Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
----

44- 19 Meryem

  • Yaratılan İkinci nesil atoma dair anlatılar.

    Meryem'in babasız çocuk sahibi olması anlatılıyor. Tabi bu anlatılar yaratılışa ve evrenin en küçük yapı tası olan ve bilim dünyasının "tanrı parçacığı" dediği gerçekte ise atomun ve onun içindeki "Allah'tan ruh" ile yaşam bulan İnsan'a dair anlatıları buluyoruz.

    Onun Yer uzvunun/elektronunun ismi Zekeriya'dır. Kaf ve ayn iki melektir. Melekler, atomun fonksiyonlarıdır.

    Elektron, atomunun oğludur. Atomların manyetizmaları ve elektronları, ancak atomun içine ruh yerleşmesi ile tecessüm ediyor. Meryem, Musa nesline ait bir atomdur. Musa nesline musallat olan Firavunlar kadınları yalnız bırakıp çocukları ve raculleri öldürmüştür.

Meryem-1: كهيعص

Kâf: Elektron /yer /oğul
Hâ : Musa
Yâ : Kütleli kurak
Ayn: Proton /Cebrail
Sâd: Foton

Meryem-2: ذِكْرُ رَحْمَةِ رَبِّكَ عَبْدَهُ زَكَرِيَّا

Zikru : Erkek
rahmeti : rahmet
rabbike: rabbin
abdehu : kulu
zekeriyyâ: dökmek/ doldurmak
Rabbin rahmeti olan zikr, kuluna doldu.

Ruhlar, atomların bölmeleri olan bizim kuark dediğimiz ama aslında orijinal ismi gök olan cehennemin ateşinden arınmış boşluklarda barınırken orada öylece durmayıp göklerden yere /aşağı doğru akarcasına iniyor ve böylece elektronu yani atomun kulunu meydana getiriyor. Teknik anlamda elektron, "Yer" etrafındaki manyetik alan oluyor. Elektron, oğul, azık ve bereket olarak anılıyor.

Meryem-3: إِذْ نَادَى رَبَّهُ نِدَاء خَفِيًّا

İz : olarak
nâdâ : haykırmak
rabbehu : rabbi
nidâen: çağrı
hafiyyâ: gizlenmek :
Rabbi bağırarak çağırırken gizleniyordu.
Rab, zaman/ruh çizgilerini yüksek çekim gücüyle var eden kuvvetin etkisi burada bir çağrı olarak tarif edilmiş. Rab, hiçlikten aldığı çekim kuvvetini, kendi oluşturduğu diğer ruhlara aktarırken, korunaklı ininde saklanan ruhun çağrıya kayıtsız kalışını saklanmak olarak ifade ediyor. Göklerin içi/ inlerdeki ruhlar her şeyden gizlenmiş durumdadırlar. Hareketleriyle titreşim oluşturmadıkları müddetçe düşünceleri bilinemezdir.

Meryem-4: قَالَ رَبِّ إِنِّي وَهَنَ الْعَظْمُ مِنِّي وَاشْتَعَلَ الرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُن بِدُعَائِكَ رَبِّ شَقِيًّا

Kâle: dedi
rabbî: rabbim
innî: ben
ve henel azmu: kemik zayıflaması
minnî: benden
veştealer re’su : ve kafam yandı
şeyben: utanç verici şey
ve lem ekun: gizlemedim/saklamadım
bi duâike: görüşmemizi
rabbî: rabbi
şakıyyâ: kabahatli, suçlu, bedbaht
Dedi, rabbim kemiklerim zayıfladı, başım yandı/yanarak tükendi, utanılacak hale geldim. Görüşmemizi gizlemedim, bedbaht durumdayım.
Ruh, bir kum saati gibi akıtığından ötür artık göklerin içinde saklanmadığını bilakis ruh tükendiği için bedbaht duruma düştüğünü Rabbinini çağrısına bu yüzden cevap veremediğini dillendiriyor.

Meryem-5: وَإِنِّي خِفْتُ الْمَوَالِيَ مِن وَرَائِي وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا فَهَبْ لِي مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا

Ve innî hıftul : beni hafifletti
mevâliye : taraftarım
min verâî : ve kânetimraetî: karım arkamdaydı
âkıran: çorak/ sağır
fe heb lî min ledunke : Seni uyandırdığımızda // veliyyâ: toplayacağız
Taraftarım/partnerim beni hafiletti ağırlığımı taşıdı. Karım arkamda, o sağır halde niyazına karşılık "Biz seni uyandırdığımızda toplayacağız!"

