Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
------

23- 53 Necm

  • Yıldızların çekim gücü (heva)...
    Heva kelimesi günümüz gravitasyon yani kütleçekim anlamındadır. (Mevcut tefsirlerde heva kelimesi; Doğmak, batmak kaymak, inmek gibi birbirine zıt anlamlar dahi verilerek tercüme ediliyor lakin hiç birisi onun gerçek manası olan "çekmek" anlamını mantıklı bulamadığı için yazmıyorlar.)

    Burada anlatılanlara göre, yıldızlar kendileri enerji üretmiyorlar, merkezinde durdukları gezegenler sisteminden ve uzaydan enerji emmekte ve sonra koni şekilli forma sokup foton olarak geri fırlatmaktadır.

    Güneşin yüzeyi sıcak olmasına rağmen içi soğuktur, merkezindeki sıcaklık 2.725 Kelvin (-270.42 santigrat) derecedir. Yıldızlar yani güneş, uzayı bu sıcaklık değerine kadar soğutmaktadırlar. Uzayın sıcaklığı yıldızın soğurabildiği minimum değere yani kendi iç sıcaklığına kadar düşer. Atmosfer dışında ölçülen bu değerdeki sıcaklık “Kozmik mikrodalga arka plan ışıması” değil gerçekte Güneşin merkezinin sıcaklığıdır. Eğer yıldızlar yaydıkları enerjiyi evrende soğurmayıp kendileri üretiyor olsalardı evrenin ısısının giderek artması gerekirdi. Çünkü evrenin toplam enerjisi sabittir, giderek soğuyan gök cisimlerinin kaybettiği enerji ve yıldızların yaydığı enerji yüzünden, evren genişlemesine rağmen cehennem sıcaklığına erişmesi gerekirdi.

    Diğer yandan yıldızların yapısının yüzde 92 sini hidrojen oluşturuyor, güneşin çekirdek ısısı, bilim adamlarının ifade ettiği büyüklükte yani 15 Milyar derece olsa yapısındaki tüm hidrojenin infilak edercesine yanması gerekirdi. Güneşin yapısındaki yüzde 7’lik helyum payı, güneşin manto katmanını oluşturmaktadır. Mantoda, ince bir tabaka halinde H1, H2 ve H3 atomları vardır. Bu atomlar ikişerli birleşerek helyumu oluşturdukları anda enerji seviyelerini düşürmek için foton fırlatırlar. Enerji seviyesi düşünce manto katmanına batarlar. Yıldızın yüksek çekim gücü sayesinde uzaydan emilen ısı bu manto katmanını ısıtır.

    Kuarklar kütleli ve kütlesiz olarak iki tür olarak yapılmışlar. Kütleli olanlar ana yapıyı oluşturan muhkem ayetler oluyor. Kütlesiz kuarklar ise tamamen enerjiden ibaret yapılarıyla atomun yaşamı için gerekli tüm enerjiyi temin etmekteler. İns atomunu içine dolan ve suya benzetilen bu saf enerji için nutfe kelimesi kullanılıyor. Nutfe, biyolojik yapılara ait parça değildir.

    Şira isimli bir yıldızdan bahsederek devamında Ad ve Semud kavimlerinin helakını anlatan bundan sonraki cümleler, yürürlükten kaldırılmış ayetleri/atomları anlatıyor sanıyoruz. Çünkü Nuh kavminin helakinden da bahsedilmesi sebebiyle şu an yok edilmiş elementlerden bahsedildiğine emin oluyoruz. Nuh hadisesi de bizim anladığımız türden İnsan yapısı bir gemi ve dünyayı kaplayan sel olmadığı gibi tufan da manyetik fırtınalardır. Ayrıca Nuh Peygamberin 950 yıllık ömrü biyolojik bedenle yaşanamaz.

