Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
---

55- Enam (6)

  • Önceki pasajda göklerin çoğul anılmasının ve buna mukabil uzayda gerçekte çoğul olan yerin tekil anılmasının neye işaret ettiği anlatılıyordu.
  • Bu Bölümde ise göklerin ve yerin içinde saklı olanları yalnızca Allah'ın bildiği beyan ediliyor
  • Gökbilimciler, uzayı gözlemliyorlarken aslında her şeyi müşahede edebiliyor ve bunu bizler için fotoğraflıyorlar. Hani yer altındaki madenler gizli olabilir lakin uzay apaçık gözükmektedir.
  • Vahiy anlatılarının sadece atomları anlatığına kaanat getirip, kıssalardaki olayların da onların yaşamlarına ve düzenlerine ait olduğuna şüphemiz kalmamışken şimdi burada ise atomun içinde olup, dışarıdan gözlemlenemeşecek şeylerin haberi yer alıyor.

    Vücudumuzu oluşturan organların hepsini ayırsak, ensona kalan şey içinde ruhun barındığı bir atom olacakatrı. Atomun içinde yaşam, ahiret hayatıdır. Yani dünya da burasıdır, ahiret te....
  • Vahiy anlatılarının

55/6 Enam -1 : الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَ ثُمَّ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِم يَعْدِلُونَ

El hamdu lillahillezi : Övgüler Allah'a olsun!
halakas semavati vel arda :gökleri ve yeri yaptı
ve cealez : ve oluşturdu
zulumati : zulumü/yokluğu
ven nur : ve nuru/varlığı
summellezine keferu : sonra inkar edenler
bi rabbihim : rablerini
ya’dilun : değiştiriyor
Allah'a hamd olsun ki gökleri ve yeri yaptı , yokluğu ve varlığı oluşturdu.

55/6 Enam -2 : هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن طِينٍ ثُمَّ قَضَى أَجَلاً وَأَجَلٌ مُّسمًّى عِندَهُ ثُمَّ أَنتُمْ تَمْتَرُونَ

Huvellezi : o ki öyle
halakakum : yaptı seni
min tinin : sular çekildikten sonra kalanla
summe : sonra
kada ecela: uzun bir süre verdi
ve ecelun : bitimine
musemmen : isimlendirilmiş
indehu : onunla
summe : sonra
entum : siz erkekler
temterun : ? -
Seni o yaptı, tin-sular çekilince kalandan. Onra uzun bir süre verdi eceline kadar. Seni isimlendirdi, sonra erkekleri temterun.

55/6 Enam -3 : وَهُوَ اللّهُ فِي السَّمَاوَاتِ وَفِي الأَرْضِ يَعْلَمُ سِرَّكُمْ وَجَهرَكُمْ وَيَعْلَمُ مَا تَكْسِبُونَ

Ve huvallahu : o Allah ki
fis semavati ve fil ard: göklerin ve yerin içindeki
ya’lemu sırrakum : saklı olanların hepsini biliyor
ve cehrekum : ve açıklananları da
ve ya’lemu : ve bildiklerini de
ma teksibun : ne kazandıklarınızı da
Göklerin ve yerin içinde saklı olanların ve açıklananların hepsini, bildiklerinizi ve kazandıklarınızı biliyor.

55/6 Enam -4 : وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ آيَةٍ مِّنْ آيَاتِ رَبِّهِمْ إِلاَّ كَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

Ve ma te’tihim : onlara gelmedi
min ayetin : ayetten
min ayati rabbihim : rabbinin ayetlerinden
illa kanu anha mu’rıdin : ancak vardı onlar hakkında görünüm

55/6 Enam -5 : فَقَدْ كَذَّبُواْ بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءهُمْ فَسَوْفَ يَأْتِيهِمْ أَنبَاء مَا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ

Fe kad kezzebu : yalan söylediler
bil hakkı : sağ
lemma caehum : onlara geldiğinde
fe sevfe : yaptığınız
ye’tihim : onlara geliyor
enbau : haberler
ma kanu : onlar oldular
bihi yestehziun : alay edenlerin tarafında
hak/sağ onlara geldiğinde yalan yaptılar. Onlara haber geliyorken onlar alay edenlerin tarafında oldular.
(Atomların aleminde önleden önce sola dönüş hakimdi, bu zamanlarda sağa dönüş ters kalıyor yalan diye anılıyordu. Bir evren günü çindeki atom polarması tıpkı ekvator çizgisi gibi bir yerden sonra değişiyor. Evren gününde önleden sonra yüzlerin kabeye/ protona dönmesiyle bilrikle sağa dönüş geçerli oldu. Artık bu andan sonra sola dönüş eyleminin adı yalan söylemek olarak ifade edildi. )

55/6 Enam -6 : أَلَمْ يَرَوْاْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ مَّكَّنَّاهُمْ فِي الأَرْضِ مَا لَمْ نُمَكِّن لَّكُمْ وَأَرْسَلْنَا السَّمَاء عَلَيْهِم مِّدْرَارًا وَجَعَلْنَا الأَنْهَارَ تَجْرِي مِن تَحْتِهِمْ فَأَهْلَكْنَاهُم بِذُنُوبِهِمْ وَأَنْشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قَرْنًا آخَرِينَ

E lem yerev : görmediler mi?
kem ehlekna : kaç kişi öldü
min kablihim: onlar tarafından
min karnin mekkennahum : onları etkinleştirdiğimiz yüz yıldan beri
fil ardı : yerin içinde
ma lem numekkin : yetkin kılmadıkça
lekum : sizi
ve erselnas : ve müselsel/ardı ardınca
semae : gökleri
aleyhim midraren : onların üzerine bolca
ve cealnal : ve yaptık
enhara : nehirler
tecri : oluyor
min tahtihim : onların altlarında
fe ehleknahum : onları yok ettik
bi zunubihim : günahlarıyla beraber
ve enşe’na min ba’dihim : ve ardından kurduk
karnen aharin : diğer boynuzları
Görmediler mi onları etkinleştirdiğimiz yüz yıldan beri kaç kişi öldüğünü. Sizi yerin içinde etkin kılmadıkça gökleri ardı ardınca üzerlerinde bollaştırmadıkça. Ve onların altlarında oluşan nehirleri yaptık. Ve onları günahlarıyla birlikte yok ettik, ve ardından yeniden kurduk değer boynuzları.
(Dünya balığın sırtında ve öküzün boynuzundadır! hadisini duymuşsunuzdur. Hadisteki dünya lafzı aslında Yer kelimesinin yanlış tercümesiyle nakil edilmiş halidir. Gerçekte "Yer balığın sırtı, öküzün boynuzundadır!" şeklinde olmalıydı. Çünkü vahiy anlatılarında bilim dünyasının "Elektron" dediği şey "Yer" ismiyle anılmaktadır. Böylece elektronun balona benzeyen etki alanı balığa benzeyen insan -atomunun- sırtını oluştururken ikili halde olan Adem yani helyumun yer kavusli uçları tamamen öküz boynuzunu andırmaktadır.)