Allah fizik dünyadaki varlıları kütleli ve ağırlık sahibi diye kategorize ediyor. Ruhlar ağırlık sahibi olanlar, insler yani ruhları barındıracak boşluklar ise ağırlıksız fakat kütle sahibi yaratıklar. İşte ruhun ağırlığını üslenen atom onu hafiletmiş oluyor. Şöyle ki ağırlık sahibi olan ruh, huni şekilli atomun içinden yer uzvuna doğru akıyor ve elektronu oluşturuyor demiştik, Bu oluşum esnasında etrafa manyetizma/şua veya ışık fotonu saçabilir. İşte bu dağılmışlıktan endişe eden ruha cevaben "seni toplayacağız" deniliyor.

Meryem-6: يَرِثُنِي وَيَرِثُ مِنْ آلِ يَعْقُوبَ وَاجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا

Yerisunî: mirasını
ve yerisumin âli ya’kûbe: yakup ailesinden miras alır
vec’alhu rabbî radıyyâ: onu rabbinden bemmun yapacağız

Meryem-7: يَا زَكَرِيَّا إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَامٍ اسْمُهُ يَحْيَى لَمْ نَجْعَل لَّهُ مِن قَبْلُ سَمِيًّا

Yâ zekeriyyâ: ey zekeriyya
innâ nubeşşiruke: söphesiz sana müjdeleriz
bi gulâminismuhu yahyâ: ismi yahya olan ğulam /delikanlı çağında oğlanla
lem nec’al lehu: onu biz yapmadık
min kablu semiyyâ: samiadan önce
Burada müjdelenen erkek bebek değil çocukluktan çıkmış delikanlılık öncesi çağda oğlan anlamına gelen ğulam ile müjdeleniyor. Atomun oğlu statüsünde olan elektron, atomlar için en büyük en kıymetli varlıktır. Atomun içinde ahiret hayatını yaşayan ruh, ancak bu oğul sayesinde fizik aktiviteleri yapabilir.

Meryem-8: قَالَ رَبِّ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَكَانَتِ امْرَأَتِي عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِيًّا

Kâle rabbî: dedi rabb
ennâ yekûnu lî gulâmun : benim delikanlı çağda oğlum olamsı için
ve kânetimraetî âkıran: benim karım akim /kısırdır
ve kad belagtu minel kiberi ıtiyyâ: ve ulaştı yaşlılıktan aşırı yorgun

Meryem-9: قَالَ كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْئًا

Kâle kezâlike: dedi yanı sıra
kâle rabbuke: senin rabbin dedi ki
huve aleyye heyyinun: bunu üzerine zahmetsizce kolaylıkla
ve kad halaktuke min kablu : ve seni de yaptım önceden
ve lem teku şey’â: hiçbir şey yokken

Meryem-10: قَالَ رَبِّ اجْعَل لِّي آيَةً قَالَ آيَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ النَّاسَ ثَلَاثَ لَيَالٍ سَوِيًّا

Kâle rabbic’al lî âyeh: dedi rab, bir işaret yap
kâle âyetuke: dedi sana işaret
ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ: üç gece insanlarla düpe düz konuşma

Meryem-11: فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ مِنَ الْمِحْرَابِ فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

Fe harace: dışarı çıktı
alâ kavmihî: kavminin üstüne
minel mihrâbi: nişten /mihraptan
fe evhâ ileyhim en sebbihû bukraten: onlara önerdi sabah erkenden yüzdürmeyi
ve aşiyyâ : ve akşamleyin

Meryem-12: يَا يَحْيَى خُذِ الْكِتَابَ بِقُوَّةٍ وَآتَيْنَاهُ الْحُكْمَ صَبِيًّا

Yâ yahyâ huzil kitâbe: ey Yahya kitabı al
bi kuvvetin: kuvvetle
ve âteynâhul hukme sabiyyâ: ve ona verdik hakim sabi -buluğa ermemiş çocuk-

Meryem-13: وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَاةً وَكَانَ تَقِيًّا

Ve hanânen min ledunnâ: ve bizden merhamet edildi
ve zekâten: ve temize çıktı
ve kâne takıyyâ: ve dindar oldu

Meryem-14: وَبَرًّا بِوَالِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا

Ve berren: ve karadan
bi vâlideyhi: ebeveynleriyle
ve lem yekun cebbâren asıyyâ: ve güçlü asilerden değildi

Meryem-15: وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا

Ve selâmun aleyhi: ve barış üzerine olsun
yevme vulide: doğduğu ğünün
ve yevme yemûtu: ve öldüğü günün
ve yevme yub’asu hayyâ: ve yeniden dirildiği güne

Meryem-16: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا

Vezkur fil kitâbı meryem: kitap içindeki meryemi hatırla
izintebezet: ayrıldığında
min ehlihâ mekânen: halkının bulunduğu mekandan
şarkıyyâ: doğudaki
Başka bölümlerde kitap hakkında bilgi veriliyor. Kitap, Kur'an ve içindeki atomun birlikte oluşturduğu korunaklı yapıya deniyor. Bu emin yerde ruh barınıyor. Toplamda üç atom var; Bunlar Elif, Lam ve Ra'dır. Bu cümlede anılan kitap içindeki meryem, rumuzu Lam olan atom oluyor.

