Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
--

77- 67 Mülk / Tabareke

  • İlk yaratılan ölümdür, hayat sonra gelir. Kabirlerde duran ölüydük, şimdi yaşmaktayız.

    Burada gayb hakkında ancak akıl gözü görülebilecek şeyler konuşmaktayız. Bütüne uyan tek parçayı alıp gerisini attık.

    Gök’ler anlatılıyor ve Gök’lerin içindeki boşlukta barınan ruh hakkında mutlak bilgiler okuyoruz. Gök'teki kişi ifadesi müfessirlerin ekserisi tarafından Allahın zatı olarak yanlış yorumlanmıştır. Gök'ler Allah'ın yarattığı mahlûklardır.

    Rüzgâr ve fırtınalar manyetizmanın hareketini anlatır, Bu hareketin tek müsebbibin /kaynağın Allah olduğunu vurgulamaktadır. Uğraşanlar iyi bilir; vahiylerdeki Fevk kelimesi maksadını ifade etmeyecek şekilde tercüme ediliyor, sanki gökyüzünü işaret ediyormuş gibi anlamlar veriliyor. Bu kelime irtifa bilgisi içermez. Allah, Gök'lerin fevkindedir demek, Gök'lerin başlangıcı öncesi zaman kavramının işlemediği, bizim kitabın başında belirttiğimiz "çizginin ötesini" işaret ediyor.

Mülk-1: تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Tebarakellezi : kutsal /mübarek olmak
bi yedihil mulku: kralın eliyledir
ve huve ala kulli şey’in kadir: ve o her şeye kadirdir

Mülk-2: الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ

Ellezi halakal mevte: ölümü yapan odur
vel hayate: hayatı da
li yebluvekum : sizleri sınamak için
eyyukum: hanginizin
ahsenu amela: iyi iş yapacağını
ve huvel azi zul gafur: o sevgilidir bağışlayandır

Mülk-3: الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ

Ellezi halaka seb'a semavatin: o ki yedi gök yaptı
tibaka: yukarıda
ma tera fi halkır rahmani: göremezsin rahmanın yaptığında
min tefavut: düzensizlik/uyumsuzluk/farklılık
ferciıl basara : geri gelir görüşün
hel tera min futur: görebiliyor musun yarıklık /çatlaklık
Yedi gök yerine altı gök denilseydi çok sayıda kişi bu sayıyı yönlere hamen bağlayabilirdiler. Gerçekte altısı öyle fakat yedinci gök akla gelen ilk varsayımı çürütüveriyor.
Yedinci gök, diğer altı göğü bir portakal kabuğu gibi sarmaktadır. Lakin aynı cümlede bir uyumsuzluk veya farkılılık göremezsin diyor. Şimdi portakal dilimlerinin şekli ile dilimleri birbirinine benzememektedir. Bu bağlamda portakal kabuğu, dilimlerine benzer olmak zorundadır. Yani öyle bir düzenek göklerden her hangi birinin şekliyle diğer altısını içine alabilecek tılsım gerçekleşsin! Burada bize yardımcı olacak başka bir vahiy anlatısı devreye giriyor; Açılan gök kapısından bahseden bilgi ışığında göklerin bir cihetinin açık olduğu haber veriyilor. Alak pasajından ta buraya kadar ki anlatılarda göklerin/kuarkların koni şekilli olduğunu görüp durduk. Koni şekline dikkat ediniz, tek yüzeyiyle basit yapısı ve tek harekle oluşma ihtimali de göz önünde tutulduğunda hangi şekille evren kuruldu sorusuna tek cevap veren tek ihtimalli adeta mecburiyetin olması yorumlarımızı onaylar nitelik kazanıyor. Modern bilimin küre şeklinin dışına çıkamayışı yüzünden atom modellemeleri sürekli yapa teorilerle ayakta tutulmayşa çılışılıyor ama yine de çalışmasındaki aksaklıklar giderilemiyor. Vahiy anlatılarındaki tikillik-Ehad- kuralıyla modellediğimiz proton, elektron ve kombin yapısıyla hidrojen atomu ve devamında içine üflenen akıl/ruh ile insanın oluşumu, ve sonrasında onunla evrenin inşası bilimsel mantığa ve fizik kurallarına uygun açıklama getiriyor.
Bu cümlede anılan çaklaklık /yarık, göklerin içindeki enerjisiz hiçlik alanını anlatıyor. Tek boyutlu varlıkla dolu uzayda açılan yine tek boyutlu ruhun barınacağı yer yani hiçlik eni boyu olmayan sadece derinlikten ibaret görünmeyen bir çizgi oluşturuyor. Evreni yırtan/yaran bu çizgi, görünmez olduğundan ötürü böyle ifade ediliyor.

