Yavuz Özmen bilimseltefsir.com
-----

33/77 Mürselat

  • Mürselat: Gönderilen özel mesajlar...
    Evrendeki tüm varlık üç tip atomdan ibarettir. Orijinal ifadeyle evrendeki tüm varlık "üç muhkem âyetten ibarettir." Bu üç atom birbirinin aynısı olmasına rağmen fasılalı gönderildikleri için aralarında hacimsel olarak fark vardır. Yaşlanan atom küçülmektedir, ilk gönderilen en küçüğüdür. Atomların genç olanı ise hacmen en büyüğü oluyor. Vahiyler, atomların ardışık gönderilmelerinin maksadını böyle vurgulu-yor. Onların büyüklük farkları, renkleri ve elementlerin özel yanlarını oluşturuyor. Ve de şiddetle estikçe esenlere, dağıtıp yayanlara ve de ayır-dıkça ayıranlara, ve de zikri ilka edenlere and olsun...

    Asıfat: büküp devirenler,
    Naşirat: yayanlar,
    Farikat: ayıranlar kelimeleri elektrik ve manyetizmayla alakalı olayları tarif ediyor.
    Buradaki zikir, Atomların sayısını belirtiyor, ilka etmek ise atomların bir bütünün içinde belirmesini anlatıyor.
    Şiddetle esmek ise manyetik alanın şiddetini anlatıyor.
    O zaman yıldızların ışığı giderilmiştir, Ve o zaman gök yarıl-mıştır. Ve o zaman dağlar dağılmıştır. Ve o zaman resullere vakit bildirilmiştir... Hangi gün için tecil edildi? Fasıl/ ayırma günü için...

    O fasıl gününün ne olduğunu sana bildiren nedir?...

    İzin günü, yalanlayanların vay haline. Evvelkileri Biz helâk etmedik mi? Sizi Biz, sudan yaratmadık mı?...

    Sonra onu sağlam bir yerde kararlı kıldık. Bilinen bir süreye kadar. Biz arzı toplanma yeri kılmadık mı?...

    Arz kelimesinin elektron demek olduğunu hatırlayınız, elektron etrafında dağa benzer basınçlı alan var, basıncı meydana getiren şey bu alana cebren toplanma sebep oluyor.

    Haydi yalanladığınız üç çatallı şeye gidiniz...

    Üç atom/âyet vurgulanıyor.

    Alevden korumayan üç gölgeye gidiniz...

    Atomların Yer etrafındaki manyetizma, cehennem ateşinden korumaz, inkârcılar ancak atomun gölgesi sayılacak bu manye-tizma ardına sığınırlar ama orası için korumayan gölge benzet-mesi yapılmış, bu demektir ki atomları inkâr edenler yanmak zorundalar. Atomun ateşten koruyucu özelliği ancak içindeki boşluğa sığınmakla mümkündür.

    Gölgelendirmez ve yakıcı aleve bir faydası olmaz. Muhakkak ki o, kıvılcımlar atar...

    Sanki onlar sarı erkek develer gibidir. Bu ayrılma günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya topladık...

    İzin günü yalanlayanların vay haline. Ve onlara: “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezler...

mürselat 1: وَالْمُرْسَلَاتِ عُرْفًا

Vel murselâti: - urfâ: -
Özel mesajlar...

mürselat 2: فَالْعَاصِفَاتِ عَصْفًا

Fel âsıfâti: Rüzgarlar - asfâ: fırtınalar -
(Bu mesajlar) şekillendiren rüzgarlar, fırtınalar

mürselat 3: وَالنَّاشِرَاتِ نَشْرًا

Ven nâşirâti: yayın - neşran: yayıncı
Yayınları yayınlayanlar.

mürselat 4: فَالْفَارِقَاتِ فَرْقًا

Fel fârikâti : fark eden/ayıran - ferkâ: farkı-
Farkı fark edenler.

mürselat 5: فَالْمُلْقِيَاتِ ذِكْرًا

Fel mulkıyâti: ? - zikrâ: erkek -

mürselat 6: عُذْرًا أَوْ نُذْرًا

Uzran : mazeret - ev nuzrâ: yemin

mürselat 7: إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَاقِعٌ

İnnemâ : ancak- tûadûne : parlak - le vâkıun: işaret -
Ancak, parlak ışığı işarettir.

mürselat 8: فَإِذَا النُّجُومُ طُمِسَتْ

Fe izân : eğer ki - nucûmu: yıldız - tumiset: bulanık
Eğer yıldız bulanık/ışıksız kalmışsa.

mürselat 9: وَإِذَا السَّمَاء فُرِجَتْ

Ve izâs: eğer - semâu: gök - furicet: yarılmış/boşluk -
Eğer gök çatlayıp/yarılmış/boşluk oluşmuşsa.