55/6 Enam -7 : وَلَوْ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ كِتَابًا فِي قِرْطَاسٍ فَلَمَسُوهُ بِأَيْدِيهِمْ لَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَا إِلاَّ سِحْرٌ مُّبِينٌ

Ve lev nezzelna : eğer indirseydik
aleyke kitaben : size kitabı
fi kırtasin: kağıt sayfalar içinde
fe le mesuhu : o ona dokunsaydı
bi eydihim : elleriyle
le kalellezine keferu : inkar edenler derdiler
in haza illa : bu ancak
sihrun mubin : görünen bir sihirdir
Kitabı size kağıda yazılı sayfalar halinde indirseydik ve inkar edenler ona elleriyle dokunsaydılar -Bu görünen bir sihirdir! derdiler.

55/6 Enam -8 : وَقَالُواْ لَوْلا أُنزِلَ عَلَيْهِ مَلَكٌ وَلَوْ أَنزَلْنَا مَلَكًا لَّقُضِيَ الأمْرُ ثُمَّ لاَ يُنظَرُونَ

Ve kalu : dediler
lev la unzile aleyhi melek : melekler aşağı inmezse
ve lev enzelna : eğer indiyse
meleken : melekler
le kudıyel emru : meseleyi sonuçlandırmak için
summe la yunzarun : sonra bakılmazdı

55/6 Enam -9 : وَلَوْ جَعَلْنَاهُ مَلَكًا لَّجَعَلْنَاهُ رَجُلاً وَلَلَبَسْنَا عَلَيْهِم مَّا يَلْبِسُونَ

Ve lev : gerçi - cealnahu meleken : melekleri yaptık - le cealnahu raculen : yaptığımız adam için - ve le lebesna : giysi için - aleyhim ma yelbisun : ona giydirdik -
gerçi melekleri adamlar için yaptık, ona giysi olarak giydirdik.
(Melek, emirleri uygulayan memurların yapılış amacı, İns atomunun içinde barınan racul denen ruh/adamın düşüncelerini fizik alemde işe çevirmeleri için, ve bu melekler inz atomunun bölümleri /uzuvları olarak ruhun üzerinde bir elbise gibi giydirilmiş olarak duruyor. Diğer bir bakış açışı ile müzzemmil pasajında anlatıldığı üzere ruhu cehennem ateşinden koruyan bu elbisenin kolu, göğsü vs gibi uzuvlarının her birisi bir melek olarak anılıyor. Öyleki ins atomunu içindeki ruhun şekil değiştirmesiyle bu meleklerde şekil değişerek adeta ruh alemi ile fizik alem arasında bir interface/arayüz olarak irtibat sağlıyor. Özellikle göğüs kısmına cebrail adı verilmiş. Bir çan şıklinde olan ins atomunu göğüs kısmı dış etkilerle basınca maruz kaldığında ruha iletilen titreşimler oluşturuyor ve bu titreşimlere "vahiy" deniyor. Hz. Muhammed, göğsünün cebrail tarafından sıkıldığı esnada çan sesi duyduğunu ifade etmiştir. Diğer dinlerdeki çan geleneği önceki müjdejiler/beşşer' ler tarafından da aynı anlatının iletildiğini gösteriyor. Beşer kelimesi gözü olan biyolojik yapıyı ifade ederken Beşşer kelimesi müjdeci anlamına gelmektedir. Hz. Muhammed'ten ötürü "bende sizin gibi beşerim" cümlesinin doğru tercümesi "Ben size beşşerim/müjdeciyim!" dir.)

55/6 Enam -10 : وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُواْ مِنْهُم مَّا كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ

Ve lekadistuhzie : alaya alındım - bi rusulin : gönderdiklerimle beraber - min kablike : senden önce - fe haka : katıldılar - billezine : o kimselere - sehıru : alay edenlere - minhum ma kanu : onlardan bazıları katılmadı - bihi yestehziun : alay edenlere

55/6 Enam -11 : قُلْ سِيرُواْ فِي الأَرْضِ ثُمَّ انظُرُواْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ

Kul siru : yürümelerin söyle - fil ardı : yer'e (yer'in içine) - summenzuru : sonra bakın - keyfe kane : nasıl oldu - akıbetul mukezzibin : akibetleri/sonları yalancıların -
Yer'e yürümelerini söyle , sonra baksınlar yalancıların akibeti nasıl oldu.
(Göklerin -protonun- içinde barınan ruh için deniliyor ki; Elektrona yürümelerini söyle. Oradan cehennemi müşahede edebilirler. Cehennem porotona da yakın lakin proton dediğimiz meleklerin bir giysi giydirildiği racul/adam, direkt olarak cehenneme temas edemiyorken elektronda bir giysi yoktur, oradan direkt cehenneme temas vardır. Bu temasa rağmen evren denizi ile elektron denizi birbirine karışmamaktadır. Başkaca vahiy anlatısında ruhun evi yani beytullah etrafında su olduğu bildiriliyor. Bahsedilen su, elektrondan başkası değildir. Ve bu su yer'in etrafını kuşatmaktadır.)

55/6 Enam -12 : قُل لِّمَن مَّا فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ قُل لِلّهِ كَتَبَ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَ رَيْبَ فِيهِ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Kul li men ma fis semavati vel ard : göklerde ve yerde olan herkese söyleyin/seslenin- kul lillah : ilaha söyleyin/seslenin - ketebe ala nefsihir : nefsinin üzerine yazılan - rahmete le yecmeannekum : hepsi onun rahmetiyle topluyorlar - ila yevmil kıyameti : kıyam günü için - la raybe fihi : bu konuda hiç şüphe yok ki - ellezine hasiru enfusehum : kaybeden ruhlar bunlardır - fe hum la yu’minun : onlar inanmadılar -
Göklerde ve yerde olanlara söyleyin, nefsleriniz üzerine yazılmış ilahlara (da) söyleyin! Hepsi onun rahmetiyle dik duracakları gün için topluyorlar -çekim gücüne sahipler - Bu konuda hiç şüphe yok ki kaybeden ruhlar bunlardır, ki onlar inanmadılar.
(Göklerde ve yerde olanlar: Göklerin içinde ruhlar barınıyor, ruhların oğulları ise Yer içindeki kişiler oluyor. Atomların elektronu, onun oğlu statüsünde bulunuyor. Koni şekilli atomların taban çemberi - ki burası göğün kapısı hükmündedir- bize nefs diye tanıtılıyor. Bu nefs üstündeki çekim alanı etraftan enerji, bilgi emerek topluyor. Emme sırasında etki-tepki uyarınca atomun kendisini peşinden sürükleyen tersine çalışan bir jet gibi hareket oluşturuyor. BAşkaca bir kaç vahiy anlatısında daha geçen ilahı işte bu hiçlik/yokluk alanıdır. "Hepinizin ilahı tektir" saptamasına dikkat ediniz. Üç kelimelik cümlede üç öge var, bunlar; Önermeyi yapan kişi, bir ilah ve muhatabın kendisidir. "Ben sizin ilahınızım" demiyor, eğer böyle deseydi öge sayısı ikiye inecekti. Her atomun üstünde müstakil bir hiçlik mevcuttur. Göklerin/kuarkların içindeki yarık -bilim dünyasının kara delik adıyla tanımlamaya çalıştığı yüksek çekim gücüne sahip alan (gerçekte alan değil yarıktır, çünkü hiçliğin boyutları sıfırdır . Tabareke pasajında bu yarık, çatlaklık olarak anlatılıyor.) her şeyi içine çekmektedir. Uzayda mesnetsiz vaziyette duran atomların çekim gücü aynı zamanda kendisini de çekilen nesneye doğru ivmelendirmektedir. Fizik biliminde gravity dediğimiz kütle çekimi işte bu etki-tepki oluşturuyor. Kuvvetin tezahürü sırasında hem nesneler çekiliyor hemde atomun kendi bünyesini çeşiken nesneye doğru sürükleniyor. Böylece atomlar -insanlar- Nefslerinin peşine kuşuyorlar.)

