Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

57- 31 Lokman

  • Soruyorlar ""Bizi nasıl“Allah bizi nasıl yapıyor?” diye.

    İnsanın nasıl yaratılıp inşa edildiği şöyle anlatılıyor:
    Allah'ın önce yedi göğü yarattı. Sonra yeri uzattı, yaydı.
    Tabi bu anlatılarda geçen 7 gök, yer, dağ isimleri atomun uzuvlarına aitler. Dağlardaki renkli yollar, Göklerin ve yerin içinde olanlar, gökteki insanlar, göğün bucakları, dağların kazıkları, yüne benzeyen dağlar gibi ifadeler tamamen atomları anlatmaktalar.

Lokman-1: الم

Elif: İbrahim isimli ruhun evi
Lam: Musa isimli ruhun evi
Mim: Muhammed nebi

Lokman-2: تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ

Tilke : Bunlar
ayatul : ayetleridir
kitabil : kitabın
hakim : bilge

Lokman-3: هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ

Huden : Rehberi/klavuzudur
ve rahmeten : ve merhameti
lil muhsinin : iyilik severlerin

Lokman-4: الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

Ellezine : kimseler
yukimunes : ikamet eden
salate : destek olan
ve yu’tunez : geliyorlar
zekate : zekata
Zekat verme diye bir ifade yoktur! “Zekat” a gelinme olayı var! Zekat, atomlar arasındaki enerji farkılılığını ortadan kaldıran dengeleme işleminin adı oluyor. Zekata gelen atomlar, kurdukları halka içinde fiziki temas ile enerji aktarımını gerçekleştiriyorlar. Zekat sırasında bir atomu üzerindeki fazla enerji, o orbitalda bulunan diğer atomlarla eşit paylaşılır. Örneğin enerjisi 100 elektron volt olan bir atom, enerjileri 90 elektron volt olan 9 atom arasına katılarak orbitalı 10 atoma tamamladığında zekat sonucunda hepsinin enerji seviyesi 91 elektron volt alarak eşitlenecektir. Zekat miktarı enerji seviyelerine ve orbitaldaki atom sayısına bağlı değişken olmasına karşın sonuç tam bir denge durumudur.
ve hum : ve onlar
bil ahırati : ahirette
hum yukinun : onlar emin olurlar

Lokman-5: أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ

Ulaike : bunlar
ala huden : klavuzluğuyla
min rabbihim : rabbinin
ve ulaike : bunlar
humul muflihun : başarılı olanlar

Lokman-6: وَمِنَ النَّاسِ مَن يَشْتَرِي لَهْوَ الْحَدِيثِ لِيُضِلَّ عَن سَبِيلِ اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَيَتَّخِذَهَا هُزُوًا أُولَئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ

Ve minen nasi : Bu nas'lardan
men yeşteri : kim alırsa
lehvel hadisi : boş söz
li yudılle : yoldan çıkar
an sebilillahi : Allah yolundan
bi gayri ilmin : ilim olamdan
ve yettehızeha huzuva : onu alınca titreşirler
ulaike lehum : onlara
azabun muhin : aşağılayıcı azap

Lokman-7: وَإِذَا تُتْلَى عَلَيْهِ آيَاتُنَا وَلَّى مُسْتَكْبِرًا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا كَأَنَّ فِي أُذُنَيْهِ وَقْرًا فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ

Ve iza : eğer
tutla : takip ederlerse
aleyhi : onlar
ayatuna : ayetlerimizi
vella mustekbiran keen : sanki kibirli/gururlu
lem yesma’ha keen ne : sanki duymadı
fi uzuneyhi vakra : kulaklarında sağırlık vardı
fe beşşirhu : o uyardı/vaaz etti
bi azabin elim : korkunç bir işkenceyle

Lokman-8: إِنَّ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ لَهُمْ جَنَّاتُ النَّعِيمِ

İnnellezine amenu : gerçekten onlar güvendeler
ve amilus salihati : iyi işler yapıyorlar
lehum : onlar
cennatun : cennette -
naim : mutlu

Lokman-9: خَالِدِينَ فِيهَا وَعْدَ اللَّهِ حَقًّا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Halidine : ölümsüzlük
fiha va’dallahi hakka : Allah'ın vaadi gerçektir
ve huvel : o
azizul : sevgili
hakim : bilge

