. Ve manyetizmadan etkilenmezler. Buna mukabil nefsin/gravitynin çekim alanından etkilenirler. Çünkü onlar ağırlık sahibidirler. Ağırlık, gravitynin varlığa olan tesirinden mütevellittir.

Sad-27: وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاء وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَاطِلًا ذَلِكَ ظَنُّ الَّذِينَ كَفَرُوا فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِنَ النَّارِ

Ve ma halaknas semae vel arda : Gökleri ve yeri -protonları ve elektronları- yaratmadık -ki-
ve ma beynehuma batıla: ve arasındakileri yok yere -yaratmadık-
zalike zannullezine keferu fe veylun : öyle zanneden inkarcıların vay hallerine
lillezine keferu minen nar: ateş, inkar eden o kimseler için
Ve göğü ve yeri ve ikisi arasındaki şeyleri yok yere yapmadık. İnkar edenlerin vay haline. Ateş o kimseler içindir.

Proton ve elektron arasında hafıza işi gören levhalar var, Bunlar gerçek varlıklar olarak atomun boş sanılan arasını dolduruyor. Tabi bilgi yoksa boş kalıyor. İnsan atomunun tek serveti bilgidir.

Sad-28: أَمْ نَجْعَلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ كَالْمُفْسِدِينَ فِي الْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ الْمُتَّقِينَ كَالْفُجَّارِ

Em nec’alullezine amenu: yoksa güvende olan kimseleri
ve amilus salihati : ve iyi işler yapanları
kel mufsidine fil ardı : yerin içinde bozulmuş/çürümüşle aynı tutarmıyız
em nec’alul muttakine: ya da Allahtan korkanları
kel fuccar: ayırmazmıyız
Atomun içinde güvende olanları (ruhları), (elektronuyla) iyi işler yapanları, (Elektron) içinde kokuşmuşlarla aynı tutar mıyız? Allah’tan korkanları ayrı tutmaz mıyız?

Sad-29: كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ مُبَارَكٌ لِّيَدَّبَّرُوا آيَاتِهِ وَلِيَتَذَكَّرَ أُوْلُوا الْأَلْبَابِ

Kitabun enzelnahu ileyke mubarakun: o kitabı senin üzerine indirdik
li yeddebberu ayatihi : ayetleri düzenleyip idare etmen için
ve li yetezekkere ulul elbab: hatırlaman ve akıl için
Kitabı senin üzerine indirdik, Ayetleri düzenleyip idare etmen, hatırlaman ve akıl için.

Atomun üzerine indirilen manyetizma ile bir kitap halini alıyor. Haliyle içinde ayet (atom) var. Atom içindeki ruh, akıl sergilerken, elektronu da hatıralarla doluyor.

Sad-30: وَوَهَبْنَا لِدَاوُودَ سُلَيْمَانَ نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Ve vehebna li davude suleyman: ve Süleymanı Davud'a verdik/bağışladık/hediye/emanet ettik
ni’mel abdu:ne iyi köledir
innehu evvab: gerçekten hizmet eden
Ve Davud’a Süleyman’ı, armağan ettik. Ne güzel hizmetçi ve ne iyi köledir.

Sad-31: إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُ

İz urıda aleyhi : onlara gösterildiğinde
bil aşiyyis : akşamla birlikte
safinatul ciyad: soy atlar
Onlara akşam ile birlikte soy atlar gösterildiğinde.

Sad-32: فَقَالَ إِنِّي أَحْبَبْتُ حُبَّ الْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّي حَتَّى تَوَارَتْ بِالْحِجَابِ

Fe kale: dedi
inni ahbebtu hubbel hayri : şüphesiz ben hayırlı bir aşkla sevdim
an zikri rabbi: rabbimin zikrini
hatta tevarat bil hıcab:hatta -aradaki- örtü kaybolunca (ya kadar)
Şüphesiz Rabbimin zikrini hayırlı bir sevgiyle sevdim, örtü kayboluncaya kadar.

Sad-33: رُدُّوهَا عَلَيَّ فَطَفِقَ مَسْحًا بِالسُّوقِ وَالْأَعْنَاقِ

Rudduha aleyye: onun cevabı üzerine
fe tafika meshan : sınırlarını belirledi
bis sukı vel a’nak: ayaklarının ve boyunlarının
Bunun üzerine ayakları ve boynunun sınırlarını belirledi.

