Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

48- 27 Neml

  • Atomların ve elementlerin görülemeyen yapılarını anlatan tasvirleri okumaktayız.
    Ayrıca atomların kütleli ve kütlesiz olmak üzere iki çeşit parçacıklan müteşekkil yapıları anlatılıyor. Bunlar kütleli ve kütlesiz atomların varlığı hakkında bilgiler aktarır. Modern bilim, bu iki türü “mezon” diye madde ve madde karşıtı olarak adlandırmıştır.

    Elementin bir yarısını karıncaya benzettilir. Elemanın diğer yarısı arasındaki boşluk vadiye benzediği için "karınca vadisine" diye adlandırılmıştır. Sonrasında bu ortamda meydana gelen olayları aktarılmaktadır.

    Bilimin olmadığı o devirde ne atom ne elektron ne de kimyasal bağlanma olayları doğrudan açıklanamazdı. Hz Muhammed, kendisini dinleyenleri işte o devirde bilim ile donatmaya çalışılıyordu. Günümüz bilim dünyasının yegane amacı atomu ve tanrıyı keşfedebilmeyi başarmaktır.

Neml-1: طس تِلْكَ آيَاتُ الْقُرْآنِ وَكِتَابٍ مُّبِينٍ

Tâ sîn : Ta, Sin
tilke âyâtul kur’âni : şu kur'an ayetleridir.
ve kitâbin mubîn: ve kitapta gösterilendir
Ta harfi İbrahim isimli ruhu sembolize ediyor. Sin, gündüz göğünün rumuzu oluyor. Gökler, gündüz ve gece ismini taşıyan çiftler halindedir. Modern bilimde kütle ve anti madde olarak tanımlanan kuark çiftlerine tekabül ediyor.
Gece göğünün içinden boşaltılan enerji güngüz göğüne aktarıldığında evrenin durağan yapısı içinde boşluk ve doluluklarıyla belirginleşen iki varlık meydana gelmiş oluyor. Üç ayrı gök çifti ve birde tek gök olmak üzere yedi gökle bir tane atomu inşa ediliyor, atomun etrafını saran koruyucu manyetizmanın adına ise Kur'an deniliyor . Kur'an içindeki ayetlerle birlikte bir kitap oluşturuyor ve anılan bu iki ayet onun içinde gösteriliyor. Kitap olmaksızın ruhlar, evrenin /yekunun içinde tıpkı denizle su damlası misali gibi ondan ayırt edilemeyeceklerinden ötürü ancak kitap içinde müstakilleşiyor ve gösteriliyorlar.

Neml-2: هُدًى وَبُشْرَى لِلْمُؤْمِنِينَ

Huden : rehberlik
ve buşrâ: havadis
lil mu’minîn: güvende olanlar içindir
Cennette ikame eden ruh bir peygamber himayesindeyse onlara rehberlik ediliyor ve havadisler iletiliyor.

Neml-3: الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Ellezîne yukîmûnes: kim oturuyor
salâte : destek oluyor
ve yu’tûnez zekâte : ve zekata geliyorsa ve hum : ve bunlar
bil âhırati : ahirette
hum yûkınûn: eminler/güvendeler
Kim -atomun içinde- oturuyorsa, kim ona -atoma- destek oluyors ve kim zekata geliyorsa bunları yapanlar ahirette –göklerde /protonun içinde- emin ve güvendedirler.
Atomun içinde oturan racul/ruh, salat ile atomu ayakta tutarak ona canlılık veriyor. Atomun çevreden enerji soğurması hasebiyle kendisini helak edecek seviyeye gelecek şekilde artacaktır. Söz konusu fazla enerjiyi, zekât yoluyla kendinden zayıf atomlara aktarakak seviyesini azaltması gerekiyor. Böylece devinimsel denge sağlanacak element içindeki harmoni devam edecektir.