Necm-1: وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى

Ven necmi : yıldız
iza : eğer
heva : boşluk
Ve yıldızlar, birer boşluktur (çekim gücüdür/istektir)

Necm-2: مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى

Ma dalle : sapmış
sahıbu : sahip
kum : siz
ve ma : nede
gava : safahat
Ne sapıtmışım ne de ne de eğlenmiyorum.

Necm-3: وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى

Ve ma : ve ne
yentıku : telaffuz
anil : tarafından
heva : boşluk/istek
Telaffuz ettiğim, boşluk/sevgi nedir?

Necm-4: إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

İn huve illa : bu sadece
vahyun : vahyin
yuha : bildirdiği
Bu sadece vahyin bildirdiği (bilgi) dir.

Necm-5: عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى

Allemehu: bilgi
şedidul: şiddetli
kuva: kuvvet
Şiddetli kuvvetin bilgisidir.

Necm-6: ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى

Zu: ...li
mirratin: kuvvet
festeva: doğruldu
kuvvetli bir doğru olarak

Necm-7: وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى

Ve huve: öyle
bil ufukil: ufuk çizgisi
a’la: üstü
Ufuk çizgisinin üstü

Necm-8: ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى

Summe: sonra
dena: yakınından
fe tedella: sarkmak
sonra (ufuktan aşağı) sarkar

Necm-9: فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

Fe kane : öyle
kabe: kenarının
kavseyni: parantez
ev edna: altı
Kenar çizgisinin üstü yarım parantez gibi.

Necm-10: فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى

Fe evha: ilham edildi
ila abdihi: kulu için
ma evha: ilham edilen
İlham edilenler böylelikle kulu tarafından yutuldu
Ham etmek eskiden çocuklara yemek yedirilirken kullanılırdı. Yutmak/ham kökünden türeyen ilham, burada bilgiyi yutmak anlamında kullanılıyor. Bilgi, varlık olduğundan ötürü atom tarafından yutulma olarak nitelendirilmesi oldukça doğru duruyor.

Necm-11: مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى

Ma kezebel: yalanlar
fuadu: kalplere
ma raa: ne gördün
Kalplere dolan yalanları ne göreceksin.

Necm-12: أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى

Efe tumarunehu : esasında
ala: üzerindeki
ma : ne
yera görmek
Esasında sadece dışına vuran rengi görebilirsiniz o kadar.

Necm-13: وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى

Ve lekad raahu : onu görmek
nezleten: dışarı akan
uhra: diğerleri
Diğerlerinin onu görmesi, dışına akanı (enerjiyi) algılamaktan ibarettir.

Necm-14: عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى

İnde : anda/zamanda
sidratil munteha: sınır/bucak
İns atomlarını sınırılarında (görülen)

Necm-15: عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى

İndeha : sonrası (içi)
cennetul me’va: meva cenneti
Onun içi (ateşe karşı) sizin barınağınızdır.

Necm-16: إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى

İz yagşes: örtü olarak
sidrate: sınır/bucak
ma yagşa: örten
Sınırlarınızı örten örtü idi.

Necm-17: مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى

Ma zagal: uzak
basaru : görüş
ve ma taga: gölgelik
Orası gözden uzak, gizli ve gölge yerdir.

Necm-18: لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى

Lekad raa: o gördü
min ayati: ayetlerini
rabbihil : rabbinin
kubra: büyük
O, Rabbinin büyük ayetlerini gördü.

Mealler ayeti cümle sanıp musafın "bir kısmını" gördü diye yazarlar. Burada anılan ayet, fizik alemdeki varlıklara/atomla deniyor

Necm-19: أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى

Efe raeytumul : gördünüz mü
late vel uzza: lat ve uzza
Lat ve Uzza’yı gördünüz mü?

Lat ve uzza, büyük ve ortanca atomların koni tabanlarına verilen ad, buralar şeytan diye anılırlar.