İns atomlarının bir gözü, göğsü, boynu ve ayağı/bacağı var. Atomun boyu ve çapının belirlenmesiyle alakalı bir anlatıya ait cümledir. Atomu kuşatan organlar, ruh için örtü mahiyetindedir.

Sad-34: وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَانَ وَأَلْقَيْنَا عَلَى كُرْسِيِّهِ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ

Ve lekad fetenna suleymane: Süleyman'ı etki altına aldık
ve elkayna : ve biz attık
ala kursiyyihi ceseden : bedenini kürsüye
summe enab: sonra dalga
Süleyman’ın bedenini kürsüye biz attık, sonra dalga

Kürsü, evrenin tamamını işaret ediyor. Allah’ın kürsüsü, onun bilgisine mütenasip alan oluyor. Fotonların kürsü içine atılışı, ışığın kayıpsız ilerleyişini ifade ediyor.

Sad-35: قَالَ رَبِّ اغْفِرْ لِي وَهَبْ لِي مُلْكًا لَّا يَنبَغِي لِأَحَدٍ مِّنْ بَعْدِي إِنَّكَ أَنتَ الْوَهَّابُ

Kale rabbigfir : de ki rab bağışlayandır
li veheb: benim bağışlamam
li mulken la yenbagi : benim kralıma yapmamalıyım
li ehadin min ba’di: benim tekilliğimden sonra
inneke entel vehhab: ancak sen bağışlanmışsan
De ki Bağışlayan rabdir! Ben bağışlayamam, bunu kralıma yapamam. Ancak sen bağışlanmışsan –bağışlayabilirim-

Sad-36: فَسَخَّرْنَا لَهُ الرِّيحَ تَجْرِي بِأَمْرِهِ رُخَاء حَيْثُ أَصَابَ

Fe sehharna lehur : onun emrine verdik
riha: rüzgarları
tecri : ayırdık
bi emrihi : emriyle
ruhaen haysu esab: rahat yaşam sürsün
Rüzgarları onun emrine verdik, onu ayırdık, rahat yaşasın

Sad-37: وَالشَّيَاطِينَ كُلَّ بَنَّاء وَغَوَّاصٍ

Veş şeyatine : ve şeytanların
kulle : tüm
bennain: binaları
ve gavvasın: denizaltı gemi/dalgıçtır
Ve şeytanların binaları denizaltı/dalgıçtır.

İns atomunun üstünde yer aldığı söylenen çekim alanı/nefs/şeytan, cehennem/enerji denizi içinde ona direkt temas halindedir.

Sad-38: وَآخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِي الْأَصْفَادِ

Ve aharine : ve diğer
mukarranine : boynuz şekilli duyarga
fil asfad: bağlar, zincirler içinde
ve diğer boynuzları zincirli

Sad-39: هَذَا عَطَاؤُنَا فَامْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ

haza atauna femnun : bu hediyelerimize minnet
ev emsik : tutulmaz
bi gayri hisab: hesapsızdır
Hediyelerimiz minnetsizdir, hesap da tutulmaz.

40: وَإِنَّ لَهُ عِندَنَا لَزُلْفَى وَحُسْنَ مَآبٍ

Ve inne lehu indena : ve gerçekten onun bizde
le zulfa : mekan için
ve husne meab: iyi dönüş yeri
Ve muhakkak ki onun dönüş yeri için bizde mekan var.

Sad-41: وَاذْكُرْ عَبْدَنَا أَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الشَّيْطَانُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ

Vezkur abdena eyyub: kulumuz Eyyüb’ü hatırla
iz nada rabbehu : eğer rabbine seslenseydi
enni messeniyeş şeytanu : şimdi şeytan zayıflardı
bi nusbin ve azab : hastalığı ve azap
Ve kulumuz Eyüb’ü hatırla; eğer Rabbine seslenseydi şeytanın verdiği hastalık ve azap zayıflardı.