mürselat 10: وَإِذَا الْجِبَالُ نُسِفَتْ

Ve izâl : eğer - cibâlu: dağlar- nusifet: yumuşaklık
Eğer dağlar yumuşacık olmuşsa

11: وَإِذَا الرُّسُلُ أُقِّتَتْ

Ve izâr : eğer - rusulu : resul- ukkıtet: temiz-

mürselat 12: لِأَيِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ

Li eyyi : herhangi - yevmin : gün - uccilet: ertelenmek -
Her hangi bir güne ertelendi.

mürselat 13: لِيَوْمِ الْفَصْلِ

Li yevmil: gün için - fasli: bölme - Günü ayırmak için.

mürselat 14: وَمَا أَدْرَاكَ مَا يَوْمُ الْفَصْلِ

Ve mâ edrâke: Herkes bilir/idrak eder - mâ yevmul fasli : günü ayırmak nedir
Herkes bilir günü ayırmak nedir.

mürselat 15: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun : yazıklar olsun - yevme izin: o gün - lil mukezzibîn: inkarcılara -
Yazıklar olsun o gün inkarcılara.

mürselat 16: أَلَمْ نُهْلِكِ الْأَوَّلِينَ

E lem : ağrı - nuhlikil : öldürücü - evvelîn: önceki iki -
önceki iki (nesil) öldürücü elemle .

mürselat 17: ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ الْآخِرِينَ

Summe : sonra - nutbiu : takip - hum : onları - ulâhırîn: diğerleri
Sonra diğerleri onları takip etti.

mürselat 18: كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

Kezâlike : hayatta iken - nef’alu : bir fiili işlemek - bil mucrimîn: suçlu
onlar, aynı suçu işlediler.

mürselat 19: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun : vay haline - yevme izin : o gün - lil mukezzibîn: inkarcıların -
O gün inkarcıların vay haline.

mürselat 20: أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّاء مَّهِينٍ

E lem: ağrı - nahlukkum : oluşturur/verir - min mâin mehîn: suyun küçültücü etkisi -
Suyun basıncı, onlara azap/ağrı/elem verir. (Evren denizi içindeki atomlar, sudaki basınç arttıkça sıkışıp küçülüyor, bu sırada büyük bir ağrı duyuyorlar.)

mürselat 21: فَجَعَلْنَاهُ فِي قَرَارٍ مَّكِينٍ

Fe cealnâhu: kıldı- : içinde - karârin : karar - mekîn: etkin -
onu bir karar içinde etkin kıldık. (Basınç ve sıkışma belli bir noktada karar kılarak sabit duruyor. Bu eylem başlarda -yaratılışın ilk zamanlarında- hızla gelişip duruyor. Fakat küçülme, enerji kaybı yüzünden belli küçük bir hızda devam ediyor. İki olay farklı gelişimlerdir, bu cümledeki baştaki basınca bağlı hızlı küçülme anlatılıyor, başka yerde de ikinci küçülme anlatılacak)

mürselat 22: إِلَى قَدَرٍ مَّعْلُومٍ

İlâ kaderin: ölçü ile - ma’lûm: bilinen-
Bilinen bir ölçüyle gerçekleşiyor bu olay.

mürselat 23: فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ الْقَادِرُونَ

Fe kadernâ : Kadiriz - fe ni’mel : evet - kâdirûn: kudret -
Bizim kudretimiz var, kadiriz. (Anlatılanları yapacak gücümüz var ve yapabiliriz)

mürselat 24: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19 cümlenin tekrarı)

mürselat 25: أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ كِفَاتًا

E lem : ağrı/ıstırap - nec’alil : yaptık - arda: yer - kifâtâ: sırt üstünde-
Yer'i -elektronu- sırtınızda ıstırapla yaptık. (Yer, koni şekilli gök'ün uzantısı olarık onun sırtında oluşturuluyor. Başka cümlelerde -Yer'i, iki günde göğü uzatarak yaptık! diye ayrıca açıklıyor.)

mürselat 26: أَحْيَاء وَأَمْوَاتًا

Ahyâen : canlı ve ölü - ve emvâtâ: çevresi -
Çevresi canlı ama durağan. (Elektronun bir etkisi olan manyetizma, sürekli itme/çekme etkisiyle durağan fakat canlıdır. Canlılığın kaybolması ile manyetizma yok olur.)

mürselat 27: وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ شَامِخَاتٍ وَأَسْقَيْنَاكُم مَّاء فُرَاتًا


Ve cealnâfîhâ : yaptığımız yerde- ravâsiye: dağlara demir atmış - şâmihâtin : uzun boylu - ve eskaynâkum : içilebilir - mâen : su - furâtâ: tatlı su- > Dağlara demir atmış gibi içilebilir tatlı sudan uzattık. (Başkaca yerde tatlı ve tuzlu suyun karışmamasından bahsedilecek, elektronun durgun su yapısı tatlı su oluyor. Sonuçta her şey sudan yapılmış.)