Neml-4: إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ زَيَّنَّا لَهُمْ أَعْمَالَهُمْ فَهُمْ يَعْمَهُونَ

İnnellezîne lâ yu’minûne : güvende olmayan kimseler
bil âhirati : ahirette
zeyyennâ : süslenmiş
lehum a’mâlehum: onların işleri /çalışmaları
fe hum ya’mehûn: onlar kör oldular
Ahirete güvende olmayanların kimselerin işleri zinadır, onlar görmedikleri/kör oldukları için idrak edemiyorlar. Ruhlar, elemente dahil olmamışlar ise yani güvende değillerse işleri sadece zinadır.
Bir atomun içindeki ruh, etrafında olup bitenin seslerini duyabiliyor. Gözlerimiz çoklu algı yapmak için yirmi beş mega piksel nokta ile görüntüyü parçalayıp ruha aktarıyor. Yalnızca bir atomun içindeki ruh sadece tunelin ucundaki ışığı algılayabiliyor, görüntüyü parçalayıp analiz edecek sayıda göz elemanına sahip değildir.

Neml-5: أُوْلَئِكَ الَّذِينَ لَهُمْ سُوءُ الْعَذَابِ وَهُمْ فِي الْآخِرَةِ هُمُ الْأَخْسَرُونَ

Ulâikellezîne : o kimseler ki
lehum sûul azâbi : onlar fena /kötü azaptadır
ve hum: ve onlar
fîl âhırati : ahiretin içinde hum-ul ahserûn: kaybedenler

Neml-6: وَإِنَّكَ لَتُلَقَّى الْقُرْآنَ مِن لَّدُنْ حَكِيمٍ عَلِيمٍ

Ve inneke : ve sen
le tulekkal kur’âne : kur'an'ı alacaksın
min ledun hakîmin alîm: bilgeden bilenden

Neml-7: إِذْ قَالَ مُوسَى لِأَهْلِهِ إِنِّي آنَسْتُ نَارًا سَآتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ آتِيكُم بِشِهَابٍ قَبَسٍ لَّعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ

İz kâle mûsâ: Musa dedi
li ehlihî: ailesine
innî ânestu nârâ: ben ateş gördüm
se âtîkum minhâ bi haberin : size onların haberini getireceğim
ev âtîkum: veya size geldim
bi şihâbin kabesin: ateşin aleviyle // leallekum tastalûn: siz ısınabilin –diye-

Neml-8: فَلَمَّا جَاءهَا نُودِيَ أَن بُورِكَ مَن فِي النَّارِ وَمَنْ حَوْلَهَا وَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Fe lemmâ câehâ: o geldiğinde
nûdiye: ilan etti en bûrike: ?
men fîn nâri : kim ateşin içinde
ve men havlehâ: ve kim etrafında ve subhânallâhi rabbil âlemîn : ve alemleri besleyen Allah’ı tenzih ederim

Neml-9: يَا مُوسَى إِنَّهُ أَنَا اللَّهُ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Yâ mûsâ: ey Musa
innehû enallâhul : muhakkak ben Allah'ım
azîzul hakîm: sevgili, hakim
Ey Musa! Ben, sevgili bilge olan Allah’ım.

Neml-10: وَأَلْقِ عَصَاكَ فَلَمَّا رَآهَا تَهْتَزُّ كَأَنَّهَا جَانٌّ وَلَّى مُدْبِرًا وَلَمْ يُعَقِّبْ يَا مُوسَى لَا تَخَفْ إِنِّي لَا يَخَافُ لَدَيَّ الْمُرْسَلُونَ

Ve elkı asâke: Asayı attı
fe lemmâ raâhâ: onu gördüğünde
tehtezzu ke ennehâ cânnun: cinler gibi titriyordu
vellâ mudbiran : planladı
ve lem yuakkıb: takip etmedi yâ mûsâ : ey Musa
lâ tehaf innî: benden korkma
lâ yehâfu ledeyyel murselûn: benim gönderdiklerimden de korkma

Neml-11: إِلَّا مَن ظَلَمَ ثُمَّ بَدَّلَ حُسْنًا بَعْدَ سُوءٍ فَإِنِّي غَفُورٌ رَّحِيمٌ

İllâ men zaleme: ancak zulmedenler hariç
summe beddele husnen: daha sonra iyiliğin bedeli ödenir
ba’de sûin: sonra kötülüğün
fe innî gafûrun rahîm: gerçekten ben affediciyim, merhametliyim