Sad-42: ارْكُضْ بِرِجْلِكَ هَذَا مُغْتَسَلٌ بَارِدٌ وَشَرَابٌ

Urkud : koş
bi riclike: ayaklarınla
haza mugteselun baridun : bu yıkanacak serin su
ve şerab: ve içecektir
Ayaklarını pergel yaparak koş. bu yıkanılacak serin su ve içecektir.

Sad-43: وَوَهَبْنَا لَهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَى لِأُوْلِي الْأَلْبَابِ

Ve vehebna lehu ehlehu : ona ailesini verdik
ve mislehum meahum rahmeten minna : onlar gibi onlara bizden rahmet
ve zikra : ve erkek
li ulil elbab: ilk kapı için

Sad-44: وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَاضْرِب بِّهِ وَلَا تَحْنَثْ إِنَّا وَجَدْنَاهُ صَابِرًا نِعْمَ الْعَبْدُ إِنَّهُ أَوَّابٌ

Ve huz bi yedike : Elini tut
dıgsen fadrıb bihi : bağla
ve la tahnes: ?
inna vecednahu sabira: gerçekten sabreden
ni’mel abdu: köle olarak bulduk
innehu evvab: çok tövbe eden

Sad-45: وَاذْكُرْ عِبَادَنَا إبْرَاهِيمَ وَإِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ أُوْلِي الْأَيْدِي وَالْأَبْصَارِ

Vezkur ıbadena: hizmetçilerimizi hatırla
ibrahime : İbrahimi
ve ishaka : ve ishakı
ve ya’kube : ve yakubu
ulil eydi vel ebsar: ellerini ve görmelerini
Hizmetçilerinizi hatırla, İbrahimi ve ishakı ve yakubu, ellerini ve görmelerini

Sad-46: إِنَّا أَخْلَصْنَاهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى الدَّارِ

İnna ahlasnahum : gerçekten onların saflığını
bi halisatin : saflıklarıyla
zikred dar: evin erkeği

Sad-47: وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ الْمُصْطَفَيْنَ الْأَخْيَارِ

Ve innehum b>: ve onlar
indena : bizde
le minel mustafeynel ahyar: seçilmiş iyi adamlar
Ve onlar, bizde ise sadece seçilmiş iyi adamlar var

Sad-48: وَاذْكُرْ إِسْمَاعِيلَ وَالْيَسَعَ وَذَا الْكِفْلِ وَكُلٌّ مِّنْ الْأَخْيَارِ

Vezkur : Hatırla
ismaile : ismaili
velyesea : ve elyesayı
ve zel kifli: ve zülküfü
ve kullun minel ahyar: ve iyi adamların hepsini
İsmaili ve elyesayı ve zülküfü ve iyi adamların hepsini hatırla.

Sad-49: هَذَا ذِكْرٌ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَآبٍ

Haza zikrun: Bu erkek,
ve inne : ve gerçekte
lil muttakine : yükümlüler için
le husne meab: güzel sığınak
Bu erkek, Ve gerçekte yükümlüler için güzel sığınak

Cehennemin içinde olan atomlar, güzel sığınak olarak içindeki erkekler içindir. Atomun içindeki ruh, gerçek anlamda hapiste gibidir, oradan çıkış yoktur.

Sad-50: جَنَّاتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ الْأَبْوَابُ

Cennati adnin : adn cenneti
mufettehaten : açılıyor
le humul : onlar için ebvab: kapılar
Adn cennetinin kapıları onlar için açılıyor.

Sad-51: مُتَّكِئِينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ

Muttekine : Yükümlüler
fiha yed’une : (adn cenneti) içinde uzanırlar
fiha bi fakihetin kesiratin : içinde bir çok meyve vardır.
ve şerab: ve içecek
(Adn cenneti) içinde uzanırlar, (Adn cenneti) İçinde pekçok meyve ve içecek vardır.

Cennet/atomun içinde uzanmak, yatağa uzanmak gibi değil, ruhun yumak halindeki yapısının açılarak iplik gibi uzanışıdan ibarettir.

Sad-52: وَعِندَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ أَتْرَابٌ

Ve indehum : onun yanında/onda var
kasıratut : reşit olmayan küçük kız tarfi etrab: karşısında yaşıt
Onların karşısında yanında reşit olmamış kızı bulunan yaşıtları var

Sad-53: هَذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ الْحِسَابِ

Haza ma : işte bu
tuadune : söz verilen
li yevmil hisab: hesap gününde
İşte bu hesap günü için size sözü verilendir.