Necm-20: وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى

Ve menates: ve manatı
salisetel : üçüncü
uhra: diğer
Ve diğeri, üçüncüsü olan Menat’ı

Necm-21: أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى

Elekumuz: senin
zekeru: erkek
ve lehul: onun
unsa: kadın
Erkek sizin, kadın O’nun mu?

Necm-22: تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَى

Tilke izen kısmetun diza Eğer böyle ise bu, haksız paylaşmadır.

Necm-23: إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَاءهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَى

İn hiye: yani ancak
illa esmau: isimleri
semmeytumuha: - entum: sizin
ve abaukum: ve babalarınızın - ma enzelallahu: Allah'ın indirdiği
biha min sultan: sultana
in yettebiune: tabi olmak
illaz zanne: - ve ma tehval : canlılık
enfusu: aşk
ve lekad caehum: onlara gelen
min rabbihimul huda: rabbinden rehberlik //
Sizin ve babalarınızın isimlerini Allah indirdi. Sultana tabi olanlar için canlılık ve aşk, onlara rablerinden gelen rehberliktir.

Necm-24: أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى

Em lil insani: insan anası
ma temenna: dileği
İnsan anasının dileği

Necm-25: فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى

Fe lillahil:Allah'ın
ahiratu: ahiret
vel ula: ilki
Fakat evvel de ahir de Allah’ındır.

Necm-26: وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى

Ve kem : nasıl
min melekin: hareket organları
fis semavati: göklerde (gök içinde)
la tugni: titreşim oluşturmak/ses üretmek - şefaatu: meyletmek
hum: onlar
şey’en: bir şey
illa min ba’di: (bir olayın) sonrasında
en ye’zenallahu : Allah yetkilendirdi
: kimi dilerse
ve yerda: memnuniyet
Melekler, göklerde nasıl titreşim ve hareket oluştururlarken neye meylederler? Allah kimi dilediyse meleklere karşı onu yetkilendirdi, memnun kıldı.

Necm-27: إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى

İnnellezine: bunlar kimdir
la yu’minune: inanmayın
bil ahirati: bundan sonra
le yusemmunel : sözde
melaikete : meleklere
tesmiyetel unsa: kadın ismi vermek
Kim ki meleklere kadın ismi verirse onlara inanmayın.

Necm-28: وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

Ve ma lehum bihi: onlar sahip değiller
min ilmin: bilgiye
in yettebiune: - illaz zann: onlar uymaktalar
ve innez zanne : zanlarına
la yugni : söz üretmek
minel hakkı şey'a: doğru olan
Onların bilgileri olmadığı halde hakkın doğrularından, zanlarıyla yanlış söz üretiyorlar.

Necm-29: فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

Fe a'rıd : sırtını dönmek
an men: onun emriyle
< tevella : üstlenmek
an zikrina: onun zikriyle
ve lem yurid b>: istemedi
illal hayated dunya: dünya hayatı
Onu emriyle sırtını (ahiret hayatına) döndü, onun zikrini üstlendi, o kendi istemedi dünya hayatını.

Necm-30: ذَلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى

Zalike: bu
mebleguhum: miktar
minel ilmi: ilmiyle
inne rabbeke: rabbin gerçekten
huve a’lemu: biliyor
bi men dalle: kim gitti
an sebilihi : onun için
ve huve a’lemu : o bilir
bi menihteda: kim yönelmiş
Rabbin ilmiyle kim onun yoluna girmiş kim ona yönelmiş bilir.

Necm-31: وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى

Ve lillahi: Allah
ma fis semavati : göklerde
ve ma fil ardı: ve yerde
li yecziyellezine : kim mükafat için
esau : kırgın
bima amilu : amel
ve yecziyellezine: mükafat -
ahsenu: iyilik
bil husna: ikna
Allah göklerde ve yerdekileri yaptıkları sebebiyle mükafatlandırır , kırgın olanları iyi amel için nazikçe ikna eder. Evren, atomların rıza usulü ile çalışmalarıyla ayakta duruyor.