Neml-12: وَأَدْخِلْ يَدَكَ فِي جَيْبِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ فِي تِسْعِ آيَاتٍ إِلَى فِرْعَوْنَ وَقَوْمِهِ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

Ve edhıl yedeke fî ceybike : elini cebine soktu
tahruc beydâe: beyaz olarak çıkardı
min gayri sûin : hastalıktan gayri
fî tis’ı âyâtin: dokuz işaretin /ayetin içinde
ilâ fir’avne kavmihî: büyük evin halkına kadar
innehum kânû kavmen fâsikîn: gerçekten onlar günahkardılar

Neml-13: فَلَمَّا جَاءتْهُمْ آيَاتُنَا مُبْصِرَةً قَالُوا هَذَا سِحْرٌ مُّبِينٌ

Fe lemmâ câethum âyâtunâ mubsıraten: onlara gelen ayetlerimizi gördüklerinde
kâlû hâzâ sihrun mubîn: dediler bu gözüken bir sihirdir

Neml-14: وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا أَنفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ

Ve cehadû: inkar ettiler
bihâ vesteykanethâ: inandıkları halde
enfusuhum zulmen: kendilerine zulmettiler
ve uluvvâ: ve böbürlendiler
fenzur: bakın
keyfe kâne: nasıl oldu
âkıbetul: akıbetleri
mufsidîn: günahkarların

Neml-15: وَلَقَدْ آتَيْنَا دَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ عِلْمًا وَقَالَا الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي فَضَّلَنَا عَلَى كَثِيرٍ مِّنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِنِينَ

Ve lekad âteynâ dâvûde ve suleymâne ilmâ: biz Davud’a ve Süleyman’a bizdeki ilimden verdik
ve kâlâl hamdu lillâhillezî faddalenâ: Allah’ı öven kimseler olmayı tercih ettik
alâ kesîrin min ibâdihil mu’minîn: güvende olup hizmet edenlerin çoğundan üstte

Neml-16: وَوَرِثَ سُلَيْمَانُ دَاوُودَ وَقَالَ يَا أَيُّهَا النَّاسُ عُلِّمْنَا مَنطِقَ الطَّيْرِ وَأُوتِينَا مِن كُلِّ شَيْءٍ إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَضْلُ الْمُبِينُ

Ve varise suleymânu dâvûde: Süleyman davuda varis oldu
ve kâle yâ eyyuhân nâsu: ve dedi ey insanlar
ullimnâ mentıkat tayrı: kuş dilini öğrendik
ve ûtînâ min kulli şey’in: ve bize verildi her şeyden
inne hâzâ le huvel fadlul mubîn: gerçekten bu görünen bir iyiliktir

Neml-17: وَحُشِرَ لِسُلَيْمَانَ جُنُودُهُ مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنسِ وَالطَّيْرِ فَهُمْ يُوزَعُونَ

Ve huşire: topladı
li suleymâne: Süleymanın
cunûduhu: askerlerini
minel cinni: cinlerden
vel insi: ve ins’lerden
vet tayrı: ve kuşlardan
fe hum yûzeûn: onlara idrak dağıttı
Asker olarak toplanan cinnler, kendileri bizatihi aklın kendisi olmalarına karşın işleyemez halde olmalarından ötürü akıl sahibi olmayan enerji yumakları olarak pasif durumdadırlar. İns’ler ise içleri boş kuarklardır, onların da içlerinde akıl olmadığından ötürü Süleyman akıl idrak dağıtıyor. Dağıtmak derken onlara katkı sağlayacak türde bir meta veya ileti olarak değilde akıl sayılan cinleri akılsız kuarkların içine yerleştirerek aklın işlemesini temin etmiş oluyor. Böylece hem cinn hem de İns ikisi birlikte tek akıl sahibi tek varlığa dönüşüyorlar. Burada anılan kuşlar ise atomun uzantısı titreşen yer isimli uzvudur. Bir elemente tutunmuş iki veya üç hidrojen, iki veya üç kanat görünümü vercektir. Ait olduğu atom akılsız iken, cinn sayesinde akıllandığında hepsi birden akıllı varlığa dünüşüm kunuşulabilir oluyor.