Mülk-4: ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ

Summerciıl basara: sonra geriye döndür baştan bak
kerrateyni yengalib : iki kere geri çevir
ileykel basaru hasien: bakışın döner korkuyla
ve huve hasir: ve o yorgun olarak

Mülk-5: وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ

Ve lekad zeyyennas: süsledik
semaed dunya: göklerin aşağısını /dünyasını
bi mesabiha: lambalarla
ve cealnaha rucumen: ve taşladık
liş şeyatini: şeytanlar için
ve a’tedna: ve hazırladık
lehum azabes sair: onlara ateş ile azabı
Göklerin aşağısı yani elektron ışık saçıyor.

Mülk-6: وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ

Ve lillezine keferu: ve inkar edenler
bi rabbihim azabu cehennem: rablerinin cehennem azabı
ve bi’sel masir: kötü kaderleridir

Mülk-7: إِذَا أُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ

İza ulku: atıldıkları zaman
fiha semiu: orada duydu
leha şehikan: nefesini
ve hiye tefur: öyle sıçradı

Mülk-8: تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ

Tekadu: neredeyse
temeyyezu: çatlayacak /ayrılacaktı
minel gayz: öfkesinden
kullema ulkıye: atılanların hepsine
fiha fevcun: kalabalığa /alayına
seelehum hazenetuha: sakladıklarına sordu
e lem ye’tikum nezir: size uyarıcı hiç gelmedi mi?

Mülk-9: قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ

Kalu bela: dediler evet
kad caena nezirun: bize uyarıcı geldi
fe kezzebna: yalan söyledik
ve kulna: ve biz dedik ki
ma nezzelallahu: Allah'ın bize indirmedi
min şey'in entum: şeyden dediğinden
illa fi dalalin kebir: ancak büyük sapıklık içinde

Mülk-10: وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ

Ve kalu: ve dediler
lev kunna nesmeu: eğer işitseydik
ev na'kılu: veya düşünseydik
ma kunna: olmazdık
fi ashabis sair: ateşin sahibi

Mülk-11: فَاعْتَرَفُوا بِذَنبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ

Fa’terefu: itiraf edenler
bi zenbihim: günahlarıyla
fe suhkan: uzaktır
li ashabis sair: ateşin sahipleri için

Mülk-12: إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ

İnnellezine yahşevne rabbehum : onlar ki rablerinden korkanlar
bil gaybi: görünmeyenle
lehum magfiratun: onlar affedilmişlerdir
ve ecrun kebir: ve ücretleri büyüktür

Mülk-13: وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Ve esirru kavlekum: söyledikleriyle yakalandılar
ev icheru : veya beyanlarıyla -// bihi innehu alimun: böylece bilir
bi zatis sudur: göğüslerde olanı
Saklı yer anlamına gelen cennet, ruhun barındığı atomdur. Ruh söylemedikçe onun ne düşündüğünü kimse bilemiyor.

Mülk-14: أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ

E la ya’lemu: bilmiyor mu
men halaka: yarattığından
ve huvel: ve o
latiful habir:şefkatlidir uzmandır

Mülk-15: هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِن رِّزْقِهِ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ

Huvellezi ceale: yapan odur
lekumul arda: sizin için yer'i
zelulen: yumuşak /baş eğen
femşu fi menakibiha: böylece içinden derinliklerine geçerek
ve kulu min rızkıhi: geçimliğinizden yiyebilesiniz
ve ileyhin nuşur: ve dirilmeniz için

Mülk-16: أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ

E emintum men fis semai: göklerin içinde olan kimse güvende midir?
en yahsife bikum el arda: aşağı gidip yer'e batınca
fe iza hiye: öyle olduğu zaman
temur: sallanır

Mülk-17: أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ

Em emintum:
men fis semai :
en yursile aleykum b>:
hasıba :
fe se ta’lemune keyfe nezir :

Mülk-18: وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ

Ve lekad kezzebellezine: yalan söylediler
min kablihim:onlardan öncekiler
fe keyfe kane nekir: nekir nasıldı

Mülk-19: أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَنُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ

E ve lem yerav: yoksa görmüyorlar mı
ilat tayri fevkahum: üzerlerindeki /fevklerinde olan kuşları
saffatin: sıralı halde
ve yakbıdne: yakalanmışlar
ma yumsikuhunne: ne tutuyor onları orada
illar rahman: ancak rahman
innehu bi kulli şey’in basir: o her şeyle bilir
Elementin orbitallarındaki hidrojenler için kuş tanımlaması yapılmış. Onlar adeta yakalanmış gibi oradan ayrılamazlar. Onları orada tutan şey, kendi nefsine ait çekim gücü yani nükleer kuvvettir, bu kuvvetin kaynağı Allah’tır. Elementin çekirdeğine dönük duran atomun kendi çekim güca sayesinde element dağılmadan bütünlüğünü koruyor.