Necm-32: الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى

Ellezine : kim
yectenibune: kaçınmak
kebairal: büyük
ismi : suç
vel fevahışe : müstehcen
illal lemem: ancak küçük hatalar
inne rabbeke : muhakkak ki rabbiniz
vasiul mağfirati: geniş af
huve a'lemu: onun biliyorum
bikum : ne kadar
iz enşeekum: getirdi
minel ardı : elektrondan
ve iz entum ecinnetun : gizlenmiş/fetüs
fi butuni : karın-bağırsaklar
ummehatikum : millet (aynı çeşit atomların tamamı)
, fe la tuzekku : kendini arındırmamış
enfusekum : kendini
huve a'lemu : biliyorum
bi menitteka: korkanlar
Kim büyük günahlardan kaçınır, suç işlemeçzse ve müstehcen olmazsa (Etrafındaki manyetizmanın yokluğu müstehcenlik oluyor, manyetizma çalışma ve bilgi ile oluşuyor) Allah tüm atomların karınlarında gizlediklerinizi bilir. Kendini arındırmayanlar korku içinde olacaklar.

Necm-33: أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى

Efe raeytellezi: söyle/görüşünü belli et
tevella: neyi üstlendiğini
Artık neyi üstlendiğini belli et!

Necm-34: وَأَعْطَى قَلِيلًا وَأَكْدَى

Ve a’ta : o cevap verdi
kalilen: hafifçe
ve ekda: teyit etti
Hafifçe teyit etti.

Necm-35: أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى

Eindehu : katında /
ilmul: ilmi
gaybi: bilinmeyeni/görünmeyen
fe huve yera: gördü
İlmi ile görünmeyenleri görür. (göz ile görmek anlamında değil, hileyi gördü, oyunu görmek gibi))

Necm-36: أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى

Em lem : değilse
yunebbe: bilgi verme
bima : dahil olmak
f i suhufi musa: musanın suhufunda
Bilgi veren yoksa, Musa'nın kur'an'ından dahil olunur

Necm-37: وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى

Ve ibrahim: İbrahim
: hangi
veffa: içinde
İbrahim hangi (ümmetin) içinde?.

Necm-38: أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى

Ella teziru : bir taşıyıcı olmayan
vaziratun : yüklerini
vizra uhra: başka düğmeye
Barınak/taşıyıcı bulamayanlar varlıklarını başka nefslere

Necm-39: وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

Ve en: - leyse: değil
lil insani: insan için
illa ma sea: aranan
İnsanda aranan, herkes için olandır.

Necm-40: وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى

Ve enne : ki
sa’yehu: su/suda arayışı
sevfe : irade
yura: gördü
Gördü ki iradesiyle suda (evren/bilgi denizinde) arayışa girdi.

Necm-41: ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى

Summe : sonra
yuczahul : ödüllendirildi
cezael : hak ettiği //- evfa: tamamen
Sonra hakettiği ödülü aldı..

Necm-42: وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى

Ve enne : ki
ila rabbikel: rabbiniz
munteha: nihayet
ve nihayetinde rabbiniz...

Necm-43: وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى

Ve ennehu: ve ki
huve:o
adhake : gülmek
ve ebka: ağlamak
ki o, güldürecek veya ağlatacak.

Necm-44: وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا

Ve ennehu: yani
huve emate : duygusuzlaştırma
ve ahya: canlandırma
Öyle ki o, duygusuzlaştırır ve canlandırır.

Ölüm, ruhların Allah'ın ruhuna dahil olmasının adıdır. Başka vahiy rivayetlerinde der ki "Hadi Allah'ı arzulama sözlerinde samimi iseler, ölümü isteseler ya!" Dünya değişmek ölüm değil, bu haldeyken insan (atomunun) yaşamı devam ediyor.