Neml-18: حَتَّى إِذَا أَتَوْا عَلَى وَادِي النَّمْلِ قَالَتْ نَمْلَةٌ يَا أَيُّهَا النَّمْلُ ادْخُلُوا مَسَاكِنَكُمْ لَا يَحْطِمَنَّكُمْ سُلَيْمَانُ وَجُنُودُهُ وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

Hattâ izâ etev alâ vâdin nemli: karınca vadisine geldiklerinde
kâlet nemletun: karınca şöyle dedi
yâ eyyuhân nemludhulû mesâkinekum: ey karıncalar evlerinize girin
lâ yahtımennekum: sizi yok etmesinler
suleymânu ve cunûduhu ve hum: Süleyman ve askerleri ve onlar
lâ yeş’urûn: hissetmezler /fark etmezler

Neml-19: فَتَبَسَّمَ ضَاحِكًا مِّن قَوْلِهَا وَقَالَ رَبِّ أَوْزِعْنِي أَنْ أَشْكُرَ نِعْمَتَكَ الَّتِي أَنْعَمْتَ عَلَيَّ وَعَلَى وَالِدَيَّ وَأَنْ أَعْمَلَ صَالِحًا تَرْضَاهُ وَأَدْخِلْنِي بِرَحْمَتِكَ فِي عِبَادِكَ الصَّالِحِينَ

Fe tebesseme dâhıken min kavlihâ: onun sözlerinden –ötürü- bir gülümseme ile güldü
ve kâle rabbi evzı’nî en eşkure ni’metekelletî: dedi rabbim sana teşekkür ederim bana verdiğin nimetlere
en’amte aleyye: üzerindeki iyiliklerine
ve alâ vâlideyye: ve babamın üzerindeki
ve en a’mele salihan terdâhu: ve iyi işlerinden hoşnutluğa
ve edhılnî bi rahmetike: rahmetie dahil et
fî ibâdikes sâlihîn: iyi hizmetinde doğru alanları

Neml-20: وَتَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ

Ve tefekkadat tayra: kaybettiğin kuşu
fe kâle mâliye: benim neyim var
lâ erâl hudhude: kuşu göremiyorum
em kâne minel gâibîn: yoksa ortalarda yokmu

Neml-21: لَأُعَذِّبَنَّهُ عَذَابًا شَدِيدًا أَوْ لَأَذْبَحَنَّهُ أَوْ لَيَأْتِيَنِّي بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ

Le uazzibennehu azâben şedîden: ona işkence için ağır ceza vermek
ev le ezbehannehû: veya onu feda etmek için
ev le ye’tiyennî: veya bana gelmesi için
bi sultânin mubîn: görünen sultanla

Neml-22: فَمَكَثَ غَيْرَ بَعِيدٍ فَقَالَ أَحَطتُ بِمَا لَمْ تُحِطْ بِهِ وَجِئْتُكَ مِن سَبَإٍ بِنَبَإٍ يَقِينٍ

Fe mekese gayra baîdin: durduğun /oturduğun yere uzak değil
fe kâle ehattu bimâ: dedi senden daha alçakta
lem tuhıt bihî: ona dokunamazsın
ve ci’tuke: ve geldim
min sebein: yediden
bi nebein yakîn: şüpheden ari olanın haberiyle
Burada yedinci gök hakkında bilgiler var; Altı gök (kuark) var. Onları ihata eden, kapılarını kilitleyen ve adeta bir kabuk gibi saran yedinci gök, içteki göklerin içinde barınan ruha anlatılıyor. Sana yakın, senden biraz aşağıda ve sen ona dokunamazsın deniyor. Dokunulamamasının sebebi elbette ruhun başkaca gök (kuark) içinde barınıyor olmasından ötürüdür. Devamında ise dıştaki bu yedinci gökten sadece haber gelmektedir. Çünkü dış alem ile temas halinde olan bu göktür.