Meryem-17: فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا

Fettehazet min dûnihim hicâben: onlardan bir peçe çekildi
fe erselnâ ileyhâ rûhanâ: bizim ruhumuzdan onlara gönderdik
fe temessele: temsil ederler
lehâ beşeren seviyyâ: onu beşerlerle birlikte

Meryem-18: قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَن مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا

Kâlet innî eûzu : dedi ben sığınırım
bir rahmâni: rahmana
minke : senden
in kunte takıyyâ: ben dindarsam

Meryem-19: قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا

Kâle innemâ ene resûlu rabbiki: dedi ben ancak senin rabbinin elçisiyim
li ehebe leki : sana varmek için
gulâmen zekiyyâ: temiz oğlan çocuk

Meryem-20: قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا

Kâlet ennâ yekûnu: dedi ki oldu
lî gulâmun : benim bir oğlum
ve lem yemsesnî beşerun: bana dokunan beşer olmadı
ve lem eku bagıyyâ: ben fahişe olmadım

Meryem-21: قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا

Kâle kezâlik: o da dedi ki
kâle rabbuki: rabbin dedi
huve aleyye heyyin: bu üzerinize rahat /basit
ve li nec’alehû âyeten lin nâsi b>: ve yapalım onu insanlar için bir işaret
ve rahmeten minnâ: ve bizden rahmet
ve kâne emren makdıyyâ: ve bu karar emredildi

Meryem-22: فَحَمَلَتْهُ فَانتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا

Fe hamelethu: onu taşıdım
fentebezet: çekildim
bihî mekânen kasıyyâ: uzak bir mekana

Meryem-23: فَأَجَاءهَا الْمَخَاضُ إِلَى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا

Fe ecâehâl mehâdû ilâ ciz’ın nahleti: doğum sancılarınona geldiğinde bir palmiyenin gövdesi üstüne sığındı
kâlet yâ leytenî mittu kable hâzâ: dedi ölmeyi diliyorum
ve kuntu nesyen mensiyyâ: ve yorgun ve unutulmuş

Meryem-24: فَنَادَاهَا مِن تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا

Fe nâdâhâ: ona seslenildi
min tahtihâ: alltan
ellâ tahzenî: üzülme
kad ceale rabbuki: rabbin yapabilir
tahteki: altındakini
seriyyâ: gizli

Meryem-25: وَهُزِّي إِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا

Ve huzzî: ve salla
ileyki: aşağı sana
bi ciz’ın: gövdesiyle
nahleti: palmiyeden
tusâkıt: düşer
aleyki: senin üzerine
rutaben: ıslak
ceniyyâ: cinler
ağaçtan düşen ıslak cin, besleyici özelliğiyle enerji yumaklarıdır. Bunlar başkaca yerde meyve diye de anılan depolanmış enerji yumaklarından başkası değildir. Bizim mevve diye adlandırdığımız bitki ürünleri de foton birikintilerinden başka şey değillerdir.

Meryem-26: فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيًّا

Fe kulî veşrabî: öyleyse ye iç
ve karrî aynâ: köydekilerle aynı
fe immâ terayinne: görebilirsin
minel beşeri ehaden: beşerlerden tekini
fe kûlî innî nezertu: anlat yemin ettiğini
lir rahmâni savmen: rahman için oruçlu
fe len ukellimel yevme : bugün konuşmamak üzere
insiyyâ: her hangi biriyle

Meryem-27: فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا

Fe etet bihî kavmehâ tahmiluhu: ve halkı onu taşıyarak getirdi
kâlû yâ meryemu:dedi ey Meryem
lekad ci’ti şey’en feriyyâ: sana geldiğimizde -bunları- uydurdun

Meryem-28: يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا

Yâ uhte hârûne: ey Harun’un kız kardeşi
mâ kâne ebûkimrae sev’in: baban kötü biri değildi
ve mâ kânet ummuki bagıyyâ: ve annen yanlış davranmadı

Meryem-29: فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا

Fe eşârat ileyhi: ona işaret ederek
kâlû keyfe nukellimu: dedi nasıl kunuşabilir
men kâne fîl mehdi: beşik içindeki
sabiyyâ: çocuk

Meryem-30: قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا

Kâle innî abdullâhi: dedi ben Allah’ın hizmetindeyim
âtâniyel kitâbe: bana kitap geldi
ve cealenî nebiyyâ: ve beni nebi yaptı

Meryem-31: وَجَعَلَنِي مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَانِي بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ مَا دُمْتُ حَيًّا

Ve cealenî mubâraken eyne mâ kuntu: ve beni olduğum yerde mübarek kıldı
ve evsânî bis salâti: destek olmayı tavsiye etti
vez zekâti: ve zekatı
mâ dumtu hayyâ: hayatta olduğum müddetçe