55/6 Enam -13 : وَلَهُ مَا سَكَنَ فِي اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ

Ve lehu ma sekene : ve onu iskan kıldı - fil leyli ven nehar : gecenin içini ve gündüzün içini - ve huves semiul alim : o işiten ve bilendir -
Ve onu (raculu/ruhu) gecenin içini ve gündüzün içini iskan kıldı. O, işitendir bilendir!
(Gece göklerinin içindeki çatlak/hiçlik içindeki boşlukta barındırılan ve gündüz göğü ile beslenen ruhu haber veriyor. O (Allah) işiten ve bilendir! Dİkkat ediniz Allah ehad/tekilliktir. önceki vahiy anlatılarında görme olayının parçalı ve çok sayıda piksel/resim bilgisinden oluştuğuna değinmiştik. Allah sadece işitmektedir.)

55/6 Enam -14 : قُلْ أَغَيْرَ اللّهِ أَتَّخِذُ وَلِيًّا فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَهُوَ يُطْعِمُ وَلاَ يُطْعَمُ قُلْ إِنِّيَ أُمِرْتُ أَنْ أَكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَسْلَمَ وَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْمُشْرِكَينَ

Kul e gayrallahi : deki allahtan başkasını mı - ettehızu veliyyen : veli edineyim - fatırıs semavati : göklerin yaratıcısı - el ardı : ve yerin - ve huve yut’ımu : ve besleyeni - ve la yut’am : beslenmeyen - kul inni : deki bana - umirtu : emretti - en ekune evvele : ilk önce benim - men esleme : güvende olmamı - ve la tekunenne : ve sen olmayasın - minel muşrikin : dinsizlerden -
Deki Allahtan başkasını mı veli edineyim? Göklerin yaratanı ve yeri ve besleyeni ve beslenmeyen. Deki bana emretti, ilk önce güvende olmamı ve müşriklerden/dinsizlerden olmamamı.
(Göklerin fatırı/yarıcısı-yaratıcısı demek göklerin içinde ruhun barınması için boşluk oluşturmasına fatr/yarmak diyor. Yaratı/yaratmak eyleminin anlamı bir bütün içinde çizikler yarıklar boşluklar oluşturmaya deniyor. Allah'ın ilk ve biricik eylemi fatr / yaratmak oluyor, diğer halk / yapmak ve ca'l / oluşturmaktır. Vahiy anlatılarında atomların kullanılarak inşa edilen varlıkları anlatırmen "Halg" , ruh çizgilerini ve elektronları anlatırken de ca'l fiilini kullanıyor. Ruh çizgilerini ve onlardan oluşan kadir gecesi ve elektron için oluşturmak/ ca'l fiili tam da eylemi anlatan fiildir. Kur'an'a gelince, o yaratı, inşa, yapma veya oluşturma ile anlatmıyor. İlgili pasajda da açaklındığı üzere Kur'an indirilme eylemidir. Kuark/geklerin içindeki su/enerjinin göklerin dışına çıkarılması/yere doğru indirilmesi ile oluşan manyetik alana Kur'an demektedir.
Rab, herşeyin enerji kaynağı olan ruh çizgisinin adı olarak anılıyor. Varlık diye andığımız her oluşumun hem bedenini meydana getiren enerji ve hemde fizik hareketlerini teminen sarf edeceği enerjinin yegane kaynağı Rab'dır. Nefslerin üstündeki hiçlikği enerjiye çevirmeyi varlıkların kendisi başaramıyor. İhtiyacı olan enerjinin depolandığı kuark çiftinin gündüz isimli göğünü tüketten racul ve gece göğü, insan denen akıllı varlığı meydana getiriyor. Gece göğü içinde sipin atan raculun dönüş yönü (yukarıda açıklanan hak/sağa dönüş) onun dini oluyor. Emredilen dönüş yönünün tersine dönen ruha "Kafir" denilirken, dönmeden duran ruhlar için Müşrik/dinsiz deniyor. Mümin ve münafık kavramları ise elementi oluşturan atomların element içindeki duruş ve vazifeleriyle ilgilidir, ilgili pasajlarda parçalı olarak açıklanmaktalar.)

55/6 Enam -15 : قُلْ إِنِّيَ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيم

Kul inni ehafu : deki korkarım
in asaytu : karşı çıkmaktan
rabbi azabe : rabbimin azabı
yevmin azim : büyük gündedir
Deki, karşı çıkmaktan korkarım, Rabbimin azabı büyük gündedir.

55/6 Enam -16 : مَّن يُصْرَفْ عَنْهُ يَوْمَئِذٍ فَقَدْ رَحِمَهُ وَذَلِكَ الْفَوْزُ الْمُبِينُ

Men yusraf anhu yevme izin: o gün geçtiğinde
fe kad rahimehu: rahmete muhatap olmuşlara
ve zalikel fevzul mubin: görülen zaferdir

55/6 Enam -17 : وَإِن يَمْسَسْكَ اللّهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ إِلاَّ هُوَ وَإِن يَمْسَسْكَ بِخَيْرٍ فَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدُيرٌ

Ve in yemseskallahu: Allah dokundu
bi durrin : ızdırapla
fe la kaşife lehu : onu gidermedi
illa huve: ancak o
ve in yemseske: dokundu
bi hayrın : hayırla
fe huve ala kulli şey’in kadir: onun gücü her şeyin üzerinde kudrettir

55/6 Enam -18 : وَهُوَ الْقَاهِرُ فَوْقَ عِبَادِهِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ

Ve huvel kahiru : o zorlayıcı
fevka ıbadihi: kulların fevkinde
ve huvel hakimul habir: o bilge dir uzmandır

55/6 Enam -19 : قُلْ أَيُّ شَيْءٍ أَكْبَرُ شَهَادةً قُلِ اللّهِ شَهِيدٌ بِيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَأُوحِيَ إِلَيَّ هَذَا الْقُرْآنُ لأُنذِرَكُم بِهِ وَمَن بَلَغَ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ اللّهِ آلِهَةً أُخْرَى قُل لاَّ أَشْهَدُ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَإِنَّنِي بَرِيءٌ مِّمَّا تُشْرِكُونَ