Neml-23: إِنِّي وَجَدتُّ امْرَأَةً تَمْلِكُهُمْ وَأُوتِيَتْ مِن كُلِّ شَيْءٍ وَلَهَا عَرْشٌ عَظِيمٌ

İnnî vecedtumraeten: bir kadın buldum
temlikuhum: ona sahiplik –sahiplendim -
ve ûtiyet min kulli şey’in: ve verilen her şeyden
ve lehâ arşun azîm: harika /büyük tahtı var

Neml-24: وَجَدتُّهَا وَقَوْمَهَا يَسْجُدُونَ لِلشَّمْسِ مِن دُونِ اللَّهِ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ أَعْمَالَهُمْ فَصَدَّهُمْ عَنِ السَّبِيلِ فَهُمْ لَا يَهْتَدُونَ

Vecedtuhâ: onu buldum
ve kavmehâ: ve halkını
yescudûne liş şemsi: güneşe secde ederken/eğilirken
min dûnillâhi: Allah olmaksızın –Allah’tan başkasına-
ve zeyyene lehumuş: onu süslerken
şeytânu a’mâlehum: şeytanın işleri
fe saddehum : onlar kovuldu
anis sebîli fehum lâ yehtedûn: anladığı yolda rehbersiz –kaldı-

Neml-25: أَلَّا يَسْجُدُوا لِلَّهِ الَّذِي يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

Ellâ yescudû lillâhillezî yuhricul hab’e fîs semâvâti vel ardı : göklerin ve yerin içinde olanı çıkaran Allah’a secde etmedin mi?
ve ya’lemu:
mâ tuhfûne: saklı olanı
ve mâ tu’linûn: ve ilan /aşikar edileni

Neml-26: اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

Allâhu: o Allah
lâ ilâhe: ilah yoktur
illâ huve: ondan başka
rabbul arşil azîm: büyük tahtın rabbidir

Neml-27: قَالَ سَنَنظُرُ أَصَدَقْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ الْكَاذِبِينَ

Kâle se nenzuru: dedi bakacağız
e sadakte: sen inandın mı
em kunte minel kâzibîn: yoksa sen yalancılardan mısın

Neml-28: اذْهَب بِّكِتَابِي هَذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ فَانظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ

İzheb bi kitâbî hâzâ: bu kitabımla gittiğin zaman
fe elkıh ileyhim: onlara atarsın
summe tevelle anhum: daha sonra geri kaçarsın
fanzur mâzâ yerciûn: bakarsın neye döndüklerine

Neml-29: قَالَتْ يَا أَيُّهَا المَلَأُ إِنِّي أُلْقِيَ إِلَيَّ كِتَابٌ كَرِيمٌ

Kâlet yâ eyyuhâl meleu: dedi ey halk
innî ulkıye ileyye kitâbun kerîm: üzerinize attığım kıymetli kitaptır

Neml-30: إِنَّهُ مِن سُلَيْمَانَ وَإِنَّهُ بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ

İnnehu min suleymâne: gerçekten o Süleymandandır
ve innehu bismillâhir rahmânir rahîm: ve gerçekten o merhametli ve esirgeyen Allah’ın adındandır

Neml-31: أَلَّا تَعْلُوا عَلَيَّ وَأْتُونِي مُسْلِمِينَ

Ellâ ta’lû aleyye ve’tûnî muslimîn:

Neml-32: قَالَتْ يَا أَيُّهَا المَلَأُ أَفْتُونِي فِي أَمْرِي مَا كُنتُ قَاطِعَةً أَمْرًا حَتَّى تَشْهَدُونِ

Kâlet yâ eyyuhâl meleu: dedi ey halk
eftûnî: ?
fî emrî: emrimin
mâ kuntu kâtıaten emren: emirlere kesin uyduğuma
hattâ teşhedûni: şahit oldunuz mu

Neml-33: قَالُوا نَحْنُ أُوْلُوا قُوَّةٍ وَأُولُوا بَأْسٍ شَدِيدٍ وَالْأَمْرُ إِلَيْكِ فَانظُرِي مَاذَا تَأْمُرِينَ

Kâlû nahnu ulû kuvvetin: dedi biz kuvvetliyiz
ve ulû be’sin şedîdin: ve zararımız /korkumuz aşırıdır
vel emru ileyki fanzurî mâzâ te’murîn: üzerimize bak öyle emir ver