Meryem-32: وَبَرًّا بِوَالِدَتِي وَلَمْ يَجْعَلْنِي جَبَّارًا شَقِيًّا

Ve berren: ve karada
bi vâlidetî: annemle
ve lem yec’alnî: yapmadı
cebbâren şakıyyâ: güçlü yaramaz

Meryem-33: وَسَلَامٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا

Ve selâmun aleyhi: ve barış üzerine olsun
yevme vulide: doğduğu ğünün
ve yevme yemûtu: ve öldüğü günün
ve yevme yub’asu hayyâ: ve yeniden dirildiği güne

Meryem-34: ذَلِكَ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ قَوْلَ الْحَقِّ الَّذِي فِيهِ يَمْتَرُونَ

Zâlike îsâbnu meryem: şu Meryem oğlu isadır
kavlel : sözünü
hakkıllezî fîhi yemterûn: şüphe içinde tartışıyorlar

Meryem-35: مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ سُبْحَانَهُ إِذَا قَضَى أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ

Mâ kâne lillâhi b>: Allah edinmez
en yettehıze:alarak
min veledin b>: doğmuş oğlan
subhânehu: tenzih etmek
izâ kadâ emren: eğer emri tamam olursa
fe innemâ yekûlu lehu kun fe yekûn: ona ol der ve o olur

Meryem-36: وَإِنَّ اللَّهَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ

Ve innallâhe rabbî: Allah benim rabbimdir
ve rabbukum: ve sizine rabbinizdir
fa’budûhu: ona hizmet edin
hâzâ sırâtun mustekîm: doğru yol budur

Meryem-37: فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِن بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ

Fahtelefel ahzâbu min beynihim: taraflar kendi aralarında ihtilafa düştüler
fe veylun lillezîne keferû:inkar edenlerin vay haline
min meşhedi yevmin azîm: büyük gün sahnelendiği zaman

Meryem-38: أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا لَكِنِ الظَّالِمُونَ الْيَوْمَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Esmi’ bihim: onu duyuyorum
ve ebsır yevme ye’tûnenâ : o günün geleceğini öngördüm
lâkiniz zâlimûnel yevme: fakat o gün zalimler
fî dalâlin mubîn : gözüken hata içindeler

Meryem-39: وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ الْحَسْرَةِ إِذْ قُضِيَ الْأَمْرُ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

Ve enzirhum: onları uyar
yevmel hasreti: keder günü
iz kudıyel emru: eğer emir yerien getirilirse
ve hum fî gafletin:ve onlar gaflet içindeyse
ve hum lâ yu’minûn: ve onlar güvende değiller

Meryem-40: إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ الْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

İnnâ nahnu nerisul arda: biz Yer’i miras aldık
ve men aleyhâ: onların üstünden
ve ileynâ yurceûn: ve bize geri dönüyor
Ruh proton içine ahiret hayatı sürüyor, süresi bitince başka bir ruh yerleşiyor. Bu esnada atomun elektronu olan Yer, miras olarak devralınmış oluyor.

Meryem-41: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِبْرَاهِيمَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا

Vezkur fîl kitâbi ibrâhîm: kitap içindeki İbrahim’i hatırla
innehu kâne sıddîkan nebiyyâ: gerçekten o nebilerin arkadaşıydı
Protonun etrafını ihata eden manyetizmayla birlikte kitap diye anılıyor. Ruh, kitap içinde oluyor. İlk kitap içindeki ruhların adı İbrahim idi. (İkincisi Musa ve sonuncusu Muhammed)

Meryem-42: إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَا أَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِي عَنكَ شَيْئًا

İz kâle li ebîhi yâ ebeti : babasına dedi, ey baba
lime ta’budu mâ lâ yesmau: duymadığına hizmet etme
ve lâ yubsıru: ve görmediğine
ve lâ yugnî anke şey’â: ve senin hakkında bir şey kazandırmaz

Meryem-43: يَا أَبَتِ إِنِّي قَدْ جَاءنِي مِنَ الْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَاتَّبِعْنِي أَهْدِكَ صِرَاطًا سَوِيًّا

Yâ ebeti: ey babam
innî kad câenî minel ilmi: bana gelen ilimden
mâ lem ye’tike fettebi’nî: sende olmadıkça
ehdike: söz veriyorum
sırâtan seviyyâ: yolumuza beraber

Meryem-44: يَا أَبَتِ لَا تَعْبُدِ الشَّيْطَانَ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلرَّحْمَنِ عَصِيًّا

Yâ ebeti lâ ta’budiş şeytân: Ey baba şeytana hizmet etme
inneş şeytâne kâne lir rahmâni asıyyâ: şeytan rahmana asi oldu

Meryem-45: يَا أَبَتِ إِنِّي أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِّنَ الرَّحْمَن فَتَكُونَ لِلشَّيْطَانِ وَلِيًّا