mürselat 28: وَيْلٌ يوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19-24 cümlerin tekrarı)

mürselat 29: انطَلِقُوا إِلَى مَا كُنتُم بِهِ تُكَذِّبُونَ

İntalikû : örtmek kapatmak - ilâ mâ kuntum: senin üzerini - bihî tukezzibûn: yalanlarıyla -
O yalanlamış olduğunuz şeye gidin!

mürselat 30: انطَلِقُوا إِلَى ظِلٍّ ذِي ثَلَاثِ شُعَبٍ

İntalikû : sürüp çıktı - ilâ zıllin : gölge için - zî selâsi: üç kişi - şuâb: insan-
Üç tip insan (atomunun) gölgesinden çıktı.

mürselat 31: لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ

Lâ zalîlin : hiç bir gölge - ve lâ yugnî : söylemez - minel leheb: ateşte -
Hiç bir gölge, ateş denizi içinde titreşim üretemez.

mürselat 32: إِنَّهَا تَرْمِي بِشَرَرٍ كَالْقَصْرِ

İnnehâ : o - termî : amaçlı - bi şerarin: ateşten - kel kasr: köşk-
O ateşten/kıvılcımlardan, kale amaçlı köşktür.

mürselat 33: كَأَنَّهُ جِمَالَتٌ صُفْرٌ

Ke ennehu: gibi - cimâletun: alanlar - sufrun: sıfır -
Boş alanlar gibidir. (Elektronlar, durgun manyetik alanlar olarak anlatılmıştı, eteş etkisi olmadığı için enerjisi sıfır alanlar gibidir derniliyor.)

mürselat 34: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19-24-28 cümlerin tekrarı)

mürselat 35: هَذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

Hâzâ yevmu: bu gün- lâ yentıkûn: konuşmayın-
Bu gün konuşmayın.

mürselat 36: وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

Ve lâ yu’zenu : yetki verilmemiş - lehum: onlara - fe ya’tezirûn: özürlerini sunmak -
Özür dilemeleri için izin verilmez.

mürselat 37: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19-24-28-34 cümlerin tekrarı)

mürselat 38: هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ جَمَعْنَاكُمْ وَالْأَوَّلِينَ

Hâzâ: bu- yevmul fasli: günün kısmı - cema’nâkum: toplanıman - vel evvelîn: ilk-
bu fasıl günün ilk kısmıdır. (Atomlarla ilgili olaylar, evren gününün ilk faslında gerçekleşiyor, ikinci fasıl ise haram aylardır, Allah bu aylarda atomları tamamen serbest bırakıyor.)

mürselat 39: فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ

Fe in kâne: - lekum: - keydun: - fe kîdûni: -

mürselat 40: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19-24-28-34-37 cümlerin tekrarı)

mürselat 41: إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي ظِلَالٍ وَعُيُونٍ

İnnel muttakîn:eğer ihtiyatlı - fî zılâlin : gölgede - ve uyûn: gözler -
İhtiyatlı gözler gölgededir.

mürselat 42: وَفَوَاكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ

Ve fevâkihe: meyve- mimmâ :hangi - yeştehûn: onlar ister -
Hangi meyveyi arzularlarsa.

mürselat 43: كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

Kulû veşrabû: yiyecek ve içecek- henîen: tebrikler- bimâ kuntum: size dahil - ta’melûn: yaptıklarınıza -
Tebrikler, yaptıklarınıza binaen yeyin ve için.

mürselat 44: إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنينَ

İnnâ kezâlike: biz böyle - neczîl :ceza/ mükafat - muhsinîn: hayır işleyen -
Hayır işleyenleri böyle mükâfatlandırırız.

mürselat 45: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19-24-28-34-37-40 cümlerin tekrarı)

mürselat 46: كُلُوا وَتَمَتَّعُوا قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ

Kulû ve temetteû: yeme ve zevk- kalîlen : aksine - innekum: sen - mucrimûn: suçlulardan -
suçluların aksine sen ye ve zevklen.

mürselat 47: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19-24-28-34-37-40-45 cümlerin tekrarı)

mürselat 48: وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ارْكَعُوا لَا يَرْكَعُونَ

Ve izâ : onlar - kîle : söylendi - lehumurkeû: onlara diz çökün - lâ yerkeûn: diz çökmediniz -
Size diz çökün denildi, diz çökmediniz.

mürselat 49: وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

Veylun yevme izin lil mukezzibîn
O gün inkarcıların vay haline (19-24-28-34-37-40-45-47 cümlerin tekrarı)

mürselat 50: فَبِأَيِّ حَدِيثٍ بَعْدَهُ يُؤْمِنُونَ

Fe bi eyyi: hangi - hadîsin: söz - ba’dehu : ondan sınra - yu’minûn: inandınız -
Hangi söze inanırdınız ki.