Kul eyyu şey’in ekberu : söyle, hangi şey büyüktür
şehadeten kulillahu şehidun: Allah'ın şahitliğinden büyük şahitlik
beyni ve beynekum : benim ve sizin aranızda
ve uhiye ileyye : onula iletti
hazal kur’anu : bu kur'an 'la
li unzirakum bihi : sizi uyarmak için
ve men belag: tebliğ etti
e innekum le teşhedune enne meallahi : umarım şahit olursun Allah ile birlikte
aliheten uhra: diğer ilahlara
kul la eşhed: deki şahit yok
kul innema huve ilahun vahidun : söyle o ilah tektir
ve inneni beriun mimma tuşrikun: ve ben şirk koşanlardan beriyim

55/6 Enam -20 : الَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَاءهُمُ الَّذِينَ خَسِرُواْ أَنفُسَهُمْ فَهُمْ لاَ يُؤْمِنُونَ

Ellezine ateynahumul kitabe : o kimselere kim verdi kitabı
ya’rifunehu kema: onu tanıyorlar
ya’rifune ebnaehum: onların çocuklarını tanıyorlar
ellezine hasiru : kaybeden kimseler
enfusehum fe hum la yu’minun: onların nefslerini idrak ettikleri halde inanmayanlardır
Kitabı oluşuturan manyetizmayı, çocuklarını tanıdıkları halde tanımamak ve nefslerini oluşturan ilahı Allahtan başka ilah olarak görmek ve dahası bunları idrak edebildikleri halde inanmamak... İşte vahiy anlatılarında sürekli işlenen gaybi bilgilerdir.

55/6 Enam -21 : وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرَى عَلَى اللّهِ كَذِبًا أَوْ كَذَّبَ بِآيَاتِهِ إِنَّهُ لاَ يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

Ve men azlemu mimmeniftera: iftira atandan daha zalim olan kimdir?
alallahi keziben : Allah'a yalan söyleyendir!
ev kezzebe bi ayatihi: veya onun ayetleriyle/atomlarıyla
innehu la yuflihuz zalimun: zalimler başarılı olamazlar

55/6 Enam -22 : وَيَوْمَ نَحْشُرُهُمْ جَمِيعًا ثُمَّ نَقُولُ لِلَّذِينَ أَشْرَكُواْ أَيْنَ شُرَكَآؤُكُمُ الَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ

Ve yevme nahşuru hum cemian : onların hepsini toplanma gününde
summe nekulu lillezine eşraku : sonra ortak koşanlara diyoruz ki
eyne şurakaukumullezine : ortak koştuklarınız nerede
kuntum tez’umun: -hani- iddianız vardı

55/6 Enam -23 : ثُمَّ لَمْ تَكُن فِتْنَتُهُمْ إِلاَّ أَن قَالُواْ وَاللّهِ رَبِّنَا مَا كُنَّا مُشْرِكِينَ

Summe lem tekun fitnetuhum: sonra onları etkilemedik
illa en kalu : ancak dediler ki
vallahi rabbina : Allah rabbih-mizdir
ma kunna muşrikin: biz şirk koşanlardan değiliz

55/6 Enam -24 : انظُرْ كَيْفَ كَذَبُواْ عَلَى أَنفُسِهِمْ وَضَلَّ عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَفْتَرُونَ

Unzur keyfe kezebu : nasıl yalan söylediklerini gör
ala enfusihim : kendi nefsleri üzerine
ve dalle anhum: onlardan sapmış olanların
ma kanu yefterun: yalan söyleyenlerin

55/6 Enam -25 : وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُ إِلَيْكَ وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِن يَرَوْاْ كُلَّ آيَةٍ لاَّ يُؤْمِنُواْ بِهَا حَتَّى إِذَا جَآؤُوكَ يُجَادِلُونَكَ يَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُواْ إِنْ هَذَآ إِلاَّ أَسَاطِيرُ الأَوَّلِينَ

Ve minhum men yestemiu ileyke: burada seni dinleyen
ve cealna ala kulubihim ekinneten : kalplerini üzerinde perde/örtü yaptık atomların üzerindeki manyetizma onları kapak içine alan, onları örten kulakları sağırlaştıran bir tekiye sebep oluyor. Artık bundan sonra onların işitmeleri ancak elektronun titreşimiyle mümkündür.
en yefkahuhu : anlamazlar
ve fi azanihim vakra: ve kulaklarında sağırlık
ve in yerev kulle ayetin: eğer tüm ayetleri görseler la yu’minu biha: onlar inanmazlar
hatta iza cauke yucadiluneke: hatta sana gelseler seninle tartışırlar
yekulullezine keferu : inkar edenler diyorlar
in haza illa esatirul evvelin: bu ancak ilk iki efsanedir Bu anlatılanların aynısı İbrahim ve Musa ümmeti/nesli zamanında da yaşanmıştı. Bir nevi tekkar olan anlatılar için "Bu öncekilerin masallarıdır veya bu ilk iki neslin efsanesidir!" diyorlar

55/6 Enam -26 : وَهُمْ يَنْهَوْنَ عَنْهُ وَيَنْأَوْنَ عَنْهُ وَإِن يُهْلِكُونَ إِلاَّ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ

Ve hum yenhevne anhu : onlar, ondan ötürü yasaklanmıştılar
ve yen’evne anhu: ondan uzaklaştılar
ve in yuhlikune : gerçi onlar yok olacaktılar
illa enfusehum ve ma yeş’urun: ancak nefsleri ve hissettikleri -kalacaktı-
Nefs: Atomun fevkinde/üst sayılan yerdeki karanlık alan/hiçlik. Atom yok olduğunda geriye hiçlik kalıyor, tabi hiçlik elde kalan bir varlık değil. geriye kalan bir şey olmamasını ifade etmek kadar anlamak/kavramakta bir o kadar zor. Lakin geriye kalar müstakil bir hiçlik ise onu varlık olmadığı halde geriye kalan bakiye gibi anabiliriz. Anlama adına biraz detaylandıralım olayı. Atomlar, yokluğun içindeki varlıklar değiller. Onlar ana bir varlığın içindeki küçük yokluklar/boşluklardan ibaretler. Bu boşluğun içine ruh üfleniyor/yerleştiriliyor. Ruh, huni şeklindeki boşluğun içinden aşağıya akarak orada yeni bir varlık/oğul meydana getiriyor. Ve kendisi bitiyor. Ruh bitince geriye işte ana yapı içindeki koni prizma şeklindeki boşluk kalıyor. BU boşluğun ağız kısmında bir çekim alanı var. İşte bakiye bu çekim aladır. O çekim alanı, atomun ilahıdır ve atomun şefaatçisidir.