Yâ ebeti: ey babam
innî ehâfu: korkarım
en yemesseke azâbun miner rahmâni : rahmandan bir azaba dokunmaktan
fe tekûne liş şeytâni veliyyâ: ve şeytanın dostu olmaktan

Meryem-46: قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ آلِهَتِي يَا إِبْراهِيمُ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ وَاهْجُرْنِي مَلِيًّا

Kâle e râgıbun ente: dedi senden istiyorum
an âlihetî: ilah hakkında
yâ ibrâhîm: ey İbrahim
lein lem tentehi: bitmemişken
le ercumenneke: taşlama
vehcurnî meliyyâ: ve uzun zaman beni rahat bırak

Meryem-47: قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي إِنَّهُ كَانَ بِي حَفِيًّا

Kâle selâmun aleyk: barış / esenlik üzerine olsun dedi
se estagfiru leke rabbî: senin için rabbimden özür dileyeceğim
innehu kâne bî hafiyyâ: gerçekten o beni güleryüzle karşılayandır

Meryem-48: وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ اللَّهِ وَأَدْعُو رَبِّي عَسَى أَلَّا أَكُونَ بِدُعَاء رَبِّي شَقِيًّا

Ve a’tezilukum: sizi ayıracağım
ve mâ ted’ûne min dûnillâhi: Allah’tan başka aradıklarınızdan
ve ed’û rabbî: rabbime davet ediyorum
asâ ellâ ekûne bi duâi rabbî şakıyyâ: rabbimden başkasına dua eden veletlerden olmazsınız

Meryem-49: فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ وَهَبْنَا لَهُ إِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا

Fe lemmâ’tezelehum: terkettiğnizde
ve mâ ya’budûne min dûnillâhi: Allah’tan başka hizmet ettiklenini
vehebnâ lehû ishâka: onlara İshak’ı verdik
ve ya’kûb: ve Yakub’u
ve kullen cealnâ nebiyyâ: ikisini de nebi yaptık

Meryem-50: وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا

Ve vehebnâ lehum min rahmetinâ: onlara rahmetimizden verdik
ve cealnâ lehum lisâne sıdkın aliyyâ: onların lisanını doğru ve yüce yaptık

Meryem-51: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مُوسَى إِنَّهُ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا

Vezkur: hatırla
fîl kitâbi mûsâ: kitaptaki Musa
innehu kâne muhlesan: o kurtarıcı
ve kâne resûlen nebiyyâ: ve elçi olan bir nebi idi

Meryem-52: وَنَادَيْنَاهُ مِن جَانِبِ الطُّورِ الْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَاهُ نَجِيًّا

Ve nâdeynâhu: ona seslendik
min cânibit: yandan
tûril eymeni: tur’un sağından
ve karrabnâhu neciyyâ: onu yakına getirdik

Meryem-53: وَوَهَبْنَا لَهُ مِن رَّحْمَتِنَا أَخَاهُ هَارُونَ نَبِيًّا

Ve vehebnâ lehu: ona verdik
min rahmetinâ: rahmetimizden
ehâhu hârûne nebiyyâ: Haruna kardeşini nebi olarak

Meryem-54: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِسْمَاعِيلَ إِنَّهُ كَانَ صَادِقَ الْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا

Vezkur: hatırla
fîl kitâbi ismâîle: kitap içindeki İsmail’i
innehu kâne sâdıkal va’di: o sözüne sadık idi
ve kâne resûlen nebiyyâ: ve elçi olan nebi idi

Meryem-55: وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُ بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِ مَرْضِيًّا

Ve kâne ye’muru ehlehu: ailesine emretti
bis salâti: duayı /desteği
vez zekâti: ve zekatı
ve kâne inde rabbihî mardıyyâ: rabbinde rıza /yeterli

Meryem-56: وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ إِدْرِيسَ إِنَّهُ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا

Vezkur: hatırla
fîl kitâbi idrîse: kitap içindeki İdris’i
innehu kâne sıddîkan nebiyyâ: o doğru sözlü nebi idi

Meryem-57: وَرَفَعْنَاهُ مَكَانًا عَلِيًّا

Ve rafa’nâhu mekânen aliyyâ: onu büyük makama yükselttik

Meryem-58: أُوْلَئِكَ الَّذِينَ أَنْعَمَ اللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ النَّبِيِّينَ مِن ذُرِّيَّةِ آدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَاهِيمَ وَإِسْرَائِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا إِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُ الرَّحْمَن خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