Lokman-10: خَلَقَ السَّمَاوَاتِ بِغَيْرِ عَمَدٍ تَرَوْنَهَا وَأَلْقَى فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِكُمْ وَبَثَّ فِيهَا مِن كُلِّ دَابَّةٍ وَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Halakas semavati : gökleri yaptı
bi gayri amedin : bir sütun olmadan
teravneha : görüyor musun?
ve elka : ve attı
fil ardı : yerin içine
ravasiye : Sarsılmaz yüksek dağları
en temide : sabitledik
bikum : sizinle
ve besse : yaydık
fiha min kulli dabbet : Yerin içinde akan her şeyi
ve enzelna : ve indirdik
mines semai : gökten/gökteki
maen : suyu
fe enbetna : böylece biz büyüttük
fiha min kulli zevcin kerim : hepsinden hayırlı çiftler
Gökleri direksiz yaptığını görüyor musun? Ve yeri aşağı attı/uzattı. Yer'in içinde dağları sabitledi, yer'in içine akan her şeyi, gökteki suyu indirdik. Böylece büyüttük, hepsinden hayırlı çiftler.
Göklerin yukarıda yerin aşağıda duruşu arasında bir direk olmadan sabit duruşu ve birbirinden kopmamasını anlatılyor. Koni şekilli göğün sivri ucuna "Yer" deniyor. Bu uç göğün devinimi arttığında tıpkı bir hortumun gökyüzünden yeryüzüne doğru uzanışı gibi uzanıyor ve sivri ucun etrafına göklerin içinden atılan su/enerji indirilerek onu bir dağı andıracak şekilde çevreliyor. Biz bu dağ için elektromanyetizma diyoruz, fizik bilim adamlarının tüm atom modellemelerinde proton ve elektron ayrık/birbirinden kopuk tahayyül edilmesine karşın kurandaki fizik bise yer ile gögün aynı varlık olduğunu söylüyor. ve başkaca vahiy anlatılarında gökle yerinbu tümleşik hali için "Gök ile yer bitişik idi onu biz uzattık!" demektedir. Sona içindeki sular kenarlara akıtılarak koruyucu manyetik alanın genişlediğini haber veriyor ve onun içinde sağlı sollu çiftler halinde yetiştirilen/filizlenen hayırlı varlıkları anlatıyor.

Lokman-11: هَذَا خَلْقُ اللَّهِ فَأَرُونِي مَاذَا خَلَقَ الَّذِينَ مِن دُونِهِ بَلِ الظَّالِمُونَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ

Haza halkullahi : Allah nasıl yapıyor
fe eruni : bana göster
maza halakallezine : allah kimseleri yapıyor
min dunihi : onlar olmadan
bel iz-zalimune : ancak zalimler
fi dalalin : hata içindeler
mubin : gösterilen
Allah'ın nasıl halg ettiğini/yaptığını bana göster!
Allah kimseleri onlar/birşey/varlık olmadan yapıyor. Ancak zalimler, görünen bir hata içindeler.

Lokman-12: وَلَقَدْ آتَيْنَا لُقْمَانَ الْحِكْمَةَ أَنِ اشْكُرْ لِلَّهِ وَمَن يَشْكُرْ فَإِنَّمَا يَشْكُرُ لِنَفْسِهِ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ اللَّهَ غَنِيٌّ حَمِيدٌ

Ve lekad ateyna : biz verdik/öğrettik
lukmanel hikmete : lokmana fizik bilgisini
enişkur lillah : o Allah şükrediyor
ve men yeşkur : teşekkür edenler
fe innema yeşkuru li nefsihi : gerçekten onlar nefisleriyle teşekkür ettiler
ve men kefere allah : ve Allah'ı inkar eden kimseler
fe innellahe ganiyyun hamid : Allah gerçekten zengin ve övülendir
Lokman'a biz verdik -fizik bedeni ve fizik bilgsinini kast ederek- hikmeti /fizik bilgisini, o bunun için Allah'a şükrediyor. inkar eden kimseler Allah'ın zengin ve övülen olduğuna.