Sad-54: إِنَّ هَذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُ مِن نَّفَادٍ

İnne haza : gerçekten bu
le rızkuna : rızkınız için
ma lehu min nefad: onun stoktan
Gerçekten onun rızkı için ona stoktan (verilendir)

Sad-55: هَذَا وَإِنَّ لِلطَّاغِينَ لَشَرَّ مَآبٍ

Haza ve inne lit tagıyne : bu ve gerçek zalimler için
le şerre meab: kötü sığınak için
Bu ve gerçek zalimler için kötü sığınaktır

Sad-56: جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ الْمِهَادُ

Cehenneme: Cehennem
yaslevneha: geliyorlar
fe bi’sel : ne kötü
mihad: istirahat yeri
Cehenneme geliyorlar, o ne kötü istirahat yeridir.

Sad-57: هَذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ

Haza felyezukuhu : bunu tadarlar
hamimun : sıcak su
ve gassak: gece karanlık
Gece karanlığında sıcak suyu tadarlar.

Sad-58: وَآخَرُ مِن شَكْلِهِ أَزْوَاجٌ

Ve aharu : ve başka
min şeklihi: şeklinden ezvac: çiftler
Ve başka çift şeklindekiler de.

Sad-59: هَذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ لَا مَرْحَبًا بِهِمْ إِنَّهُمْ صَالُوا النَّارِ

Haza : bu
fevcun muktehımun: alaylar halinde akıncı
meakum: sizinle birlikte
la merhaben bihim : onları karşılamayın // innehum salun nar: onları kabul etme
Bu sizinle birlikte alaylar halindeki akıncıları karşılamayın onları kabul etmeyin.

Sad-60: قَالُوا بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًا بِكُمْ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ الْقَرَارُ

Kalu : dediler
bel entum: ama sen
la merhaben bikum: bizi hoş karşılamadın
entum kaddemtumuhu lena: sen bizim hakkımızda verdin
fe bi’sel karar: kötü karar
Dediler bizi hoş karşılamadın, bizim hakkımızda ne kötü kürür verdin

Sad-61: قَالُوا رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِي النَّارِ

Kalu rabbena : Dediler rabbimiz
men kaddeme lena : bize kim verdi
haza fe zidhu azaben dı’fen : bu zayıflatan azabı
fin nar: ateşte
Dediler Rabbimiz bize kim verdi bu ateşte zayıflatan azabı

Sad-62: وَقَالُوا مَا لَنَا لَا نَرَى رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ الْأَشْرَارِ

Ve kalu : Ve dediler görmüyoruz
ma lena la nera : göremiyoruz
ricalen : erkekleri
kunna neudduhum minel eşrar: biz onları kütü hazırlamıştık
Ve dediler kötülük hazırladığımız erkekleri göremiyoruz

Sad-63: أَتَّخَذْنَاهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ الْأَبْصَارُ

Ettehaznahum : onları aldık
sıhriyyen : istemedikleri işi yükledik
em zagat anhumul ebsar: veya onları saptırdım görmekten
Onları alıp istemedikleri işleri yükledik yada görüşlerini saptırdık

Sad-64: إِنَّ ذَلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ النَّارِ

İnne zalike : Gerçekten o
le hakkun : sağ ile
tehasumu : husumet/düşmanlık etmek
ehlin nar: ateş ehli
Gerçekte o sağ ile çekişme halinde olan ateş ehlidir.

Ruhlar sağa dönmekteler, Cehennem ehli ruhlar ise bu dönüş yönü ile çelişmekte ve sürekli sürtüşme yaşanmaktadır. Evreni/cehennemi oluşturan ruh çizgilerinin hareketi, racul ruhlarla kavgalı durumda oluyor.