55/6 Enam -27 : وَلَوْ تَرَىَ إِذْ وُقِفُواْ عَلَى النَّارِ فَقَالُواْ يَا لَيْتَنَا نُرَدُّ وَلاَ نُكَذِّبَ بِآيَاتِ رَبِّنَا وَنَكُونَ مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Ve lev tera iz vukıfu alan nari : eğer ateşin üstünde olduğunu/durduğunuzu görebilseniz Müzzemmil bölümünde anlatılan ateş ve ruhu ateşten koruşan giysi olmazsa eğer ruh cehennem ısısına direkt maruz kalacaktır. Ruha cehennem ateşi gösterildiğinde "Üzerimi örtün!" diyerek korkusunu dile getirecektir.
fe kalu ya leytena nureddu : dediler "Aman diliyoruz"
ve la nukezzibe bi ayati rabbina : "rabbimizin atomlarıyla yalan söylemiyoruz" Ayetler, ruhu ateşten koruyan giysi/barınak olarak cennetimizdir. Cennet saklı yer anlamına gelir. Öyle ki cennet diye anılan atomun içi, cehennem atesinden bizi saklamaktadır. Yukarıdaki eğer ateşi görseler ifadesini destekleyen bu cümleyle atomların gerekliliğini kabul eden ruhun aman dilemesi anlatılıyor.
ve nekune minel mu’minin: ve güvende duran/inananlardan olacağız

55/6 Enam -28 : بَلْ بَدَا لَهُم مَّا كَانُواْ يُخْفُونَ مِن قَبْلُ وَلَوْ رُدُّواْ لَعَادُواْ لِمَا نُهُواْ عَنْهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

Bel beda lehum ma kanu yuhfune : ama onların görünüşleri içinde sakladıklarına benziyordu Ruh, ins atomunun içinde barınıyorken tıpkı suyun içinde bulunduğu kasın şeklini anlığı gibi ins atomunun şekline bürünüyor, buna müteşabih özellik deniyor. Çünkü ruh, enerjiden ibaret yapısıyla akışkan gibi davranıyor ve ins atomunun şeklini alıyor . Sonra ruh, ims atomunu meydana geiten meleklere emir verirken ona fiziki etki yaparak dış şeklini, anne karnındaki bir çocuğun tekmeleri gibi değiştiriyor.
min kabl: önceden
ve lev ruddu le adu : gerçi cevap olarak geri döndürüldüler
li ma nuhu anhu : niçin onlar yasaklandı
ve innehum le kazibun: -çünkü- onlar yalancılardı

55/6 Enam -29 : وَقَالُواْ إِنْ هِيَ إِلاَّ حَيَاتُنَا الدُّنْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ

Ve kalu in hiye: dediler eğer öyleyse
illa hayatunad dunya : ancak dünya hayatının
ve ma nahnu bi meb’usin: elçileri biz değiliz Ruhun göklerden aşağı inerek dünya hayatında bir oğul olarak yaşam sürmesi, ruhun o oğul için bir elçi hükmünde olmadığını beyan ediyor. Oğul, yaşlanmış ruhun ta kendisidir, onun amellerinden ibarettir.

55/6 Enam -30 : وَلَوْ تَرَى إِذْ وُقِفُواْ عَلَى رَبِّهِمْ قَالَ أَلَيْسَ هَذَا بِالْحَقِّ قَالُواْ بَلَى وَرَبِّنَا قَالَ فَذُوقُواْ العَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ

Ve lev tera iz vukıfu : duruyor görürsün
ala rabbihim: rableri üzerinde
kale e leyse haza bil hakk: dedi bu sağa değilmi
kalu bela : evet dediler
ve rabbina kale : ve rabbimiz dedi
fe zukul azabe bima kuntum tekfurun: azabı tadın, inkar ettiğin gibi

55/6 Enam -31 : قَدْ خَسِرَ الَّذِينَ كَذَّبُواْ بِلِقَاء اللّهِ حَتَّى إِذَا جَاءتْهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً قَالُواْ يَا حَسْرَتَنَا عَلَى مَا فَرَّطْنَا فِيهَا وَهُمْ يَحْمِلُونَ أَوْزَارَهُمْ عَلَى ظُهُورِهِمْ أَلاَ سَاء مَا يَزِرُونَ

Kad hasirallezine kezzebu : kaybeden kimseler yalancı olurlar
bi likaillah hatta iza caethumus saatu bagteten : Allah'a toplanma zamanı zamanı ansızın geldiğinde Bu tıpkı bir damlanın okyanusla birleşmesine benziyor. Ruh, Allah'ın ruhu ile toplanma zamanı geldiğinde, ki bu "Ölüm" oluyor.
kalu ya hasratena ala ma farratna fiha : dediler ey özlem yüzünden aşırıya kaçtığımız
ve hum yahmilune: ve onların taşıdıkları
evzarahum : veya ziyaret
ala zuhurihim: üzerinde görülen
e la sae ma yezirun: ziyaretleri kötü değil mi ?

55/6 Enam -32 : وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلاَّ لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَلَلدَّارُ الآخِرَةُ خَيْرٌ لِّلَّذِينَ يَتَّقُونَ أَفَلاَ تَعْقِلُونَ

Ve mal hayatud dunya : dünya hayatı nedir?
illa leibun ve lehvun ve led darul : sadece oyun ve avuntu ve darlık
ahiratu hayrun: ahiret hayırlıdır
lillezine yettekun: korkan kimseler için
e fe la ta’kılun: akıllı değil misin?

55/6 Enam -33 : قَدْ نَعْلَمُ إِنَّهُ لَيَحْزُنُكَ الَّذِي يَقُولُونَ فَإِنَّهُمْ لاَ يُكَذِّبُونَكَ وَلَكِنَّ الظَّالِمِينَ بِآيَاتِ اللّهِ يَجْحَدُونَ

Kad na’lemu:biliyoruz
innehu le yahzunukellezi yekulune fe innehum : onlar derler bunun seni üzdüğünü
la yukezzibuneke : onlar sana yalan söylemiyorlar
ve lakinnez zalimine : lakin zalimler
bi ayatillahi yechadun: Allah'ın ayetlerine meydan okuyorlar

55/6 Enam -34 : وَلَقَدْ كُذِّبَتْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ فَصَبَرُواْ عَلَى مَا كُذِّبُواْ وَأُوذُواْ حَتَّى أَتَاهُمْ نَصْرُنَا وَلاَ مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِ اللّهِ وَلَقدْ جَاءكَ مِن نَّبَإِ الْمُرْسَلِينَ

Ve lekad kuzzibet rusulun min kablike : senden önceki yalan söyleyen topluluklar rusulin: sürü, topluluk
fe saberu ala ma kuzzibu ve uzu : yalanları üstünde sabrettiler ve zarar gördüler
hatta etahum nasruna: hatta onların yanında zafer bizim -oldu-
ve la mubeddile li kelimatillah : Allah'ın kelimeleri değiştirilmez
ve lekad caeke min nebeil < b>: ve sana gelen habercilerle
murselin: gönderilen

55/6 Enam -35 : وَإِن كَانَ كَبُرَ عَلَيْكَ إِعْرَاضُهُمْ فَإِنِ اسْتَطَعْتَ أَن تَبْتَغِيَ نَفَقًا فِي الأَرْضِ أَوْ سُلَّمًا فِي السَّمَاء فَتَأْتِيَهُم بِآيَةٍ وَلَوْ شَاء اللّهُ لَجَمَعَهُمْ عَلَى الْهُدَى فَلاَ تَكُونَنَّ مِنَ الْجَاهِلِينَ