Lokman-13: وَإِذْ قَالَ لُقْمَانُ لِابْنِهِ وَهُوَ يَعِظُهُ يَا بُنَيَّ لَا تُشْرِكْ بِاللَّهِ إِنَّ الشِّرْكَ لَظُلْمٌ عَظِيمٌ

Ve iz kale lukmanu : Lokman-dedi
libnihi : oğluna
ve huve yaızuhu : şeyle vaaz ediyor
ya buneyye : ey oğlum
la tuşrik billahi : Allahın çizgisinden çıkma
inneş şir ke : gerçekten de kötülük sendendir
le zulmun azim : adaletsizliğin büyüğü de

Lokman-14: وَوَصَّيْنَا الْإِنسَانَ بِوَالِدَيْهِ حَمَلَتْهُ أُمُّهُ وَهْنًا عَلَى وَهْنٍ وَفِصَالُهُ فِي عَامَيْنِ أَنِ اشْكُرْ لِي وَلِوَالِدَيْكَ إِلَيَّ الْمَصِيرُ

Ve vassaynal insane : Ve biz insanoğluyuz
bi valideyhi : evebeynylerimizle birlikte
hamelethu ummuhu : annesi hamile
vehnen ala : ona (onun üzerine hamile)-
vehnin ve fisaluhu : ve bunlar bebeği ayırdılar
fi ameyni : iki yılda/iki yıl içinde
en işkur li : bana teşekkür et
ve li valideyke : ve evebeylerin için
ileyyel masir : kaderi için
Biz insanoğluyuz, evebeynlerimizle birlikte (beraber anlamında değil) Annesi onu taşıyordu, bunlar bebeğini iki "gün" içinde ayırdılar.

İns atomunun içindeki an/ruh ile birlikte insan denen akıllı varlık tecessüm ediyor. İnsan ögesi iki ana parçadan ibaret, onun birde oğlu (elektronu) var. İns atomu içindeki enerji/su aşağı /yer uzvuna indirildiğinde orada bir başınçlı eleman oluşuyor. Dişi özelliğiyle ins atomu anne oluyor ve içindeki ruh racul olarak baba statüsündedir. Meydana gelen İnsan -atomu- yer uzvunun etrafında gelişen eleman ise insanoğlu oluyor ve onu annesi yani ins atomu taşıyor. Atomlar zamanla evriliyor, küçülüyor, içindeki racul ruh tükeniyor ve oğul anasına tutunamaz oluyor daha doğrusu anası oğlunu tutamaz oluyor ve ayrılıyor. Ayrılık oğlun helaki demek, baki kalan sadece ana oluyor. Sonrasında içindeki boşluğa başka bir racul yerleşecek ve döngü devam edecektir.

Lokman-15: وَإِن جَاهَدَاكَ عَلى أَن تُشْرِكَ بِي مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ فَلَا تُطِعْهُمَا وَصَاحِبْهُمَا فِي الدُّنْيَا مَعْرُوفًا وَاتَّبِعْ سَبِيلَ مَنْ أَنَابَ إِلَيَّ ثُمَّ إِلَيَّ مَرْجِعُكُمْ فَأُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Ve in cahedake : gerçi cehd edersen
ala en tuşrike : katılmak için
bi ma leyse : benimle değil
leke bihi ilmun : senin ilminle
fe la tutı’huma : onlara itaat etme
ve sahibhuma : iki mal sahibinin
fid dunya : aşağıda
ma’rufen vettebi’ sebile : bilinen yolu takip et
men enabe ileyye : bana dönüş için
summe ileyye merciukum : sonra kaynağa
fe unebbiukum : açıkladım, söyledim
bi ma kuntum : senle birlikte
ta’melun: yaptıkların
Katılmak için kendi ilminle mücadele et, onlara itaat etme. Aşağıda kalan bilinen yolu takip et. Bana ve sonra kaynağa dönüş için. Açıkladım, sen ve seninle birlikte yaptıkların.

Proton yani gökler ve elektron yani Yer arasında bir yol var. Önceki vahiy anlatılarında bahsedilen görünmez yol/sütun/göklerin görünmelen direği ve Allah'ın ipi diye açıklandığı üzere bu yolu takip edersen Muhammed'e ve oradan da kaynağa/rabbe ulaşırsın, sen ve yaptıkların! diye açıkladık. Kişi/racul yani ruh, eşyanın aksine gerçek varlık bunlar. Madde/eşya ise varlık denizi içindeki boşluk/yokluklar oluyor. Kişinin amelleri sayesinde kazanımı madde/eşya değil aksine gerçek anlamda varlık olan ruh/enerji çizgileri oluyor.