Sad-65: قُلْ إِنَّمَا أَنَا مُنذِرٌ وَمَا مِنْ إِلَهٍ إِلَّا اللَّهُ الْوَاحِدُ الْقَهَّارُ

Kul: deki
innema : gerçekten
ene munzirun : ben bir uyarıcıyım
ve ma min ilahin : ve ilahlardan
illallahul : Allah dışında
vahıdul kahhar: muzaffer biri yoktur
De ki: Ben sadece uyarıcıyım. Allah dışında galip çıkacak/muzaffer İlah yoktur!

Sad-66: رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الْعَزِيزُ الْغَفَّارُ

Rabbus semavati vel ardı : Göklerin ve yerin rabbi
ve ma beynehumal : ve onların arasındakilerin
azizul : sevgili
gaffar: affedici
Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir, sevgili ve affedicidir.

Sad-67: قُلْ هُوَ نَبَأٌ عَظِيمٌ

Kul huve nebeun azimun.
Deki o harika bir haberdir.

Sad-68: أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ

Entum anhu mu’ridun.
Siz O’ndan geri dönenlersiniz.

Sad-69: مَا كَانَ لِي مِنْ عِلْمٍ بِالْمَلَإِ الْأَعْلَى إِذْ يَخْتَصِمُونَ

Ma kane liye min ilmin : benim ilmimden değildi
bil meleil a’la iz yahtesımun: Üstteki topluluğun uzmanlığıyla
Benim ilmimden değil, üstteki topluluğun uzmanlığı ile idi.

Sad-70: إِن يُوحَى إِلَيَّ إِلَّا أَنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

İn yuha ileyye : gerçekte benim açıklamalarım
illa ennema : ancak sadece
ene nezirun mubin: ben gösterileni muştuluyorum
Açıklamalarım sadece bana gösterilendir.

Sad-71: إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَائِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِن طِينٍ

İz kale rabbuke : Rabbinin dediği üzere
lil melaiketi : melekler için
inni halikun : yaptım
beşeren : beşerleri
min tin: kilden
Rabbinin dediği üzere “Beşerleri kilden yaptım, melekler için"

Sad-72: فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُوا لَهُ سَاجِدِينَ

Fe iza sevveytuhu : Eğer yerleşirse
ve nefahtu : ve ilham ettiğinde/şiştiğinde
fihi: içine
min ruhi : ruhumdan
fe kau lehu : onun eklemleri çıtlayıp/çatırdayıp
sacidin: eğilin
İçine üflediğim/ilham ettiğim ruh, eğer yerleşip de onu şişirinse, onun eklemlerini çatırdatıp eğilin.

Burada ruhun üflendiği yer, ins atomudur. Bir huniyi andıran yapının konisi içine üflenen/ilham ile yerleştirilen ruh, ins atomunu şişirmektedir. Ruhun bir ağırlığı var, böylece ins atomunun eğilmesi gerekiyor.

Sad-73: فَسَجَدَ الْمَلَائِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

Fe secedel : Eğildiler
melaiketu kulluhum : meleklerin tümü
ecmaun: hepsi birden
Meleklerin hepsi birden secde etti.

İns atomunun uzuvlarının her birisi bir melek olarak tanımlanıyor. Onlar otomun fiziki işlevlerini gerçekleştiriyorlar. huniye benzeyen ins atomununun koni tabanı şeytan, yüzeyi Cebrail’dir. Organların adı başkadır ve işlevlerine verilen adlar başkadır.

Sad-74: إِلَّا إِبْلِيسَ اسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنْ الْكَافِرِينَ

İlla iblis: Ancak şeytan
istekbere : büyükleniyordu
ve kane minel kafirin: Ve o kafirlerden idi
Ancak şeytan büyükleniyordu. O kafirlerden idi/öyleydi.

İns atomunun tabanındaki çemberin genişlediği anlatılıyor. Atomun koni yapısına gök deniyor. Gökler ilerleyen özellikleri sayesinde genişlemektedir. Nefs/çekim özelliği sayesinde koni tabanı etrafındaki enerjiyi soğurmakta ve böylelikle bir tür gizleme/kafirlik yapmaktadır.

Sad-75: قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَيَّ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْعَالِينَ

Kale ya iblisu : İblise dedi ki
ma meneake : seni men eden ne idi
en tescude : eğilmekten
lima : zira
halaktu bi yedeyye: ellerimle yaptım
estekberte : gururlandın
em kunte minel alin: yüksekte olduğun için
Dedi Ey şeytan, seni eğilmekten men eden neydi? Yoksa yüksekte olduğun için gururlandın mı?