Ve in kane kebure aleyke i’raduhum: gerçi sen yaşlandıkça onlar yüz çevirir
fe inisteta’te en tebtegıye nefekan fil ardı : eğer yapabilirsen yerin içinde bir tunel ara
ev sullemen fis semai : veya göğe bir merdiven
fe te’tiyehum bi ayetin: onlara ayet getirsen
ve lev şaallahu le cemeahum alal huda : Allah onları rehberliğinle toplamak isterse
fe la tekunenne minel cahilin: cahillerden olma

55/6 Enam -36 : إِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

İnnema yestecibullezine yesmeun: ancak duyanlar icabet etmediler
vel mevta : ve -birde- ölüler -icabet etmediler-
yeb’asuhumullahu : Allah onları gönderdi
summe ileyhi yurceun: sonra geri döndürdü

55/6 Enam -37 : وَقَالُواْ لَوْلاَ نُزِّلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ قُلْ إِنَّ اللّهَ قَادِرٌ عَلَى أَن يُنَزِّلٍ آيَةً وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لاَ يَعْلَمُونَ

Ve kalu lev la nuzzile aleyhi ayetun min rabbihi: dediler rabbinden üzerine ayet gelmiş olsaydı
kul innallahe kadirun ala en yunezzile ayeten : Allah'ın üzerlerine ayet indirmeye kadir olduğunu söyle
ve lakinne ekserehum la ya’lemun: lakin çoğu bilmiyorlar

55/6 Enam -38 : وَمَا مِن دَآبَّةٍ فِي الأَرْضِ وَلاَ طَائِرٍ يَطِيرُ بِجَنَاحَيْهِ إِلاَّ أُمَمٌ أَمْثَالُكُم مَّا فَرَّطْنَا فِي الكِتَابِ مِن شَيْءٍ ثُمَّ إِلَى رَبِّهِمْ يُحْشَرُونَ

Ve ma min dabbetin fil ardı : yer'in içinde -kiler- yaratıklardan değildir yer/elektron içindekiler yaratı/yaratık değil bilakis oluşumdur
ve la tairin yatiru bi cenahayhi : ve uçmaz hiç bir kuş kanadıyla Elementin çekirdeğine, gökler vasıtasıyla tutunan atomların boşta/boşluğa uzanan yer uzvu onun kanadı gibi gözükür, lakin onları uçuran bu kanatlar değildir. Çünkü kanatlar hava gibi varlıkları kullanarak etki tepki kuvveti oluştururken, uzayın boşluğunda yüzen atomların kanatlarının hareketiyle itme/etki elde edilemez.

illa umemun emsalukum: ancak senin gibi ümmetten/nesilden Ümmet: Aynı anneden oluşan evlatlar. Bu meanda elektronların hiç birisi bu uçma işine yarayamaz. Onların işlevi elektrik kuvveti naklinden başka değildir. (Buna bağlı olarak dünya üzerindeki beşeri hayatı yaşayanlar asla bir ümmet olamazlar, ancak aynı anadan olma kardeşler hariç. Yine başka bir ek bilgi olarak; Dünya ve ahiret hayatı anılırken, dünya üstündeki beşeri hayat işaret edilmez. Yukarıdaki cümlelerde açıklandığı üzere, ahiret hayatı gökler/proton içindeki ruhun yaşamı iken, dünya hayatı elektron/oğul içindeki ruhun yaşamıdır.
ma farratna fil kitabi min şey’in :kitap içinde hiç bir şeyden aşırılık yoktur Gerek elektron gerekse ins atomu birlikteliğiyle oluşan kitap, bir denge bir ölçü üzerinedir.
summe ila rabbihim yuhşerun: sonra rabbi ile toplanır/birleşerek ona katılırlar İşi biten ruh olsun, elektron/oğul olsun görevini tamamladığında, eceli geldiğinde yok olmayıp, enerji olarak rab çizgisine katılmakta, onunla/onda toplanmaktadır.

55/6 Enam -39 : وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا صُمٌّ وَبُكْمٌ فِي الظُّلُمَاتِ مَن يَشَإِ اللّهُ يُضْلِلْهُ وَمَن يَشَأْ يَجْعَلْهُ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ

Vellezine kezzebu bi ayatina summun ve bukmun : bizim ayetlerimizle yalan söyleyen sağır ve dilsiz kimseler Kimseler diye işaret edilenler, ruhlardır. Muhatap ruhtur, çünkü akıl ruh ile mütenasiptir. İns atomları/ayetler ise meleklerden/emir kullarından ibaret cansız varlıklardır. Ruhlar bu ayetleri kullanarak söz ve iş üretiyorlar. Sahip oldukları enaniyet ve kibir yüzünden kullandıkları ins atomlarını dahi görmezden gelerek yalanlarını bu ins atomları ile titreşimlere çeviriyorlar.
fiz zulumat: karanlıklar içindeler
men yeşaillahu yudlilhu: Allah onu yolundan saptırmaz
ve men yeşe’ yec’alhu ala sıratın mustakim: ve dilediği kimseyi doğru yol üzerinde yapar

55/6 Enam -40 : قُلْ أَرَأَيْتُكُم إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ أَوْ أَتَتْكُمُ السَّاعَةُ أَغَيْرَ اللّهِ تَدْعُونَ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Kul e raeytekum : deki görüyormusun? Evrendeki tüm atomlar evrenin kenarlarına arş'a doğru ilerlerken orada karşılaşacağımız şey yani arşta bekleyen Allah'tır. Başkaca vahiy anlatılarında der ki: Allah gökleri ve yeri yarattıktan sonra arşa yöneldi! Arşta bizi bekleyen Allah'ın azabıdır. Çünkü azap, enerjiye maruz kalmaktır
in etakum azabullahi : Allah'ın azabı size geliyor
ev etetkumus saatu : veya size saati geldiğinde
e gayrallahi ted’un: Allah'tan başkasını mı arıyorsunuz nihayi varış noktamız Allah'ın ruhudur. Ruh enerji olduğundan ötürü hepimiz ona dönüşeceğiz, bu beklenen ve görülen bir olaydır. Orada olması gereken Allan'ın ruhudur, çünkü her şey onun ruhundan yapıldı, sonrasında ona rücu edilecek. Bizim varış noktamızda karşılaşacağımız başka bir şey/durum yoktur.
in kuntum sadıkin: doğru sözlü iseniz

55/6 Enam -41 : بَلْ إِيَّاهُ تَدْعُونَ فَيَكْشِفُ مَا تَدْعُونَ إِلَيْهِ إِنْ شَاء وَتَنسَوْنَ مَا تُشْرِكُونَ

Bel iyyahu ted’une : ama senin onu araman
fe yekşifu ma ted’une ileyhi in şae : nasıl çağırırsan çağır o isterse
ve tensevne ma tuşrikun: ?