Lokman-16: يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ فَتَكُن فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ

Ya buneyye: Ey oğlum
inneha in teku miskale habbetin min hardalin fe tekun: o hardal bir tanesinden ağırlık olsa
fi sahratin : kayada
ev fis semavati : veya göklerin içinde -olsa-
ev fil ardı : veya yer'in içinde -olsa-
ye’ti bihallahu : Allahtan gelmektedir
innellahe latifun habir: gerçekten Allah latif ve uzmandır

Lokman-17: يَا بُنَيَّ أَقِمِ الصَّلَاةَ وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنكَرِ وَاصْبِرْ عَلَى مَا أَصَابَكَ إِنَّ ذَلِكَ مِنْ عَزْمِ الْأُمُورِ

Ya buneyye ekımıs salate: Ey oğlum, desteği kur
Oldukça açık anlaşılıyor ki Salat, kurulan eylemdir. Ve koni şekilli ins atomunun eksenindeki ruh, desteğiyle onu kurulu bir çadıra dönüştürüyor.
ve’mur bil ma’rufi : ve bilinen şekilde tamamla
venhe anil munkeri vasbir : ve kötülüğe sabret
ala ma esabeke inne zalike : senin üzerine bu vurulan
min azmil umur: azim -gerektiren- işlerdendir

Lokman-18: وَلَا تُصَعِّرْ خَدَّكَ لِلنَّاسِ وَلَا تَمْشِ فِي الْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّ اللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ

Ve la tusa’ir : ?
haddeke lin nasi : senin yüzün, insanlar için
ve la temşi fil ardı merahan : Yerin içinde yürümeyin eğlence için
innallahe la yuhıbbu : Allah sevmez
kulle muhtalin fehur: mağrur ve gururlu olanları

Lokman-19: وَاقْصِدْ فِي مَشْيِكَ وَاغْضُضْ مِن صَوْتِكَ إِنَّ أَنكَرَ الْأَصْوَاتِ لَصَوْتُ الْحَمِيرِ

Vaksid : amaç/kast
fi meşyike : yürüyüşünde kızgınlık
vagdud min savtike: sesinde kızgınlık
inne enkeral asvati : kuşkusuz inkar edenin sesi
le savtul hamir: kulağa eşek sesi -gelir-

Lokman-20: أَلَمْ تَرَوْا أَنَّ اللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً وَمِنَ النَّاسِ مَن يُجَادِلُ فِي اللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَابٍ مُّنِيرٍ

E lem terav : görmüyormusun
ennallahe sahhara lekum : Allah size tabi kıldı
ma fis semavati ve ma fil ardı : göklerin ve yerin içinde ne varsa
ve esbega aleykum niamehu zahiraten : size bahşetti dışarıdaki nimetleri
ve batıneten : ve içerideki -nimetleri- Ruh, atomun içinde yaşanken onun etrafındaki melekler ve atoma ait diğer fonksiyonlar ve atomun içindeki diğer nimetler ona hizmet etmekte ve onu nimetlendirmektedir.
ve minen nasi men yucadilu fillahi bi gayri ilmin : ve insanlardan bazı bilgisi olmayan kişiler Allah'la tartışma içindedirler
ve la huden ve la kitabin munir: rehberleri yoktur ve kitap ışığı Kitabın ışığı: Atomun elektromanyetizması, onun ışığını temin ediyor. İnkarcıların ve firavunların elektronu olmadığı için ışıkları yoktur.

Lokman-21: وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ اتَّبِعُوا مَا أَنزَلَ اللَّهُ قَالُوا بَلْ نَتَّبِعُ مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ آبَاءنَا أَوَلَوْ كَانَ الشَّيْطَانُ يَدْعُوهُمْ إِلَى عَذَابِ السَّعِيرِ

Ve iza kile lehu : eğer onlara denilseydi ki
muttebiu : takip edin
ma enzelallahu : Allah'ın indirdiğini
kalu bel nettebiu : biz takip ediyoruz
ma vecedna aleyhi abaena: babalarımızı bulduğumuz
e ve lev kaneş şeytanu yed’uhum ila azabis sair: Şeytan onları ateş azabı için çağırıyor olsa bile mi?