Ulâikellezîne en’amallâhu aleyhim: Allah’ın bağışladığı kimseler
minen nebiyyîne: nebilerden kimseler
min zurriyyeti âdeme: ademin zürriyetinden
ve mimmen hamelnâ mea nûhin: Nuh ile birlikte taşınanlar
ve min zurriyyeti ibrâhîme:İbrahimin zürriyetinden
ve isrâîle: ve İsrail
ve mimmen hedeynâ vectebeynâ: rehber seçilen kimseler
izâ tutlâ aleyhim âyâtur rahmâni: eğer rahmamın işaretlerini izlerken
harrû succeden: secde edip /eğilen
ve bukiyyâ: ve ağlayanlar

Meryem-59: فَخَلَفَ مِن بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا الصَّلَاةَ وَاتَّبَعُوا الشَّهَوَاتِ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا

Fe halefe: devamında
min ba’dihim halfun: ardından gelenler
edâus salâte: desteği terk ettiler
vettebeûş şehevâti: arzularının peşine düştüler
fe sevfe yelkavne gayyâ: gayya’ya atılacaklar

Meryem-60: إِلَّا مَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَأُوْلَئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْئًا

İllâ men tâbe: ancak tövbe edenler –hariç-
ve âmene : ve güvende –element içinde- olanlar
ve amile sâlihan : ve iyi iş yapanlar
fe ulâike yedhulûnel cennete: onlar cennete girerler
ve lâ yuzlemûne şey’â: ve haksızlığa uğramazlar

Meryem-61: جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمَنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ إِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا

Cennâti adninilletî: adn cennetleri
vaader rahmânu: rahmanın vaadidir
ibâdehu bil gayb: görünmeyene hizmet edenedir
innehu kâne va’duhu me’tiyyâ: verdiği söz yerine getirildi

Meryem-62: لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَامًا وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا

Lâ yesmeûne fîhâ: orada boş söz işitilmez
lagven illâ selâmâ: sadece barış
ve lehum rızkuhum fîhâ bukraten: rızıkları sabah erkenden karşılanır
ve aşiyyâ: ve akşamleyin

Meryem-63: تِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّا

Tilkel cennetulletî nûrisu: şu cennetin varisi
min ibâdinâ: hizmet edenlerden
men kâne takıyyâ: takva sahibi olanlardan

Meryem-64: وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ لَهُ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَلِكَ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا

Ve mâ netenezzelu illâ bi emri rabbike lehu : biz sadece rabbinin emriyle inenler değiliz
mâ beyne eydînâ: ellerimiz arasındakiler
ve mâ halfenâ: ve ardımızdakiler
ve mâ beyne zâlike: ve şunun arasındakiler
ve mâ kâne rabbuke nesiyyâ: ve rabbin unutan değildir

Meryem-65: رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِهِ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا

Rabbus semâvâti vel ardı: göklerin ve yerin rabbi
ve mâ beynehumâ: ve arasındakiler
fa’budhu: ona hizmet ederler
vastabir li ibâdetihî: ve hizmetlerinde sebat ederler
hel ta’lemu lehu semiyyâ: onun ismini biliyor musun?

Meryem-66: وَيَقُولُ الْإِنسَانُ أَئِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا

Ve yekûlul insânu e: insan diyor ki
izâ mâ mittu: insan öldüğü zaman
le sevfe uhracu hayyâ: canlı çıkarılacak
Burada anılan insan, içinde ruh olan ins atomudur. İns atomu minik bir boşluğa verilen addır. Onun dışı cehennem /sıcaktır ve içi soğuk /cennettir. İçindeki ruhu cehennemden koruyan bir barınaktır. İçinde duran ruh ahiret hayatı yaşamakta ve bir kandil gibi giderek tükenmektedir. Ölüm, ruhun tükenmesine deniyor.

Meryem-67: أَوَلَا يَذْكُرُ الْإِنسَانُ أَنَّا خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْئًا

E ve lâ yezkurul insânu ennâ halaknâhu: İnsanı ilk yapılışını hatırla!
min kablu: öncesinde
ve lem yeku şey’â: bir şey yoktu
İnsan, tükendikten sonra yeniden nasıl canlanacağını anlayamıyor, tarif için verilen cevap çok anlamlıdır: -İlk yapıldığından önce senden ötürü bir şey yoktu!

Meryem-68: فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَالشَّيَاطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا

Fe ve rabbike le nahşurennehum: ve rabbin onları haşrettik /topladık
veş şeyâtîne: ve şeytanları
summe le nuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ: sonra onları cehennemde diz çökmüş halde biraraya getireceğiz

Meryem-69: ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى الرَّحْمَنِ عِتِيًّا

Summe le nenzianne: sonra ayırırız
min kulli şîatin eyyuhum eşeddu: şiaların şiddetli olanlardan
alâr rahmâni ıtiyyâ: rahmana küstahlık yapanları

Meryem-70: ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِالَّذِينَ هُمْ أَوْلَى بِهَا صِلِيًّا

Summe le nahnu a’lemu : sonra bize bildirildi
billezîne hum: onların kiminle
evlâ bihâ sıliyyâ: veya neye dua ettikleri