55/6 Enam -42 : وَلَقَدْ أَرْسَلنَآ إِلَى أُمَمٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَخَذْنَاهُمْ بِالْبَأْسَاء وَالضَّرَّاء لَعَلَّهُمْ يَتَضَرَّعُونَ

Ve lekad erselna ila umemin min kablike : senden önceki nesile de göndermiştik
fe ehaznahum : onları aldık
bil be’sai : kötü durum
ved darrai: ve tasa
leallehum yetedarraun: belki onlar yakarırlar

55/6 Enam -43 : فَلَوْلا إِذْ جَاءهُمْ بَأْسُنَا تَضَرَّعُواْ وَلَكِن قَسَتْ قُلُوبُهُمْ وَزَيَّنَ لَهُمُ الشَّيْطَانُ مَا كَانُواْ يَعْمَلُونَ

Fe lev la iz caehum be’suna : cezamız onlara gelmemiş olsaydı
tedarrau ve lakin kaset kulubuhum : yalvarış içinde ama kalpleri katılaşmıştı
ve zeyyene lehumuş şeytanu : şeytan süslemişti onların ...
ma kanu ya’melun: ...yaptıklarını

55/6 Enam -44 : فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ

Fe lemma nesu ma zukkiru : zikirlerini unutlukları zaman Dişi /müennes sayılan ins atomu ve onun içinde yaşam süren erkek/müzekker sayılan ruh, zikr/erkek diye anılıyor. Ruh, huni şekilli ins atomunun içinden aşağıya akarak tükendiğinde, ins atomu bunu unuttu diye tanımlanıyor.
bihi fetahna aleyhim ebvabe : onları açtık kapıları
kulli şey’in hatta iza ferihu bima utu: beklemeden aldıkları şeylere sevindiler İns atomu içinde altı tane kuark/gök var. Onların içi boşaldığında çekim güçleri had safhaya çıkıyor ve enerji denizi içindeki boş bir bardak gibi aniden doluveriyorlar. Yumak halindeki ruh yerine düz enerji çizgileriyle dolan ins atomu buna seviniyor
ehaznahum bagteten : onları şaşırttık aniden
fe izahum mublisun: onları kapatarak şaşırttık

55/6 Enam -45 : فَقُطِعَ دَابِرُ الْقَوْمِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ وَالْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Fe kutia dabirul kavmillezine zalemu: köklerini kestik zalim halkın İçindeki tükenen ruh yerine, kapıları açıldığında dolan enerji ile oğul/elektron oluşturamayan atomların kökü kesilmiy oluyor. Kükü kesilmiş ifadesi, nesli kesilmiş/tükenmiş anlamında olmayıp bizatihi atomun yer uzantısının köke benzetilmesinden ötürüdür.
vel hamdu lillahi rabbil alemin: övgü, alemlerin rabbi olan Allah'adır

55/6 Enam -46 : قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَخَذَ اللّهُ سَمْعَكُمْ وَأَبْصَارَكُمْ وَخَتَمَ عَلَى قُلُوبِكُم مَّنْ إِلَهٌ غَيْرُ اللّهِ يَأْتِيكُم بِهِ انظُرْ كَيْفَ نُصَرِّفُ الآيَاتِ ثُمَّ هُمْ يَصْدِفُونَ

Kul e raeytum : deki görüyormusun
in ehazallahu sem’akum: Allah işitmeni alsa
: ve görmeni
ve hateme ala kulubikum : ve kalbinin üzerine mühür vursa
men ilahun gayrullahi ye’tikum bihi: Allah'tan başka kim geri getirebilir
unzur keyfe nusarriful ayati : bakın nasıl boşaltıyoruz ayetleri sizin için
summe hum yasdifun : sonra onları geri döndürüyoruz

55/6 Enam -47 : قُلْ أَرَأَيْتَكُمْ إِنْ أَتَاكُمْ عَذَابُ اللّهِ بَغْتَةً أَوْ جَهْرَةً هَلْ يُهْلَكُ إِلاَّ الْقَوْمُ الظَّالِمُونَ

Kul e raeytekum : deki görüyorsunuz
in etakum azabullahi: Allah'ın azabının yanınınzda olduğunu İns atomunu hemen dışı cehennem oluyor. Daha doğrusu atomlar cehennem dediğimis enerji dolu evreni içinde ki yarıklara deniyor. Yarıklar/yaratılmış varlıklar olarak anılıyor. Bu yarıkların içinde enerji yok, orası mutlak boşluk/hiçlik ortamı oluyor. Ruhlar hiçlik ortamı içinde durabiliyorlar. İşte o ruha deniliyor ki görüyorsun azabın hemen yanıbaşında olduğunu...
bagteten ev cehreten hel yuhleku illal kavmuz zalimun: aniden gelen yüksek ses ile helak olacak zalimlerin halkı

55/6 Enam -48 : وَمَا نُرْسِلُ الْمُرْسَلِينَ إِلاَّ مُبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ فَمَنْ آمَنَ وَأَصْلَحَ فَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ

Ve ma nursilul murseline : gönderileni biz gönderdik
illa mubeşşirine : ancak bu misyonerler
ve munzirin: ?
fe men amene ve asleha: güvende olup iyi olanlara
fe la havfun aleyhim : onlara korku yoktur
ve la hum yahzenun: ve onlar üzülmezler

55/6 Enam -49 : وَالَّذِينَ كَذَّبُواْ بِآيَاتِنَا يَمَسُّهُمُ الْعَذَابُ بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ

Vellezine kezzebu bi ayatina yemessuhum-ul azabu : Yalan söyleyen kimselere ayetlerinimizle dokunduk onlar azap ... Yemesse: fiziksel temas, dokunuş. Atomlara yani fiziksel farlıklara dokunulduğunda azap görüyorlar. Çünkü onların etraflarında manyetizma ve yer uzuvlarında oğul/elektronları yok
bima kanu yefsukun: ahlaksız oldukları üzere

55/6 Enam -50 : قُل لاَّ أَقُولُ لَكُمْ عِندِي خَزَآئِنُ اللّهِ وَلا أَعْلَمُ الْغَيْبَ وَلا أَقُولُ لَكُمْ إِنِّي مَلَكٌ إِنْ أَتَّبِعُ إِلاَّ مَا يُوحَى إِلَيَّ قُلْ هَلْ يَسْتَوِي الأَعْمَى وَالْبَصِيرُ أَفَلاَ تَتَفَكَّرُونَ

Kul la ekulu lekum indi hazainullahi : deki, size demiyorum Allah'ın hazineleri benimdir! "İndi" kelimesinin anlamını saptıranla güzel bir örnektir bu cümle. Öyle ki din Allah indindedir! (Aliimran 19) anlamı "Din Allah'ındır!" sonra virgül gelir ve islam kelimesi diğer cümlenin kelimesi vardır. Ve orada anılan İslam bir din adı değildir.
ve la a’lemul gaybe : ve gaybin bilgisini bilmem
ve la ekulu lekum inni melek: ve demiyorum ben bir kralım
in ettebiu illa ma yuha ileyye: takip etmiyorum bana gelen ilhamdan başkasını
kul hel yestevil a’ma vel basir:de ki eşitmidir kör ile gören
e fe la tetefekkerun: düşünmüyor musun?