Lokman-22: وَمَن يُسْلِمْ وَجْهَهُ إِلَى اللَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَى وَإِلَى اللَّهِ عَاقِبَةُ الْأُمُورِ

Ve men yuslim : kim teslim olup
vechehu ilallahi : yüzünü Allah'a dönerse
ve huve muhsinun : ve işini güzel yaparsa
fe kadistemseke bil urvetil vuska: güçlü şekilde tutunmuştur
ve ilallahi akibetul umur: işlerin sonu Allah'a varır

Lokman-23: وَمَن كَفَرَ فَلَا يَحْزُنكَ كُفْرُهُ إِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ فَنُنَبِّئُهُم بِمَا عَمِلُوا إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

Ve men kefere : ve inkar edenler
fe la yahzunke kufruhu: onun inkârı seni hüzünlendirmesin
ileyna merciuhum: biz onların referanslarını
fe nunebbiuhum bi ma amilu: ve onların yaptıklarını kehanet edelim
innallahe alimun bi zatis sudur: Allah göğüslerde olanı bilir

Lokman-24: نُمَتِّعُهُمْ قَلِيلًا ثُمَّ نَضْطَرُّهُمْ إِلَى عَذَابٍ غَلِيظٍ

Numettiuhum kalilen : onlar hafifçe zevk alırar
summe nadtarruhum: Sonra onları zorlarız
ila azabin galiz: kalın azap için

Lokman-25: وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ قُلِ الْحَمْدُ لِلَّهِ بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Ve le in seeltehum men halakas semavati vel arda: onlara göeklerin ve yerin kim için yapıldığını sorduğumda
le yekulunnallahu:
kulil hamdulillahi: Allah içindir dediler
bel ekseruhum la ya’lemun: ancak çoğu bunu bilmiyor

Lokman-26: لِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ إِنَّ اللَّهَ هُوَ الْغَنِيُّ الْحَمِيدُ

Lillahi ma fis semavati vel ard: Göklerin ve yerin içinde olanlar Allah’ındır
innallahe huvel ganiyyul hamid: gerçekten Allah zengin, övülendir -

Lokman-27: وَلَوْ أَنَّمَا فِي الْأَرْضِ مِن شَجَرَةٍ أَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِن بَعْدِهِ سَبْعَةُ أَبْحُرٍ مَّا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Ve lev enne ma fil ardı: ve eğer yerin içindeki
min şeceratin aklamun: ağaçtan kalemler olsa
vel bahru yemudduhu: ve denizler yayılsa
min ba’dihi seb’atu ebhurin: ondan yedi tane yelken olsa
ma nefidet kelimatullahi: Allah’ın kelimesi tükenmez
innallahe azizun hakim: gerçekten Allah sevgilidir bilgedir

Lokman-28: مَّا خَلْقُكُمْ وَلَا بَعْثُكُمْ إِلَّا كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ بَصِيرٌ

Ma halkukum: Sizin yapılışınız
ve la ba’sukum: sizin diriltilmenit değildir
illa ke nefsin vahıdetin: ancak tek bir kimse gibidir
innallahe semiun basir: gerçekten Allah işitendir, öngörendir
Sizin yapılmanız ve diriltilmeniz başka değildir, bir kişinin yapılmasından diriltilmesi gibidir. Allah işiten ve öngörendir.

Lokman-29: أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ يُولِجُ اللَّيْلَ فِي النَّهَارِ وَيُولِجُ النَّهَارَ فِي اللَّيْلِ وَسَخَّرَ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ يَجْرِي إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى وَأَنَّ اللَّهَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ

E lem tera: görmüyor musun?
ennallahe yulicul leyle: Allah geceyi dönüştürüyor
fin nehari: gündüzün içinde
ve yulicun nehare fil leyli: ve dönüştürüyor gündüzü gecenin içinde
ve sahharaş şemse: boyun eğdirdi güneşi
vel kamere: ve ayı
kullun yecri ila ecelin musemmen: hepsini belirlenmiş süreye kadar
ve ennallahe bi ma ta’melune habir: ve gerçekten Allah bilir /haberdardır yaptığınız işlerden