Meryem-71: وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا كَانَ عَلَى رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا

Ve in minkum illâ : ve gerçekte sizler
vâriduhâ kâne alâ rabbike: rabbinize dahil olacaksınız
hatmen makdıyyâ: rkaçınılmaz karar yeridir

Meryem-72: ثُمَّ نُنَجِّي الَّذِينَ اتَّقَوا وَّنَذَرُ الظَّالِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا

Summe nuneccîllezînettekav: sonra biz korkanları teslim alıyoruz
ve nezeruz zâlimîne: ve zalimlere adıyoruz
fîhâ cisiyyâ: orada diz çökmeyi

Meryem-73: وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِمْ آيَاتُنَا بَيِّنَاتٍ قَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لِلَّذِينَ آمَنُوا أَيُّ الْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا

Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin: apaçık ayetlerimiz /işaretlerimiz onlara okunduğunda
kâlellezîne keferû lillezîne âmenû: /inkar edenler güvende olanlar için dediler ki / eyyul ferîkayni hayrun makâmen: hangi iki takım hayırlı makamdır
ve ahsenu nediyyâ: ve daha iyi ıslaklık

Meryem-74: وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَاثًا وَرِئْيًا

Ve kem ehleknâ: ve kaçını helak ettik
kablehum : onlardan önce
min karnin hum: yüzyıllarından
ahsenu esâsen: güzel mobilya
ve ri’yâ: ve vizyon

Meryem-75: قُلْ مَن كَانَ فِي الضَّلَالَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ الرَّحْمَنُ مَدًّا حَتَّى إِذَا رَأَوْا مَا يُوعَدُونَ إِمَّا الْعَذَابَ وَإِمَّا السَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضْعَفُ جُندًا

Kul men kâne fîd dalâleti: de ki hata içinde olan kimdi?
felyemdud lehur rahmânu meddâ: rahman onu bir müddet uzattı
hattâ izâ raev mâ yûadûne: hatta eğer görürlerse vaad edileni
immâl azâbe: yahut azap /yokuğu
ve immâs sâate: veya saatini
fe se ya’lemûne men huve şerrun mekânen: bilecekler kim kötü yerde
ve ad’afu cundâ: ve askeri zayıflamış

Meryem-76: وَيَزِيدُ اللَّهُ الَّذِينَ اهْتَدَوْا هُدًى وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَّرَدًّا

Ve yezîdullâhullezînehtedev huden: Allah dönüşe rehberlik edenleri arttırır
vel bâkıyâtus sâlihâtu hayrun: ve hayırlı işlerden geriye kalanları
inde rabbike sevâben: ödülü rabbindedir
ve hayrun: ve hayırlı
meraddâ: (bıyığı terlemiş ama sakalı çıkmamış anlamında bir kelime)

Meryem-77: أَفَرَأَيْتَ الَّذِي كَفَرَ بِآيَاتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا

E fe raeytellezî kefere: kimlerin inkar ettiklerini görmedin mi?
bi âyâtinâ: ayetlerimizle /işaretlerimizle
ve kâle le ûteyenne mâlen: dedi bana verecek
ve veledâ: ve bir erkek çocuk

Meryem-78: أَاطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا

Ettalaal gaybe emittehaze: görünmeyene /bilinmeyene vakıf mı oldu?
inder rahmâni ahdâ: -yokza- rahmandan söz –mü- aldı

Meryem-78: أَاطَّلَعَ الْغَيْبَ أَمِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا

Ettalaal gaybe emittehaze: görünmeyene /bilinmeyene vakıf mı oldu?
inder rahmâni ahdâ: -yokza- rahmandan söz –mü- aldı

Meryem-79: كَلَّا سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُ مِنَ الْعَذَابِ مَدًّا

Kellâ, se nektubu mâ yekûlu: ne diyorsa yazacağız
ve nemuddu lehu minel azâbi meddâ: ve ona uzanan azabın süresini uzatacağız

Meryem-80: وَنَرِثُهُ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا

Ve nerisuhu mâ yekûlu: söylediklerini miras alırız
ve ye’tînâ ferdâ: bize gelir birer birer

Meryem-81: وَاتَّخَذُوا مِن دُونِ اللَّهِ آلِهَةً لِّيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّا

Vettehazû min dûnillâhi âliheten li yekûnû lehum ızzâ: Alahtan başka ilah aldılar, onlara atfedileni

Meryem-82: كَلَّا سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا

Kellâ, se yekfurûne bi ibâdetihim: her ikisi de hizmetlerini inkar edecek
ve yekûnûne aleyhim dıddâ: ve onlara karşı çıkacaklar

Meryem-83: أَلَمْ تَرَ أَنَّا أَرْسَلْنَا الشَّيَاطِينَ عَلَى الْكَافِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا

E lem tera: görmüyormusun
ennâ erselnâş şeyâtîne: gönderdiğimiz şeytanı
alâl kâfirîne: inkar edenlerin üzerine
teuzzuhum ezzâ: onlara atfedilen uyarı

Meryem-84: فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا

Fe lâ ta’cel aleyhim: acele etmeyin
innemâ neuddu lehum addâ: onlara sırayla söz veriyoruz

Meryem-85: يَوْمَ نَحْشُرُ الْمُتَّقِينَ إِلَى الرَّحْمَنِ وَفْدًا

Yevme nahşurul muttekîne: denetleyerek sıkıştırdığımız gün
ilâr rahmâni vefdâ: rahmanın heyetleriyle

Meryem-86: وَنَسُوقُ الْمُجْرِمِينَ إِلَى جَهَنَّمَ وِرْدًا

Ve nesûkul: Pazar /pazarlamak
mucrimîne: suçlular
ilâ cehenneme virdâ: cehennemin susuzluğu

Meryem-87: لَا يَمْلِكُونَ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَنِ اتَّخَذَ عِندَ الرَّحْمَنِ عَهْدًا

Lâ yemlikûneş şefâate: onlara şefaat yoktur
illâ menittehaze inder rahmâni ahdâ: ancak rahmandan söz almış olanlar hariç

Meryem-88: وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا

Ve kâluttehazer rahmânu veledâ: dediler ki rahman bir çocuk aldı
Burada eletronu haricen almasından bahsediliyor. Elektronu atomun içinde barınan ruh oluşturmaktadır. Meryem isimli Lam atomu içinde ruh yoktur, oluşan elektron, ruh olmaksızın oluşmuş ve bu meyanda onu evlat edinecek ruhtan bahsedilemeyecektir.

Meryem-89: لَقَدْ جِئْتُمْ شَيْئًا إِدًّا

Lekad ci’tum şey’en iddâ: sin geldiğinizde çalışan bir şey vardı

Meryem-90: تَكَادُ السَّمَاوَاتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ الْأَرْضُ وَتَخِرُّ الْجِبَالُ هَدًّا

Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu: gökler boştu yarılmıştı
ve tenşakkul ardu: ve yer ayrılmıştı
ve tehırrul cibâlu heddâ: ve dağlar yıkılmıştı
Göklerin içinde ruh yoksa, orası boş ise elektron oluşmayacaktır. Elekron yeterli büyüklüğe ulaştığında dağ gibi gözükür lakin burada ruh olmaksızın oluşan elektronun dağ gibi gözükmeyeceği anlatılıyor. Yer etrafındaki manyetizma dağa benzemektedir. Yer, göğün koni ucunun uzantısı olarak tıptı dondurma külahının tutacak sivri ucu gibidir. Başkaca anlatımlarda yer için, dağlara çakılı kazık denilerek görünümleri ve yapıları hakkında detay verilmektedir.

Meryem-91: أَن دَعَوْا لِلرَّحْمَنِ وَلَدًا

En deav lir rahmâni veledâ: rahman’a bir çocuk aradılar

Meryem-92: وَمَا يَنبَغِي لِلرَّحْمَنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا

Ve mâ yenbagî lir rahmâni en yettehıze veledâ: bir çocuk almak rahman’a gerekmez

Meryem-93: إِن كُلُّ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِلَّا آتِي الرَّحْمَنِ عَبْدًا

İn kullu men fîs semâvâti vel ardı: göklerin ve yerin içindeki herkes
illâ âtir rahmâni abdâ: rahmana hizmet için gelmiştir

Meryem-94: لَقَدْ أَحْصَاهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا

Lekad ahsâhum : onları saydı
ve addehum addâ: ve onların sayılarınca söz verdi

Meryem-95: وَكُلُّهُمْ آتِيهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ فَرْدًا

Ve kulluhum âtîhi yevmel kıyâmeti ferdâ: hepsi tek tek dirilmek /kıyam-ayakata olmak

Meryem-96: إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ الرَّحْمَنُ وُدًّا

İnnellezîne âmenû: güvende olanlar
ve amilus sâlihâti: ve iyi işler yapanlar
se yec’alu lehumur: onlaır yapacak
rahmânu vuddâ: rahmana dost

Meryem-97: فَإِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ الْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِ قَوْمًا لُّدًّا

Fe innemâ yessernâhu: senin için kolaylaştırmamız
bi lisânike senin lisanınla
li tubeşşire: müjdelemen içindir
bihil muttakîne: dindar olanları kavinin insanları uyar
ve tunzira bihî kavmen luddâ:

Meryem-98: وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًا

Ve kem ehleknâ kablehum: onlardan önce kaç kişi helak oldu
min karnin: yüz yıldır
hel tuhıssu minhum: onları hissediyor musun / iz eser varmı
min ehadin: birinden
ev tesmeu lehum rikzâ: veya duyuyormusun, odaklan