55/6 Enam -51 : وَأَنذِرْ بِهِ الَّذِينَ يَخَافُونَ أَن يُحْشَرُواْ إِلَى رَبِّهِمْ لَيْسَ لَهُم مِّن دُونِهِ وَلِيٌّ وَلاَ شَفِيعٌ لَّعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ

Ve enzir bihillezine yehafune : korkan kimseleri uyar!
en yuhşeru ila rabbihim : rableriyle haşrolmaktan/onunla toplanmaktan -korkanları-
leyse lehum min dunihi veliyyun : onlar ve ben onsuz olmadık
ve la şefiun : şefaat yoktur
leallehum yettekun: belki gafletler

55/6 Enam -52 : وَلاَ تَطْرُدِ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ مَا عَلَيْكَ مِنْ حِسَابِهِم مِّن شَيْءٍ وَمَا مِنْ حِسَابِكَ عَلَيْهِم مِّن شَيْءٍ فَتَطْرُدَهُمْ فَتَكُونَ مِنَ الظَّالِمِينَ

Ve la tatrudillezine yed’une rabbehum: rablerini arayanları kovma/sınırdışı etme
bil gadati vel aşiyyi : şafak vakti ve gün sonu karanlık öncesinde
yuridune vechehu ma aleyke < b>: onun yüzünü istiyorlar senin -yüzünü- değil
min hısabihim min şey’in : hesabından bir şeyin
ve ma min hısabike aleyhim min şey’in : senin hesabından onlarda bir şey yoktu
fe tatrudehum: onlar dışarı çıktığında
fe tekune minez zalimin: zalimlerden olacaklar

55/6 Enam -53 : وَكَذَلِكَ فَتَنَّا بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لِّيَقُولواْ أَهَؤُلاء مَنَّ اللّهُ عَلَيْهِم مِّن بَيْنِنَا أَلَيْسَ اللّهُ بِأَعْلَمَ بِالشَّاكِرِينَ

Ve kezalike : ve böylece
fetenna ba’dahum : onlardan bazılarını denedik
bi ba’din li yekulu : bazılarına dedikleriyle
e haulai : ?
mennallahu aleyhim min beynina : Allah onlara aralarından
e leysallahu bi a’leme biş şakirin: Allah değil mi ilmi ile teyekkür borcu olanları bilen

55/6 Enam -54 : وَإِذَا جَاءكَ الَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِآيَاتِنَا فَقُلْ سَلاَمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَى نَفْسِهِ الرَّحْمَةَ أَنَّهُ مَن عَمِلَ مِنكُمْ سُوءًا بِجَهَالَةٍ ثُمَّ تَابَ مِن بَعْدِهِ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

Ve iza caekellezine yu’minune bi ayatina :
fe kul selamun : barış üzerine olsun
aleykum ketebe rabbukum: rabbin yazdı üzerinize yazdı
ala nefsihir rahmete ennehu : nefsinizin üzerine onun
men amile minkum suen bi cehaletin : senin işin kötü ve cahilce iş yapanı
summe tabe : sonra tövbe edeni
min ba’dihi ve asleha : ondan sonra düzeleni
fe ennehu gafurun rahim: ki o bağışladı merhamet etti

55/6 Enam -55 : وَكَذَلِكَ نفَصِّلُ الآيَاتِ وَلِتَسْتَبِينَ سَبِيلُ الْمُجْرِمِينَ

Ve kezalike nufassılul ayati : böylece ayetleri birbirinden ayırdık
ve li testebine sebilul mucrimin: suçlulara yol göstermek için

55/6 Enam -56 : قُلْ إِنِّي نُهِيتُ أَنْ أَعْبُدَ الَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ اللّهِ قُل لاَّ أَتَّبِعُ أَهْوَاءكُمْ قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا وَمَا أَنَاْ مِنَ الْمُهْتَدِينَ

Kul : deki inni nuhitu : bana yasak en a’budellezine : hizmet etmem ted’une min dunillah: Allah'tan başka çağırdıklarınıza
kul la ettebiu ehvaekum: de ki takip etmeyeceğim arzu/tutku/isteklerinizi
kad dalaltu izen : sapkınlarca
ve ma ene minel muhtedin: yönlendirilecek değilim

55/6 Enam -57 : قُلْ إِنِّي عَلَى بَيِّنَةٍ مِّن رَّبِّي وَكَذَّبْتُم بِهِ مَا عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ إِنِ الْحُكْمُ إِلاَّ لِلّهِ يَقُصُّ الْحَقَّ وَهُوَ خَيْرُ الْفَاصِلِينَ

Kul inni ala beyyinetin min rabbi: deki; benim üzerimdeki kanıt Allah'tandır! Kur'an kitabının cümlelerine "Ayet" denilip duruluyor. Aynı kitabın içinde anılan Ayet kelimesi "delil" olarak tercüme ediliyor. Ayet, altı tane atom ve onların organları, işlevleri ve evren için kullanılan kavramdır. Yani madden var dediğimiz her şeye Allah "Ayet" diyor. Görüldüğü üzere bu cümlede ise delil anlamını taşıyan Beyyinat kelimesi kullanılmıştır.
ve kezzebtum bihi: ve siz çok yalancısınız
ma indi : bende olmayana
ma testa’cilune bihi: bu aceleniz nedir?
inil hukmu illa lillahi: hüküm ancak Allah'ındır
yakussul hakka ve huve hayrul fasılin: sağı uzaklaştıran ve o hayırla ayırandır

55/6 Enam -58 : قُل لَّوْ أَنَّ عِندِي مَا تَسْتَعْجِلُونَ بِهِ لَقُضِيَ الأَمْرُ بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَاللّهُ أَعْلَمُ بِالظَّالِمِينَ

Kul lev enne indi : deki eğer bende olsaydı
ma testa’cilune bihi le kudıyel : harcamak için bu aceleniz nedir?
emru beyni ve beynekum: iş seninle benim aramızda
vallahu a’lemu biz zalimin: ve Allah karanlıktakini bilir

55/6 Enam -59 : وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

Ve indehu mefatihul : ve ondadır anahtarı inde-hu: onda/onun
gaybi la ya’lemuha illa huve : bilinmeyeni ondan başka kimse bilmez
ve ya’lemu ma fil berri : ve bilir karanın içinde olanı İns atomu, toprak ve kara diye nitelendirilir. Cesetlerin toprağa defnedilmesi gibi racul ruhlar/adamlar için toprak ve kabir mesabesindedir.
vel bahri: ve denizi Deniz: Evrenin kendisi, o enerji ile dolu bir deniz
ve ma teskutu min varakatin illa ya’lemuha : ve aşağıda olan levhalardan ancak o bilgilidir Atomun üst tarafı yani gökler ile inşa edilmiş kısmı toprak mesabesinde ve o atom denizin içinde yaratılmış ve atomun aşağı/dünya kısmında levhi mahfuz varakaları ve varakalarda kayıtlı ameller. İşte bunların hepsine ait il/bilgi ondadır.
ve la habbetin : tane yok ki
fi zulumatil ardı : karanlıklar içindeki yerde
ve la ratbin : yaş olmayan
ve la yabisin : kuru olmasın
illa fi kitabin mubin: ancak açık kitabın içinde