Lokman-30: ذَلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْحَقُّ وَأَنَّ مَا يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الْبَاطِلُ وَأَنَّ اللَّهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَبِيرُ

Zalike bi ennallahe huvel hakku: işte şu Allah’ın sağa /sağdan oluşudur
ve enne ma yed’une: gerçekte çağırdıkları
min dunihil : ondan başkasını
batılu: boştur /yanlıştır
ve ennallahe huvel aliyyul kebir: ve gerçekten de o Allah yücedi büyüktür

Lokman-31: أَلَمْ تَرَ أَنَّ الْفُلْكَ تَجْرِي فِي الْبَحْرِ بِنِعْمَتِ اللَّهِ لِيُرِيَكُم مِّنْ آيَاتِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ

E lem tera ennel fulke tecri fil bahri: görmüyor musun yörüngesinde yer almış denizin içindekileri
bi ni’metillahi li yuriyekum: Allah’ın iyiliklerini görünür yapmak için
min ayatihi: işaretlerinden
inne fi zalike le ayatin: işaretleri içinde
li kulli sabbarin şekur: sabredip şükredenlerin hepsi için

Lokman-32: وَإِذَا غَشِيَهُم مَّوْجٌ كَالظُّلَلِ دَعَوُا اللَّهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ فَلَمَّا نَجَّاهُمْ إِلَى الْبَرِّ فَمِنْهُم مُّقْتَصِدٌ وَمَا يَجْحَدُ بِآيَاتِنَا إِلَّا كُلُّ خَتَّارٍ كَفُورٍ

Ve iza gaşiyehum mevcun: eğer akılları başlarından dalgalar halinde giderse
kez zuleli : gölge gibi
deavullahe muhlisine : Allah’ı içternlikle çağırdılar
lehud din: dinleriyle /polarmalarıyla/ dönüş yönleriyle
fe lemma neccahum ilal berri : ve onlar karaya kadar kurtarıldığında
fe minhum muktesidun: bazıları hesaplı / tutumluydu
ve ma yechadu bi ayatina: ve işaretlerimizi reddetmediler
illa kullu hattarin kefur: ancak aldananlar inkar edenler hariç

Lokman-33: يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمْ وَاخْشَوْا يَوْمًا لَّا يَجْزِي وَالِدٌ عَن وَلَدِهِ وَلَا مَوْلُودٌ هُوَ جَازٍ عَن وَالِدِهِ شَيْئًا إِنَّ وَعْدَ اللَّهِ حَقٌّ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُم بِاللَّهِ الْغَرُورُ

Ya eyyuhan nasu: ey insanlar
u-tteku rabbekum: rabbinizden korkun
vahşev yevmen: o o günden korkanlardan
la yeczi validun an veledihi: bir baba oğlundan ötürü ödüllendirilmez
ve la mevludun huve cazinan validihi şey’en : ve hiç biri babasından doğmadı
inne va’dallahi hakkun: Allah’an vaadi sağ /sağadır
fe la tegurrannekumul hayatud dunya: dünya hayatı sizi gururlandırmadı
ve la yagurrannekum: sizi de gururlandırmasın
billahil garur: gurur Allah’ındır

Lokman-34: إِنَّ اللَّهَ عِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَيُنَزِّلُ الْغَيْثَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْأَرْحَامِ وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ مَّاذَا تَكْسِبُ غَدًا وَمَا تَدْرِي نَفْسٌ بِأَيِّ أَرْضٍ تَمُوتُ إِنَّ اللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ

İnnallahe indehu ilmus saati: gerçekte onun saatinin bilgisi ancak Allah’tadır
ve yunezzilul gayse: çok yağmur indirir
ve ya’lemu : ve o bilir
ma fil erhami: rahimlerde olanı
ve ma tedri nefsun: nefisler bilmiyor
maza teksibu gaden: yarın ne kazanacağını
ve ma tedri nefsun: ve nefisler bilmiyor
bi eyyi ardın temut: senin hangi yer’de öldüğünü
innallahe alimun habir: ancak Allah bilir deneyimlidir