Necm-45: وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى

Ve ennehu : yani/ki o
halakaz: oluşturulması
zevceyniz: çiftin
zekere vel unsa: erkek ve dişi
yani erkek ve dişinin oluşturulmasını

Necm-46: مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى

Min nutfetin: sudan
iza tumna: istedi/diledi
Bir miktar sudan (oluşturmayı) diledi.

Necm-47: وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى

Ve enne : ve
aleyhin : üzerinde o
neş’etel: neşet etti
uhra: diğeri //
O ve diğeri onun üzerinde neşet etti.

Dikkat ediniz, biyolojik canlılardakicinsellik anlatılmıyor, üstelik doğmaktan değil neşet etmek/ belirmekten bahsediyor)

Necm-48: وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى

Ve ennehu: öyle
huve : o
agna ve akna: zengin ve orantılı
Onu zengin ve güçlü yapar

Necm-49: وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى

Ve ennehu: öyle
huve: o
rabbuş : rabbi
şı’ra: sınır çizgisi
rabbi onu, sınırında.

Necm-50: وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَى

Ve ennehu: öyle
ehleke: hak ihlali
adenil ula: ilk kombinasyon
öyle (fiziksel olarak zıtlık oluşturan) hak ihlaliyle ilk kombinasyon oluştu.

Necm-51: وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى

Ve semude : semud
fe ma ebka: sakladğını tutmak
Semut ne tuttu? (...lar da kayıp oldular) .

Necm-52: وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى

Ve kavme nuhın: nuh kavminden
min kablu: önce
innehum kanu: vardı
hum : onlar
azleme ve atga : koyu gölgede idiler
Onlardan önce de nuh kavmi vardı, onlar koyu gölgede idiler

Necm-53: وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى

Vel mu’tefikete ehva

Necm-54: فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى

Fe gaşşaha: kapladı
ma gaşşa: kaplama
Artık onu kaplayan kapladı (Geceyi kast ederek)

Necm-55: فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكَ تَتَمَارَى

Fe bi eyyi: aramak
alai : bir çok rabbike: rabbiniz
tetemara: şüphe
Rabbiniz hakkında birçok şüphe arıyorsunuz

Necm-56: هَذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَى

Haza nezirun: bu haberci
minen: itibaren
nuzuril ula: ilk yemin

Necm-57: أَزِفَتْ الْآزِفَةُ

Ezifetil: bu gelin
azifetu: diriliş için yaklaşmak
Yaklaşan, yaşadı.

Necm-58: لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ

Leyse leha : onun değil
min dunillahi : olmadan
kaşifetun: algılamak
iş/hareket olmadan (olmalı ki) Allah algılasın

Necm-59: أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ

Efe min hazal : oyle ki o
hadisi: söz/olay
ta’cebun: etki yaratsın/takdir edilsin
öyle ki bu sözler taktir edilsin.

Atomlar sadece titreşim/ses/söz üretebiliyor. Bir peygamberin himayesine girerek pasif duruşlarıyla da elementleri oluşturuyorlar.

Necm-60: وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

Ve tedhakune: gülmek
ve la tebkun: ağlamayın
sonçta gülesiniz, ağlamayasınız.

Necm-61: وَأَنتُمْ سَامِدُونَ

Ve entum: sen
samidun: dik
Sen dik dur (salat durumu).

Necm-62: فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا

Fescudu : secde
lillahi: Allaha
va’budu: ibadet
(dik durduktan sonra) Secde et, ve ibadet et

Hitap atomlara dır. Atomların iş üretmeleri/elementleri oluşturmaları için dik duruşları lazımdır. Bağların kopmaması için ara sıra özel hallerde secde-eğilme(yere kapanma değil) gereklidir, bu durum başka vahiylerde yine anlatılıyor. Devamında ibadet etmek, hizmet anlamında kullanılıyor. Element içindeki duruşlar ve oradaki mevcudiyet ibadet olarak dile getiriliyor.