Ruh üflenen atomun koni/gök tarafının ağırlık kazanarak eğilmesi gerektiği anlatıldıydı; Burada ise şeytanın neden eğilmediği hakkında girizgâh yapılıyor.

Sad-76: قَالَ أَنَا خَيْرٌ مِّنْهُ خَلَقْتَنِي مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُ مِن طِينٍ

Kale ene hayrun minhu: Ben ondan daha hayırlıyım dedi!
halakteni min narin : beni ateşten yaptın
ve halaktehu min tin: ve onu kilden yaptın
Ben, ondan daha hayırlıyım dedi. Beni ateşten, onu kilden yarattın.

Şeytanın ateşten yapılması onun enerji içeren yapısından ötürüdür. İnsan ise toprak özelliğiyle ins atomu içine ilham edilen akışkan/su özelliğiğiyle ruhun bileşiminin anlatılmasıdır.

Sad-77: قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

Kale fahruc minha : Çık dışarı ondan dedi
fe inneke racim: sen taşlananlardansın
Çık oradan dedi! Sen taşlananlardansın.

Çember yapısıyla sürekli genişleyen şeytan, koni şekilli atomun içine giremeyecektir, yönü dışarıya doğru ilerleyişten ibaret kalacaktır. Atomların nefsleri foton/taş ile beslendiğinden ötürü o, taşlanılan diye anılmaktadır.

Sad-78: وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِي إِلَى يَوْمِ الدِّينِ

Ve inne aleyke la'neti : ve lanetim üzerindedir
ila yevmid din: din gününe kadar
Ve gerçekten din gününe kadar lanetim senin üzerinedir.

Sad-79: قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

Kale rabbi fe enzırni ila yevmi yub’asun
Dedi; Rabbi bana yeniden diriliş gününe kadar izin ver.

Yeniden diriliş, evrenin gün dönümüyle başlayan bir olay, bu durumda yeni evren gününde başka atomlarda tezahür edecek fiziki durum yine o güne kadar aktif kalıyor.

Sad-80: قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ

Kale fe inneke : dedi öyleyse sen
minel munzarin: bakanlardan ol
Öyleyse sen bakanlardan ol! dedi

Koni taban, atomun gözüdür. Buradan giren foton yansıtılmaz, yutulur. Yutulan foton görülmüş olur.

Sad-81: إِلَى يَوْمِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

İla yevmil vaktil ma’lum
Vakti bilinen güne kadar.

Sad-82: قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

Kale fe bi izzetike : dedi senin izzetinle
le ugviyennehum ecmain: hepsini eklemek için

Sad-83: إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ

İlla ibadeke : ancak senin hizmetin dışında
minhumul muhlasin: sadık olanları

Sad-84: قَالَ فَالْحَقُّ وَالْحَقَّ أَقُولُ

Kale fel hakku : dedi sağda
vel hakka ekul: ve sağa olanları söylüyorum
.

Sad-85: لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ

Le emleenne cehenneme minke : cehennemi seninle dolduracağım
ve mimmen tebiake : ve seni takip edenlerle
minhum ecmain: hepsiyle
Cehennemi mutlaka seninle dolduracağım ve seni takip edenlerle.

Cehennemin iç hacminde yer kaplayan şeytanların yarım küre bedenleri ve bu çekim alanına yapışık/ayrılmaz ins atomları işaret ediliyor.

Sad-86: قُلْ مَا أَسْأَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُتَكَلِّفِينَ

Kul ma es’elukum aleyhi : sana ne sorulduğunu söyle
min ecrin : ücretinden
ve ma ene minel mutekellifin: ve görevlerimin ne olduğundan

Sad-87: إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَالَمِينَ

İn huve illa zikrun : o ancak erkek
lil alemin: alemler için
O ancak alemlere erkektir.

Sad-88: وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُ بَعْدَ حِينٍ

Ve le ta’lemunne : ve öğrenmek için
nebeehu ba’de hin: sonra onun haberini
Ve onun haberini sonra öğrenmek üzere