Mülk-20: أَمَّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ الرَّحْمَنِ إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ

Emmen hazallezi: yoksa güvenliği
huve cundun lekum : asker sana sağlaıyor
yansurukum: size yardım ediyor
min dunir rahman: rahman olmadan
inil kafirune illa fi gurur: ancak inkarcılar büyüklük içindedir

Mülk-21: أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ بَل لَّجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ

Emmen hazallezi yerzukukum: yoksa rızkınızın güvenliğini
in emseke rızkahu : sen yakaladın /tuttun
bel leccu fi utuvvin : ama küstahlık içinde
ve nufur: ve nefret

Mülk-22: أَفَمَن يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Efemen yemşi mukibben: yürürken düştü mü?
ala vechihi: yüzü üzerinde
ehda: verdi
em men yemşi: yürüyen kimdi?
seviyyen: birlikte
ala sıratın: yolda
mustakim: düz

Mülk-23: قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ

Kul huvellezi: deki o kimse ki
enşeekum: sizi inşa etti
ve ceale lekumus sem’a: ve oluşturdu sizin işitmenizi
vel ebsara: ve basiret /öngörü
vel ef’idete: ve kalp
kalilen ma teşkurun: az teşekkür ediyorsunuz
İnsanı yaparken, onun üzerinde melekler oluşturuyor, hepsinin üstüne Kur'an indiriyor, içine içinde kalp ve koni şekilli atomun tabanında işitme yeteneğini oluşturuyor.

Mülk-24: قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ

Kul huvellezi : deki o kimse ki
zeraekum: sizi üreten
fil ardı: yerin içinde
ve ileyhi tuhşerun: ve onda toplanan
De ki sizi yerin içinde üreten ve onda toplayan odur.
Ruhun fizik dünyayla haşır neşir olan ucunu, yer etrafında gelişen elektronda bir çekim kuvveti olarak topluyor. Protondaki çekim gücü graviti ve nükleer kuvveti meydana getiriyorken elektronda ise ayrı bir kuvvet oluşturuyor.

Mülk-25: وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Ve yekulune: diyorlar ki
meta hazalva’du: bu söz ne zaman –olacak?
in kuntum sadikin: sen dürüstsen

Mülk-26: قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ

Kul : deki
innemal ilmu indallahi: ilim sadece Allah'tır
ve innema ene: ama deki ben sadece
nezirun mubin: gösterilen uyarıcıyım
Bu cümle evrenin en önemli tespitidir. İnsanların Allah'ın varlığı ve zatı üzerine kafa yormalarına en kati cevaptır. Üstelik altı bin iki yüz cümlelik Kur'an kitabının cevap anahtarı ve sağlamasını yapan anahtardır! Şöyle ki; Bu cümleyi binlerce yıldır tefsir eden kişiler "inde" kelimesini tercüme etmeden olduğu gibi kullanmıştır. "Alah indinde" ifadesinin anlamı olarak onun yanı, yöresi, katı, makamı tahtı gibi Allah’ı sınırlayan, onu bir mekana koyan/sığdıran, onu cismanileştiren tercüme/tefsir yapılageliniyor.
Allah bizatihi ilim/bilgi/akıldır.
Yarattığı atomlarda bilgidir.
Madde ve maddeyle inşa ettikleri de bilgidir.
Ahirete götürülebilecek tek kazanım da sadece bilgidir.
Bilgi varlıktır ve ağırlığı vardır. Atomun elektronu bilgi deposu olarak iş görüyor ve insanın sahip olacağı yegane varlık budur. Yaşamı boyunca öğrenmeksizin sadece tekrarlar ve faydasız ritüellerle zaman öldüren insanlar, ahiret hayatına götürülecek gram ağırlık elde edilemiyorlar. Gerçekten ruha yüklenen bilgi onun tartılabilir ağırlığını arttırıyor.

Mülk-27: فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَدَّعُونَ

Fe lemma raevhu: ne zaman ki onu gördüler
zulfeten siet: geceden bir parça oldu
vucuhullezine keferu: inkarcıların yüzleri
ve kile hazallezi: ve söylendi ki bunlar
kuntum bihi teddeun: senin çağırdıkların

Mülk-28: قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ اللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

Kul : deki
e raeytumin: görüyor musun?
ehlekeniyallahu: Allah’ın beni helak ettiğini
ve men maıye:ve benimle olanları
ev rahımena: veya merhamet ettiklerimiz
fe men yucirul : o kimseyi kurtarır
kafirine min azabin elim: inanmayanlar için acı işkence var

Mülk-29: قُلْ هُوَ الرَّحْمَنُ آمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Kul huver rahmanu: deki o merhametlidir
amenna bihi: güven ondandır
ve aleyhi tevekkelna: ve ona tevekkül ettim
fe se ta’lemune: sen bileceksin ki
men huve: o kimse
fi dalalin mubin: görünen hata içindedir

Mülk-30: قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ

Kul e raeytum: deki görüyor musun
in asbaha maukum gavran: sizin sudan olduğunuzu
fe men ye’tikum bi main : size gelen suyun
mainin: akan su ile birlikte